Piksellerin Platon’u: Işın İzleme Gerçeği Ne Kadar Yakalar?

Bilgisayar ekranında parlak bir krom küreye baktığımızda, çoğu zaman yalnızca etkileyici bir görsel görürüz. Oysa o kürenin üzerinde beliren pencere yansıması, zemindeki hafif gölge ve kenarındaki mavi gökyüzü kırılması, daha eski bir soruyu da gizler: Bir görüntü, gerçeği ne kadar doğru temsil edebilir? Işın izleme, yani ray tracing, bu soruya matematik, geometri ve optik aracılığıyla yaklaşır. Felsefi realizm ise aynı soruyu bilgi, algı ve varlık düzleminde sorar. İkisinin buluştuğu yerde, piksel yalnızca renkli bir nokta olmaktan çıkar; dünyaya dair bir iddianın taşıyıcısı olur.

Işığın tersine doğru yolculuk

Işın izleme tekniğinin temel fikri şaşırtıcı derecede zariftir: Gerçek hayatta ışık kaynaktan çıkar, nesnelere çarpar ve sonunda gözümüze ulaşır. Bilgisayar ise bu yolculuğu çoğunlukla tersinden hesaplar. Sanal kameradan bir ışın gönderir, bu ışının hangi nesneyle kesiştiğini bulur, yüzeyin malzemesini değerlendirir ve ışığın kaynağa, çevreye ya da başka yüzeylere nasıl tepki verdiğini hesaplar. Yansıma, kırılma, gölge, dolaylı aydınlatma ve hatta saydam nesnelerin içindeki ışık davranışı, bu küçük geometrik soruşturmaların sonucudur.

Bu yöntem, bir sahnenin sadece “benziyor” olmasını değil, belirli fiziksel kurallara göre görünmesini hedefler. Metal yüzeyler çevrelerini yansıtır; cam ışığı büker; mat duvarlar ışığı farklı yönlere dağıtır; bir nesnenin gölgesi, ışığın engellendiği yerlerde oluşur. Elbette hesaplanan dünya, gerçek dünyanın eksiksiz kopyası değildir. Malzemeler basitleştirilir, ışık örneklenir, gürültü azaltılır ve performans uğruna sayısız kestirme kullanılır. Yine de amaç nettir: Görüntünün neden o şekilde göründüğünü, yalnızca ressamın sezgisiyle değil, fiziksel bir modelle açıklamak.

Realizmin temsil iddiası

Felsefi realizm, en yalın haliyle, dünyanın bizim onu algılamamızdan bağımsız olarak var olduğunu savunur. Dağ, ona bakmadığımızda yok olmaz; masa, onun hakkında konuşmadığımızda buharlaşmaz. Fakat temsil meselesi burada zorlaşır. Zihnimizdeki masa fikri, fotoğraftaki masa ve odadaki fiziksel masa aynı şey değildir. Aralarında bir ilişki vardır; ama bu ilişki birebir özdeşlik değildir. Temsil, gerçeği aynaya çevirmekten çok, gerçekliğin belirli yönlerini düzenli biçimde yakalamaktır.

Işın izleme de tam olarak böyle çalışır. Bir dijital sandalye, sandalyenin atomlarından oluşmaz; üçgenlerden, dokulardan, ışık modellerinden ve sayılardan oluşur. Buna rağmen doğru koşullarda sandalye gibi görünür, doğru gölgeyi üretir ve çevresindeki nesnelerle inandırıcı biçimde etkileşir. Demek ki “doğru temsil”, nesnenin bütün varlığını taşımak değil; gözlem açısından anlamlı ilişkileri yeterince sadık biçimde yeniden kurmaktır. Bu, realizmin kaba bir kopyacılık olmadığına dair güçlü bir hatırlatmadır.

Gerçekçilik, hakikat değildir

Burada kritik ayrımı yapmak gerekir: Fotogerçekçilik ile hakikat aynı şey değildir. Bir görüntü o kadar ikna edici olabilir ki izleyici, onun yapay olduğunu fark etmeyebilir. Ancak bu başarı, görüntünün temsil ettiği olayın gerçekten yaşandığını kanıtlamaz. Işın izleme, ışığın davranışına dair güçlü varsayımlar kullanır; fakat kamera açısını, sahnedeki nesneleri, malzeme değerlerini ve ışık kaynaklarını bir tasarımcı seçer. Teknik ne kadar tarafsız görünürse görünsün, modelleme aşamasında insan tercihleri devrededir.

Bu yüzden ışın izleme, realizmin teknolojik zaferinden çok, onun verimli gerilimlerinden biridir. Dünya bağımsızdır; ama ona erişimimiz modeller, araçlar ve bakış açılarıyla aracılanır. Bir render motoru gerçekliği üretmez, gerçeklik hakkında hesaplanabilir bir önerme kurar. İyi bir önerme, fiziksel tutarlılığı yüksek, görsel olarak ikna edici ve amacı bakımından açıklayıcıdır.

Sonuçta ekrandaki parlak küre bize küçük ama önemli bir ders verir: Gerçeğe yaklaşmak, onu tek hamlede ele geçirmek değildir. Doğru soruları sormak, doğru ilişkileri modellemek ve her temsilin sınırını bilmektir. Işın izleme bu dersin teknik adıdır; felsefi realizm ise onun daha eski, daha sabırlı düşünme biçimi.

Kutsal evlilik ve Mükemmellik Tutkusu

Marion woodman’ ın henüz dilimize çevrilmeyen kutsal evlilik kitabından alıntı (jungsever- Özgür arkadaşımıza teşekkürlerimizle):
Birçok insanın iki ayrı ilişkisi var çünkü gölge ve bilinç taraflarını bir araya getiremiyorlar. Bunları 
entegre etmek ‘kutsal evlilik’te sürecin bir parçasıdır. İçsel evlilik, içimizdeki kutsalın tanınması, kabul edilmesidir. Ruh ve tinin içimizde birleşmesidir. Bir ressamsanız bunu resim yapışınızda tecrübe edebilirsiniz; siz ‘yapmadığınızda’ resim yapılır. Ya da bazılarınız bilir: Yazmaya başlarsınız ve sonra bir şey olur ve yazı kendi kendini yazmaya başlar. Dans ederken de böyle. Dans etmeye başlarsınız. Bedeninizi hazırlamışsınız, kaslarınız gayet sağlıklı. Sonra birden müzik sizi ele geçirir, bir şey olur ve bir bakmışsınız dans ettiriliyorsunuz. İşte o zaman içsel evlilik gerçekleşiyor demektir. İçsel evlilik size kendi bütünlüğünüzü hissettirir. Başka insanlarla bu bütünlükten yola çıkarak ilişki kurabilirsiniz ve bir ümit onlar da sizinle kendi bütünlüklerinden yola çıkarak ilişki kurabilirler. Böylece tabi oluş, bağımlılık yaslanma olmaz. Birbirinize, kendi bütünlüklerinizden yola çıkarak, ayrı birer birim olarak saygı duyarsınız, seversiniz. Bazıları diyor ki: “lyi de, içsel evlilik varsa dışsal evliliğin ne anlamı var?” İçsel evlilik dışsal olanı hakikaten mümkün kılar. Çünkü hepimiz insanız. Hepimizin dostluğa, yoldaşlığa, paylaşmaya, karşılıklı yansıtmaya, sevmeye ihtiyacı var. Hayat bu demek. İçsel evlilik dışsal olanı sadece zenginleştirebilir. Yalnızca partnerinizle, kocanızla ya da karınızla değil, arkadaşlarınızla ve doğayla da. Bana göre paradigma işte tam da burada değişir çünkü içinizde yaşadığınız hayat, sizi çevreleyen hayatta da yansımasını bulur.

Bir diğer Türkçeye çevrilmiş kitabı ise ayrı bir alem, tüm anne ve anne adaylarının okumasını arzu ederim:

Devamını oku “Kutsal evlilik ve Mükemmellik Tutkusu” →

Bu daha BAŞLANGIÇ-3

Öncesi için Tıklayınız

Fikri  bilinçaltının derinlerine yerleştirmeliyiz.
Bilinçaltı duygulara göre hareket eder değil mi? Mantığa göre değil.
Bu yüzden bunu duygusal bir konsepte dönüştürmenin bir yolunu bulmalıyız.
pozitif duygular daima negatif duygulardan baskındır.
Hepimiz kötü duygulardan kurtulmak için uzlaşmaya can atarız.
Bilgi aşılamanın belirginlikle ilgisi yoktur. Zihnine girdiğimizde karşımıza çıkanlara göre hareket etmeliyiz.

*

Karışım sayesinde rüyadakiler arasındaki paylaşım çok net olacak.
Bu sırada beyin fonksiyonları hızlanacak.
Yani bize her katman için daha fazla vakit sağlayacak.
Rüya sırasında beyin fonksiyonları normalin yaklaşık 20 katıdır.Rüya içinde rüya yarattığınızda etkisi de artacaktır.
Toplam ne kadar zaman demek bu?
İlk katmanda bir hafta. İkinci katmanda altı ay.
– Üçüncü katmanda— On yıl.
Kim on yıl bir rüyada kalmak ister ki?
Rüyaya bağlı. (HANGİ GERÇEKLİKTE KALMAK İSTEDİĞİNİZ TERCİHİNİZE BAĞLI, FAKAT GEÇİŞLERİ BİLİNÇSİZCE YAPIYORSANIZ BURADA BİR TERCİHTEN BAHSEDİLEMEZ.)

**
Fikri yerleştirdikten sonra nasıl çıkacağız?
Umarım beni başımdan vurmaktan daha iyi bir fikrin vardır.
Bir dürtü.
– Dürtü nedir?
Düşme hissi sizi sarsarak uyandırır. Rüyadan çıkmanızı sağlar.
Böyle bir yatıştırıcı almışken dürtmeyi hisseder miyiz?
Zekice olan kısmı da bu. Yatıştırıcıyı iç kulağı etkilemeyecek şekilde ayarladım.
Bu şekilde, ne kadar derin uykuda olursak olalım yine de düşüşü ya da devrilmeyi hissedeceğiz. (SATÜRN DÖNGÜLERİNİ ANIMSATIYOR)
Önemli olan dürtmenin üç katmanda da eş zamanlı olmasını sağlamak.
Farklı dürtmeleri eş zamanlı ayarlamak için müzikle geri sayım yapabiliriz.
**

Anılarından oluşan bir hapishane ile onu kapalı tutabileceğini mi sanıyorsun?
Sence bu onu zaptetmeye yarayacak mı? (Normalde hep bunu yaparız, bu sebeple farkındalığımız günbegün düşer. TOLTEK FELSEFESİNDE ADI GEÇEN “ÖZETLEME” BU SEBEPLE HAYATİDİR)

*

Acı çekiyor, onu uyandıracağım.( Saito’nun vurulduğu sahne )
– Hayır, bu onu uyandırmaz.- Uyandırmaz da ne demek?
– Uyandırmaz.- Rüyadayken ölürsek uyanırız.
Bu seferkinde olmaz. Böylesine bir yatıştırıcı almışken uyanamayız.  (HER ÖLÜM UYANMA ANLAMINA GELMİYOR. BELKİ HER UYANMANIN BİR ÖLÜM SAYSİNDE OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ)
Peki o zaman burada ölürsek ne olur?
Arafa düşeriz.
– Ciddi misin sen?- Araf mı?
– Sınırları olmayan rüyalar âlemi.- Orada ne var peki?
Saf, sınırsız bilinçaltı.Orada hiçbir şey yoktur!
Daha önce rüyayı paylaşıp arafa düşenlerin geride bıraktıkları hariç.
Bizim vakamızda bu sen oluyorsun.
– Orada ne kadar süre sıkışıp kalabiliriz?- Yatıştırıcının etkisi geçene..
Ne kadar?
Onlarca yıl, belki de sonsuza dek. Bilmiyorum.

**

Birlikte çalışıyorduk.
Rüya içinde rüyanın nasıl olacağı konusunda araştırmalar yapıyorduk.
Sınırları zorlayıp sürekli daha derine inmeye çalışıyordum.
Orada saatlerin, yıllara dönüşmesi olayını anlayamadım.
Öyle derinde kapana kısıldık ki bilinçaltlarımızın kıyılarında kaldık.
Neyin gerçek olduğunu göremez olduk. Kendimiz için bir dünya yarattık.
Yıllarımızı aldı ama kendi dünyamızı yarattık.
– Orada ne kadar süre kaldınız?
– Yaklaşık 50 yıl.
Tanrım. Buna nasıl dayandın?
Başlarda o kadar kötü değildi, kendimizi Tanrı gibi görüyorduk.
Sorun, bunların gerçek olmadığını bilmemdi.
Sonunda, benim için böyle yaşamak imkansız hâle geldi.
Peki ya onun için?
Derinlerde bir şey saklıyordu.
Bildiği, ama unutmayı tercih ettiği bir gerçek. Araf artık onun gerçekliği olmuştu.
Uyandığınızda ne oldu peki?
Yıllar sonra uyandığımızda genç bedenlerin içine tıkılmış yaşlı ruhlar gibiydik.
Onda bir sorun olduğunu biliyordum. Ama o bunu kabul etmedi.
Sonunda bana gerçeği söyledi.Bir fikri saplantı haline getirmişti.
O ufacık fikir, her şeyi değiştirdi.
Dünyamızın gerçek olmadığı ve gerçek hayata dönebilmesi için uyanması gerektiği fikri. (NE KADAR DA SPRİTÜEL SÖYLEMLERE BENZİYOR DEĞİL Mİ!)

Fikir bir virüs, bir parazit gibidir.
Çok bulaşıcıdır. Ufacık bir fikir çok büyük bir hâle gelebilir.
Büyüyerek seni ifade edebilir ya da yok edebilir.
En ufacık bir fikir,”Dünyan gerçek değil” gibi mesela…
…her şeyi değiştirir.
Dünyandan, neyin gerçek olduğundan çok eminsin. (EMİN MİYİZ? Değilim ama bunun çaresi acze düşmek ya da sonsuz arayışın kurbanı olmak mi? Ben neyin gerçek olduğunu takmıyorum, ne fark eder? Tanrının zar attığı fikri neden o kadar rahatsız edici olsun?)

**

Yansımalar hızla yaklaşıyor.
Buradan çıkmalıyız yoksa kapana kısılacağız.
Daha büyük şeyler hayaletmekten korkmamalısın tatlım
Evet ama işe yaramadı. Özne rüya gördüğünü anladı ve bilinçaltı bizi paramparça etti!

**

Suçluluk duyuyorum Mal. (İNTİHAR ETMİŞ OLAN KARISININ İSMİ)
Ne yaparsam yapayım,ne kadar umutsuz olursam olayım kafam ne kadar karışık olursa olsun suçluluk duygusu hep var.- Bana gerçeği hatırlatıyor.- Hangi gerçeği?
Gerçekliği sorgulamana sebep olan fikri, sana benim verdiğimi.
Fikri zihnime sen mi yerleştirdin? (DANGGG)
Neden bahsediyor öyle?
Fikir aşılamanın mümkün olduğunu biliyordum çünkü ilk ona aşıladım.
– Bunu karıma ben yaptım.

  • Neden?
    Burada kaybolmuş durumdaydık.Bir şekilde kurtulmamız gerekiyordu.
    Ama o, bunu kabul etmedi. Derinlerde bir şey saklıyordu.
    Bildiği, ama unutmayı tercih ettiği bir gerçek. (MA ÜLKESİNDE İSİMLİ MASALIMDAKİ GERÇEK OLMASIN?!)
    Bundan kaçamadı. Ben de bunu aramaya karar verdim.
    Zihninin derinlerine indim ve gizlediği o yeri buldum.
    Oraya girdim ve fikri yerleştirdim. Her şeyi değiştiren ufacık bir fikir.
    Dünyasının gerçek olmadığını söyleyen bir fikir. (GERÇEK ARAYIŞI BÖYLECE BAŞLIYOR)
    Ölüm, kaçabilmenin tek yoluydu.
    Bir tren bekliyorsun.
    Seni uzaklara götürecek bir tren.
    Trenin seni nereye götürmesini umduğunu biliyorsun…
    …ama emin olamıyorsun.
    Ama önemi yok. Neden olduğunu söyle?
    Çünkü birlikte olacaksınız!
    Bu fikrin, uyandığı zaman da zihninde bir kanser gibi yayılacağını bilemezdim.
    Gerçekliğe(!) döndükten sonra bile dünyamızın gerçek olmadığına inanmaya devam edeceğini.
    Ölüm, kurtulmanın tek yoluydu.
    **

Buraya beni öldürmeye mi geldin? ( SAİTO VE COBB diyaloğ)
Birini bekliyorum.Çok az hatırladığım bir rüyadaki bir kişiyi. Cobb?
Bu imkansız. O zamanlar ikimiz de gençtik.
– Şimdi yaşlı biriyim.- Pişmanlıklarla dolu. Yalnız başına ölmeyi bekleyen. (Bu kişinin yüksek benliğimiz olabileceğini söylemiştim hatırlarsanız, filmdeki İşveren! Rolü son derece isabetli seçilmiş)
Senin için geri geldim. sana bir şeyi hatırlatmak için… Bir zamanlar bildiğin bir şeyi. Bu dünya gerçek değil.
Beni anlaşmamıza sadık kalmaya ikna etmek için.
Evet, kalbinin sesini dinlemen için.
Geri dön. Böylece tekrar birlikte genç olabiliriz.
Benimle gel. Geri gel.

inception

Bildiğiniz gibi geri gelir ve Cobbs’a verdiği sözü tutar. Seneler geçmiştir ama sadece bi uçak yolculuğudur burada ve şimdi 🙂

bitti

Bu Daha BAŞLANGIÇ-2

grunge-inception-love-quote-favim-com-1828586Öncesi için tıklayınız –

Asla hafızanda olan yerleri yaratma. Daima yeni şeyler hayal et!

-Bildiğin yerleri tasarlaman gerekmez mi?

-Sadece detayları kullan. Sokak lambalarını, telefon kulübelerini ama asla tüm çevreyi değil.
-Neden?
-Çünkü anılarından oluşan bir rüya inşa etmek hayal ve gerçek arasındaki farkı ayırma yetini kaybettirir.
-Sana böyle mi oldu? (HEPİMİZE BÖYLE OLDU!)

**

Totem sürekli üzerinde taşıman ve senden başkasının bilmemesi gereken küçük bir objedir. Ona dokunmana izin veremem, objektifliğini kaybeder. Bu sayede kendi totemine baktığında gerçek hayatta mı yoksa başkasının rüyasında mı olduğunu kesin olarak anlarsın. (BURADA İŞLER ÇATALLANIYOR ÇÜNKÜ ÜÇ SEÇENEK BELİRİYOR:
1. BAŞKASININ RÜYASINDA MISIN?
2. KENDİ RÜYANDA MISIN?
3.GERÇEK HAYATTA MISIN?
1. DEVAMLILIK (totemi) VARSA, BAŞKASININ RÜYASI OLDUĞUNU ANLARSIN, TIPKI BİZİM MUTABAKAT RÜYASI YANİ BU HAYAT GİBİ.
2. BURAYA NEREDEN GELDİM DİYE SOR, eğer devamlılığı olan bi kişisel rüyan yoksa ki yoktur, cevap alamazsın, böylece kişisel rüyanda olduğunu anlarsın. 3. GERÇEK HAYAT NEDİR BİLEN BERİ GELSİN! Görücüler bunu bilebilir yalnızca. Zaten Görücüysen toteme ihtiyacın olmaz. Görücü değilsen ilk iki şıkkı takip et yeter, bu arada eğer bi görücüye rastlarsan (çok nadirdir) onu -egona kapılıp da-elden kaçırma.
Gerçek ne kaos ne düzendir, bana göre kaosdaki düzendir, bu sebeple gerçek hayat denilen şeyde şu andaki gibi bir “devamlılık” olacağını sanmam. Bu sebeple kişisel rüyalar, gerçeğe yaklaşırlar bence 🙂
Burada hedef,  “gerçek hayatı bulmak” değil, her birimizin gerçekliğin bi ucundan tutuyor olduğumuzun ayırdına varmaktır, bu olduğunda saygı gelir, merak baş gösterir hatta bu iş sevgiye kadar ilerler. Gerçek arayışı -kusuruma bakmazsanız- eşeği çalıştırmak için önüne takılmış güzel kokulu bir hıyarı sonsuzca takip etmektir. Gizlice tanrıya öykünmedir 🙂

**

Paradoksal yapılara bir göz atalım mı? Üç rüya katmanı inşa edeceksen birkaç hileyi öğrenmen lâzım.

.- Ne tür hileler?
Rüyada, olağan dışı şekillerde bina inşa edebilirsin. Bu da kapalı döngü yaratmanı sağlar. Penrose merdivenleri gibi,bitmemiş merdivenler. Gördün mü? Paradoks. Bunun gibi kapalı döngüler rüyanın sınırlarını belirlemeni sağlar.
Bu katmanlar ne kadar büyük olmak zorunda?
Boş bir zeminden koca bir şehre kadar her şey olabilir. Yansımalardan saklanabileceğimiz kadar karmaşık olmalı.
– Labirent gibi.
– Evet labirent. Ya da daha iyisi.
Yansımaların bizi yakalaması uzun sürsün diye de geniş mi yapmalıyız?
Aynen öyle. Kimse zihninde bir başkasının dolaşmasını sevmez. (VELAKİN HERKESİN KANDIRILMAYA İHTİYACI VAR.ÖNCE DOĞDUĞUMUZDAN İTİBAREN KANDIRILMAMAK İÇİN HER TÜRLÜ YÖNTEMİ ÖĞRENİRİZ, SONRA BİZİ KANDIRABİLECEK OLAĞANÜSTÜ KİŞİYİ BEKLEMEYE BAŞLARIZ. ÖLMEDEN ÖLMENİN YOLU BU.)

**

Kimyager mi arıyorsunuz?- Evet. Size işlerinizde karışımlar hazırlaması için. Bizimle sahaya da inecek.

Ben sahaya inmem Bay Cobb. (FİLOZOF BU! KURAMCI  )
Orada olup karışımı ne kadar kullanmamız gerektiğini söylemelisiniz.
– Ne için?
Rüya içinde rüya.İki katman. Üç.
Mümkün değil. Rüya içinde bu kadar rüya dengesiz olur.
– Mümkün. – Sadece yatıştırıcıya ihtiyaç var.
-Hayır, çok güçlü bir yatıştırıcıya. Kaç takım üyesi var?
Beş.
-Altı. İşi başarıp başaramadığını görmenin en kolay yolu seninle gelmek. (İŞVEREN. MUHTEMELEN YÜKSEK BENLİĞİNİZ)
-Böyle bir işte turistlere yer yok . (GERÇEKTEN DE O İLK FİRE VEREN OLUR. MALUM GEZGİNLER HASSASTIR!)

inception -devam edecek-