Dinle bi kez…

Dinlemek…

Çevredeki tüm sesleri, sana ulaşmaya çalışan inceli kalınlı, bası tizi tüm sesler! Yağmurun sesi, saçaklardan akışları… Sisin sesi, rüzgarın, başbakanın, komşunun çocuğunun sesi…

Beton arabasının, ambulansın sesi, imamın, açım diyenin, köfte satanın sesi… Bulutların, güneşin, senin, onun, hepimizin, sokağın en çok havlayan kara köpeğinin sesi…

Aferin diyenlerin sesi, sessizliğe yatanların sesi, küfredenlerin, acı kusanların, yalvaranların, yaltaklananların, balığın, rokanın ve bu müzik, aman tanrım ne çok ses var!

Frekanslar dansı…

Kendimiz ve çevre

Düşünce, duygular ve bu doğrultuda sesli ya da sessiz olarak yayınladığımız frekans, bedenimizi ve onun içinde yaşadığı ortamı oluşturuyor.

İlk söylediğimiz yıllarda oldukça uçuk geliyordu ama sanırım artık anlaşılabilir bi şey oldu. Yine de bu olguyu zihnen olumlamış birçok insanın günlük yaşam realitesinde bu bilgiyi hiç duymamış gibi adeta trans halindeymiş gibi davranmakta olduklarını gözlemliyorum. Muhtemelen bana da oluyordur zaman zaman (her zaman değil, çoğu kez dedektif iş başında).

Az önce beş sene öncesinde kendi uyguladığım bir pratiğe rastladım Google’da bişey ararken, vardır bir hikmet diyerek burayailiştiriyorum:

Kendinizi anlamak istiyor musunuz?

26/11/2005 ·

Gerçekten anlamak istiyor musunuz yoksa kandırıkçılık mı yapıyorsunuz? 🙂

(Ben bazen yaparım da!)

Eğer cevabınız Evet EVET evet ise (bi tanesi yetmes!) o zaman kendi kullandığım ve sonucu garantili bir yol önereceğim sizlere.

Fakat bunun için bana güvenmeniz şart, yoksa büyü işlemez!

Önereceğim pratik uygulama şöyle:

Her öğlen ve yatmadan önce, o gün çevrenizde olan fiziki olayları, abartmadan tek cümle olarak yazın. (örnek: sabah işe giderken bi baktım bizim evin önünü kazmışlar, sordum doğal gaz borusu genişliyormuş. Trafik çok feci sıkışıktı. İşyerindeki Sermetle yine şu konuda tartıştık. Selma beni kıskanıyor. Annem kardeşimi aramadığım için beni fırçaladı. Telefonum bugün hiç çalmadı. Gece salata yaparken elimi kestim. saat 23 de on dk elektrik kesildi. Oğlum filanca filme gitmek istedi! Duvarlar çok kirlendi, bu yaz boya gerekir)

Altına tarih atın.

Hiç bişey düşünmeden bunu en az bir ay sürdürün.

Bu aşamaya kadar geldiyseniz ikinci aşamaya geçeceğiz.

İkinci aşama:

Bir yandan günlük kısa notlara devam ederken, ilk yazdığınız günün notunu okuyun.

Yazdığınız tüm fiziki ve duygusal olayların hepsi sizin içinizde oluyor!

Ayrıca ne tür/nerede bir evde oturuyorsunuz? Nasıl bir ulaşım aracı kullanıyorsunuz? (Ev kişinin kendini, kullandığı taşıt hayatının halihazırdaki yolunu işaret eder!)

Hani eskiler bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler. Ben bu sözü uzunca süre “arkadaşın seni etkileyen, biçimlendirendir” diye anlamıştım, gerçi bir bakıma doğrudur. Fakat daha doğru olan belki de “arkadaşın, en hızla kendinde bulacağın kendindir”. Aslında daha da hızlı yol şu; seni kim kızdırıyor! İşte o kişinin kızdıran özellikleri, artık senin kapına gelmiş, gelmiş de “gör beni, ben kendinim” diyor! :)))

Her bir metaforik tespitin içinizdeki hangi oluşum/gerginlikle ilgili olduğunu yakalamaya çalışın. İyi bir dedektif olun. Sizden kaçamıyacaktır.

**

Her şey hem hakiki hem de metaforiktir. Yukardaki yazıyı bilfiil kendi süreçlerim igözlemleyerek günlüğüme not düşmüşüm. Örneğin annemizden doğarken nikap adını verdikleri bir kılıfla doğarız. Bazen bu zaten yırtılır, ya da ebe onu yırtarak bebeği dünyaya çıkarmış olur. Şimdi buna hakikat diyoruz. Ve fakat aslında bu kendi durumumuza aymak için verilen bir metafordur. Bizler (çoğumuz)hali hazırda gerçek doğumu yaşamadık, hala nikabın içindeyiz. Peki bu ne anlama geliyor? Nikabın içinin ayna ile kaplı olduğunu farzedin. Bulunduğumuz yerden etrafa baktığımızda, her açıdan-360 derece gördüğümüz her şey kendi yansımalarımız olur. Dolayısı ile çevrede olduğunu sandığımız herşey kendimizde olmakta olanın nikap çeperindeki aynadan görünümüdür.
Kendimizi merak ediyorsak, elimizdeki bu müthiş olanağı kullanmalıyız. Aslında şöyle bir önerim de vardı: bir hafta boyunca uyumadığımız tüm sürelerde biz farkında olmadan videoya alacak birini bulabiliriz. Bunun için vereceğiniz paranın bin mislisini getireceğine söz veriyorum. 🙂

Antik Diller yazı dillerinin/Alfabelerin doğuşu ve titreşimler

ANTİK DİLLER YAZIDİLLERİNİN / ALFABELERİN DOĞUŞU VE TİTREŞİMLER

tonoskop 03 200x300 Cymatics | Saymatiks | Sesten Şekle | Şeklin Sırrı

Hans Jenny, Tonoskop adında bir cihaz tasarlıyor. (Cristal osccillators) İnsan sesi ile bir borunun ucundaki zar titreşiyor ve kelimeler görünür bir hal alıyor. Cihazda elektronik hiçbir parça olmadığından sesin frekansı en temiz şekilde görülebiliyor.

Bu cihazla antik dillerle özelikle Sanskrit ve Hebrew ile çalışıyor. Modern dillerden farklı olarak sözün söylenişi ile oluşan şekille görüntüde oluşan şeklin uyumunu veyazılı alfabede o kelimenin o şekilde yazıldığını görünce çok şaşırıyor. Bunun anlamı o dilin yazıdilini oluşturanların bu çeşit bir deneyi yapmış olması olabilir veya başka bir yöntem de olabilir. Böylece o eski dillerin en eski dili görüşüne de atıfta bulunuyor bu fikir ve Tibetçe, Çince, Eski Mısırca için de denenmeli… http://www.world-mysteries.com/sci_cymatics.htm

sriyantra mantra2 294x300 Cymatics | Saymatiks | Sesten Şekle | Şeklin Sırrı

Peki bu teorinin temeli var mı? Evet var. Özellikle eski zamanlardan kalma şekiler bugün bunu keşfetmemizi sağlıyor. Yukardaki örnekte Hans JHindistan’da meditasyon sırasında tekrarlanan bir kutsal kelime olan OM sesi verildiğinde bugün oluşan şekil ile binlerce yıl öncesinin sembolü şaşılacak şekilde aynı. Kutsal kadim dillerin kutsal görüntüler oluşturduğu düşünülüyordu. http://www.unitedearth.com.au/sound.html

Dikkat edin eski dillerin pek çoğunda semboller dili oluşturur. Harfler değil. En eski dillerde sanki başka bir ana dilin mirasçılarıdır. Kimilerine göre insanın nefes alış veriş sesi bile evrensel bir enerjinin formudur.

Gözle görmediğimzi enerjinin form kazanması ve görünür dünyaya ait fiziksel maddenin toparlanması atomların molekül oluşturacak şekilde biraraya gelmesi onların daha uzun dizilimleri organik maddeyi ve tüm gördüğümüz maddeyi olşturması sesin maddeyi zorlayarak biçim vermesi gibi enerjinin kafeslerinde mi oluştu.

Ses aslında oluşturulurken 3 boyutlu bir bilginin 2 boyutlu ardışın genlikler halinde saklanması ve şifrelenmesi mi?

Yani şöyle düşünün ses aslında dalgalardan oluşur. Bu dalgaların genlikleri ve frekansı vardır. Ses arka arkaya gelen titreşimleri taşırken sadece iki bilgiyi bilmek ve dizi halinde ardarda dizmek yeterlidir. (Genlik ve frekans bilgisi) Ancak bu ses bir metal plaka üzerindeki tozlara 3 boyutlu bir bilgi ile şekil verir. Ardı ardına gelen frekans dizisi notaları notalar parçaları oluşturur.

Oluşan görüntüler andan ana değişirken dikey bir ışınım gibi üst boyuttan alta doğru inen enerji frekansı her boyutta süzgeçten geçerek şekil değiştirir. Böylece evrensel bir biçimlenme başlar. Gerek titreşim frekansı gerekse fiziksel büyüklük olarak her katmanda enerji farklı biçimlere bürünse de ses bunlardan birisidir. Önce maddeye o katman kaç boyutlu ise o kadarlık biçim verir. Sonra arka arkaya gelen enerji demeti zamanı oluşturur. Zamansal değişimi ve hareketi bu enerjinin bir borudan akan su gibi ya da arka arkaya gelen ses dalgaları gibi gelişiyle oluşturur.

Madde hali hazırda bu biçimde kalışını bu akışın sürekliliğine borçludur. Burada evren için anlatılanları aynen insana uyarlarsak bünyesinin bu enerjinin indirgenerek gidişinde hangi katmandaki bilgiyi aldığı şuurunun açılığını belirleyecektir. Hatta sağlığını uyumlu çalışan bir organizma olmasına.

Öyleyse enerjinin şekillenmesi gözle görünmeyen matematik kanunlara bağlıdır. Böylece önce görüntüyü gördük. Sonra bu görüntüyü sesin oluşturduğunu anladık. Sonra sesin bu görüntüyü oluşturmasının altında yatanın enerjinin karakterinden kaynaklandığını ve sesin bir enerji türü olduğunu başka enerji şekillerinde de biçimler oluşacağını gördük.

Soru enerjinin karakterinin neden böyle olduğu. İşte şimdi matematiğe geldik. Eğer çemberi oluşturmak için sonsuz sayıda noktayı bir merkeze eşit uzaklıkta dizmemiz gerektiğini biliyorsak bu noktaların bize Pİ sayısını vermesi gibi enerjinin karakterinde sabit olmasına karşın sonsuza uzanan değerler var. Bu değerler soyut evrenin somutlaşmasını sağlıyor.

Dolayısıyla soyut kısımda henüz keşfetmediğimiz bölümler olabilir.

KRİSTALLERİN TİTREŞİM OLUŞTURMADA YERİ

Kuartz tipi kristallerin istenen frekansı sürekli tekrarlama özelliği vardır. Programlandıklarında ışıksal ve sessel olarak istenen titreşimi temizleme, koruyucu alan oluşturma sağlıklı rezonans yaratma gibi bölümlerde kullanabilirler. Hans Jenny araştırmalarında kristal osilatorler kullandı. (OSİLATÖR: Elektrik salınımlarını elde etmek için, genellikle elektron tüpleri kullanan elektrikle çalışır bir cihaz) http://www.world-mysteries.com/sci_cymatics.htm

DUALARIN ETKİSİ

Mantralar, meditasyonlar ve duaların belli bir ritemdeki özel kelimelerin tekrarı, önce zihni sonra sesi ve sonra bedeni aynı anda belli bir frekansa sokar. Bu titreşim asal bir akış ile temasa geçilebilmesini sağlar. O düzlemin titreşimlerine yaklaştıkça oradan gelen algı iş oluş ve duygusal izlenimler algılanır hale gelir. Beyin merkezlerinin doğru uyarımları insan üzerinde olumlu etkiler oluşturabilir.

CHLADNI DESENLERİ ÜRETEN PROGRAM

Bir ses kaynağı ve metal plaka olmadan da bu yapılabilir mi diyerek düşünürken olayın matematiksel modelinin mutlaka kurulmuş olması gerektiğini düşündüm.
Gerçekten de http://softwaretonoscope.com/ adresinde bir program buldum. Verilen frekansın görüntüsünü oluşturuyor. Ayrıca frekans üretici program SineGen 2.1 http://www.tucows.com/preview/502787

GEOMETRİ
http://wikicompany.org/wiki/911:Geometry

TİTREŞİMLERLE 3 BOYUTLU NESNELERİ OLUŞTURUP VARMIŞÇASINA DOKUNABİLMEK

İnanılmaz ama Japon bilimadamları bunu başardı. Bilgisayar ekranında tasarlanan nesneyi ultrasonik ses dalgaları üzerinde oluşturuyorlar. Elinizi uzatıp dokunmak istediğinizde şaşırıyorsunuz, sanki görünmez şekilde nesne orada. Düşünün bununla cilt üstünde pek çok duygu elde etmek mümkün.

Cymatics Nedir? | Saymatiks Sesten Şekle | Şeklin Sırrı

Not: Senelerdir ilk lisanların büyü etkisi taşıdıklarını ama zaman içinde birbirine karışıp bu etkilerini büyük oranda kaybetmiş olmaları gerektiğini söylüyorum. Yukardaki bilgilerden haberim yoktu. Bu konularda çalışılıyor olması heyecan verici, yazının ve adresteki araştırmanın sahibi görünen Süleyman Sönmez’e de teşekkürler.

Gönlümden geçen ÖNtürkçe lisanının yukardaki gibi bir teste tabi tutulması ve harflerin- kelimelerin hangi şekillere denk düştüğünün araştırılmasıdır doğal olarak. Konuştuğum ve beni, ülkemi bildiğim tüm gerçekliği oluşturan sesleri ve frekansı merak etmemin çok doğal olduğunu sanıyorum.

Frekans

Frekans veya titreşim sayısı bir olayın birim zaman (tipik olarak 1 saniye) içinde hangi sıklıkla, kaç defa tekrarlandığının ölçümüdür, matematiksel ifadeyle periyodun çarpmaya göre tersidir.

Bir olayın frekansını ölçmek için o olayın belirli bir zaman aralığında kendini kaç kere tekrar ettiği sayılır sonra bu sayı zaman aralığına bölünerek frekans elde edilir.

Bir dalganın frekansı, dalgaboyuyla ilişkilidir. Dalganın dalgaboyuyla frekansının çarpımı, o dalganın hızını belirler. Dolayısıyla dalgaboyu bilinen bir dalganın frekansı bu ilişki kullanılarak belirlenebilir. Dalgalar bir ortamdan başka fiziksel yoğunluğa sahip bir ortama geçtiklerinde frekansları değişmez ancak hızları ve dolayısıyla dalgaboyları değişir. Doppler Etkisi dışında frekans hiçbir fiziksel olay dolayısıyla değişmez, diğer bir deyişle evrensel bir fiziksel değişmezdir.

Frekans, sesler her daim ilgimi çeken konular olmuştur. Örneğin Vikipedi’de alıntıladığım bu tanımlar içimden geçeni yansıtmakta yeterli olamadılar. Gördüğüm kadarı ile bir de Doppler Etkisi varmış, onu da arıyorum:

Doppler Etkisi (veya doppler olayı), adını ünlü bilim insanı ve matematikçi Christian Andreas Doppler‘den almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu‘nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır.

Doppler Etkisi konusunda bilinmesi gereken en önemli husus, her ne kadar gözlemci dalga frekansının kendi hareketi ya da dalga kaynağının hareketi yüzünden değiştiğini görse de, aslında frekansın sabit kaldığı gerçeğidir. Tam olarak ne olduğunu daha iyi anlamak icin şöyle bir örnek üzerinde düşünelim: Siz yerinizde ve hareketsizsiniz. Bir arkadaşınız sizden 10 metre uzakta duruyor ve size her saniyede bir elindeki tenis toplarından birini fırlatıyor. Burada arkadaşınızın topları her seferinde aynı doğru boyunca ve aynı hızda attığını varsayalım. Eğer arkadaşınız da hareketsiz ise her saniyede bir 10 metre yol kateden tenis toplarından biri size ulaşacaktır. Şimdi arkadaşınızın yine her saniyede bir top fırlattığını (yani aslında top fırlatma frekansı değişmiyor), ancak bu sefer size doğru yürümeye başladığını öngörelim. Bu durumda size ulaşan iki top arasındaki süre 1 saniyeden daha kısa olacaktır, çünkü toplar her seferinde 10 metre, 9 metre, 8 metre şeklinde daha az mesafe katettikten sonra size ulaşacaktır. Elbette aynı etkinin zıttı arkadaşınız sizden uzaklaşırken de geçerli olacaktır. Bir başka deyişle, toplar arkadaşınızın elinden her zaman saniyede bir çıktığı halde, sizin ya da arkadaşınızın hareketi yüzünden size azalan ya da artan zamanlarda ulaşacaktır. Bu da doğal olarak arkadaşınızın size topu farklı zamanlarda fırlattığını düşünmenize sebep olur. Yani aslında Doppler Etkisi’nde “etkilenen” asıl fiziksel değişken dalga boyu’dur. Elbette dalga boyu ile frekans ters orantılı olduğundan gözlemciye göre dalga kaynağının frekansı da değişiyor gibi görünür.

Dalga, bir fizik terimi olarak, uzay veya uzayzamanda yayılan ve sıklıkla enerjinin taşınmasına yol açan titreşime verilen isimdir. Bununla birlikte günlük dilde farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Ayrıca denizlerde oluşan bir su vuruntusudur.

 

Dalgaboyu, bir dalga örüntüsünün tekrarlanan birimleri arasındaki mesafedir. Yaygın olarak Yunanca lamda (λ) harfi ile gösterilmektedir. Dalgaboyu frekans ile ters orantılıdır, dolayısıyla dalgaboyu uzadıkça frekans azalır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Dalgaboyu

Bu tanımlamalara birarada bakınca;   Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabildim. Doppler etkisi ise bir nevi izafiyet teorisi gibi olsa gerek.

Anlayamadığım dalga boyu ne ile bağlantılı, dalga oluşması için bir dış etken gerekiyor onu biliyorum ancak bu etki aynı zamanda dalganın boyu konusunda da mı etken?   Herhalde dış etkenin kütlesine ve/veya çarpış hızına bağlı bişey olmalı.

Diyeceksiniz ki şimdi nerden çıktı bu merak! Bilmiyorum dünden beri frekans kelimesi beni huzursuz etmeye başladı! Sebebini çözmeye çalışıyorum. Dalga konusu bundan 14 yıl önce hayatıma dahil oldu, hem de kuantumdan önce 🙂

Hikaye Fethiye’de yap-işlet-devret otelimin havuz başında başladı. Oteli yeni açmıştık, ortada müşteri filan yoktu henüz ve ben delice bir hisle giriştiğim bu işle ilgili girdiğim borcu düşünmek/düşünmemek için havuzbaşındaki ahşap bir koltuğa oturuyor, önümde göz alabildiğine uzanan bomboş yeşil yamaçları ve o görkemli Baba Dağını seyrediyordum. Baharın başındaydık, güneş yakıcı olmadığından orada saatlerce yalnızbaşıma oturuyordum. Bakışlarımı Baba Dağı ile havuz  eşit olarak paylaşıyorlardı. İşte orada saatlerce günlerce oturuşum, rüzgarın ve bilimum doğanın sesini dinleyişim şimdi sözlere dökülmeyecek denli derin şeylere bulaşmamı sağladı.

Neyse ben aslında dalga diyordum, ortamdaki sinek, arı vs gibi uçuşan nesneler havuzun suyuna dokunduklarında orada dairesel bir dalga başlıyor ve gelişerek yüz metrekarelik diktörtgen havuzun kenarlarına kadar yol alıyor ve oraya çarpıp geri dönüyorlardı, tabi mesafeler (en-boy) farklı olduğundan geri dönen dalgalar farklı yerlerde birbirleriyle çarpışarak yeni dalgalar oluşturuyorlar ve onlarda ilk seferdeki hareketi tekrarlıyorlardı. Yani bir sinek dokunuşunun yarattığı dalga hareketinin ne tür değişik konbinasyonlar ve süreye sebep olduğunu gözümle görmesem bilmezdim!

Ayrıca orada tuhaf bişey daha oluyordu (hala çözemedim) bizden nerdeyse 800 metre uzakta iki katlı bir binanın ve en az birbuçuk kilometre uzaktaki Baba Dağının siluetleri bu ufacık havuzun içine düşüyordu! Günlerce değişik açılardan baktım ve buna anlam veremedim, eminim ki fizikçiler için izahı çok kolay olacaktır.

Bir insanı dalga gibi düşünsek, onun enerjiyi bi yere doğru taşıyan titreşim olduğunu varsayabiliriz. Onu harekete geçiren bir dış etken olmadığında aslında yok. O zaman insan dalgasını oluşturan (sinek, rüzgar, yer sarsıntısı) dokunuşlar nelerdir?

Sineği bildim sanırım, muhtemelen SÖZdür bu 🙂 Hani anlayana sivrisinek vızıltısı hesabı… Biraz düşünmem lazım, ya da bana ne!

Aslında bu konuyu enine boyuna düşünmek için OYUN Kuramı’na bir daha göz atmakta yarar olabilir, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=187