Buranum ve İdigna/ The circle

Bu haftanın ilki bir kitap; Buranum ve İdigna – İki sevdalı Nehir kitabı, yazarı Sevgi Karakadıoğlu

Bey gibi bina yapan köle gibi yaşar.
Sümer atasözü

“Ben nasıl olsa bir gün öleceğim, halkım arkamdan ‘biz onun zamanında çimenler üzerinde huzurla uyurduk’ demeli” diyor Sümer kralı.
Sorumsuz komşu! Yürürken ayağını yere bas!
(Sümer atasözü)
*
Manhunt: Unabomber
Yaşanmış bir olaydan esinlenerek çekilmiş 8 bölümlük mini bir dizi. İlk iki bölümünü izledim. Olaylar yirmi sene önce geçiyor ve dönem filmi denilen şekilde kendi zamanının gerçeklerini sunuyor bize. Nedense bu kez olayın polisiye kısmından ziyade 2017 yılında yaşarken yirmi küsür yıl öncenin mantık yürütme biçimini ve algısını ne düzeyde yansıtmış olabileceklerini sorguluyorum.
Bi sonuca varabilecek miyim, ya da bu ne işime yarayacak her zamanki gibi bilmiyorum. Bu çaba beni kendi hakkımda güldürüyor. Sersemin biri gibi hissediyorum ve bu komik 🙂
*

Devamını oku “Buranum ve İdigna/ The circle” →

Valkyrien ve Fortitude

Valkyrien  dizisinin insanı sarsan bir teması var. genel anlamda insan psikolojisi,duygular,hastalıklar ve kriminaloji işlenirken, diğer yandan toplumsal hayatı linç edebilecek felaketler ve apokaliptik geleceğe dokunan yanlarıyla, harika bir yapıt olmuş. Dizinin önemli ve ilginç tespitleri ,üzerinde çok düşünülmeyen ama çok ta olası durumlarda karşımıza çıkabilecek senaryoları irdelerken fark ettirmeden aktarılıyor.

tanım: gerçekten çarpıcı ve oldukça başarılı bir norveç dizisi (ekşi sözlükten)

*

Yine bir kuzeyli gizem gerilim dizisi; Fortitude
Arktik Okyanusu’nda bulunan, Norveç’e bağlı Svalbard adlı adalar bölgesindeki küçük bir kasaba olan Fortitude’u zor günler beklemektedir. Eskiden madenleri sayesinde zenginliğini koruyan kasaba, artık yeterince maden çıkartamamaktadır ve madenler birer birer kapatılmaktadır. Bölge valisi, buzdan bir otel projesiyle kasabayı bir turizm merkezine çevirmeyi hedeflemektedir. Bu sayede kasaba eski zenginliğine kavuşacaktır. Gerekli izinler alınmış, araştırmalar yapılmış, planlar çizilmiştir. İnşanın başlamaması için hiçbir sıkıntı görünmemektedir.
Olaylar da tam böylesine sakinlik abidesi hatta garantisi olan yerde aniden patlak veriyor.
Dizinin ikinci bölümünde bir kadın, sessizliğin içinden aniden bir şeyin, bilinmedik bir şeyin çıkıp sizi ısırmasından bahseder.

Henrietta Lacks’in ölümsüz hayatı ve diğerleri

Bu haftanın ilk önemli filmi yine biyografiydi: Henrietta Lacks’in ölümsüz hayatı

Hastalıkların etkenlerini bulmak ve yeni tedavi yöntemlerini test etmek için “ölümsüz” bir hücre dizisi aranıyordu. Hücrelerin laboratuvar ortamında çoğalmaya devam etmesi ve uzun süre dondurulabilmesi gerekiyordu. Onlarca yıl çeşitli insanlardan doku örnekleri alınmasına rağmen hiçbir hücre insan vücudu dışında birkaç günden fazla dayanmıyordu.

Henrietta Lacks 1951 yılında John Hopkins’te rahim ağzı kanseri tedavisi gören genç bir siyahi kadındı. İzinsiz ve habersiz bir şekilde kendisinden doku örneği alındı. Bu hücrelere Henrietta Lacks’in ismini kısmen de olsa gizlemek amacıyla HeLa adı verildi. HeLa genomu nedeni tamamen açıklanamayan bir şekilde insan vücudu dışında ölmeden çoğalmayı başardı ve günümüze kadar geldi. Bu sayede birçok hastalığın tanı ve tedavisinin önünü açtı.
Neler neler, inanamazsınız!
Buyuk acıların yol açtığı bir olaydan dünya insanina ölümsüz bi katkı. Üzülmeden seyredilemiyor film, isterseniz sadece makaleyi tıklayıp okuyun.

*

The Expanse

The Expanse’ı daha önce duymuş hatta ilk bölümünü de yarısına kadar izlemiştim ama çok dağınık gelmişti bana. Ya da kafam meşguldü bilemiyorum. Dizi iki sezondur devam ediyormuş ve şimdi bir de Hugo ödülü alınca şuna bir daha bakayım dedim ve ilk bölümü peş peşe izledim, gerçekten battlestar galactica benzeri uzayda geçen kaliteli bir kurgu olduğunu anladım. Böyle önünde iki sezonu bulunan ve devamı da çekilecek olan iyi bir dizi bulmak herkese nasip olmaz 🙂 Bu arada olay Dünya, Mars ve Astroid kuşağında öbeklenmiş 3 ayrı medeniyeti ve onların kaynak paylaşımı konusundaki derin çekişmelerini anlatmakla işe başladı. Bilhassa Dünyanın bugününden mutlu olmayıp depresyon çekenlere bu diziyi öneririm 🙂
“Günümüzden 200 yıl sonrası… Deneyimli dedektif Miller, oldukça zengin bir ailenin kayıp kızını bulmak için bir uzay gemisi kaptanıyla işbirliği yapar. Olayı araştırdıkça kahramanlarımız, insanlık tarihinin en büyük komplolarından biri ile karşı karşıya olduklarını fark ederler.”
Ek: Bu notu paylaşıncaya kadar biraz daha ilerlemiş bulundum:
The Expanse dizisi için, şu an için yedi bölüm seyrettiğim kadarıyla kesinlikle ümit vadediyor. Expanse; Enginlik anlamına geliyor tabi henüz-ilk bölümler itibariyle- enginliğe dair pek bir şey olmadı, daha çok rollerin oturması, uzayda yaşamın gösterilmesi, insanların buna inandırılması ve ard arda gelen aksiyonlarla genç seyirciyi diziye bağlama çabası veriyor senaristler.
*
Geçtiğimiz bir ay boyunca Yuval Noah Harari’nin iki kalın kitabını okudum. Acele etmeden sakince okudum, özellikle Hayvanlardan Tanrılara Sapiens gerçekten lezzetliydi, bazı şeyler öğrendim, bir çok şeyi de hatırlattı ve yeniler için esinlendirdi. Kitaplar hakkında epeyce de paylaşımda bulundum. Homo Deus henüz bir önceki kadar olgun değildi bana göre, yine de pek çok kitaptan daha ilgi çekici.
*

Devamını oku “Henrietta Lacks’in ölümsüz hayatı ve diğerleri” →

Limitless ile başladım bu hafta

Beyni tam kapasiteyle kullanmanın bedeli nedir?
Limitless filminden bahsediyorum.
Soru güzel, maalesef cevap çok yetersiz! Tıpkı Lucy filminde olduğu gibi çok güzel bir konu iyi kurgulanamamış. Tüh dedirtiyor insana. Yine de hiç sıkılmadan zevkle izleniyor. Senaryo iyi olsaymış unutulmaz filmlerden olabilirdi.
*
Dün gece Logan:Wolverine filmini izledim. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hem şiddet sahnelerini sevmem hem de çizgi roman uyarlamalarına ilgisizim. Bu filmde her ikisi de olduğu halde 2 saat boyunca nasıl sıkılmadan izledim? Henüz buna yorum getiremiyorum. Acaba mutantlara olan tarihi yakınlığım mı sebep oldu buna?
Güç ve şiddet bağımlısı küresel çetenin sınır tanımayan yapısı altında inleyen mutantlar!
“Yakın gelecekte yaşlanmış ve yorgun olan Wolverine ve Professor X, Meksika sınırında saklanmaktadır. Fakat Logan’ın dünyadan gizlenmesi ve mirası, karanlık güçler tarafından takip edilen genç bir mutant geldiğinde sona erer. Şimdi Wolverine’de genç bir kadın klonunu Nathanial Essex’in liderliğindeki kötü bir organizasyondan korumalıdır.“
Arkadaşlarımın söylediğine göre Tılsım Hugh Jackman’da imiş. Gerçekten de hikayesini paylaşırken izleyicisiyle çok iyi bağ kurmayı başarmış.
Küçük bir bilgi: Wolverine, latince “mustelidae” adıyla anılan, gelincik, porsuk, sansar,
su samuru ve vizon gibi hayvanları içeren etçil bir memeli ailesine mensuptur. Bu ailenin en önemli özelliği, küçük boylarına rağmen çok hiddetli ve saldırgan olmalarıdır. Wolverineler sadece Kuzey Amerika’da bulunmaktadır ve “wolverine” kelimesinin Türkçe’de direkt bir karşılığı yoktur. Bu yüzden tıpkı kanguruların okunduğu gibi Türkçeye yerleştiği gibi “volverin” olarak kullanmak doğru olacaktır.

Devamını oku “Limitless ile başladım bu hafta” →

Paterson ve Diğerleri

Paterson filmini sevdim. Belki bazı kişileri hatta benim de bir yanıma çok sakin akan bi hikaye gibi gelmiştir. Fakat bu stile alışmak kolay olacak sanki 🙂
Emily Dickinson seven bir otobüs şöförü nasıl olurdu?
İçinde ne fiziksel ne duygusal şiddet olmayan bir film olur mu?
Dünya değişiyor galiba. Bazı insanlar bazı mekanlar dinginlik içinde de mutlu olabiliyorlar! Sürprizzz
Şiir çevirisinin yağmurlukla duş alamaya benzediğini söylüyor Japon şiirsever. Ne kadar isabetli. Yine de merak ediyoruz büyük şairleri ve yağmurluğu giyinip tuş teknesine atlıyoruz.
*
Olur-olmaz her şeyin bakanlığı var ama bir Felsefe Bakanlığı yok. En büyük ülkeler bile Felsefe Bakanlığı olmadan işi götürürüz sanıyor.
Bu cümleyi başlarda gördüğümüzde nereye doğru gittiğimizi az çok anlıyoruz.  İskambil Kağıtlarının Esrarı kitabının orjinal ismi Kabalmysteriet. Yazarı Jostein Gaardner.
Kitabı bitirince ayrıca yazarım.
*

Geçmişi geri alamazsın, geleceği ise durduramazsın. Gerçeği bilmek istiyorsan; 13 Reasons Why seyretmenizi öneririm. Güzel bir konu fakat ergen dünyasında geçiyor, belki sarar sizi belki sarmaz emin değilim. Gerçi toplum olarak zaten ergenliğin başlarındayız, dünyada bile ergenlikten erginliğe geçen kişilerin yüzdesi çok düşük halen.:)

*

Şöyle güzel bir polisiye kurgu olsa da iki saat hiç bi şey düşünemesem diyordum. Digi bu 2009 filmini sundu bana:State of play. Aslında pratt Pit oynayacakmış ama russell crowe baş rolü kapmış. Bir çok ünlü var ve sürükleyici bir konu. Bizde Devlet Oyunları diye çevrilmiş! Değişmeyen, eskimeyen bir konu. Eskiden sadece Amerika’da olur sanırdık ama sanırım bu konular bulaşıcı.
*