Çocuk Kitapları Yazmak

“Çocuk kitapları yazıyorsunuz değil mi?”
Evet anneciğim
“Kitaplarınızı çok beğeniyorum-gerçek kitaplarınızı yani; çocuk kitaplarınızı okumadım tabii!”
Tabi babacığım.
“Arada bir de basit(!) şeyler yazmak rahatlatıcı olmalı.”
Tabii basittir çocuklar için yazmak. Onları yetiştirmek kadar basit. Bütün yapacağınız, seksi çıkartmak ve küçük kısa kelimeler, küçük salakça fikirler kullanmak, çok korkunç olmamak ve mutlu bir son olmasına dikkat etmektir.Tamam mı? Kolay. Hemen yazın. Haydi. UGH

Ursula Hemşiremiz çok haklı, ben yazamadım. Dört yıldır hazırlık yapıyorum, cesaret biriktiriyorum ama daha kaç yıl geçecek yazabilmem için bilemiyorum. Belki de onlara hitap edebilmeye hiç bi zaman yetkin olamayacağım, ya da bi gün aniden sevinçle şakıyacağım. Doğrusu tam bir muamma şimdilik.

Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı hayal gücüdür demiş Shelley. Oysa  şimdilerde hayal kurma eğer bir teknoloji ortaya çıkarabileceksen ancak müsamaha edilen bi edimdir, değilse bull shit (pardon Türkçe kullanmadığım için)
Rüyalar boş, hayal kurmak bomboş öyle mi?
Öyleyse sizi ben bile kurtaramam 🙂

*

Bir kurgu (roman, senaryo,piyes ) yazdığınızda -bilmeden-yüzlerce rüyanızı yazmış gibi olursunuz.Bilinçaltınızdan devasa bir kütle dışarı çıkar ve tabi eğer ne yazdığınıza ayabilecek olursanız şifalanırsınız hatta onu okuyup seyredenler de özdeşlik kurarsa onlar da şifalanır.sa

Kurguların müziği

Ocak 2006.Günlükten

Film olsun roman olsun, bütün kurguların bi müziği var gibi geldi bana.

Örneğin dün öylesine “kaçak” filmini izlemiştim (briçten gözüm çok yoruldu diye!)

Sonra gece uyumadan önce film bir beste gibi gözümün önüne geldi.

Film önce karanlık güçlerin komplosu ile başlıyor. Sonra sırasıyla; yanlış adalet, tesadüf (kaza), körü körüne inat/mantık (komiser), aldanış (doktor), bi kez daha kaza (ölü polis), masumiyetin gücü (Kimble), aklı selimlik/yanlıştan dönme kabiliyeti (komiser) ve doğrunun galibiyeti.

Bu sıralama gözümün önünden notalar şeklinde geçiyordu.

Duygulara birer nota atamak durumunda kalsak nasıl olurdu acaba?

Bu filmin yazarı, seyircisini dalgalı bir deniz gibi ordan oraya savuruyor. Çok bilinçli bi aks yerleştirmiş. Profesyonel işi!

Bir yerlerde çok sevdiğim yazar Georges Simenon‘un röportajını okumuştum. Belçikalı yazar 1903 yılında doğmuş, 450 nin üzerinde kitap yazmış. Bunların bir çoğu “”Müfettiş Maigret” serisi polisiyeler. O söyleşide; bir kitabı yirmi günde tamamlayabildiğini; çünkü belirli bir kurgu kalıbı olduğunu söylüyordu. Bir çok kitabı filme çekilmişti, üstelik onların senaryo uyarlamasını da kendisi yapıyordu!

Bu kadar korkunç bir çalışma hızı olan bir kişinin asosyal olması gerektiğini düşünürseniz yanılırsınız. Adam aynı zamanda çok sosyal, kadınlara deli oluyor. Onlarla macerası 13 yaşında başlıyor ve ölene kadar da bitmiyor, Dünyanın her yerini de gezmiş bu arada.

Bu nasıl bir enerjidir akıl erdirmek güç! Adam adeta biyonik. Kendisinden ciddi ciddi şüpheleniyorum :)))

Yazdığı kitaplara polisiye deyip geçmek de mümkün değil; insan psikolojisini, felsefeyi çok iyi biliyor. Aslında polisiye; keskin bir zeka, engin bir hayat görüşü, iyi gözlem, matematik ve akıcı bir üslup gerektiren zor bir saha.

Agatha bu sahanın kraliçesiyse, Simenon da kralıydı herhalde.

Acaba birbirlerini tanırlar mıydı?!

Şu anda fark ettim; Agatha’nın ünlü kahramanı Mösyö Hercule Poirot da Belçikalıydı!

Nerden nereye geldim! :)))) Ben aslında Simenon’un o söyleşide belli belirsiz söz ettiği kalıbın, belli bir beste mi olduğundan şüphelendim. Yani olaylar aklımın içinde ucuca gelip böyle bi sonuca vardılar.

Zihnin işleme şekli beni çok güldürüyo…

Ejderha Dövmeli Kız

Çok uzun bi film. Ben beğendim doğrusu, oyuncular ve görsellik açısından güzeldi. David Fincher ana hikayeyi yetersiz mi buldu da bi iki şey daha ilave etti bilemiyorum ama sanki 3 saatlik değil de belki beş saatlik bişey geçiyormuş hayalinden  🙂 Ersin benim kadar beğenmemiş olabilir belki, bilemiyorum çünkü sinemadan çıkıp Işılla buluşup kar yağışı altında balkonda saatlerce çan çan ettik. Bugünkü kahve istiabımı biraz aşmış olabilirim ama ne gam! Harika bi gün oldu. Halen öyle çünkü sizlerle beraberim ve donmuş bacaklarım sıcak evimin konforunda kendine geliyor 🙂

ek:  Hala ayaklarımı ısıtamadım 🙂
Filmi sevdim, oyuncular ve gerilimi yansıtması güzeldi. Paralel hikayeleri ve müziği kurgulaması da güzeldi. Fakat bazı yan hikayeleri bitirmemiş olması bir de sonunun sanki gelmeyecekmiş gibi olması, üstüne üstlük “en son son”un da beklediğim kadar etkili olmaması (sarılır ve giderler) eksileriydi. Birkaç hikaye anlatmaya çalışmasaymış daha vurucu olurmuş bana sorarsan…

sa: Aslında bu daha iyi, örneğin benim kitaplarım asla tek akslı omaz, her zaman bi kaç tanedir -bence böylesi güzeldir çünkü okuyucu katili son sayfadan önce bulamaz-ancak bu filmde sorun başka, yan akslar, birinci aks aydınlanıktan sonra gereksizce devreye girmişlerdi üstelik de uçları bağlanmamışgı. Kurgu hatası! Never mind, bence ilk hikaye yeterince güzeldi üstelik kamera da romantikti 🙂 Ejderha kız da çok etkileyicisunulmuştu, hala etkisindeyim.

ek: Yan hikayeler olmasına hiç lafım yok, çok güçlü yan hikayelerdi. Fakat bitirmediği için eksikliği hissedildi. Hele o sosyal kurum görevlisi adamla ilgili olan hikayeyi asansörde yarım bıraktı. Büyük ihtimalle kurgu masasında o hikayeyi bitirdiklerini düşündüler fakat bana bitmişlik hissi vermedi 🙂
Bunları saymazsak ben çok sevdim, kız da gizemli ve etkileyiciydi (ve saldırgan) 🙂

sa: Filmde kurgu hatası çok (bi kurgucu gözüyle bakınca), örneğn öylesine “deli” ve toplum dışı bi kız, bir anda (esas adamla bi seks yapınca) nerdeyse pamuk prensese dönüştü! Burada da ciddi bi rahatsızlık vardı. Ejderha dövmesinin anlamı filmde hiç bi yere bağlanmadı ki bu büyük bir hata! Demek bu kadar hatalı bi kurguyu bile bize sevdirmeyi başardı yönetmen :))))) Ayrıca Fincher gibi bi yönetmen (Seven ve dövüş kulübü gibi ilk onumda yer alan iki filmin yönetmeninden böylesi bişey beklenmezdi. Neyse düşüş dönemi olur, biliyosun Ortalamaya çekilme kanunu diye bişey var-dı eski dünyada!Yenisinde de olacak mı bilmiyorum.
Dövmeli kızın daha modern ve daha aklı başında bi benzeri var, bilmem izleyeniniz var mı, The good wife isimli dizide Kalinda diye süper etkileyici bi karakter var. Bazen onu seyrederken erkek olsaydım keşke gibi fikirler gelir aklıma 🙂

Galiba durumu çözdüm (oh be!), F incher iyi yönetmen ancak kurgucu değil! Daha önceki o süper Seven ve Dövüş kulubü filmlerinin kitapları muhteşemdi! Hatta ben romanların filme iyi aktarılamadığını bildiğimden her ikisinde de nerdeyse kitaplarından iyi olduklarını görmüştüm. Ejderha Dövmeli Kız da bi roman, isveçli bi yazarın çok satar bi romanıymış, okumadım ve sanıyorum ki kitap iyi değil.

AEÖ: Fincher’ın çektiği versiyonu henüz izlemedim ama milenyum üçlemesi olarak çekilen 2010 isveç versiyonu harikaydı. Amerikalıların alt yazılı film izleyememe gibi bir sıkıntıları varmış…Öyle duydum. Fincher gibi bir yönetmenin enerjisini yepyeni bir filme aktarmasını isterdim ama kitap uyarlamalarını sinemaya en başarılı şekilde aktaran yegane yönetmenlerden biri bence kendisi…Vardır bir bildiği…:)

EK: Son zamanlarda görüntü ve kurguyla haşır neşirliğimden gördüğüm şu ki kurgu çok ayrı bir sanat ve hiç de kolay değil. Hatta bazı -kurgucu- yönetmenler, kurgu yapabilmek için görüntü çektiklerini söylemişler 🙂
Ben filmi ilk duyduğumda orjinalinin çok güzel olduğunu söylemişti arkadaşım, bir de orjinalini izlemek lazım.