Bir çocuğun önüne geometrik şekiller, sayı dizileri ve eksik parçalar koyuyoruz. Sonra kronometreyi çalıştırıp ciddi bir yüzle bekliyoruz. Çocuk doğru kutucuğu işaretlerse zeki, tereddüt ederse daha az zeki olduğunu söylüyoruz. Peki ölçtüğümüz gerçekten zihinsel kapasite mi, yoksa çocuğun bizim sembollerimize, beklentilerimize ve sınav ritüellerimize ne kadar aşina olduğu mu? IQ testlerinin en rahatsız edici sorusu budur: Teste giren yalnızca birey değildir; onunla birlikte ailesi, okulu, dili, sınıfı ve kültürü de masaya oturur.
Zekâ mı, oyunun kurallarını bilmek mi?
Standart zekâ testleri çalışma belleği, işlem hızı, sözel kavrayış ve örüntü tanıma gibi bazı bilişsel becerileri ölçebilir. Bu nedenle onları bütünüyle değersiz saymak kolaycı olur. Ancak ölçmek ile bütünü temsil etmek aynı şey değildir. Bir termometre sıcaklığı ölçer ama havanın güzelliğini ölçmez. Benzer biçimde IQ testi de belirli koşullardaki belirli performansları kaydeder; sezgiyi, pratik bilgeliği, toplumsal hassasiyeti, yaratıcılığı veya belirsizlik içinde yön bulma yeteneğini bütünüyle yakalayamaz.