İyileştiren frekanslar

Organları iyileştiren hz lerin bile belirlendiğini hatta sevgi/şifa frekansının 528 hz olduğunu söyleyen bir paylaşım okudum az önce, tepe çakra ile ilgili bir titreşimmiş.Bu konuda tedavi uygulayan bir doktor arkadaşım vardı, ondan beridir pek de resmi bir tedavi kanalı oldu mu duymadım. Seslerin üzerimizdeki etkisini anlayabilmek için de etkili bir haberdir bu. Sanki yeterince ciddiye alınmıyor mu acaba diye düşündüğüm oluyor.
Paylaştığım haberde dünyadan ve zamanlardan bu tür bir özetleme yapmış:http://onedio.com/haber/muzigin-iyilestirici-gucu-rahatlama-ve-dinginlik-verecek-icinize-isleyen-14-mistik-enstruman-491896

528 Hz ile ilgili şu örneği de 45 dk dinledim:

https://www.youtube.com/watch?v=6xpI00ShS4M

otuzuncu dakikaya kadar hoş olmayan beden tepkileri ve mide bulantısı vardı, şimdi başımda özellikle sol yanında bazı tepkiler var ve ısınmaya başladım, nerdeyse terledim. Kırkbeş dakika sonunda kendimi çok daha her şeyi yapabilme gücünde hissediyorum, adeta çevremdeki ışık arttı. Gerçi sabah oluyor bunlar belki ışık zaten artmıştı 🙂 Bir süre her gün bu 45 dklık dozu alacağım, gelişmeleri bilahare yazarım.

Benim istanbulda evde bir rüzgar çanı var (aslında pek yakınımda bulundurmayı sevmem onları çünkü sessizlik severim ve tekrarlayan sesler beni yorar ve sinirlendirir, hatta ilk gençlikte siren sesleri filan bayıltıyordu.) bu güzel şey adeta canlı, inanılmaz hoş bir şarkı söylüyor. Zaten şarkısıyla Katarda dikkatimi çekmişti ve sevgili sahibesi tarafından bana hediye edildi. Ben bu kadar nazik ve güzel şarkılar söyleyen bir başka çan görmedim. 🙂

Benim güzel kompozitörün bi ara sesini almıştım ama bu hiç de onun mükemmel ve birbirinden farklı şarkılarını yansıtmıyor. Belki de sesini kaydettiğim için utanmıştı!   https://www.facebook.com/sibel.atasoy.58/videos/vb.100000352852204/862427530445667/?type=3&theater

Aslında ne yapıyoruz?

Bilincimiz, LONO ve KU bileşenlerinde sağlıklı olmayan veya işlevi sona erdiği halde uygulamadan kaldırılmamış minör enerji kalıplarını (inançlar/tavırlar/alışkanlıkların dikkatimizle yaratılmış yazılım programları) şifalandırabilmek için muazzam bir istekle her an çevreyi kontrol eder. Bu işlemi gerçekleştireceği kişiyi/gurubu/konuyu bulduğunda hemen ilişkiye geçer ve olay örgüsü başlar. Lonomuzun hiç bundan haberi olmaz, onun bildiği şey bir deneyim yaşamakta olduğudur, bunların bazıları zevklidir ama çoğu illallah dedirtecek türdendir. 🙂
Halbuki biz KU’muzun ne kadar acıdan kaçınan, keyifçi bir yapıda olduğunu biliriz, eğer buna rağmen bezdirici deneyimler yaşamaktaysak onların en kötü kayıtların arasından bulunan en ehveni şeri olduğunu anlamamız gerekir. Mistik öğretiler bunları “razı olmak” olarak açıklar, tanrının işlerinden sual olmaz. Gezgin şamanın bundan tek farkı, deneyimin bir şifa işlemi olduğu bilincini hiç kaybetmeden süreci yaşarken izlemesidir. Ve bu süreç boyunca bildiği tüm yöntemlerle barış ve armoniye ulaşmaya çalışır; çünkü şifalanma sürecini kendisinin başlattığını bilir, sorumluluğu %100 aldığını bir an bile unutmaz. Pardon, bir ya da bir kaç an unutsa bile hemen yeniden hatırlamayı başarır 🙂 Aloha

*

Günaydın frekanslar, Ho’oponopono yaparken özellikle bir olay ya da kişi seçmeniz gerekmez, siz bu harika barış sanatını uygularken (sesli ya da içinizden) o sırada tesadüfi(!) olarak içinizden, aklınızdan geçen konular kişiler olur tıpkı meditasyon yaparken ya da BAK oynarkenki gibi onlara tutunmayın ancak bilin ki ho’oponopono sizdeki arınmayı gerçekleştirirken tüm bunlara öncelik vermektedir. Örneğin Ho’oponopono yaparken aklınızdan geçen hasta bir yakınınız, ya da yaklaşan seçimler veya siyaset kavgaları veya futbol takımınızın sorunları gibi şeylerin hepsi -sizde- arınmaya tabi tutulur, emin olun, tatlı tatlı gülümseyin ve Ho’oponoponoya devam edin. Aloha

*

Kendi halinde titreşip durmakta olan bir enerji kümesinin şifresini kırıp (kendi yorumlama sisteminle) ona atıl bir enkarnasyonunun suretini yükleyerek kavga ediyorsun! Ya da yoldaş bilip yarenlik ediyorsun 🙂 Tıpkı kuyruğuyla oynayan sevimli yavru kediler gibiyiz, ne kadar da oyunbaz oluyoruz.

Beş Yaşına giren Birleşik Alan Kullanımı (BAK)

Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, sanki parlayan bir ışık gibi zihnime doğduğunda 2011 yılının başlarındaydık. Böylesi parlak fikirler ya da ani bir algı artışı hep o an birdenbire olmuş gibi gelse de aslında birçok anların ve birleşim noktamızın sayısız ileri geri kaymalarının sonucu olarak ulaşılabilen bir noktadır genelde. Muhtemelen bende de bu parıltı, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile yoğun uğraşılarımın, düşünsel ve pratik yaşam yolculuğumun önceden hesaplanamaz bir meyvesiydi.

Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. İlki; biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz ben’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık yönümüz). Diğeri ise hepimizde aynı anda bilinir olan BEN yani bileşik benliğimizdir (dalga yönümüz).
Bu gözlemler neticesinde Bileşik benliğimizin, metaforik olarak bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağın kendisine sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz, hatta ben birkaç on yıl içinde eğitim ve şifa alanında BAK kullanımının olağan hale geleceğini öngörmekteyim.
2014 yılında geldiğimizde, en eski insan uygarlığı olarak görülen Lemurya kökenli Polinezya halklarının, özellikle Hawaii şamanlığının içeriğinde tıpkı BAK’ı anımsatan bir şifa sistemi olduğunu görünce şaşırdım. Kehanet için rollerin sanatı, yaratıcı sezgi anlamlarında kullanılan Hailona sözcüğü temelde; “bağlı olduğu ağ sisteminden ya da alandan yayınlanan bilginin sezgisel yolla ve rollendirme esasıyla toplanma tekniğidir” ve son derece barışçıl bir zeminde en yakın cevaba ulaşabilmeyi mümkün kılarak bütünsel şifalanma için kullanılır.

Birleşik Alan Kullanımı’nın beşinci yaş günü için bir resim oynadım dün:


BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor?

BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim işlevlerinden bir kaçını sıralamak istiyorum:
İşlevlerden birincisi, zaman ve mekan kısıtı olmayan Birleşik Alanın merak ettiğimiz her türlü soruya bireysel tahminimizden daha olası ve yakın cevaplar verebilmesi, üstelik cevabı kökeninden alıp son duruma kadar geçen süreci ile resmedebilmesi.
İkincisi, oyunculara, her birini kendini bildiği (birleşim noktasının sabitlenmiş olduğu nokta) algı noktasından/rolünden 40 dakika için kısmen çıkarabilmesi! Bu büyük bir başarıdır, sadece rüyalarda ya da dış madde alımıyla başarılabilen bir durumu kolayca yapabilmesi.
Üçüncüsü, oyuncuları kendi bildikleri algı noktasından çıkarmakla genel bir şifalanma için uygun hale getirmesi. Oyunda katılımcılara isabet eden (Birleşik Alan’ca yönlendirilen) rollerin kendilerinin son dönem sorunları ile ilgili olması da bir BAK uygulamasının oyundan çok sonra günlerce belirgin etkisinin devam ettirmektedir.
Dördüncüsü, katılımcıyı bir yandan oynarken diğer yandan seyirci olma (uyanık rüya gibi, lücid) konumunda tutması ve uygulama sonunda yerine (orijinal enerji kalıbına) döndüğünde birçok şeyi hatırlayabilmesi.
Beşincisi, Katılımcıların uygulama esnasında hatırlayamadıkları detayları, sonrasında yapılan gurup çalışması ve moderatörün desteği ile birbirlerine anımsatılabilmeleri,
Altıncısı, ilk işlevle ilgili olarak bir çeşit zamanda yolculuk yapılabilmesi. Bu yönüyle bir solucan deliği oluşmasına olanak veriyormuş gibi görünüyor diyebilirim.

Bu konuda özellikle ilk denemelerde bana güvenerek deneyimi gerçekleştirebilmemize olanak veren TUVA Sanat’daki arkadaşlarıma minnettarım.
Uygulama ile ilgili hiç bir şahsi hak iddia etmediğimi ve dünyanın kullanımına açık olduğunu belirtmekten mutluyum. Çok yakında BAK Moderatörlüğü konusunda bir eğitim programı açarak daha çok yerde ve insan tarafından kullanılmasına da önayak olma arzusundayım.

Sibel Atasoy Nisan-2015

Urban Shaman Ankara haftamız geldi :)

Sibel Atasoy ile ”Urban Shaman” Atölyesi Yaşambilim Akademisi’nde başlıyor.

3 Seviyeden oluşan Urban Shaman Atölyesi 1. Seviye Tarih ve Saatleri:
7 Şubat 2015 Cumartesi (10:00-18:00)
8 Şubat 2015 Pazar (10:00 – 18:00)

*Katılmak isteyen dostlarımızın Yaşambilim Akademisi’ni önceden arayıp rezervasyon yaptırmalarını rica ederiz.

Detaylı Bilgi & Rezervasyon için: 0533 418 74 88
aksugulay@yasambilimakademisi.com

https://www.facebook.com/events/856046121085321/?pnref=story

Şifa Mucizesi

Önce şu videoyu izlemenizi önereceğim:

Gregg Braden’in heyecanını anlayabiliyorum çünkü aynı heyecanı 14 yıl önce bilfiil yaşadım. Buradaki gibi en ümitsiz vakaların nasıl şifalandığını üç yıl boyunca bir çok vakada izledim. Oradaki yöntem manyetik alanın değiştirilmesi vasıtasıyla oluyordu ve sonuçlar mucizevi olarak bilinen tıp araçlarıyla ispat edilebiliyordu.
Braden burada şunu soruyor: peki bu müthiş yöntem neden ana haberlerde yer almıyor, neden dünyadaki ana konumuz ve sevincimiz olmuyor?
Bu soruyu kendisi yerleşik bilim görüşünün tümüyle değişebileceği için kasıtlı olarak görmezden gelindiği yönünde. Oysa benim kendi gözlem ve deneyimlerimden (bir şifacı olarak da) çıkardığım başka ve çok önemli bir sebep var.
Hem buradaki yöntem hem de manyetik alan değişimi yönteminin sağadığı şifalanmanın şu andaki tıpın sağladığı ile sadece zaman ve belki para tasarrufu farkı var. bunların hepsinde olmayan şey ise aynı: süreklilik sağlanamıyor!
Sebebi de açık tabi. Çünkü tüm hastalıklar o kişinin “ifade şekli” ve bunun ne olduğunu ve kişinin farkında olmadan bunu nasıl yaptığını bulmadan ve hastanın gerçekten bu ifade şeklini değiştirmek için SARSILMAZ bir NİYET taşıyıp taşımadığını görmeden şifanın kalıcılığı sağlanamıyor. Tüm mucizeler gerçek evet şu an için geçerli ancak kişinin bünyesi (niyeti-inançları,tavırları) o hastalığı (ifade şeklini kısa sürede yeniden ortaya çıkarıyor.
Şifacının ya da tıp doktorunun elinden bundan fazlası gelemiyor çünkü evrendeki tek geçerli yasa: Özgür irade kuralı…
Hastanın yerine şifacı ya da doktor karar veremez, değişiklik yapamaz, eğer yapabilseydi kara büyü olurdu!