Görünmeyen Manyetik Alanın Gücü

Mükemmel bir özetleme çünkü bizatihi elini taşın altına koymuş olan bir iyileştiriciden geliyor. Dün bahsettiğimiz iyileşmenin dalga fonksiyonu-ilişkiler ile başladığını söylediğim paylaşımın adeta bir açılımı olmuş.
Görünmeyen alanlarda oluşan gizem (şimdilik gizem)
Senelerce üzerinde durup düşündüğüm yazdığım plasebo konusu ve secret kitabı vari olumlu düşünmenin tüm dertleri neden halletmediği ile ilgili yüzlerce yazımı ve senelerdir 0_6 yaş diye çırpınışlarımı yarım saatlik bir video da anlatıyor. Bu harika.Sanırım bilim dinine inanan annemi (onun yoluyla bana geçen kendimi) ikna etmek için birebir olacak bu video çünkü bir bilim insanı ağzından duyacak, hastalığın aşısı gibi bi şey :)))
Yani bu konuşmayı dikkatle izleyenler görecekler ki, biz imparatorluk ordusuna (bilinçaltı) karşı kılıçkalkan ekibiyle (bilinçüstü) savaş açmışız! :))))
Burada çareler arasında başka ilave yöntemler de var şüphesiz ancak sanırım artık hepsine süre yetmemiş.

Mutlaka izleyiniz frekanslarım, videonun başındaki informasyonları sabırla geçin ve Lipton’un konuşmasına dikkat verin lütfen: Merkezi Dogma

 

Şamanik Metotlar

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler.
Onların yaptığı şey, bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler…Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar. İşi yapan hastanın kendisidir.” demiş Kryon

Aynen böyle olur ancak bu zaten bilinen bişey ben burada sözcüğe dökülmemiş mesajı açmak istiyorum biraz;

Söz konusu şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden?
Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”.

Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin uhdesine girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, derinleşemediği de malum. Öyleyse?
Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu gördüm. Buradaki zorluk ise; şamanik metodun şaman kişisinden ayrılamayacak olması! Yani bu metotları öğrenip uygulayamazsınız, şamanım diyemezsiniz.
Biraz araştırın aklınıza yatacaktır sözlerim 🙂

İyileşme Nedir?

“Hastanın kişiliği, doktorun kişiliğini takip eder.”
Psikoterapide olduğu gibi somatik tedavilerde de iyileştiricinin kompleksleri, en çok bilinçdışı olduklarında terapik sürece müdahale eder. Kendisinin farkında olmadığı, “gölgesiyle” idealize edilen ya da korkulan arşetipik imgelerle birleşerek, iyileştiricinin hastasının kişiliği hakkındaki objektif bakışını çarpıtabilirler. Hastaya yansıtılması uygun olmayan hisler doğurabilirler. Bunlardan herhangi biri, teşhis noktasında yanlış yaklaşımlara sebebiyet verebilir.

Bir terapistin ya da iyileştiricinin “kasıtlı” ya da “tesadüfi” tercihinin, bilinçdışı bir biçimde ve eş zamanlı olarak büyük ölçüde hastanın ebeveynleri ve kardeşleriyle ilişkileri ve sorunlarının transfer yansımalarına göre belirlendiğini iddia etmek abartılı olmaz. Hasta terapistinde “iyi” bir ebeveyni görmek ister. Buna karşılık, belirli bir terapistin kendisine çektiği hasta tipi de kısmen kendisinin gölgede kalmış çok çetin sorunlarınca belirlenir. Bu, çok sık rastlanan derin bir psikolojik deneyimdir. Örneğin otoriteye düşmanlık, hastayı savaşabileceği bir otoriter doktor seçmeye itebilir. Koruyucu bir anne arayışı, annelik duygusu fazla gelişmiş bir terapiste yöneltebilir.
Whitmont

  • Turan Erdal Iyi teratipist bu bagimliklari görür ve hastanin özgür olmasini saglayici islemler yapar.
  • Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Doğrudur. Burada dikkat çekilmeye çalışılan ise “tencerenin yuvarlanıp kapağını bulma” fenomeni. Yani herkes layığını bulur
    Turan Erdal Asil sorunun üstüne basmissin. Hasta zaten durumunun degismesini istemiyor. O halde neden terapiste gidiyor ki? Hem cok para verip hem de kendi fikirlerini duymak icin mi?

     

    Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Çoğu kez sihirli bi değnek bekliyor, iyileştiricinin onun adına karar verip uygulamasını istiyor fakat olayların akışı böyle olamıyor maalesef. İyileştiriici yalnızca -eğer mahirse-sorununun kaynağını görebilir ve danışanı bu konuda uyarır, gereğinin yapılması ise danışanın kes-k-in kararını bekler

    Şüphesiz geçici iyileştirmeler sağlanabiliyor ancak danışan hastalığı-acıyı oluşturan kararını kökten değiştirmedikçe sürekliliği sağlamak iyileştiricinin elinde değil. Ve bu tamamen adil bir durumdur ve özgür irade kanununun korunumu gereğincedir.

  • Turan Erdal Kararin pismesi icin zamana gereksinim var, terapiste pek gereksinim yok galiba. Terapist sadece bir baston olarak kullaniliyor.
    Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Terapist ya da daha geniş anlamıyla tüm iyileştiriciler diyelim, kesinlikle gerekli çünkü o olmadan sorunun kaynağını kişi kendi başına göremez! Tüm iyileşmeler ilişki temeline dayanır.

Tıpta 4000 yıl

M.Ö 2000 ….                Al bu otu ye.

M.S 1000…                   Bu ot çalı. Al bu duayı et.

M.S 1850                      Bu dua boş inanç. Al bu iksiri iç.

M.S 1940….                 Bu iksir yılan yağı. Al bu hapı yut.

M.S 1985….                 Bu hap etkisiz. Al bu antibiyotiği kullan.

M.S 2000…                 Bu antibiyotik sağlığa zararlı. Al bu otu ye.


Spiral böyle bi şey fakat 4000yıl sonra gelinen “al bu otu ye”  aynı eylemi öneriyor olsa da eminim içeriğinde ve hitap ettiği alanda değişim var. Bırak insanları otlar bile değişti!

Sangomalar ve Görme

  • Afrikanın büyücü doktorları, birer bilim adamı, psikolog, parapsikolog ve sanatçıdırlar. Sangomalar ayrıca duru görücü, kahin ve teşhis koyucudur. Bizce yaratıcı olmak aynı zamanda şifa vermektir. Bir topluluğun yakınında güzel bir şey yaratarak o topluluğun tümünü iyileştirebilirsiniz. (Mutwa)

  • ÖÖ:  ”BİR ŞAMAN OLAN JİM MORRİSON Lisedeyken,Norman O.Brown’un Freud’un tezlerini toplumsal tarihe uyarladığı”Life Agaist Death” (Hayata Karşı Ölüm) adlı kitabından çok etkilenmişti.Brown’a göre ,insanoğlu arzularının bilincinde değildi,hayata düşmandı ve bilinçsiz olarak kenidni tahrip etmeye yöneliyordu.Baskı sadece bireysel nevrozlar değil ,TOPLUMSAL bir patoloji yaratıyordu.Jim’in tezine göre de , kitleler tıpkı bireyler gibi cinsel nevrozlara tutuluyordu;bu sapma,teşhis ve tedavi edilebiilinirdi.Morrison tezini sınamak istiyordu.Kampüste yapılan kalabalık bir toplantıda , yanındakilere şöyle demişti:” Bu kitleyi , gayet bilimsel bir şekilde psikolojik açıdan tahlil edebiliyorum.Sadece dörtümüz ,doğru bir tavır almak kaydıyla ,bu kitleyi TERS YÜZ edebiliriz , onları sağaltabiliriz, onlarla sevişebiliriz.ONLARI İSYAN ETTİREBİLiRİZ’
    Sibel Atasoy Bazı şeyler böyle net ve şüphesiz biçimde bilinebiliyor. GÖRMe denen şey budur gibi geliyor bana.
    ÖÖ: kurallar yasalar tanrılar ve sistemler tüm açımasızlığı ile bilinen yüzeylerde ( ya bilinmeyenler) hangi tür görme dış dünyasal mı yoksa sonsuzluğun arayışındaki görme mi ?
  • Görmek Bir Kum Tanesi’nde bir Dünya,
    Ve bir Cennet bir Yaban Çiçeği’nde,
    Tutmak Sonsuzluğu avucunda,
    Ve Ebediyeti bir saatin içinde.
    WILLIAM BLAKE ….
  • Berrin Yılmaz şüphesiz bilme hali de görmedir öyleyse… Görme, başka nasıl olur acaba diye gerçek bir soru geldi içimden… Yanıt da gelecektir bu noktada şüphesiz… görme göz ile değil diyordu Don Juan Castaneda’ya… Ama enerjileri görenler de var. hımmm… hımmmm…hımmmm… elcevap haydi elcevap 🙂
    ÖÖ: niyet ve arzu ile istemekle doganın içindeki enerji ile bu sağlanır ama inanç yoksa geri döndürmek zordur
    don juan carlos u bir kaç geri döndürür bilirsiniz

    Birşey gönderme durumum var ama biraz uzun buraya göndermem mümkünmüdür.

  • Doğar bazıları acıya.
    Her sabah ve her gece
    Doğar bazıları tatlı hazza,
    Doğar bazıları sonsuz geceye.
    Yönlendiriliriz bir yalana inanmaya
    Göz’ün içinden görmediğimizde,
    Ki bir gece doğmuştur, can vermek için bir gecede,
    Ruh uyurken ışık huzmelerinde.

    Tanrı belirir ve ışıktır Tanrı
    Gecenin içinde barınan o zavallı ruhlara;
    Ama bir insan biçimini sergiler
    Günün diyarlarında yaşayanlara……Wİlliam blake birde bunu okuyunuz.
  • Sibel Atasoy Görme’nin CC deki ifadesini kast etmiştim ben de. Fakat görmenin farklı yolları olduğunu da artık tam olarak kabul etmiş durumdayım. Bu farklı yolların bir ortak noktası var; bi şeye bakarken istediklerinde iki göz ile görebiliyor yani bu görüntü her halikarda var, ancak onun üstüne başka bir görüş-biliş de düşüyor. Hayal kurmaya benzemez bu çünkü yine ortak bir diğer noktaları o ikinci görüş-bilişin şüphesiz oluşudur.
    ÖÖ: bir şey gönderiyorum bu konuda ne düşünüyorsunuz.
    Sibel Atasoy Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.
    ÖÖ: hayatın tozpembe olmadığını biliyorum ve kötü şeyleri görmezden gelip mutlu bir insan rolü yapmanın aptallık olduğunu düşünüyorum. nihilizme sığınıyorum, bilinci, karanlık bilinçaltını ve keşfedilmemiş arzuların dış görünüşlerini benimsiyorum. çılgınlıkların tüm sınırları ne kadar genişletebileceğini merak ediyorum. algıların ötesine geçmek istiyorum. aldous huxley?den beyin ve sinir sisteminin, dışarıdan gelen bilgileri eleyerek kişiye kısıtlı algılama hakkı tanıdığı ancak alkol ve lsd?nin bunların çok ötesinde algılama olanakları yarattığını öğrendim. william blake de beş duyunun, mükemmel derecede gelişip açılmasına dek, bedenin ruhun hapishanesi olduğunu söylemiştirartık algılamayı değiştiren bu yolların birçoğu, yalnızca doktor kontrolünde elde edilebiliyor ya da yasadışı yollarla. batı kültürü alkol ve tütüne izin veriyor. duvarın öte yanına açılan tüm kimyasal kapılar uyuşturucu , bu kapıları izinsiz açmaya çalışanlar ise keş olarak damgalanıyor. ama kurallar ve yasaklar, ruhun sonsuz keşif yolculuğunun önüne çıkan cılız engellerden öteye geçemeyecekler. eğer gerçekten nelerin uyuştuğunu görmek istiyorsan dikkatlice ve açık bir algıyla çevrene bak, bir süre sonra her şeyin potansiyel uyuşturucu olduğunu göreceksin ve tek yapmam gerekenin algılarını her zaman özgür bırakmak olduğunu anlayacaksın. ben de yoğunlaşmanın sınırları denedim, her şeyden büsbütün sıyrıldım. kaybolmuş cenneti arıyorum ve diğer dünyayı hiç düşlememiş birinin beni algılamasını beklemiyordum. algı kapılarının karanlık koridorlarında yılanbaşlı şamanlarla, vahşi hayvanlarla karşılaştım. ateşin şiddeti, seksin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu.kendimi kaybedercesine savurdum, daha karanlığa ve derine…
    hayata değişik bir açıdan bakabildiğime inanıyorum ama içinde yaşamayı becerebildim mi, bilmiyorum… aslına bakarsanız bu pek de umurumda değil. sadece tüm sınırları merak ettim diyelim ve peşinden gittim. bilinen ile bilinmeyen arasındaki kapılara her dokunuşum, ruhumun derinliklerindeki zebanileri özgür bıraktı, kapılardan sızan ışıklar bedenimi hafifletti…yükseliyordum, katman değiştiriyordum….her şey göründüğünün ötesinde başka duvarlara dayanmıştı ve ben o duvarlara dokunabiliyordum.
    görüntünü ardındakine ulaşmanın esrarengizliği ve çekiciliği kaybolmamalı. gizemli, sansasyonel, seksi bir rockstar görünümünün ardındaki ince ve duyarlı şairi gizledim çoğu zaman ama o, bazen şarkı sözlerinde gösterdi kendini. hep şair olarak anılmak istiyorum ve şiirle baş başa kalabilmek için yaratılan bu sahte, imajlardan kurtulmam gerekiyor. belki ölü taklidi yaparak hawaii?ye kaçarım, belki metabolizmam ruhumun arınma sürecine ayak uyduramaz ve iflas eder, belki ?ölüme kendim giderim, belki de bambaşka bir şey … ne fark eder ki…

    bir daha hiçbir zaman böyle bir şey göremeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar…
    her şeyin ötesinde, artık sona doğru yaklaştığımı hissediyorum. kusursuz ve arzu dolu bir sona… algıların kapılarını teker teker açarken geçtiğim her eşikte biraz daha sendeliyorum, artık kendimi tutmak gibi bir zorunluluğum yok. alevlerin akışını hissediyorum. titreşimler bedenimi sarıyor, kendimi daha özgür bırakıyorum ve tüm eşikler sonsuz bir hayal gibi ardımda sıralanıyorlar. kıpırdamadan boşluğun içinde kayıyorum, gittikçe hızlanıyor ve yumuşaklaşıyor. sürtünme bedenimi kavrıyor. parmaklarım kıvılcımlar saçıyor, yavaşça ve huzurla enerjiye dönüşüyorum. sonunda ruhumu ve bedenimi tam olarak birbirine karıştırabiliyorum. bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra….ansızın bir patlama ve ben yokum..
    Sibel Atasoy Bana çok tanıdık geldi (kendi deneyimlerimden). Ben tatmin oldum, umarım bu satırların yazarı da olmuştur.
    ÖÖ: Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.BU DURUM ÇOK ÜST BİR BİLİNÇ HALİ
    Sibel Atasoy O kadar da üst değil dostum 🙂
    ÖÖ: ben sadece bilinçsiz birini götürüp getirdim biraz yaralandım kendimi toplamaya çalışıyorum .. Evet satırların yazarıda Jim Morrison iyi klavuzdur kendileri ,
    Bu arda Dante okunmasını da tavsiye ederim.Benden burası için bu kadar
    Sibel Atasoy Bu araştırmalar çok yerinde ve sonunda mutlaka başa gelir (arayışta olana) ancak özellikle erkekler için tehlikesi de büyüktür. Kayboluş filminde (Jeff Bridges) olduğu gibi ve birçok başka çeşit örnekte ynelendiği üzere çılgınlık raddesine varabilir. Sebebi tatmin olamamaktır.
    ÖÖ:nedeni sorumluluktu bırakıp kaçabilirsiniz 🙂 sanırım bayanların fazlası ile farklı bir enerji alanları var kaç kapı açıyorlar bilemiyorum. 🙂
    Sibel Atasoy Bayanların rahim ve doğruma işlevi onlara erkeklerde olmayan bir güven ve tatmin yaratıyor böylece onlar arayışta çok uzak noktalara kaymıyor, fakat en bu konudan habersiz kadın bile bilinmeyene günde bi kaç kez ziyert yapar fakat hızlıca geri dönebileceği kadar uzaklaşır. İşt erkeğe oranla avantajı bu fakat diğer yandan, ifade yolları bilmemeleri ve hatta öğrenmemek için ayak diremeleri (ingilizlerin yabancı lisan öğrenememesi gibi, arzuları yok!) onların leblebi çekirdek gibi yapabildikleri şeyi bu tarafın malı haline getirilmesini engelliyor. 🙁 Ve bu durumda erkekleri çok büyük tehlikeye maruz bırakıyor