Işıltılı İnsan

Günaydın frekanslarr, kendimizi kendi sözcüklerimizle, mimiklerimizle, telepatik sinyallerimizle rahatça ifade edebiliyor oluşumuzun, yanlış anlaşılmalar olursa sakince bunları açıklığa kavuşturabildiğimiz,takılmadan geçip gidebildiğimiz, kendimize güvencimizin tam olduğu büyük bi “zaman yardımı-itici gücü” aldığımızı düşünüyorum. Sizler de bunu hissediyor musunuz?

**

Zodyak bizim, 26.000 yıllık devasa kozmik saatimizdir. Zamanın neresinde olduğumuzu görmemiz için ona bakmamız doğru olacaktır. Kadim uygarlıkların bize bıraktığı bilgiler, kozmik saatte bu burçlardan birine, Kova burcuna girilmekte olduğunu göstermektedir. Bundan yaklaşık 26.000 yıl önce, Kova Çağı’na girişimizde, CroMagnon insanın gelişimini ve Neanderthal insanının sonunu görürüz. Bu dönemde, g…ünümüz insanının atası olan CroMagnon insan tipi, Erken Homo Sapiens ve Neandertal insanı melezi olarak ortaya çıkmıştır.

Kova Çağı’na girişimizle birlikte, önemli değişimler yaşanmasının zamanı gelmiştir. Onların “Zamanın Sonu” olarak adlandırdıkları şey aslında, yaşamakta olduğumuz çağın sonuydu. Yani, bu çağda yaşayan insanoğlunun dönüşümünün zamanı gelmişti. Yeni bir çağa ve zamana girilecek, eski çağ, yani “Zaman” sona erecekti. Peru’lu Şamanlar, bu dönemde ortaya çıkacak insan türüne “Işıltılı İnsan” demektedir…(Öner Döşer)

Sibelin Notu: Anadoluda bi zamanlar yaşamış olan (atalarımızdan) Luvilere de ışık insanlar denmekteymiş. Sonsuz bi döngüdeyiz. Gidenler ve dönenler!(tıkladınız mı?)

**

Yazarlık atölyesi: https://blog.sonsuz.us/?p=6682

Bu çalışmayla ilgilenen arkadaşlarımız bir an önce Tuva ile iletişime geçmeli ki, katılımcılar ve bana uygun gün-saat belirleyebilelim.

**

Bir kişinin özgür olabilmesi için, en az iki kişi gerekir.(Zygmunt Bauman)

Yani Bauman amcanın bu anlamlı lafına matematiksel bakarsak; 1=bilinçsiz, 2=heyyy varım, 3=ikimizi sentezledimm ve böylece dördüncü özgür bi kişi olur :))) O dördüncü olduğunu bilmez muhtemelen, ne de olsa matematiğini yapmamıştır. Gerekde yok zaten, özgür bi kişi ne isterse onu yapar 🙂

**

Tesla’nın ilginç hastalığı(!)

Nikola çocukluk çağlarında ilginç bir hastalıkla yüzleşir. Konuşulan nesneler hakkında zihninde imajlar oluşmaktadır. Zamanla bu imajlar o kadar gerçekçi hale gelir ki, onların dokunulabilir olup olmadığı tereddütleri baş gösterir. Büyük rahatsızlık ve endişe kaynağı olan bu durum psikolojik ve fizyolojik olarak açıklanamaz. Bu konu üzerine yoğunlaşır. Zihnindeki imajların bir ekrana, hatta başkalarının zihnine yansıtılabileceğini iddia etmektedir ve bunun üzerine çalışır.

İlerleyen süreçte, kendi deyimi ile zihinsel seyahatlere çıkmakta, yeni şehirler görüp yeni insanlarla tanışmakta ve hatta onlar ile arkadaşlık etmektedir. Onu 17 yaşına kadar yıllarca meşgul eden bu durum, belki de ileride yapacağı yüzlerce icadına katkıda bulunacak bir yeteneğe dönüşür. Tesla, bu yeteneği sayesinde çalışmalarında modellere, çizimlere ve hatta deneylere ihtiyaç duymadığından bahseder. Deneydeki nesneleri ve deney koşullarını zihninde oluşturup süreçleri işletebilmekte ve bu sayede henüz deneyi gerçekleştirmeden sonuçlarını analiz edebilmektedir. Bir cihazı zihninde devreye koyabilmekte; çalışırken oluşan aksaklıkları tespit edip üzerinde düzenlemeler yapabilmektedir. Baştan sona zihinsel planda gerçekleşen işlemlerin sonuçları gerçeğiyle aynıdır. Enerji, para ve zaman avantajı sağlayan bu yöntemiyle çalıştığı 20 yıl boyunca bir istisna bile olmadığını söyler.

…Aynı dönemde babasını kaybeder ve maddi zorluklar nedeniyle üniversite eğitimini yarım bırakır. Hükümetin başkent Budapeşte’de telefon şirketi kuracağını öğrenince, bu alanında çalışabileceğini düşünerek başkente gider. Ancak telefon şirketinin henüz planlama aşamasında olduğunu görür ve kendisini telgraf ofisinde düşük bir maaşla çalışırken bulur. Hayal kırıklığı ile gelen psikolojik durum içerisinde hiperduyarlılık ile yüzleşir. Algıları aşamalı olarak öylesine duyarlı hale gelmiştir ki, normal düzeyde bir ışık yalnızca gözlerini değil, cildini de rahatsız etmektedir. Birkaç oda uzaktaki saatin sesi sağır edecek kadar acı vermektedir ve ayak sesleri kendisinde deprem hissi yaratmaktadır. Bu durumda bile AC üzerine kararlıkla çalışmaya devam eder. Hiperduyarlılık giderek etkisini yitirir ancak geride obsesif bozukluk etkileri bırakacaktır. Bundan böyle yaptığı her şey 3 ile bölünebilir olmalıdır; örneğin attığı adımların sayısı, suyu yudumlama sayısı gibi. Yemek servisi sırasında 12 ya da 18 tane peçeteye ihtiyaç duyar. 3′e bölünebilen bu sayıdaki peçete ile, zaten temiz olan yemek servislerini tekrar parlatır. Bir kitabı okumaya karar verdiğinde, o yazarın tüm kitaplarını okuması gerekmektedir. Çocukluğunda annesinden edindiği ve yaşamı boyunca sürdürdüğü bir başka alışkanlık ise, bir yemeği yemeden önce hacmini hesaplama zorunluluğu hissetmesidir; bir kek ya da bir çorba, hacmini hesaplamadan yemeye başlayamaz.

…Tesla, fikirlerin zihninde kesintisiz bir şekilde aktığını, kendisi için asıl meselenin bu fikirleri kaybolmadan hızlıca yakalayabilmek olduğunu söyler.

…Tesla yüksek frekansın birçok avantaj getireceğini bilmektedir; lambalar daha fazla parlayacak, enerji iletimi daha verimli olacaktır. Ancak Tesla’nın hayalleri ve çalışmaları bunlarla sınırlı kalmamıştır. Yüksek frekans sayesinde hem bilginin, hem de enerjinin “kablosuz” iletilebileceğini düşünmektedir. Bilginin kablosuz iletimi önce radyo, sonra televizyon, günümüzde ise uydu haberleşmesi ve cep telefonu gibi teknolojilere imkân tanımıştır. Ancak Tesla’nın hayali olan enerjinin “kablosuz” iletimi, teknoloji adına bilinen hemen her şeyi değiştirecek, iletim maliyetlerini düşüreceğinden neredeyse “bedava” enerjiyi sağlayacak bir teoridir.

…Tesla, yazılarında ve konuşmalarında Sanskrit kelimelere yer vermeye başlamış, kaynağı, varlığı ve maddenin yapısını tarif edebilmek için, prana ve akaşa (enerji ve madde), ether ve aura gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmıştır. Sanskritçe bilgisi daha önceden gelmektedir, ancak kaynağı bilinmemektedir. Vivekananda, Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Sihir zamanları

Sihir zamanlarına ulaştık, ne istediğinize, özellikle birinci tekil şahıstan  cümleler kullanırken (sesli sessiz fark etmez) çok dikkat edin canlarım.

**

Allah sana şah damarından daha yakınken, sen nasıl olur da zayıf olduğunu, yeterli gücünün olmadığını, isteklerinin sana gelmediğini sanırsın be hey gafil kardeşim. Nereye kadar bu oyunu sürdürebileceğini sanmaktasın? Duydum ki ölümden korkarmışın, yahu sen daha yaşamaya bile başlamadın! (Yaşayanları tenzih ederim)

**

İstanbul uyanırsa, Türkiye uyanır! Ve bu durum evrende uyanık gezenlerin işine gelmez 🙂 well well well… Biz sizin neyi ne için yaptığınızı biliyoruz şekerler

**

Taş yerinde ağır (türk atasözü)… Ne büyük laftır bu! Bütün atasözleri birbirinden gözalıcı 🙂 Biz muhteşem varlıklarız. Hayal ediyoruz oluyor. Taşları üstüste yığıyoruz. Hepimiz bi ucundan tutuyoruz. Bir elin nesi çıkar, iki elin sesi. Üç elin kasesi, dördüncünün nefesi, beşincinin projesi, altıncının merhameti, yedincinin spirali, sekizincinin kudreti, dokuzuncunun bilgeliği,onuncu da “hani banaaaa hani banaaa” dediiii

**

Tuhaf raslantılar(!) olmuştur doğum günüm 19 Mayısla ile ilgili. Taşındığım evlerin numarası alalacele (bi kaç ay içnde) no:19 olur. Diğer şeyleri saymıycaam çünkü algıda seçicilik filan deyip geçilebilir. Şimdi Yeni doğan ben, yani Yaşayan’ın doğum tarihine neler raslıyomuş diye bi baktım: http://tr.wikipedia.org/wiki/20_Aral%C4%B1k
Tabi bana en matrak gelen şu oldu: “1970 – Kapıcılar Sosyal Sigorta kapsamına alınmak için yürüyüş yaptılar.” İşte budur dedim çünkü kapıcılarla çok yakın bi bağım oldu (sa olarak), hayatım boyunca yaptığım tespitler, söylediğim şeyler, bi kapıcı ağzından dökülmeden duyulamadılar! Onlar benim onaylayıcım, bu bazen 5 sene bazen 15 sene sonra olabiliyordu henüz olamayanlar (yani kapıcıdan onay alınamayanlar) da çoğunlukta. Bunun bi şaka olduğunu sanmayın, bu düpedüz gerçeklik :))) Bakın ben 20 numarasına geçer geçmez nerdeyse 19 mayıs bayramı iptal edilecekmiş (dün duydum Tuva’da), abartıyorum tabi, pazar pazar gülesiniz ve ne denli narsist (!) olabileceğimi görebilesiniz diye! Hahahahaha

**

Oğlumdan çok kıymetli şeyler öğrendim. Yaşarken öyle bi durumla karşılaştığımda içimde hemen onun sesi (sanki bi teybin düğmesine basılmış gibi) canalıcı tespiti söyler, ben de hemen onu bi kez daha dikkate alırım 🙂 Deneyin siz de, memnun kalacaksınız. Eğer çocuğunuz varsa onun sizinle ilgili tespitlerini dinleyin, muhakemenizi yapın. Muhtemelen dikkate değer olduğunu göreceksiniz.

ÇİFTÇİNİN HİKÂYESİ

Fırtınada uyuyabilir misin?

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.

Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu.

Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor,
burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti.

Adamın haline bakıp çiftlik işlerinden anlar mısın? diye sormadan
edemedi çiftlik sahibi.
Sayılır dedi adam, fırtına çıktığında uyuyabilirim.

Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar. Gece yarısı,
fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu.
Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.

Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:
Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına
çıktığında uyuyabilirim demiştim ya!

Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak
olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu. Dışarı
çıktı, saman balyalarına koştu.

Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca
bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş,
ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin
tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü,
yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve
gözlerini kapatırken mırıldandı:
Fırtına çıktığında uyuyabilirim.

Yaşayan’lar

Az önce tam güneşin vurduğu yastığa kedi gibi kıvrılmış, onun ısısına kendimi bırakmıştım ki bana şöyle dedi: “Her biriniz bir “Yaşayan” siniz. Ölüleri rahat bırakın.” Ve bunu der demez bi bulutun ardına saklandı, sanırım bunu sizinle paylaşabilmem için bi fırsat verdi 🙂 Böylece artık ölülerle ilgili bişey düşünmeyip, okumayıp, burdan da paylaşmayacağımı ilan ediyorum. (Eğer unutursam-aradan kaçan bişey olursa lütfen beni ikaz edin  kardeşlerim). Tüm zamanlardaki ölülerimizi saygı selam ve en samimi minnetimle yolcu ediyor, bizlere kattıkları için şükranlarımı sunuyorum, hoşçakalın.
Böylece Yaşayan’lar, hepiniz hoşgeldiniz, artık zamanımı(kendimi) yalnızca sizlerle paylaşacağım. Sevgi ve selamlarım, en tatlı gıdıklarımı sunuyorum.

**

Çevremdeki insanlar herhalde bi kaç kez duymuştur, aynı nüfus cüzdanını kullanarak yedinci kez doğdum (sonuncusuna şahit oldunuz 20 Aralık 2011 di), belki öncekilerin bazıları için bu kadar spesifik tarih verebilemem (sanırım sonuncusu için de vermemeliydim-ilerde yaşım ortaya çıkar! hahahahahaha) ama yıllar aşağı yukarı bellidir. Çünkü öncekiyle tamamen ilgisiz bi kişilk (meslek, şehir, çevre, arkadaş,fikir,duygu vs. yani kişilik dediğimiz şeyleri oluşturan her ne varsa.) Fakat az önce salata yaparken bazı ortak yönlerimiz de olduğunu fark ettim. Örneğin ilk aklıma gelen, “Ben”dediğim bu kişilerin hepsi kendine çok güvenirdi, sonuncusu da güveniyor. Öyle ki neyine güveniyorsun diye sorduracak kadar. Ve ben’lerden birine bu soru geldiğinde, o diyordu ki “bilmiyorum. Görünürde mantıklı bi sebep yokmuş gibi, sesindeki titreşimi anlıyorum ve evet sana hak veriyorum fakat gel gör ki gerçekten kendime güveniyorum.” Gerçekten de sebepsiz bişey bu. Basitçe bildiğim bi durum.

**

Bu Durummu dünden beri, hissedip yaşamaya başlamıştım ki, mailime aşağıdaki not geldi. Doğrudan alıcılar olduğumuza artık hiç şüphe yok. Yazıdan alıntıyı kanıt olarak değil, benzer hislerimi yazmak için kullanacağım, zamantan tasarruf amacıyla yapıyorum:
“Bugün, Venüs’ün teşvik edici ve anlayışlı ruhu, Terazi Burcu’nda ki Satürn ile 120 derecelik trine açısı yapıyor. Sevginin ve aşkın olgun bir anla…yış içinde olduğu ve daha stabil bir anlayışla ilermeye başlar. Küçük ilerlemeler daha olumlu olabilir. Bazı küçük ortaklılar oluşturulabilir. Çevrenizdeki deneyimli kişilerden veya yaşça büyük olanlardan destek alınabilir. Belirli otorite sahibi kişiler size yön vermek isteyebilirler. Özellikle maddi konularda bazı destekler alabilirsiniz. Eski dostlarınız veya arkadaşlarınız ile ilişkilerinizi yenilemek için doğru zamandır. Eğer kırgınlıklar varsa bu dönemde giderebilirsiniz. Yeni sorumluluklar almak için de iyi bir dönem içindesiniz.
Bulunduğunuz koşullar ne olusa olsun, hayalleriniz dahilinde vizyonunuz bellidir. Ulaşmak için bu günlerde atacağınız adımlar önem kazanır. İlişkileriniz içinde yaratıcı düşünce, çabalar yerini bulacaktır. Eğer bir ortaklık durumunuz varsa biz olarak çalışmak çok daha kolay olabilir. Aldığınız sorumluluklar ve taahhütler konusunda ilerlemek mümkün olabilir.

Merkür’ün Pluto ile aynı hizaya doğru gelmesi ve bu birleşimin Oğlak Burcu’nda olması fikilerin çok daha yoğun olmasına yardımcı olacaktır. Odaklanmak kolaylaşır. Motivasyon çoğalır. Bireysel yetenekler “BİZ” kavramı içinde kullanılmaya başlar.http://astroanahtar.wordpress.com/2012/01/13/13-ocak-2012-venus-iki-gun-sonra-balik-burcuna-geciyor/

Bu arada biraz da baş ağrısı yaptı fakat kısa sürede geçip gideceğinden eminim.

**