yeye yeee haye yeee, o yeyeye , hoo ya yeeee

Bilgiyi en hakiki elde ediş (hücresel) doğrudan deneyime d-ayanır. Fakat birinci elden deneyenleri de can kulağı ile dinlemek lazım, bu hem dinleyene hem anlatana o anda harika bi duygu yaşatıyor, üstelik bilginin ikinci en iyi ediniş yöntemi de bu. Deneyimlerimden yola çıkarak böyle düşünüyorum. Tabi bi de en süper hiperi; ani bilgilenme var, bunun nerden geldiğini bilmiyorum, fakat birden “bilirsiniz!” tam bi şüphesizlik anıdır ve üzerinde bi daha asla fikir yürütmezsiniz. Bu şahanedir (bana çok olur şükürler olsun) ama aşk gibi aramakla bulunmayan bişeydir, gelirse gelir:)

Gelin bi tekerleme yapalım bunu:

Birinci elden deneyerek X ikinci elden dinleyerek X Bilinmeyenden bilmeyerek

heyyyy… heyoooo

şarkı besteleyin bundan, süper bi melodisi var 🙂

Birinci elden deneyerek
oooyooo…heyoo….ooooo
ikinci elden dinleyerek
heyoooo, heyoooo… hoooooo
Bilinmeyenden bilmeyerek
yehooo yehooo hoooo

Nakarat
Birinci elden deneyerek X ikinci elden dinleyerek X Bilinmeyenden bilmeyerek
yeye yeee haye yeee, o yeyeye , hoo ye yeeee

**

Parrot
Parrot dies
he’s now in Paradise

Bu perrot (papağan), Huxley’in ADAsındaki he an yanıbaşınıza konan ve “şimdi ve burada” diyen olsa gerek 🙂

**

Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince karıncalar balıkları. Bugünkü üstünlüğüne güvenme. İlerde kimin üstün olacağına ancak suyun akışı karar verir. (kızılderili atasözü)

**

“Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer yağmura saygın varsa; seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır!..” -Alfred Capus-

**

E’BU dur :)

EBU’lardan çok güzel sonuçlar almaya başladık. Sanırsam zaman bizim yardımcımız oluyor. Senelerdir parça parça yaptığım uygulamalar, kişisel terapiler EBU’da öylesine hesapsızça bütünleniverdi ki, ben bile bu işe şaşmaktayım. Entegral seviye için, yani ikinci düşünce katına adım atabilecek insan sayısının artacağına dair yeniden ümitlendim. Gerçi sonuçta varoluşumuz için her şey mükemmeldir, olabilecek kadarı oluyor. İşaretleri algılayabilmek sadece kolaylaştırıcılar 🙂 (EBU için tıklayınız)

**

Yapılmaması gerekenleri yaparak öğreniyoruz ve tersi de tabi. Zaten gerekler ve doğrular insan uydurması! Esas o-ğ-lan bilincin, biz insanlar vasıtasıyla an be an gelişmesi 🙂

Bi şeyin insana basit ya da kolay gelmesi için, o şeyi “hatırlıyor” olması gerektiğinden emin oldum artık; çünkü anlamak zihinle yapılıyor ve hızı da kapsamı da düşük, oysa hücresel bi ayma işlemi müthiş hızlı ve kolay, o da önceden deneyip bilmişlik gerektiriyor (Rüyaların aydırılmasını da yabana atmayalım).

**

http://www.youtube.com/watch?v=ILSyt_Hhbjg&feature=share

Galiba işte bu sebeple hepinizi frekanslar diye selamlıyorum her gün 🙂

Biricikliğimizin şerefine…

**

Bu Yaşayan bebiş kendine (Y) diye bi imza edinmiş. Bu benim aklıma “Yan oda” kampanyasını anımsattı. Çok güldüm. Vay yan oda vayyy!!! Yerim seni… Yok yani yemiceem sadece bi sevme terimi bu, yanlış filan anlamasın bebiş.

Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Take our hands out of control,
Take our hands …out of control

Now, tell me what you saw,
Tell me what you saw,
There was a crowd of seeds,
Inside, outside,
I must have done a dozen each

**

Ooov… Bugünkü Big Bang Theory hiper süperdi. Yani 40.bölüm. Keşke bi yerlerde olsa da sizinle paylaşabilseydim. Epey zamandır bu kadar dipten ve şiddetli ve uzun gülmemiştim. İyi ki varlar, emeği geçen herkese (türkçe bilmedikleri için görmeyecek ya da duymayacak sanıyosanız, bazingaaaa!) teşekkür ediyorum.

Hücrelerimiz tembel mi?

TE: ” İnsan açısından bakacak olursak, insanlar en az gayretle en rahat edecekleri yaşam tarzını seçerler, diyebiliriz.”

Bu açıklama bana pek inandırıcı gelimiyor. Bu söylentiyi genelde fikralarda memurlar üzerine çok duyarız. Bu saptama tembelliğin bilimsel onurlandirilmasi olur ki bu da bence gerçekleri hiç yansıtmıyor. Bu betimlemek neden bir dağcının en doruklara tırmandığını açıklamıyor. Bu betimlemek neden insanların rahat bir yaşam seçmek yerine okullarda ızdırap çektiklerini anlatmıyor. Bu betimleme ırmakta boğulmak üzere olan biri neden köprü başında olan başkası tarafından hayatını tehlikeye attığını anlatmıyor. Oysa bogulani rahat rahat izleyebilirdi. Böyle akıl almaz çok örnek verilebilir.

Insan denen mahluk o micro boyutta anladığımız sandığımız özelliklerden daha karmaşıktır. Pascal şöyle demiş: Gonlun nedenlerini akıl algilayamiyor.

sa: Sevgili Turan, sadece bu yazında değil seninle başka konulardaki sohbetlerimizde de dikkatimi çeken bi kabulün var, belki önce onu açıklığa kavuşturmalıyız. “En az gayretle en rahat edecekleri konuma ulaşmak” anlamına gelebilecek her konuşmada itiraz ettiğini gördüğümden buradaki anlamı “tembellik” ve bi çeşit kadercilikle eşleştirmiş olabileceğini düşünmeye başladım.
Oysa ne atomların ne de hücrelerin tembellik içinde olduğunu söylemmek sanırım mümkün değil. Burada söylenmek istenen (bence) her an “fayda analizi” yapmayı becerebilmektir. Sana fayda analizini iyice incelemi önermiştim bi aralar. Belki bunu “attığın taş ürküttüğün kuşa değsin” atasözündeki gibi (Bir işi yapmak için kullanılacak kaynağın, işin sonucunda elde edeceğin faydadan daha küçük olacağı durumlarda kullanılan bir söz.)tatmin edici olmasıdır. Ancak burada da hemen bi çeşit kişisel hırslar ya da maddi faydalardan bahsedilen rahmetli Özal’ın,”bir koyup bin almak” gibisinden köşe dönücülük anlamı da çıkarılmamalı. Buradaki FAYDA, bütünselliğimizin tamamını içeren, içermesi gereken bir analizin her an yeniden yapılmasını gerektirir.
Buna biz Toltec felsefesinde çok kısaca “bilgelik yolundaki savaşçı anda gerekeni yapar” denmiştir. Üstelik her sözcükte eylem eylem eylem, önerilmiştir. Peki sence bu durumda tembellikten söz etmek mümkün müdür?

TE: bu faydacilik felsefesi Ingilterenin endürüstlenmesi zamaninda cok yaygin olan bir felsefeydi ve ne kadar dogru oldugu görüldü. Senin anlatmak istedigin sey ile burada bahsi gecen “fayda” cok degisik seylerdir. Sen sunu demissin: “bilgelik yolundaki savaşçı anda gerekeni yapar”  Bu sözler ile “En az gayretle en rahat edecekleri konumaulaşmak”  cümlesi arasinda büyük fark vardir. “Anda gerekeni” yapmak “en faydalisini yapmak” ile esdeger degildir. Bogulmakta olan biri neden hayatini tehlikeye atip akintilardan bogulmakta olan o insani kurtarsin ki? Burada fayda nedir? Bence o adamin yaptigi seyin kendince hic bir faydasi yoktur. “En ay gayret” bu örnekte ne olurdu simdi? Bence en az gayret o bogulmakta olan adami kaderine terk etmekti. Eger gercekten o adam mantikli bir hesap yapmis olsaydi kendini tehlikeye atmazdi. Oysa o ne yapiyor? Mantik disinda kendi hayatini tehlikeye atiyor? Insanda onu belirleyen mantik disinda baska seyler de olmali. O adam “gerekeni” yapiyor, hem de hic hesap yapmadan.

sa: Sevgili Turan, sen öyle anlamak istiyorsan beni hiç rahatsız etmez ama ben böyle anlıyorum 🙂

“Bogulmakta olan biri neden hayatini tehlikeye atip akintilardan bogulmakta olan o insani kurtarsin ki? Burada fayda nedir? Bence o adamin yaptigi seyin kendince hic bir faydasi yoktur.”
Diyorsun, bundan neden bu kadar  eminsin?
Eğer o anda kişiyi kurtarabilme ihtimalini GÖRDÜYSE insan bu fırsatı kullanır çünkü bir kişiye ulaşmak DÜNYAya ulaşmaktır.Yok eğer o ihtimalin olmadığını GÖRDÜYSE bu kez de suya atlamayarak yine bir kişiyi (yani kendini) kurtarmış olur, ki bu da dünyaya ulaşmak olur.

**

I can’t win, I can’t wait
I will never win this game without you, without you

http://www.youtube.com/watch?v=dkDnCynREr8

“kazanamam, bekleyemem. Sensiz asla bu oyunu kazanamam” diyo. Çok doğru, bizi içten ve dıştan çevreleyen potansiyel olmaksızın bu oyunu kazanmak şöyle dursun varlığımızı bile sürdüremeyiz. 🙂

Şans ya da kaza faktörü,

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz.

Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor.

Aslında karar mekanizması yazısında bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim. (Yazının tamamı oldukça esinlendiricidir, tıklayınız)

**

KAZA sözcüğü OyunKuramı‘nın da temeli imiş:

OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür.

Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz.

OYUNUN her anında BİR vardır.

BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur.

İnsan öldüğünde ya da olduğunda oyun dışı kalır.

İnsan ölürse de, olursa da bunu bilemez.

Bilemez çünkü BİR olduğunda ayırt edemez.

**

sa: Aynı kişiler aynı oyunu oynasalar (örneğin canasta) bile aynı oyun olamaz 🙂 Davranış modelleri bile kişilere göre değişi, hele onun ötesinde bi de dağılım perileri var! :)))

AS: dolayısıyla, her an değişen bir oyun içinde oynamaya çalışıyoruz, geçmiş oyun deneyimlerimiz bize sadece bulanık bir yön çiziyor 🙂

sa: Eh işte insan olmak bu yüzden çok zor fakat haz alabilme yetisi için de başka bi alternatif henüz bilmiyorum, bu açıdan bakılınca da insan olmak muhteşem bi şey

AS: herşeyini bildiğimiz bir oyunun keyfi kalmazdı…

sa: Kesinlikle katılıyorum. İşte bu sebeple bişeyi 12 dkdan daha uzun hatırlayamıyomuşuz (yani sürekli iç konuşmma yapıp ezberlemezsek), ya da 12 sn, emin değilim. Ezberlersek de, artık yeni hiç bi şeye açılamayacağımız bi kafese kilitlemiş oluyoruz kendimizi! Buyrun burdan yakın.

Işıktan yavaş- Gölgeden hızlı

Biz zaten geçmişte yaşıyoruz. Yani hücrelerimiz anda yaşıyor olabilirler (bilmiyorum) ama bilinçli kendimiz, ben olgusu, her zaman olayın biraz gerisindedir. Bence farkındalık denen şey de basitçe olayın ne kadar gerisinde olduğunun ölçüsüdür. sa

**

  1. Karar vermeden önce iyice düşün, üzül;ama kararını verdikten sonra, kov aklından tasayı, düşünceyi ve öyle ilerle. Çünkü daha verilecek milyonlarca karar beklemektedir seni. Böyledir bir savaşçının yöntemi.

  2. Kararsızlık içindeyken ölümü düşünür bir savaşçı.

  3. Bilgi adamı olmak için, bi savaşçı olması gerekir insanın. Sızlayan bi çocuk değil!Pes etmeden, yakınmadan, çekinmeden, görene dek, hiçbişeyin hiçbi önemi olmadığını kavrayana dek çabalayıp durmalıdır. (Tıklayınız)

**

İngilizcede karar anlamına gelen decide kelimesinin kökü, hamicide (adam öldürme, katil) ve suicide (intihar) kelimelerinde olduğu gibi “öldürmek” anlamına gelirmiş. Yani karar verdiğini yaşatmak diğer olasılıkları öldürmek anlamında. Çok eskiden rastladığım bişeydi bu, hem de CC’den filan çok önce ve beni şaşırtmıştı.