Görücü

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa

**

Falcıyla Görücü arasında ne fark var?

Falcı, görüp söyledikleri ile övünür. Görücü ise görüp söylememeyi başardıkça ve uygun soruları sorabildiğiyle tatmin olur. Hele kişiye kendi cevabını buldurmayı başardıysa işte o zaman sevinir.

Rüya yoruculara bir bakın, ne hoş gelir onlara kehanette bulunmak.
Velakin bu hiç de özel bişey değil, kolayın kolayına kaçmaktır bencileyin. İnsanlar zaten seçim yapmamak, kendileri hakkında gereken kararları vermemek için kırk takla atmaktalar. Onlara ne yapacaklarını, ne olacaklarını bi söyleyen olsun ki kendi sorumluluklarını almasınlar, tek dilekleri bu çoğunun.

**

Ayrılmak için eşyalarımı toplamaya başladım. Don Genaro defterimi toparlamama yardım etti ve onu çantamın dibine koydu.
“Orada sıcak ve rahattır,” diyerek göz kırptı. “Defterinin hastalanmayacağına emin olabilirsin.”
Sonra don Juan ayrılmam konusundaki fikrini değiştirir göründü ve deneyimim hakkında konuşmaya başladı.
Bu arada çantamı don Genaro’nun ellerinden kapmaya çalıştım, ama daha ona dokunamadan yere düşürdü. Don Juan sırtı bana dönük konuşuyordu. Bir hamleyle çantayı aldım ve hızla defterimi aramaya başladım. Don Genaro gerçekten de onu öylesine iyi yerleştirmişti ki alana kadar canım çıktı; sonunda çantadan çıkardım ve yazmaya başladım. Don Juan ve don Genaro bana bakıyorlardı.
“Çok kötü durumdasın,” dedi don Juan gülerek. “Defterine uzanman, bir sarhoşun şişeye uzanması gibi.”
“Şefkatli bir annenin çocuğuna uzanması gibi,” dedi
don Genaro.
“Bir rahibin haçına uzanması gibi,” diye ekledi don Juan.
“Bir kadının donuna uzanması gibi,” diye haykırdı don Genaro.
Beni arabama kadar geçirene dek bu yakıştırmalarını sürdürdüler. Ayrılırken arabamın içinden kahkahalarını duyabiliyordum.(cc)

**

Güçlü bir istence sahip olup da göremeyen büyücüler olabilir. Bir bilgi adamı, dünyayı hem duyularıyla ve istenciyle hem de görmesiyle sezebilir.

Bakın burada duyu+istenç+görme birleşerek büyük bir fark yaratıyor.

İstenci güçlü ama göremeyen bir büyücü hayatı boyunca savaşçı gibi yaşamak zorundadır. Oysa bir görücünün, artık savaşçı gibi yaşaması gerekmez. O zaten her şeyi OLDUĞU gibi görür.

İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiç bişey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani yok olmuş demektir ama yine de ortadadır.

Üstün bi görücünün oluşumundaki en önemli unsur, sınırsız yetkeye sahip bir ufak tirandır. (Ufak tiran nedir tıklayınız)

En Genel Durum Enerjisi

Günaydın frekanslarımmmm, iyi bir pazar olsun. Her frekanstan insanla (hatta varlıkla) karşılaşma imkanınız var ancak onlardan sadece sizin frekansınıza uygun olanlarla anlamlı (iyi/kötü farketmez) bi İLİŞKİ sürdürebilirsiniz. Buna şöyle bi örnek vereyim; rüyanızda tanımadığınız insanlar ya da varlıklar görürsünüz ancak o kişileri bi daha başka rüyada görmeniz hele her rüyanızda görmeniz mümkün olmaz. Ancak frekansınız aynıysa onlarla yeniden karşılaşabilirsiniz. Ve bu doğal şartları değiştirmek için enerjinizi boşa tüketmeyin. Önünüzde almanız gereken bi çok karar var ve bunun için enerjiye ihtiyacınız var. Sevgilerim ve selamlarım, en derin saygılarımla sizlere ulaşsın.sa

**

En Genel Durum Enerjisi
Doç. Dr. Haluk Berkmen
Örgü-alan ile ilgili ulastıgımız sonuçları topluca özetlemekte yarar var
kanısındayım. Çünkü bundan sonrası biraz daha derin konular içeriyor. Örgü alan
her yöne dogru yayılan bir yapı olup dügüm noktalarından olusur. Nesneler bu
örgü alanın içinde degildirler. Onlar örgü alanın kendisidirler. Yani, örgü-alan
belli bir bölgede sıkısıp dügümlerin yogunlugu arttıgında “nesne” olusur. Nesne
bir dalga paketidir. Tek bir dalga degildir. Dolayısıyla her nesne, en küçükten en
büyüge kadar, dalgasal bir sistemdir.
Burada “dalga paketi” ile “sistem” sözcüklerini aynı anlamda kullanıyorum. Yani,
tek parçacık fikrinden vazgeçip “dügümlerden olusmus bir sistem” kavramına
geçmek gerektigi görüsündeyim. Her dügümler küçük yaylar gibi titresir. Eger
örgü-alanın düzgün bir bölgesinde isek o bölgeye “bosluk” veya “vakum”
demekteyiz. Ancak bosluk veya vakum denilen bölge dahi enerjiden yoksun
degildir. Çünkü her titresen dügüm noktası enerji içermektedir.
Titresen yayların enerjilerine “potansiyel enerji” veya “durum enerjisi”
diyoruz. Yaylar (dügümler) vakum bölgesinde küçük titresimler yaparlar. Bu
bakımdan vakum titresimleri hiçbir sekilde sıfıra esit olamazlar. Bu titresimler
dogal olarak karmasa yaratırlar. Karmasanın olusması için gerekli dıs etki Takyon
evrenden gelir. Karmasa olustugunda dügümlerde yerel olarak bir miktar
yogunluk artısı belirir. Bu yogunluk artısı iki farklı durum ile sonuçlanabilir.
Bu iki farklı durumdan biri yogunlugun dagılması ve dügümlerin eski hallerine
dönerek tekrar zayıf titresim hareketlerine devam etmeleri ile sonuçlanır. Bu
sonuç, simetrinin geri gelmesi olarak da tanımlanabilir. Çünkü vakum durumunda
tam bir simetri vardır. Her titresen küçük yay diger her yay ile aynıdır ve bu
bakımdan birbirlerinden ayırt edilemezler.
3kinci durum yogunlugun artarak çogalması ve yayların daha çok gerilmeleri
sonucu durum enerjisinin yerel olarak birikmesi durumudur. Böylece belli bir
örgü-alan bölgesi vakumdan farklı bir yapıya ulasır. Eger bu yapı dagılmayıp
varlıgını sürdürürse o bölgede “parçacık” adını verdigimiz belirgin bir dalga paketi
meydana gelir. Bu yeni durumda artık simetri aniden kırılmıstır.
Simetri kırılımını alttaki sekilde görmekteyiz. Sapkanın tepesinde oturan küçük
adam kararsız denge durumundadır. Oradan herhangi bir yönde asagı dogru
kayabilir. Bulundugu noktada her yön esit oldugundan tam bir simetri söz
konusudur. Hangi yana baksa aynı görüntü ile karsılasacaktır. Tepeden kayıp
sapkanın alt bölümün geldiginde ,se simetri kırılmıs olur. Çünkü sapkanın alt

kısmında etrafına baktıgında ardında tepe gibi yükselen bir bölge görecek, aynıtepeyi karsısında görmeyecektir.
Bu durum Harmonik Osilatörün enerji seviyelerine benzer (Bkz. 28-Kritik
Noktada Dönüsüm). Tepedeki küçük adamın potansiyel enerjisi alttaki küçük
adam dan fazladır. Alttaki adam taban enerjisine ulasmıs olsa da hâla kendi
yerinde hareket etme yetisini korumaktadır. Bu durum bir yayın titresimine
benzer. Her parçacık bir “yay sistemi” oldugundan küçük yay enerjilerinin toplamı
da parçacıgın enerjisini olusturur.

http://www.halukberkmen.net/pdf/81.pdf

Yolcu fıkrası

Eskiden yüzlerce kez anlattığım ve her seferinde gözlerimden yaş gelerek güldüğüm bi fıkraydı:

Bi seyahate çıkmak üzere olan adam ve iki arkadaşı tren garına gelirler. Adam gişe memuruna “falanca yere tren saat kaçta?” diye sorar. Memür da ilk tren 13.00 de der. Bizimkiler bakarlar ki daha bi saat var, hadi şu yakındaki gazinoya gidelim burda beklemeyelim derller. Neyse derken bi saate bakarlar ki saatbire beş var! Bunlar koşa koşa perona gelirler ki rten gitmiş.

Bizimki tekrar gişeye giider sonraki treni sorar. Memur da üçte der. Bunlar yine gazinoya giderler ve maalesef yine aynı olay başlarına gelir. Bu kez sorduklarında son trenin dörtte olduğunu öğrenirler. Bu kez tedirginlikle tartışırlar burda mı beklesek yoksa gidip otursak mı diye sonunda rahatlık ve eğlence baskın çıkar, giderler ve yine son anda akılları başlarına gelir. Koşa koşa perona gelirler.

Gelirler ki, tren yavaş yavaş hareket etmiş, hemen koşarlar, bi tanesi son vagonun kapısına atlamayı başarır. Diğeri zarla zorla son vagonun arkasına tutunur kendini yukarı çekmeyi başarır.. Üçüncüsü ise bi süre koşar ama tren artık hızlanmıştır. Derken birdenbire rayın üzerine oturup deli gibi gülmeye başlar, hatta öyle güler ki yerlerde debelenir. Bunu gören memur eyvah der içinden bunu da kaçırınca adam aklını kaçırdı! Çekinerek adama yanaşır. “nooldu birader neye gülüyosun böyle?” diye sorar.

Bizimki gözlerinden yaşlar boşanarak şöyle cevap verir “yahu ben gülmeyim de kim gülsün. Yolcu benim, onlar beni yolcu etmeye gelmişlerdi!”

**

Adamı güldüren tam neydi bilmiyorum ama beni güldüren, o trene binmeyi başaranların hangi durakta akılları başlarına gelecekleri ve ne tepki gösterecekleriydi 🙂

derler ki:Bir İnsanın, Nasıl Güldüğünden Terbyesini, Neye Güldüğünden Akıl Seviyesini Anlarsın…

Demek ki o zamanki Sibel (beş hayat filan önceki), insanların durumun heyecanına kapılıp bilinçsizce davranışlarını ne zaman fark edecekleri ve nasıl tepki göstereceklerini merak ediyormuş ve bu durumu komik buluyormuş

te: Evet, belki de kendini o trende yolcu ediyor zannettin. “Başıma böyle bişey gelmiş olsaydi ben ne yapardım?” dedin…

sa: Aynen 🙂 Tabi insanların kolay kolay ders almadıklarını ve eğlenceye vekendini kaybetmeye ne kadar yatkın olduklarını da gözlemlemiştim o zamana kadar. O sebeple bu fıkra bana çok gerçekçi geliyordu:)

Aşk ve büyümek

Benzersizliğimize hiç zarar vermeyen hatta tüm gücüyle destekleyen birleşikliğimize kadeh (içinde filte kahve var) kaldırıyorum; yarasın 🙂

Ayrıca demlenen her şeye saygı ve sevgiler sunuyorum
sa

**

Harika bi haftayı geride bırakırken şahane bi haftasonunu kucaklamaya hazırız. Bir kavuşup bir açılan kollarımız, kanatlarımız ve nefesimiz. Benzersiz varlığımız benzersiz yeni tohumlardan benzersiz yeni bir dünya kuruyor. Bu güzelliklere hayran olmamak mümkün değil. Şükürler olsun ki hissedebiliyoruz.
sevgi ve selamlar arkadaşlar.

Bu arada, Ay İkizler Burcu’nda yol alıyomuş. İç güdüsel tüm davranışlarımız ortaya çıkabilir, ruhsal anlamda iletişim ise bu dönemde daha aktif olabilirmiş (ben astrologların yalancısıyım, bildiğimden değil yani!)

**

Aşk zannedilen beklentiler yumağı değil de gerçekten aşık olduğun her şey ilahi aşktır. sa

FT: İlahlarim bi hayli cok bu durumda. :-))

sa: Ne malum çok olduğu? İlah tektir, biz onu bi çok benzersiz şey içinden tanır ve aşık oluruz 🙂

EA: Biz kim peki 🙂

sa: Ben 🙂

**

Birisi bu şarkıyla ilgili şöyle bi yorum yapmış, anlayabildiğim
kadarıyla hoşuma gitti:
“Cause there’ll be no sunlight, if I lose you baby.” You said to your
girlfriend after you realized, recognized those mixed signals that
will let you know that you will be left soon in that relationship you
only insist in the first place. Yes, she is the sunlight that can make
you feel energized every time you… just have contact with her in any
sense and can make you feel rejuvenated when everything else seems to
fail. When every little thing about her just mean so much to you,
where every single thing about her makes you feel that you are
complete and fulfilled. That you like yourself better when you are
with her and more.

There will be no sunlight, the right path or the right direction,
where you know in yourself that you have no inspiration to go through
all the things and stuff not necessarily enough to live the life where
you need is love. You can’t have that courage to persevere where you
know at the end of the life tunnel, there will be no light or path to
follow and live with. Something like, where you find yourself on a
purpose then suddenly someone have to turn your services down and just
thank you. God Bless!

**

Çok hoş çok sevimli, kahkahalar attım hali devrana.

Velakin ben aynı hatayı iki kereden fazla üst üste yapmamışımdır, tekrar deneyeceksem araya bi 8 yıl koyarım.Belki değişmişizdir. Bu kez damdan atlarım bacağım filan kırılmaz, belki zıplayabiliyorum, belki kanatlarım çıktı, kim bile
bilir ki!

**

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa

Sessizlik,cinsellik,soyut

İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir.(Gurdjieff)

**

Evrenin bir yaratıcısı, yani ilk olan bir gücün varlığını kabul etmeye yatkınız; çünkü daha iyi bi fikir aklımıza gelmedi. Buna bilim adamları zeki enerji diyor, ben BİR diyorum. Dini inanç sahipleri Tanrı diyor.
Bizim güneş sistemimizin yaratıcısı olan Bir’in sapmış bölümü (sevgi), işe önce ışığı yaratarak başladı, sonra gerisi geldi. Yaratma işlemi esnasında Sevgi (bir‘in sapmışı olan bölümü) , yarattıklarına “özgür irade” verdi.
Özgür irade, seçim yapabilmek anlamına gelir basitçe. İnsanlar seçim yaparak yaratanın işlerine katkıda bulunmaya başladılar, yani birlikte yaratmaya başladılar.
Bu yetki, insan için bir onur/görev dir. Bunun farkında olmak, insanı hem sevince hem de sorumluluğa mahkum eder. (Tıklayınız)
(Not: yılın son günlerinde birdenbire 2005 e döndüm nedense, bi düşünmeliyim galiba nedendir diye! Bu yazımız eskidir ama sitemizin en çok tıklanan yazısıdır, herhalde başlığında cinsellik kelimesi yer aldığından 🙂 Hala aynı fikirde miyim? Bilmiyorum ama ana fikre hala katılıyorum galiba)

**

Kendinizi dayak atmayı, ha bire bıçaklayıp şişlemeyi bırakın yahu! Yetmedi mi? Nedir borcunuz? Kimedir borcunuz? Artık mükemmel biricik, şahane, olağanüstü olduğunuzu kabul edin de kurtulalım.

Sizlere düşman gerekmez zaten!

**

Bir Bilgelik yolundaki savaşçı için her şey kendisiyle başlar ve kendisiyle biter. Bununla birlikte, soyutla ilişkisi onun kibrini siler atar ve o da soyut ve kişiliksiz bir insana dönüşür.

Bir Bilgelik yolundaki savaşçının meşrebi, kendisini etkilemiş ne varsa anısını canlı tutmasıdır; teşekkür ve veda etmesinin tek yolu da şu sihirli edimidir: sevmiş olduğu ne varsa sessizliğinin içinde saklar.

Savaşçı sessizce, yavaşça ve her seferinde az bir parça yemek yer. ( Bir öğünde dört ağız dolusu.

Savaşçıları zihinlerinde yalnızca bir tek şey vardır – özgürlükleri. Ölmek ve Kartal’a yem olmak bir mücadele değildir. Oysa sessizce Kartal’ın çevresinde dolaşarak özgürlüğe kavuşmak, en büyük cesarettir.

Bir Bilgelik yolundaki savaşçı, niyet ile bağlantısı bağlamında dört aşamadan geçer. Birincisi niyet ile pas tutmuş, güvenilmez bir hat kurduğunda. İkincisi bunu temizlemeyi başardığında. Üçüncüsü bunu kullanmayı öğrendiğinde. Ve dördüncüsü, soyutun tasarılarını kabul etmeyi öğrendiğinde. (CC)

**