Durduk yerde kirlenmekten hoşlanmıyorsanız,
Domuz görünce tanıyabiliyorsanız,
Domuz hoşnut etmekten özel bi zevk almıyorsanız,
Spor olsun torba dolsun felsefesinde değilseniz,
Ata sporum güreş olsun da ne olursa olsun demiyorsanız,
Denetimli deliyim, bir anlamda veliyim diyemiyorsanız
Kirlenmekten korkmayın diye temizlik tozu reklamı yapmıyorsanız…
Bu durumda;
“Bir domuzla asla güreşmeyin. Birincisi, siz kirlenirsiniz; ikincisi domuz bundan hoşlanır”
Kategori: Esinti
Koku tattan önce gelir,
Koku tattan önce gelir, tatsa mide ağrısından önce. sa
Şimdi, yeşil sivri biberi alıyorsun, çok taze ve güzel GÖRÜNÜyor. İştahla ısırıyorsun, gerçekten güzel ve tatlı. üçüncü ısırmada bi koku gelip yalayıp geçiyor,acı biber kokusu! Bi daha ısırırsan ağzına acı tat geliyor. Devam edersen başına hoşuna gitmeyen şeyler gelmeye başlıyor. Sen bunlar konusunda şikayet edebilir veya tanrıdan geliyor diye kabul sunabilirsin, böylece sorumluluunu almayı istemeyebilirsin. Veya kokuyu ilk aldığında yönünü çevirir, kendine güvenmeyi, kendi tanrısallığını/üstatlığı takınmayı seçebilirsin.
Metaforları da biberleri de seviyorum 🙂
*
-
Turan Erdal Ama bir üstat “aci olsa da fark etmez” demeliydi diye düsünüyorum, cünkü onun icin aci-tatli kavrami duygusallik olmasi gerekir.
-
Sibel Atasoy hahahahahaha üstatlık aptallık değil. Velakin başka bi amaç için bile bile denetimli delilik yapabilir tabi, bu da dışarıdan hiç anlaşılmaz; koku mu almıyor, kendine mi güvenmiyor yoksa denetimli delilik mi yapıyor
-
Turan Erdal Tabii ki, eger “iyi” “kötü” diye tepki vermis olsaydi, degerlendirmis olacakti, o zaman da müdahale etmis olacakti
-
Sibel Atasoy evet sadece saygıyla ve doğallıkla yolunu değiştirdi.
-
Turan Erdal Bu nasil olurdu?
-
Sibel Atasoy Şunu da belirteyim (kısıtlı görümle); insanların hepsi aslında üstat fakat bunu takınmayı bir takım sebeplerle erteleyebiliyorlar, bunların başında kontratları geliyor, AN/KAN/İZAN bütünlüklerinin çeşitli aşamalarda devam eden konratları.
“Pat diye Bırakılan Paketler”
“Bu mesajı size lineer bir zaman perspektifiyle, peş peşe sözcükler kullanarak vermek zorundayız. Bu iletişim kurmak için korkunç bir yoldur! Bu yavaş ve hantal bir yoldur. Oysa söyleyeceğimiz şeyleri bir enerji paketi halinde üzerinize pat diye bırakabilmek isterdik ki onu bir anda anlayabilesiniz. Eğer rüya görüyor olsaydınız bunu yapabilirdim, siz uyanıkken bunu yapamam.” Kryon – Lee Carroll
Neyse ki Rüyalar ve vizyonlar yoluyla bi çok şeyi pat diye alıyoruz/veriyoruz. “Yaşamın en yüce amacı rüyalar ve vizyonlar görebilmektir” diyen kızılderili bunu kişisel olarak biliyor çünkü kültürleri bunu destekliyor.Biz de görüyoruz o rüyaları ve vizyonları ancak batı kültürümüz bunu desteklemediği için anlamlandıramıyorduk. Velakin gözümüz epeydir açıldı 🙂
Kendimden örnek verecek olursam; dünyanın mekanizmasına dair tüm anlayış genişlemelerimi rüya ve vizyonlarda (ve onların açılımlandırma yöntemlerini uygulayarak) edindim. Okuduğum binlerce kitap, tefekkürlerim, yazdıklarım ve gözlemlerim ise sadece, rüya ve vizyonlarda aydıklarımı bu yanda doğru düzgün ifade edebilmemi sağladı. Onları ifade edebildiğimde ise sorgulayıcı zihnim ikna oldu, böylece proses tamamlandı.
Eğer ifade yollarımı genişletemeseydim, Maharaj gibi her soruya aynı cevabı verirdim; “O Ben’im” ve söylenebilecek en basit ve tek nihai cevap olurdu. 🙂 Önemli olan frekansının bu gezegene ve evrene katkısı. Ki zaten her bireyin katkısı ile bu alemler böylesi oluyor. Mümkün olabilen en iyi fotoğraf şu an budur ve bence bundan sevinç duymayacak kimse yoktur 🙂
Gerçek Şimdi Burada
Algı alanınızın genişlemesine karşı doğal bir biyolojik tepki var. Ego hala oyun alanındaki yaşamın bir parçasıdır, bu yüzden onu sık sık dengelemeniz gerekir. Yaşamınıza giren yeni fikir ve vizyonlara karşı ego doğal bir tepki üretir, değişimin başını çekenler zaman algısıyla ilgili çarpıklıklar yaşarlar. Bunun belirtilerinden biri acele etmeniz ve tüm gücünüze hemen sahip çıkma konusundaki endişenizdir. Bu endişe, eğer acele etmezseniz dünyanın siz olmadan başını alıp gideceği izlenimini verir. Bazıları bunu o kadar yoğun bir şekilde hisseder ki, enerjisini ve odağını tamamen o yöne çevirir. Bunun doğal biyolojik bir tepki olduğunu, yeni zaman algınızla ilgili bir yan etki olduğunu bilin. Buraya yapmaya geldiğiniz her şeyi yapacak kadar zamanınız var. Bu konuda endişe hissetmeniz, aslında ilerleme kaydettiğinizi gösterir.
Zamanı değiştirmenin karşısındaki en büyük zorluk, hedeflerinizi, egonuzu ve inanç sistemlerinizi aşamayacak kadar büyük tutmanızdır. Şimdiki inanç sistemleriniz bir zaman yolculuğunu desteklemediği için zamanı ancak hafifçe saptırabilirsiniz. Zamanı genişletip daraltmak daha yüksek boyutlarda uygulanacak faaliyetlerdir. Onları şimdi sınırlı bir ölçekte de olsa uygulamak sizi ilerde bekleyen şeye hazırlayacaktır. Yakın bir gelecekte, bugün çok mistik görünen bu güçler olağan ve sıradan hale gelecekler. Hatırla
Biz hayalperest doğanlar, bilimkurgucular özellikle biraz daha aceleci ve heyecanlıyız galiba. Ufacık çocuktan beri bu günlerin gelmesini bekliyordum
Yeni yazarlar yetiştirdiğimiz Ölümsüz Öyküler Yayımevi zamanlarında, çocuklar ve gençlerle sayısız hayaller toplantısı yapardık sabahlara kadar süren. Onların içinden sonradan ünlü olan bi tanesi şöyle demişti: Ben hayal ettiklerimin gerçek olmasını hiç dert etmem, örneğin şu terasa bi UFO konsa şimdi başımı çevirip bakmam, beni ilgilendirmiyor!.
Oysa pek çok daha gençler ve çocuklar ve tabi ben ona hayret etmiştik, biz hayal ettiklerimizin gerçeğe dönüşmesiyle çok ilgiliydik, çok heyecanlıydık. Onları beş duyumuzla algılayabilmek için dört açılmıştık, nasıl da tetikteydik bilseniz, artık gülümser miydiniz, acır mıydınız, vah vah mı derdiniz bizlere bilemiyorum. Hahahahahaha
Özetle biz bi çoğumuz hem kurgucu hem deneyciyiz, gerçekleri çoğu kez başka boyutlara gidip gözlemekle birlikte burada şimdi nasıl şekil alacağını da merakla ve büyük istekle bekleriz
Hiçbir şeyin adının olmadığı koru
Bu,’ diye düşündü Alice, ‘hiçbir şeyin adının olmadığı koru olmalı. Oraya gidersem, acaba benim adıma ne olacak. Adsız kalmak hiç de hoşuma gitmez…çünkü o zaman bana başka bir isim vermek zorunda kalacaklar, bu da hiç kuşku yok ki çirkin bir ad olacak. Ama o zaman da eski adımı alan yaratığı bulmaya çalışırken ne eğlenirim doğrusu! Bu, insanların köpeklerini kaybettiklerinde verdikleri ilanlar gibi bir şey…Fırla* diye adıyla çağırdığınız anda hemen tepki verir, pirinçten tasması var…Biri karşılık verinceye değin karşınıza çıkan her şeye *Alice diye seslendiğinizi bir hayal edin! Ama akılları varsa buna karşılık vermezler!’
Böyle dolaşıp durduğu sırada birde baktı ki koruya varmış; pek serin ve gölgeli bir yerdi burası. ‘Neyse, yine de bu da bir teselli,’ dedi Alice ağaçların altına girdiği anda, ‘bu kadar sıcaktan bunaldıktan sonra, bu şeyin, şeyin altına girmek…neyin?’ diye devam etti, o sözcüğün bir türlü aklına gelmemesinin verdiği şaşkınlıkla . ‘Yani demek istiyorum ki, bu şeyin altına…şunun altına, hani işte şu!’ dedi elini ağacın gövdesine değdirerek. ‘Acaba bu kendine ne ad takmıştır? Hiçbir adı olmadığından eminim…Yok canım, kesinlikle yoktur!’Düşüncelere dalarak bir dakika öylece sessiz kaldı; sonra birden yeniden başladı. ‘İşte şimdi gerçekten başıma geldi! Şimdi kimim ben? Elimden gelse hatırlayacağım! Kararlıyım, anımsayacağım!’ Ne ki, kararlı olmasının ona çok da bir faydası olmamıştı, büyük bir şaşkınlıktan sonra tek söyleyebildiği, ‘L, biliyorum, adım L ile başlıyor!’ oldu.
Tam o anda bir Yavru Alageyik çıkageldi; o kocaman uysal gözleriyle Alice’e bakıyordu; ama hiç de korkmuşa benzemiyordu.’Buraya gel! Buraya gel!’ dedi Alice, elini uzatıp onu okşamaya çalışarak; fakat Yavru Alageyik irkilerek biraz geri çekildi ve tekrardan Alice’i seyretmeye başladı.’Adın ne?’ dedi Yavru Alageyik sonunda. Öyle yumuşak, tatlı bir ses tonu vardı ki!’Keşke bilebilseydim!’ diye aklından geçirdi zavallı Alice. ‘Şimdilik hiçbir şey,’ dedi hüzünle.’Bir daha düşün,’ dedi Yavru Alageyik, ‘böle olmaz.’Alice düşündü, ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. ‘Lütfen söyler misin, senin adın ne?’ dedi Alice çekine çekine. ‘Belki bu birazcık bana yardımcı olabilir.’Birazcık ileriye gelirsen söyleyeceğim,’dedi Yavru Alageyik. ‘Burada anımsayamıyorum.’ Bunun üzerine Alice, kollarını Yavru Alageyik’in yumuşacık boynuna sevgiyle doladı ve koru boyunca başladılar birlikte yürümeye; sonunda başka bir açık alana vardılar; Yavru Alageyik burada aniden havaya zıplayarak, kendini Alice’in kollarından kurtardı. ‘Ben bir Yavru Alageyik’im!’ diye haykırdı sevinç içinde. ‘Aman Tanrım, sen bir insan yavrususun!’ Yavru’nun o güzelim kahverengi gözlerine birden bir korku çöktü ve anında dörtnala koşup oradan uzaklaştı.”
― Lewis Carrol, Through The Looking Glass