Çocuklar mülk haline ne zaman getirildi?

Tarihte çocuklar bir mülk haline ne zaman getirildi?

  • Diamon Eros Avcılık hayatından, yerleşik tarıma geçildiğinde…
    Sibel Atasoy Yani Sümerler mi yaptı bu işi?
    Diamon Eros Spesifik olarak kimin yaptığını doğrulayamam ancak avcılıkta her şey ortaktı beraber avlanılır beraber yenilir ve çocuklar herkesçe büyütülürdü. Yerleşik tarıma geçildiğinde ise önce topraklar bölünmeye başladı ve sınırlar çizildi. burası benim dendi. Sonra evlilik müessesesi geliştirildi bu kadın da benim dendi ve çocuklar, onlar da sahiplenildi .her şey bütünsellikten bencilliğe geçişle başladı…
    Diamon Eros Sınır belirlemekte de malesef hayvanlar model alındı zira hayvanlar da kendi hakimiyet alanlarını belirlerler ve gidip kendi sınırlarını ilan ettikleri bölgede idrarlarını bırakarak başka hayvanlara buranın sahibi var mesajını gönderirler…
    Sibel Atasoy Peki bu durum nasıl bir ihtiyaçtan gelişmiş olabilir? Durduk yerde mi oldu sizce
    Diamon Eros Onu da siz söyleyin sanırım bir sözünüz var bu konuda… 🙂
    Sibel Atasoy Her şey neticede doğal olarak(mecburi) bi evrim mekanizmasına bağlı, o halde avcı insan, evrilmek için hayvan atasından örnek mi aldı? Bu iş sanki mehter marşı gibi göründü gözüme, bi adım geri iki adım ileri 🙂
    Sibel Atasoy Cevabını bildiğim sorular sormam, gerçekten sormam. Belki soruyu sorduğum an bana da gelen fikirler olur ama sadece fikirlerdir
    Diamon Eros hayır, bu aşama sadece geriye ve daha da geriye evrilmek suretiyle oldu 🙂
    Özlem acaba yerleşik düzen insan ruhuna aykırı mıdır? yüce gönüllülüğünü, özgürlüğünü alır, bencil ve köle mi yapar?
    Sibel Atasoy Ama söylediğiniz şey evrimin özüne aykırı. Sizce insan evrime yöndeğiştirebilecek kadar güçlü ve geniş görüşlü müydü o zamanlar? Hangi yıllardan bahsediyoruz bu arada?

    Yerleşik düzen konusunda çok stratejik bi alan açtınız Özlem hanım, teşekkürler

  • Diamon Eros zamanın bir önemi olmadığını düşünüyorum.Sadece bir düşüş devresine girilmişti ve dibe vurulana kadar da yukarı çıkmak zor görünüyordu. Ve evet Sevgili Özlem hanım insanların herhangi bir yere,duruma,kişiye sıkıca tutunması korkudan gelir dolayısıyla özü Sevgi olan insanın özüne aykırıdır bu durum.Bakın kızılderili kabilelere işgal edilene kadar kendi topraklarında sevgiyle oradan oraya göçerek yaşadılar.Yargılamadılar,bölmediler,birinin ihtiyacı varsa birlikte karşıladılar. kimse birbirinden bir şey çalmazdı çünkü zaten her şey ortaktı. Kanunları yoktu onları bir arada tutan birbirlerine olan sevgileriydi…
    Sibel Atasoy Katılıyorum. Peki sevgi mi azaldı da yerine insan yapısı kavramlar geçmeye başladı? Ki bence doğal yoldan böyle görünüyor, yoksa bu kavramlar -mülkiyet kavramı, tabi erkeğe verilmiştir bu aynı zamanda- hiç akılda yokken nereden düşmüş olabilir?

-devam edecek-

Geçiyoruz günleri

Bilgiyi (insan deneyimi) açacaksınız, kabak çekirdeği gibi… Evet bu çekirdeğin açığa çıkmasidir, dünyaya mal olmasıdır, ölmeden ölmektir.

*

Dün arkadaşlarımızla güzel sohbetler yaptık,içtendi, meraklandırıcıydı.
Bi arkadaşımız babaannesinin bektaşi olduğunu söyledi, onun öykülerini yaşam şeklini anlattı bize. Bunlardan biri de üzüm şırası, şarap, üzüm rakısını bizzat elleriyle yapıp kendilerine içirdiğine dairdi. Acaba bektaşilerin üzümle ilişkisinin  sebebi nedir diye bi merak uyandırdı bende:)

*

Satürn Neptün dönemi, hayaller gerçek olacak mı?
Değil koskoca satürn ben bile(hahahahaha) hayallerinizi gerçek yapamam çünkü bunu ancak gerçekleştirme arzusu duyanlar yapar. O halde nedir satürnün katkısı, bana göre gerçekleştirme eğilimini kuvvetlendirici bi etki salıyor, koku gibi ses gibi bişey, böylece hayalin gerçekleşmesi için daha çok vesileyle karşılaşabiliyorsunuz. E bu da azımsanacak bişey değil.

Şu aralar ordan buradan kulağıma ağaoğlunun o plastik sesi çarpıyor: Tarih hayal edenleri değil gerçekleştirenleri yazarmışşş!
Noolmuş yani?
Sen adım tarihe yazılsınla ilgilenen bi sersem olmalısın (sersemleri de severim), değilse hayal olmadan gerçekleştirmenin de olmayacağını bilmen ve böyle ham sloganlar edinmemen gerekirdi.
never mind:)
Hayat güzel. Düşünüyorum da gerçekleştirmek istediğim ne var diye, hemen acilen aklıma gelmiyor velakin hayal hayal hayal…Ah işte Neptünyen olmak bölyle bi şey sanırsam. Kim takar tarihi! hahahahahahahaha
*
Bi konuşmayı dinlerken, eğer bu kalpten geliyorsa esin vericidir, çünkü konuşmanın manyetik etkisini bedeninizde hissedebilirsiniz. Birisi kalpten konuştuğunda bunun kimyasal etkisini bedeninizin içinde hissedebilirsiniz. Ama eğer beyinden geliyorsa? Offf esnersiniz, her dakka geri geri geri
Kalpten konuşmak duygulardan aşktan meşkten ya da tanrıdan konuşmak değil, sadece dışarı attığın (üzerinde ne kelime olduğu önemli değil), üflediğin enerjin, “ben o benim diye çınlayan bir tını” ki çoğu kez böyle konuşan biri ne yaptığının farkında bile değildir.
Sanırım adeta bir çığlık gibi çıkan ve adına  “ezber bozma” denen sıkıntıya isyan sözcüklerinin sebebi de budur. Ezber bozma, eskisini bırakıp yeni bir ezber edinme değildir şüphesiz, ezberi toptan terk edip, ben’den özünden üflemektir, çok samimidir dinleyen hiç kimse bundan şüphe duymaz.

Kapı Nedir?

Hem içe hem dışa doğru açılır bazı kapılar.Örneğin hastane lokanta servis kapıları, eski barların kapıları gibi.
Neden diye soruyorum ve cevabı basitmiş, elin meşgulse, tokmağı kullanamayacaksan diye. Üstelik bunlar kilitsizdir. Zzzıttt içerdesin… Zzzıttt dışardasın. Şimdilerde döner kapılar oda. Dön baba dönelim. Aynı cebe birkaçımız girelim, çıkalım. içerdeki hava kaçmasın, enerji ziyan olmasın, alışveriş torbaları bol olsun, eller meşgul olsun vs filan vs.

-kayıt dışı-Döner kapılar MODA olacaktı, oda olmuş. Tuşlara basan parmak uçlarımı uyarıyorum, bana diyorlar ki; “M” nedir?-kayıt dışı-

Kapı Nedir?

Kapı, isimler arası geçiş sağlayan mekanizmadır. Eğer kapı olmasaydı mazallah isimlerin birbiriyle ilişkisi kesilirdi, öylesine kesilirdi ki, onların her biri uzayın boşluğunda sonsuzca -gibi- süzülen atıklar olurdu.

Öyleyse Köprü nedir?

Köprü, eylemler-karşıtlar arası geçiş mekanizmaları. Kapıya göre daha maliyetli olurlar haliyle.

Aslında her ikisi de bi ARA’da gibi görünüyorlar, hakikaten böylesi büyük bir fark var mı aralarında?

-kayıt dışı-Bi dakka, hem sen ne demeye güzelim devasa ağaçları yok ediyorsun, şırıl şırıl akan dereleri kurutuyorsun da ondan sonra  içerinin ısısı dışarıya kaçmayacakmış! Sana ne benim elimin meşguliyetinden, düpedüz sersemlik bu. -kayıt dışı-

Yani benzerlik de var, fark da var. İkisinin de “K” harfi ile başlaması tesadüf mü?

“K” Nedir?

-kayıt dışı- Bügün her şey bi saçmalık! Zaman durdu galiba -kayıt dışı-

Amaaannn bu da soru mu şimdi? Yani Kozmik işte. K-oz-mik. Hatta Ko-z-mik

Ay şimdi de OZ nedir, KO nedir, allahaşkına nedir senden çektiğim, biri baksın tdk’ye bi yere.
Neyse ciddiyeti davet ediyorum.
İsim Nedir?

İsim, içine kocaman bir cin(!) hapsedilmiş cam şişedir.
O halde kapı bu cinleri serbest mi bırakıyor?
Yani isteğe bağlı. Açarsın girersin, bakarsın ve çıkarsın da. Kimse senden bi şey yapmanı beklemiyor.
Bu durumda isimler sanki simgeleri/sembolleri de anımsatıyor?
Evet isimlerden önce onlar vardı daha azdı, Sembol’ün isimlerden farkı onların kapısının olmayışıydı.
Nasıl yani? Onlara erişilmiyor mu, uzayın boşluğunda sonsuzca sürüklenennn…
Yok öyle değil, bunları kırıp içine bakılıyordu, ceviz gibi.
Aaa bi kere kırılınca artık işlevi yok oluyor yani? Oysa isimlere gir çık konya altı saat!
Aynen.

Eylem Nedir, Zıtlık nedir peki?

Eylem, adı üstünde eylemek, fiil, fail. Fail varsa cürüm de vardır -kayıt dışı-çok polisiye okuyorsun-kayıt dışı-
Eylemin en önemli özelliği, bir çeşit eylemin diğer bütün eylemleri reddediyor oluşudur hele zıddını gözü görmesin olur!
Yani eylemler dualitik mi diyorsun?
Bi düşüneyim.

Tıpta 4000 yıl

M.Ö 2000 ….                Al bu otu ye.

M.S 1000…                   Bu ot çalı. Al bu duayı et.

M.S 1850                      Bu dua boş inanç. Al bu iksiri iç.

M.S 1940….                 Bu iksir yılan yağı. Al bu hapı yut.

M.S 1985….                 Bu hap etkisiz. Al bu antibiyotiği kullan.

M.S 2000…                 Bu antibiyotik sağlığa zararlı. Al bu otu ye.


Spiral böyle bi şey fakat 4000yıl sonra gelinen “al bu otu ye”  aynı eylemi öneriyor olsa da eminim içeriğinde ve hitap ettiği alanda değişim var. Bırak insanları otlar bile değişti!

Ava çıkan avlanır.

Ava çıkan avlanır. T.Atasözü
Atasözlerine bayılıyorummmm.
Bakıyorum da kültür emperyalizmine soyunan ülkelerin hemen hepsi iki-üçyüz yıl içinde avlandılar. Gülesim geliyor. Yok yok harbiden gülüyorum.
Vay açıkgözler vay!
Uygun adım yürüyüş köprü yıkar. (bi yerin atasözü)

**

“Kelimeler duvar da olabilir, köprü de…
Onları insanları ayırmak için değil, birleştirmek için kullanmak önemlidir…!” Diyor bir dostum.

Ayırmak ve birleştirmek, her iki davranış biçimi de bilinçlenmenin sürmesi için gerekli gibi geliyor bana. Birini diğerine tercih etmek mümkün değil çünkü zıtların birliği prensibi böylesi bi şey yapamıyacağımızın kanıtı. Zaman zaman birini daha çok uygulayabiliriz belki ama sadece ihtiyacımız o an öyle olduğu içindir. Fakat “bilinçlenme” umrumuzda değilse yani artık “kendini bilmek isteyen tanrı” gitmişse bi yere ya da bu isteğinden vaz geçmişse, ya da biz insanlar tanrının isteğini umursamıyorsak, evet belki o zaman bütün bu rüyalar sona erebilir, bilemiyorum. Kendimize şu soruyu yönlendirmeliyiz belki:
“sınırsız potansiyeller hamuru olmak, yani hiç bi şey olmamak istiyor muyuz gerçekten?”