“Yeterince” sihirli bir kavramdır

“Yeterince” sihirli bir kavramdır, tarif etmek ve ölçmek mümkünatı da pek yoktur çünkü olay/kişi/ihtiyaç dairesinde her AN her kişi için özneldir. “Yeterince”  içsel bir sestir; insanın kendiyle devamlı, dolaysız, ve samimi bir iletişim halinde olmasını gerektirir. Bu sebeple iç ve dış konuşmaların asgariye indirilmesi için önerilen yöntemleri keskin bir niyetle ve disiplinle sürdürmek gerekir. Ben kişisel olarak bu yöntemleri yıllar süren Gurdjieff ve Toltek (CC) yolculuğu esnasında disipline ettim fakat dinler dahil her türlü farkındalığı artırmaya yönelik yolculukların kendi tarzlarında bunu sağlamaya çalışan yöntemleri vardır. Önemli olan yollar/yöntemler değil uygulamanın efektifliğidir. * Felsefe olmadan sadece suçlular diğer insanları yargılamaya cesaret eder. 

Aslında insanın bünyesi hatta bütünlüğü kendin için yeterinceyi fevkalade biliyor ve bu aşılacak olursa hemen uyarı sinyali gönderiyor. Örneğin ben günde 12 saat bilfiil çalışan biriyim, sürekli okuyor ve yazıyorum. Zevkle yaptığım için bi bıkkınlık yorgunluk fark edemiyorum ancak bünyem kapasitenin aşıldığı durumlarda hemen sinyal ediyor, eğer onu duymazdan gelirsem bu kez ağrıyla sancıyla uğraşmak durumunda kalıyorum. Oysa sinyalin geldiği ilk an mola versem her şey tıkırında olacak 

Sevdiğimiz şeyleri yaparken ifrata kaçma tehlikesiyle karşı karşıyayız, bütün konular için geçerli Yeterince” kelimesi üzerine kavramsal olarak biraz düşünün, ara ara aklınıza geldikçe düşünün. Asansörde, merdivende, köprülerde düşünün lütfen. Aynı anda aklınıza “sarkaç” da gelsin, onu da hissedin, kişisel tarihinizle birlikte hissedin sarkacı. Sonra yeterince’ye bağlanacak mı bir bakın.

Yeterince kadar önem verdiğim bir diğer kavram ise; öncelik sırası dır. On yıllardır bu mütevazı kelimeler hakkında defalarca konuşup yazdım.  Tekrar etmeyeceğim ancak düşünmemi sağlayacak sorularınız olursa minnettar olurum.

Gezegenimizin kalbi yavaş ama kararlı atıyor!

Geoscience Frontiers’ta yayımlanan bir araştırmaya göre volkanik aktivite, kitlesel yok oluşlar, levhaların yeniden düzenlenmesi ve deniz seviyesindeki yükselmeler dahil olmak üzere bu kümelenmiş jeolojik olayları temsil eden bu kalp atışı, inanılmaz derecede yavaş olan 27,5 milyon yıllık bir felaket gelgitleri ve akışları döngüsü. Yani başka bir deyişle bu söz konusu kalp atışı her 27,5 milyon yılda bir meydana geliyor. 

2021’de yaptığı açıklamada, “Birçok jeolog, jeolojik olayların zaman içinde rastgele olduğuna inanıyor” ifadelerini kullanan New York Üniversitesi’nden jeolog ve çalışmanın baş yazarı Michael Rampino, “Ancak çalışmamız, ortak bir döngü için istatistiksel kanıtlar sağlıyor, bu da bu jeolojik olayların birbiriyle ilişkili olduğunu ve rastgele olmadığını gösteriyor.” şeklinde kaydediyor. 

Uzmanlara göre yapılan hesaplamalara bakacak olunursa bahsi geçen felaketler zinciriyle dolu ‘kalp atışı’ için önümüzde yaklaşık 20 milyon yıl olduğu düşünülüyor. Oluşturdukları grafiikte bir önceki ‘kalp atışının’ yaklaşık olarak 8 milyon yıl önce olduğunu gözlemleyen araştırmacılar, sonraki için derin bir nefes almamızı sağlayacak kadar uzak bir zamanı işaret ediyor.

Ancak yine de günümüzde iklim değişikliğinden savaşlara, depremlerden volkanik patlamalara ve savaşlara, yaşanan felaketleri düşünecek olursak, devasa bir kalp atışı olmasa da, günümüz insanı da kendi elleriyle kendi ‘kalp atışını’ yaratıyor diyebiliriz. Kaynak:webtekno/İrem Denli

Günaydın ve iyi bir hafta olsun. Belki bu kalp atışını ilk kez duymuş olanlar vardır diye paylaşmak istedim. Ben küçükten beri bilirdim, çok çeşitli kaynaklarda tüm varlıkların yaşamları boyunca eşit kalp  atışı sahibi olduğu söylenirdi. Nasıl yani😮 Değil mi? Önce kulağa bi garip gelir, sonra kalp atış hızlarına göre ömürlerin uzunluğunun farklı olduğunu anlarsınız. Evrenimiz cidden müthiş matematik/geometrik bir yapıya sahip! Bunu anlayınca bir simülasyon içinde yaşadığımız ihtimali cidden kuvvetleniyor, ne dersiniz?

Peki bunu bilmek biz fanilere ne kazandırıyor?

Açıkçası bana CANLI tanımını sorgulatmıştı. O zamanlar şamanik felsefeden haberim yoktu. Böylece   Tüm varlıkların önemini ve birbirleriyle koordineli bi iş(!) yapmakta olduklarının farkına varmıştım. Merakım çok artmıştı. Şimdi hatırlayamadığım ve o zamanlar çok önemli bulduğum çıkarımlarıma da sebep olmuştu! İşte böyle… Sevgi ve selamlarımla

İnsanın kaç bedeni var?

Fiziksel ve eterik bedeni biliyoruz. Özellikle Eterik bedenin bilmediğimiz ve hayati özelliklerini öğrenmek için tıklayınız.

Astral Beden, fiziksel bedenin tam bir kopyasıdır, ancak daha ince astral maddeden oluşur.Uykuda ve beden dışı deneyimlerde Astral Bedende seyahat ediyoruz. Astral Bedenimiz tutkuları, duyguları ve istekleri barındırır ve bunlar fiziksel bedene iletilir.

Astral Beden, uyku sırasında veya ilaçların ve anesteziklerin etkisi veya beraberinde getirdiği kazalar sonucu fiziksel bedenden ayrıldığında  Ağrı ya da diğer duyguları hissetme kapasitesine sahiptir.

Astral Beden, duygu ve arzunun yeridir. Olumsuz duygu ve düşünceler astral Bedende daha koyu renkler üretir. örneğin öfke Astralde kirli kırmızı bir renk yaratır, daha yüksek duygu ve düşünceler pastel renkler olarak görünür. Bu renkler ruh halimize bağlı olarak sürekli renk değiştirir. (bunu gözleriyle görebilenler var. Ben sadece hissedebiliyorum)

Astral Beden fiziksel maddeden değil astral enerjiden oluşur. Astral Beden, bir insanın duygusal doğasını yansıtır. Daha kaba, daha karanlık düşünceler ve duygular astral Bedenin titreşimini azaltır. Olumlu, sevecen duygu ve düşünceler astral Bedenin titreşimini yükseltir.

Ölümden sonra kişinin Astral Bedeninde yaşadığı ve birçok Astral bedeninden birine çekildiği söylenir.

Astral bilinç öncelikle arzunun uyarılmasıyla uyanır. Bu Beden, arzulara, duygulara, hayal gücüne ve psişik yeteneklere sahip olmamızı sağlar. O düşüncelerimize güç verir, etkili eylem ve belirme için gereklidir.

Astral Beden, korkudan nefrete ve sevgiye, huzura, mutluluğa ve coşkuya kadar tüm duyguları deneyimlememize izin verir.

Arzuların aralığı; Özgür irade ve seçimlerimizin neticesinde şu üç düzeyin birinde yoğunlaşabilir, fakat bu boyutta genelde hepimizde bunların değişik oranlarını görmek mümkün.

Devamını oku “İnsanın kaç bedeni var?” →

Beş Adımda İnsan Bilinci Projesi

Bu konuyu yaklaşık 20 yıldır ele alıyorum hem daha iyi anlamak hem de anlatabilmek için.

İlk dört adım video kayıtları halindedir, adresleri aşağıda sunuyorum.

1.ci Adım: https://www.youtube.com/watch?v=vY-WR6G78cQ&t=12s

2.ci adım:  https://www.youtube.com/watch?v=4LvbixVb-Yw&t=3s

3.cü adım: https://www.youtube.com/watch?v=XCON-HCm7X0

4.cü adım: https://www.youtube.com/watch?v=d-qH-EGHuk8

Bu videolarda anlatılanı ve daha fazlasını yazılı olarak da görebilirsiniz tıklayınız

5.ciAdım :

Entegral bir sentezde alt düzeylerin yanlışlara, batıl inançlara ya da İlkel anlamsızlığa yol açtığı düşünülmez. Çocukça sihrin ve Noel baba mitlerinin gerçek olmasının bir anlamı vardır. Çünkü bu dünya görüşleri, bu düzey ya da bu dalgadan bakış tarzıdır ve dalgaların hepsi Kozmosun önemli bileşenleridir.

Öte yandan, Farklı düzeylerin yorumlarını küçümseyen mantıklı bir bilim insanı kendi kökleri ile temas kuramayan biridir. Örneğin mitik düzeyin çok bilinen ve sevilen dalı astroloji, köklerimizle bağlantı kurmayı, kozmosa karşı sevgi ve ilgi duymamızı, kendimizi tanımamıza yardımcı olan kadim bir Öğretidir. Onu ilkel sayıp da bu yönlü davranan ve kendini daha üst düzeyde zanneden birisinin varsaydığı kendi dalga düzeyini gözden geçirmesi gerekir.

Şüphesiz “çeşitliliği onaylıyorum” demek soylu bir çabadır ve bence şu an en çok Avrupa’da kullanılan bir tarzdır. Fakat Bu tutum kapsayıcı olmadığı için en basit sebep ile yıkılabilir. siz kendi yolunuza gidin ben kendi yoluma gideyim gibisinden bir temenni entegral düzene uygun değildir; çünkü her düzey her zaman kendi gerekliliğini uygular ve var olmaya devam edecektir. Belki de düzeyler arası ilişkiyi anlamanın en iyi yolu kuantum kuramıdır. Özellikle bilimsel düzey ve Duyarlı benlik düzeyi bu açık ifadeyi hayatlarına geçirebildikleri için o düzeylerdedir. Bunu daima kendimize hatırlatmaya ihtiyacımız var, kolayca unutup yeniden seviye kaybetme durumuyla karşı karşıyayız. Belki bu sebeple Gurdjieff usta bilinçlenme için bir grup halinde çalışmanın (hapishaneden kaçmak için) mutlaka gerekli olduğunu önemle belirtir. Bu bir otomatik uyandırma servisi işlevi görür.

Ken Wilber’s AQAL model. Discovering Talent and Potential.

Şunu hiç unutmayın: hangi entegral düzeyde olursak olalım bunun alt düzeylerini içimizde barındırdığımız içindir. Yani kapsama Kavramı hayati derecede önemlidir.

Lemuryan huna bilgeliğinin esası; “ayrılığın bir fayda uğruna oluşturulan yanılsama olduğu” ifadesi şimdi ve burada değişmeyen ilkedir.

 

 

 

Dört videoluk bu seride her şeyin teorisi kitabından yararlanılmıştır. Çok zamandır kaçınıyordum fakat olacak olan olur; sonunda youtube kanalı açtım. Arzu ederseniz takibe alabilirsiniz. #herşeyinteorisi #sibelatasoy #insanbilinciteorisi #entegralteori #bilinçlifarkındalık #hiyerarşi #heterarşi #bilinçdalgaları

Astroloji Bilim midir Tartışmaları

Başlıktaki cümle beni hep güldürür, sebebi nedir bilmiyorum. Yazılımlarım, mantık ve dolayısıyla bilim çerçevesinde örülmüş, özellikle üçüncü yazılım! Astrolojiyle ilk karşılaşmam galiba 25 yaş civarında oldu. O ana kadar ikibini aşkın kitap okumuştum halbuki! Bu bile insanın yazılımın ne kadar etkin bir belirleyici olduğunu gösteriyor diye düşündüm şimdi. Bu yazıyı da çoğu paylaşımım gibi harflere basarken düşünüyorum.

O sıralarda Çukuruva Grubunun bir fabrikasında çalışıyorum ve ticari muhasebe şefiyim ve mali işler müdürlüğünü vekaleten yürütüyorum. Şirkete İş Bankası müdürlüğünden bir finansman müdürü transfer edildi. İsmi ilginç geldiği için halen hatırlıyorum, Hamdan Bey! Tabi nezaket gereği hayırlı olsuna odasına ziyarete gittim. Tokalaştıktan sonra, “Burcunuz ne Sibel Hanım?” dedi. Yaşadığım şoka hala gülüyorum. Boğa dedim koltuğa otururken, kahvelerimiz geldi, bana burcumla ilgili bir şeyler söyledi. Hayretim büyüyordu, kocaman adam diyorum içimden.; ama “hiç ilgilenmedim bu konuyla” dedim incitmeden. İşimiz yakın çalışmayı gerektiriyor. Hem sonra bana ne herkesin kendince bir bildiği vardır derim, yaşam felsefem bu. Ve bu burç muhabbeti her karşılaşmamızda ufak ufak sürdü, hiç aldırmadım ama çaktırmadım!

Sonunda tahmin edeceğiniz gibi pes ettim ve Türkiye’de yayınlanmış bütün astroloji kitaplarını satın aldım. Fırtına gibi karşılaştırmalı okudum. O zamanlar ingilizceden okuyacak kadar iyi bilmiyorum. Eksiklik hissetmedim değil ama elimdeki imkan buydu. Burcum, yükselenim ve ay burcum, ha bir de kuzey ay düğümlerim çerçevesinde önce kendimi tahlil ettim, şaşırtıcı bir uyum var! Sonra akraba ve yakın arkadaşlarım, yani iyi tanıdığım kişilerin analizlerini yaptım. Bu gözlemlerim hiç durmaksızın gündelik yaşamda testler ve yeni yayınlanan kitaplarla on yıl devam etti. Ben gelmişim 34 yaşına Hamdan bey filan yok ortada ben bambaşka dev bir şirkette mali işler genel müdür yardımcısı olmuşum. Veee birden pessss ettim. “Bu sistem çalışıyor” diye bağırmışım. Kendi sesimi duyunca olay bitti. Sistem çalışıyor fakat nasıl? Onu daha uzun yıllar bulamayacaktım.

Evet tabi bu yazıda hayat hikayemi anlatmayacağım. Konunun aslına dönmek için samimi bir girizgahtı bu.

Hiçbir zaman astrolog olmayı düşünmedim (ezber kabiliyetim sıfır), amatör bilgilerimi kendimi ve ilişkide olduğum kişileri daha iyi anlamak için kullandım. Çok uyumlu olduğumdan şikayetçi olanlar da, memnun olanlar da oldu!

Bu arada hem astroloji hem de her konuda BİLİM mi İLİM mi tartışmaları var. Medeniyet dahilinde kişiler hedef alınmaksızın (yani duygular işe karışmadan) yapılan her tartışmanın yararlı ve gelişimimize katkı sunan bie edim olduğunu düşünürüm. Bırakınız yürüsünler, bırakınız tartışsınlar.

Astrolojinin bilimsel olup olmadığı tartışmasının neden ortaya çıktığı da tıpkı diğer konularla aynı; çünkü … Değerlilik dediğimiz kavram,  bundan yaklaşık 100 yıl önce, dünyadaki GÜÇ odağının el değiştirmiş olması ile ilişkilidir.

Devamını oku “Astroloji Bilim midir Tartışmaları” →