İtiraf (L’aveu)

İtiraf (L’aveu)

“Lenin kalk artık, bunların hepsi çıldırdı!”

Filmin sonunda bir grup öğrencinin duvara yazdıkları yazı böyleydi…
İtiraf, Artur London’ın kendisine isnat edilen asılsız suçlamalarla aylar süren sorgulama ve düzmece bir mahkemede geçen yargılama sürecinin ayrıntılarıyla anlatıldığı nefis bir eser. Ayrıca Stalinci Sovyet bürokrasisinin bir karabasan gibi komünistlerin üzerine çöktüğü karanlık bir döneme dair ışık tutan da bir belge.

Çekoslovakya’da dışişleri bakan yardımcılığı görevindeyken bir gün arabasını kesen gizli polislerce apar topar tutuklanır ve gözaltına alınır London. Ardından bitmek bilmeyen bir sorgulama süreci başlar…
London’ın, yargılama süreci boyunca kendisi hakkında önceden verilmiş bir karara, yani “Troçkist ve emperyalist casuslardan müteşekkil bir örgütün şefi olarak devlete karşı gizli bir komplo kurduğu” iddiasını kabul etmeye zorlanması; aslı astarı olmayan ifadelerin altına imzalar atmak suretiyle bütünüyle “kurgusal” bir iddianın içine itilmesini okumak insanın gerçekten kanını donduruyor. Aylar süren hücre hapsinde London aç, susuz ve uykusuz bırakılır; şiddete maruz kalır, tartaklanır…

1915 yılında dünyaya gelen London henüz on beş yaşlarındayken komünist faaliyetlere başlar. 1937–39 yıllarında İspanya iç savaşında Stalin’in kontrolündeki Uluslararası Tugaylarda eşi ile birlikte faşizme karşı savaşır. London ayrıca Nazi toplama kampları deneyimini de yaşamıştır. Stalin’e olan hayranlığını gizlemeyen London ne acıdır ki, aynı Stalinci rejimin kurbanı olur, bedel öder. Böyle bakıldığında Stalinci “temizlik” operasyonu sadece Troçkistlere yönelik değil ama bir o kadar eski kuşak komünistlere hatta Stalincilere karşı da uygulamaya sokulur! Elimde şu an Troçki’nin “İhanete Uğrayan Devrim”(*) adlı eseri var. Kitabın kapağına hayatlarını devrimci mücadeleye adamış, Rus devriminin önemli mimarlarından 8 devrimcinin resimleri yerleştirilmiş. Her bir resimde şu bilgiler yazılı: Krestinski, öldürüldü; Rikov, öldürüldü; Zinoviev, öldürüldü; Kamanev, öldürüldü; Rakovski, hapsedildi; Yagoda, öldürüldü; Radek, hapsedildi; Buharin, öldürüldü… Hadi bunlara bir başka ismi daha ekleyelim: Lev Troçki, sürgün edildi ve daha sonra Meksika’da Stalin’in bir ajanı tarafından kafasına vurulan bir kazma ile katledildi! Listeyi uzatmak mümkün…

Artur London’un İtiraf (L’aveu) adlı bu eseri Costa Gavras tarafından 1970’te filme de alındı.
Tarih bilincimizin oluşması ve tarihin bir daha tekerrür etmemesi için bilinmesi gereken bir tarih kesiti diye düşünüyorum.

(*) Yazın Yayıncılık, 3. baskı / Mayıs 1998, İstanbul.

Gencer Çakır, 02.05.12

Çığlık …120 milyon dolar


Ressam Edvard Munch’un “Çığlık” tablosu, 119 milyon 922 bin 500 dolara (yaklaşık 212 milyon TL) alıcı buldu.

Sotheby’s Müzayede Evi’nde yapılan satışta, insanın duyduğu kaygının modern sembolü olarak nitelendirilen 1895 tarihli eseri kimin aldığı açıklanmadı. Açık artırma 40 milyon dolarla başladı.

Bir önceki rekor Picasso’nun 106,5 milyon dolara (yaklaşık 188 milyon TL) satılan “Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst” adlı eseri olmuştu.

Aynı müzayedede Picasso’nun 1941 yılında yaptığı “Sandalyede Oturan Kadın” tablosu ise 26 milyon dolara (yaklaşık 46 milyon TL) alıcı buldu.

A.A

Etik Kurul Seçimleri için Propaganda Başlığı

Etik Kurul Adayları (Mayıs) isimli başlığa sadece aday olanlar yazıyor. Yazan herkes aday olmuş kabul ediliyor.
Bu durumda lehte yahut aleyhte propaganda yapılabilecek bir başlığa ihtiyaç var diye düşünüp bu başlığı açmaya karar verdim.
Zira, gelişmeleri yakından takip etmemiş olan halkın bilgilendirilmesine ihtiyaç var.

Başkası olmak

Uzun zamandır bu siteye girmiyordum. Uzun zaman sonra girdiğimde aklımda uzun zamandır olan bir soruyu sormak geldi. Basit bişey aslında, belki çok basit.

Ben başka birisi olmanın nasıl hissettirdiğini merak ediyorum. Biz kendi benliklerimiz içine hapsedilmiş zavallılarız. Başka birisi gibi olmanın nasıl bişey olduğunu tam olarak anlasaydık herşey bizim için daha farklı olurdu. Çünkü başka birisinin gözlerinden dünyaya bakabilseydik bizi biz yapan şeyin ne olduğunu merak etmeye başlardık.

Hayır!

Ben kimim diye sormuyorum. Beni ben yapan nedir diye soruyorum. Benliğim nasıl var oldu? Başka bir sperm yumurtayı dölleyen olsaydı ben, ben olmaz mıydım? Kafamı o gün ağaca çarpsaydım ben, ben olmaz mıydım? Bunları yazmak yerine başka bir yerde başka bir şey yapıyor olsaydım ben, ben olmaz mıydım?

Seni sen yapan ne ve biz neden ayrıyız?

Neden hepimiz bir bütün ve sonsuz olamıyoruz?

Bütün bunların anlamı ne?