Klavye kırdırıcıları!

Yeni gelen istihbaratlara göre, Çin’deki fason klavye mause üretim sektöründe kriz başlamış. Sektördeki daralmanın üstesinden gelmek için üreticiler çok ilginç ve sinsi bir planı tüm dünyada devreye sokmuşlar. Binlerce sanal klavye kırdırıcısını işe almışlar. Malum, üzerine bir sıvı dökmedikçe Çin malı da olsa bu klavyeler uzun süre dayanıyor. Rekabet etmek için planlı eskitmeyi de alenen kullanamıyorlar. Daha adisini üretemediklerinden bu çözümü bulmuşlar.

Plan nasıl işliyor?
Piyasaya saldıkları klavye kırdırıcılarının insanlara sanal forum ortamlarında sataşarak onları çileden çıkarması sonucu sinirden kuduran kullanıcıların ilk saldırdıkları cismin klavye olduğunu tespit etmişler. Klavye kırdırıcısı sataşıp tahrik eder. Baktı ki kurban çok soğuk kanlı. Sataşmaya hakaretleri de ekler. Bunu sürekli yapması halinde eninde sonunda kurbanının sinirlenip klavyeyi kıracağını ümit eder.
Çünkü kırdırdığı klavye başına prim alıyor. Gelen sinirli tepkileri copy paste ederek aylık raporuna ekliyor. Raporu mail atmasını takiben üç iş günü içerisinde sonuçlar değerlendiriliyor ve gelen tepkilere göre klavyenin %100 kırdırılmış olduğu sonucuna varılan sataşmalara prim veriliyor. Dünya genelinde aylık en çok klavyeyi kırdıran kırdırıcıları dünya turuna yollayarak ödüllendiriyorlar. Böylelikle hangi ülke insanının ne tür sataşmalara ne tür tepkiler verdiklerini de birinci elden öğrenmiş oluyorlar.

Habere öncelikle inanasım gelmedi, ama bizim forumda da bir kaç klavye kırdırıcısının olduğuna dair şüphelerim artınca inandım.

Biri diyor ki sen bana kıl oldun da klavyeyi parçaladın ama hala pişkin pişkin sırıtıyorsun. Ver şu tepkiyi de primimizi alalım bari.

Öteki klavyeyi kırdıramadığı kurbanlarına diyor ki; size onca eziyet ettim hala gülüyorsunuz. Klavyeyi kırmışsınız hala numara yapıyorsunuz. Verin şu tepkileri de raporuma ekleyeyim. Sizin yüzünüzden primler gidiyor. Emeğe saygı.

Tabi ya, enerjiyi em em bir yere kadar. Zaten çoğu havaya gidiyor, bir işe yaramıyor. Bari ekonomik bir karşılığı olsun ki değsin bunca tiranlığa.

Yazık, valla katkı olsun diye önümdeki klavyeyi parçalayasım geldi. O da emek harcıyor tabi ki. Öyle yapıcam da klavye su geçirmez ve 5 yıl garantili. Çok fazla sinirlenmem lazım. Hem Çin malı da değil zaten. İşlerine yaramayacak. E haksız kazanca da karşıyım. Yalandan klavye kırmış efekti versem Çinli abilere ayıp olacak. Siz bari bi el atın da şu gariban klavye kırdırıcılarına ekmek çıksın a dostlar….

Doğrusunu anlayamadım

Direk yazmayı becermeye çalışacağım, içimdekileri aktarma çabası güderekten.

İnsanların bir çoğu, huzurlu, mutlu, keyifli, sağlıklı yaşamak gerekir, iyi olmak, anlayışlı olmak doğrudur. Kabaca pozitif olmak iyidir yapısı ile yaşamaktayken, bazı bireyler ise, herşeye olumsuz bakmak, hata görmek, altında bir çapanoğlu aramaktalar. Başka bir ksesim birey topluluğu ise, tüm olanlara bakmakta, görmekte ve koklamakta iken, bu durumunun yanlış olduğunu düşünenlerin tepkilerine karşı sertçe bir tutum sağlamaktalar.

Sanırım şu sitede, bir çok kişi, refahın yaşandığı, problemlerin olmadığı gibi yapılara sahip olmak ve pozitif olarak saflaştırdığı yeni güncel akım içinde yerini almış olmayı daha çok benimsiyordur. Hayır ben negatif kısımda yerii almak istiyorum demekte olan kişilere, hafifden bir tartımlı bakılarak, içten içe, ölçümlü davranılarak, yargılar, eleştiriler ve hatta işin sonucunda kabalaşmalar meydana gelmektedir…

Bunun gibi örneklere eminimki yaşadığınız bilmemkaç yıl diye rakamlaştırdığınız srecinizde rastlamışsınızdır.

Benim anlamadığım tek nokta vardır, belkide çifttir bilemiyorum… kusura bakmayında, böyle karışık ve düşündüğünü güzelce anlatabilen cümle kalıplarına sahip olamadığımdan ötürü…

Pozitif düşünce yapısında olduğunu düşünen bir birey çoğunlukla, mevlana hesabı ne olursan ol gel demektelerdir, en azından benim şahit olduklarım böyledir. fakat kendisini rahatsız eden bir birey olduğu vakit, set çekip, ilginç atımlarda bulunmaktalar hatta en sert şekillde kesin yargılar ile set çekmektedirler.

Sanırım bu durum herhangi bir tarafı seçtiğini sanan sahtekarlarla alakalı bir durumdur diye düşünmekteyim. Sahtekarlığı rica etmekteyim kabalık olarak almayınız, alırsanızda yapacağım birşey yok kfürümü yer, küfürümü ederim:D

bazı kimselerde vardır ki, doğruyu-yalışı onlara bir seçim durumu gibi, inatla ve inatla sunma çabasında olan kişilere karşı tepki göstermektedirler. Kendimce tek amaçları, doğrunun-yalışın ne denli saçma bir yapı oluşturduğundan kaynaklı olduğunu düşündüklerindendir, sertçe oluşan tepkimeleri… Bazı kimseler böyle bir tutum ile karşılaştıklarında, hmm sanırım saykolojik bir problem yaşıyor, belkide travmatik bir durum atlatmış, yada en direk olarak içinde bulunmaktadır gibi bilir kişiliğe soyunurlar…

Fakat zaten doğru-yanlışı kabul etmeyen bu 3.kısım bireylerin rahatsızlık duyduğu konunun özetinde, taraf kavramının oluşmamasından ve anlamsızlığının hüküm sürmesinden kaynaklı olduğu için, bu saykolojik atıflarda veya nokta atışı ile bildiğini düşünen kimselere extra tepki vermektedirler… Haliyle karşı taraf kırılmakta ve durumu anlayamayıp oldukça huzursuz duymaktadırlar.

ee sucu nereye bağlıycan peki, abuk yazın ile demekte iseniz illaki:D

Sıkıntı şahsım adına, kişinin kendisi sıkıntılıyım dediği vakit sıkıntılı, rahatım dediği zaman rahat yani doğru-yanlış olarak kendisine şart koştuğu yaşam düzeni olmakta… nötr diye adlandırdığı, yani isim vermek yerine, o anda olumluysa olumlu olumsuzsa olumlu olduğu vakit sadece yaşamaktadır. anlık amaçlar, genel büyük amaç doğrultusundadır. Benim bir türlü anlayamadığım ve cevabı için özür dilerim çokda yanıp tutuşmadığım konunun özünde, bunda yanlış veya doğru olanın ne olduğudur?

Bu saçmaladıklarım, zoraki düzgün yazmaya çalışıp, arada bir velet gibi, şımardığım yazıda, sucu yu anlamaya çalışılmasımıdır, sadece içini dökme çabasımıdır yoksa öyle yazmış, saçmalamış işte çabasımıdır?

Kendimce, şunu demekteyim özgürlük ele tutulan, kazanılan, savaşılan, güzel ya da çirkin değildir, özgürlük özgürlüktür. Ne hollywood filmlerinin kafaya zoraki empoze ettiği bir yapıdır, nede insanlığın var olduğu süreden beri, direniş gösterdiği tepkime durumudur… Özgürlük özgürlüktür, bu ne olumlu ne de olumsuzdur… tarafsızda değildir taraflıda değildir… ne de olsa tarafsızlıkta bir taraftır… bu yüzden özgürlüktür… diye düşünmekteyim.

Organ Ticareti

Organa ihtiyacı olan hastaların bir kısmı organ bağışı yapmış ve hayatını kaybetmiş kişilerden organ bulurken bir kısmı da kendi eş, dost veya akrabalarından organ buluyor. Fakat bu iki kısım da hem korunması hem zedelenmeden elde edilmesi açısından çok elverişli değiller.

Biliyorsunuz, insan zorlansa da tek böbrekle yaşayabiliyor. Ekonomik düzeyi kötü ülkelerden iyi olan ülkelere doğru bir organ ticareti süregelmekte. Parası olan ama sağlığı olmayan kişi sağlığı olan ama parası olmayan kişiden böbreğini satın alıyor. Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 6000 böbrek bu şekilde satılıyor. Ekonomik durumu kötü olan ülkelerin insanları ailesi için bu fedakarlığa girebiliyor.

Olayı hukuksal açıdan incelerseniz de her hangi bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Satın alan kişi kendi yaşam hakkını devam ettirmek için bu eylemi gerçekleştiriyor. Keza satan kişi de öyle…

Etik açısından değerlendirdiğinizde; Böbrek alım-satımlarında tarafları haklı veya haksız bulduğunuz noktalar var mı? Yasal önlemler alınmalı mıdır? Nedir bu konuda ki düşünceleriniz.

Haksızsın Livaneli

“Bilimin sustuğu yerde şiir başlar ve evrenin gizli kapıları şiirle açılır.” Zülfü Livaneli.

Biraz önce sonsuz.us’un tepelerinde okudum. Ama katılmam bu söze, katılamam Sayın Livaneli. Bilim, salt bir gerçeğe ulaşma istenci değil, insanca bir hayret duygusunun nesnelleşmesidir.

Bir şair yıldızlara bakar. Evrenin gizeminden İLHAM alır. Bunu, en başta sevgiyi ifade etmek için kullanır.

Bilim adamı yıldızlara bakar; dünyanın evrenin sınırlarına olan uzaklığının 1,5×10üssü 23 metre olduğunu hatırlar. Duyduğu his hayrettir, ürpermedir, dehşettir, sevgidir, saygıdır, mütevaziliktir, aşktır. Yöntemleri katı matematiksel karalamalara dayansa da, bu yöntemlerin çıkış yolu insancadır. Hatta olabilecek en insanca duyguların birbirine karışıp masaya servis edilmesidir.

Duruşunuza saygımız sonsuzsa da, haksızın Livaneli. Herşeyden önce bilim ile sanat arasında bir hiyerarşi belirlemekte haksızsınız. Bilimin sustuğu yer insanın hayret duyugusunun köreldiği ve şiirin hiçbir zaman varolamayacağı yerdir. Bunu unutmayın …