Ana Tanrıça MA-devam

Konu Başı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=2064

Medeniyet ve Dil

İlk tarım ve insanlığın yerleşik düzene geçmesiyle paralel dil yetkinliğin artması sanal bir tarih olan MÖ.8000 olarak belirlenir. Benim şahsi görüşüm hazar denizi civarlarında bir yerde bir kavim veya iq derecesi yüksek biri tarım yapmayı başarmış kavmini zamanının ötesine taşımış böylece dil ve din ikilisi yozlaşma sürecini başlatmıştır. Tüm yozlaşma sürecinde değişmeyen bazı noktalar vardır:

1.Coğrafi adlar
2.Dinsel özler (yaratıcıya olan hayranlık gibi)
3.Özel isimler

Buna göre ölçüt olarak alacağımız şey nedir? Ölçütmüz Ma (toprak ana) tanrısına tapan ve o dili konuşan gruptur.

Önerme 1 : Bu kavimden bir çok kavim türemiş dil yozlaşmıştır.
Önerme 2 : Bugün bile kullandığımız kelimeler olabilir.

Her ikiside doğrudur.

Örnekler : Kaan ile Kenan arasında ilişki nedir ?
Ma dilinde KA baş buna istinaden KUTSAL demektir. Yani en büyük ulu lider Tanrı MA dır. KA onun kutsallığını ifade eder. Ma dilinde NAN veya NA ülke anlamındadır.

Dönüşüm 1) AGAMEMNON = aka ma nan = ma ülkesinin kutsal komutanı (helence zannedilen bu kelimenin ne helen dilinde nede şimdiki yunan dilinde bir anlamı yoktur)
Dönüşüm 2) Farsi “a-ka” veya türkçe “ağa” kelimeleri.
Buna göre ;
KA-AN = Ülkenin kutsal başı (lideri)
KE-NAN = Kutsal ülke (toprak)
“Kenan Vadisi” MUSA’nın kavmini götürmek istediği yerdir. Musevilere göre orası kutsal topraklardır ama “Kenan” özel isimdir ve ne ibrani nede semit dilinde anlamı yoktur. Burada dikkat edilecek nokta “Kenan” aslen cografi bir isimdir. Ve sümer yazıtlarında bile adı “Kenan” dır. O halde bölgeyi isimlendiren onlardan daha eski bir olgu vardır.

KHAN = KAAN
TAR = TA-ARA
TA = Kainat (göksel olan herşey)
ARA = Sunak (din)

Böylece TAR-KHAN
Kainatın ve dinlerin kutsal lideri (koruyucusu) anlamını ifade eder…

MA-Nİ-TU = MA-NA-TA
Amerika yerlilerinin (yaygın anlayışla kızılderililer) taptıkları Manitu adlı tanrı bize pek yabancı olmayan Mani dini tapkısını dile getirir… Yerliler kendi ağızlarında ölünce “Manitunun Yeşil Çayırları”na gideceklerini söylerler… Ma dili çok net bir şekilde “Manitu” kelimesini “gök ülkenin tanrısı” olarak tercüme eder…
Ve bugün tümden varım ile daha eskiye ulaşabiliyoruz, zira hangi dili konuşursa konuşsun, hiç bir kavmin gücü coğrafi isimleri değiştirmeye yetmez.

Fonografik Değişim

Kullandığımız kelimeler ,duyduğumuz sesler ile ilgili olarak sürekli bir değişim gösterirler.
Duyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz sesler algıladığımız harflere dönüşür.
Aynı harfinin harfine dönüşümü gibi, Ülkemizdeki bu yaygın fonografik dönüşüm
Zaman zaman kız yerine gız diyen anadolu insanımı haklı yoksa yazı dili mi haklı tartışmasını ortaya atar.
Her dil kendi fonotik yapısını kendi yaratmıştır,Alışageldiği sesleri kullanmak insan ırkının doğal bir hakkı olmuştur.

Kısaca asırlarca süren bir kulaktan kulağa oyunudur bu…Alttaki satırlarda bu oyunun akılalmaz ispatını göreceksiniz.

Kuran kelimesi

Ku-ran = Kuwa-Ara-Wana = Kutsal Kitap

Kuwa = Kutsal
Ara = Sunak-Din (kitap)
Wana = Ait olan

Kuwa-Ara-Wana okunuşu = kuarana

Tevrat Kelimesi

sami dillerine göre dönüşüm
Daw-rat = Dawa-Ara-Ata (Aka) = Kutsal Yasa Kitabı

Helen dillerine göre dönüşüm
Theu-rat = The-arat (Themis helen dilinde “Yasa”, sonradan adalet tanrıçası)
Da-wa MA dilinde “Yasa” anlamındadır.
(Arap dilinde “Dava” kelimeside “Yasa” anlamındadır.)

MA dilinde Ara, Ra kelimeleri Sunak anlamındadır. Sunak rahiplerin emrindeki kutsal mekandır ve bir yazıtla korunur… “Ara” kelimesi yazıta işaret eder veya konmuş kuralları..
Bu da günümüzde kitabı ve dini ifade eder…

MA dilinde (Kawa) kutsal demektir.
Biçemleri KU, KUT, KUR, KA, AKA, ATA,AWA,AYA dönüşümü ile sıralanır.

Ma Dili Sözlüğü

Kawa : Kutsal , Tanrıçanın erkeği, Baba
Kuwa, Kut, Ka, Ha, Ku, Suwa, Su, Swa, Awa, Aya, Ata gibi dönüşümler de aynı anlamı taşır

Ara : Sunak, Yazıt, Din, Kitap- Ar, Ra, Rab

Na : Yer, Evren, Mekan – An, Nan, Nun

Ma : Tanrıça, dolayısıyla ulu ve ulaşılmaz Yüceliği kasteder.
Ana, Ama, Mama, Ani, Ni ,Mo, Mu, Amo gibi Dönüşümler de aynı anlamı taşır.

Ta : Bilinmeyen Noktaya işaret eder, Evren, Uzaklık – At, Tu, Ti

Arba : Su, Nehir ,Deniz – Arwa, Rv, Rb, Ro, Ars, Arı

Lu : Işık, Güneş – La, Lat, Li, Lim, Lu, Lut, Lum

Wi : Gökyüzü, Wu, Yi, Ya

Ka : İnsan, Adam (tanrıçanın erkeğini kastederek) – Kan, Da, Ada, Ad

Dawa : Ev,Yasa – Dama, Hama, Hana

Wa : Ateş – Ha, Fa, Ca, Şa

Araştırmamızın doğruluğunu test etmek için son hecemiz Wa(ateş) ya bir göz atalım.

Türkçe : Ocak-Sıcak-Baca–Cayır-Ateş(Ataş)-Aş (Yemek Ateşte pişirilir) ve Şa-man (ateş adamı) Şaman gece yakılan ateşin sahibidir, klan ateş etrafında dizilir, kararlar alınır, konuşulur, eğlenilir. Bu sırada şaman kötü ruhları kovar, klanın selameti için ateşe bi takım otlar atar. Dilekler diler, büyü yapar.
Türkçede Ataş kelimesinin önüne gelen hecesi Kutsal Anlamındadır.Türklerde Ateş Kutsaldır. Asla su ile söndürülmez.

Fransızca : Feu(Fö)-Chaleur(Şalör)-Charbon(Şarbon)-Calorie

İngilizce : Fire – Warm(Vorm)- Hot(Hat)-Coal-Funnel(Fanıl)-Furnace-Fever

Fuat Kenan Çakır

Yaradılış Destanı-ilk perde

Yaradılış destanında 1.ci perde.

Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken,
Ve aşağıda, Dünya çağrılmamışken
Boş ama başlangıçta mevcut olan APSU, Vücuda getiren onları,
MUMMU ve TİAMAT – hepsini doğurandı o;
Birbirine karışmıştı suları.

Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı
Tanrıların hiçbiri vücuda gelmemişti
Hiçbirinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti
İşte tam ortalarında tanrılar şekillendi.

İşte güneş sistemimizin yaratılışı… Uzayın genişliği içinde “tanrılar” yani gezegenler daha ortaya çıkacak, adlandırılacak, “kaderleri” yani yörüngeleri belirlenecektir. Sadece üç cisim mevcuttur. AP.SU “başlangıçtan beri mevcut olan”, MUM.MU “doğmuş olan” ve TİAMAT “yaşamın kızı”. Apsu ve Tiamatın suları karışmıştır ve metin bunun içinde sazların büyüdüğü sular değil ilksel sular, evrenin temel yaşam veren elementleri olduğunu netleştirir.

Demekki Apsu Güneştir, başlangıçtan beri mevcut olandır. Ona en yakın olan Mummu’dur. Destanı anlatan Mummu’nun Apsu’nun güvenilir bir yardımcısı ve elçisi olduğunu açıkca anlatır. Mummu merkürdür. Grek ve Romalılar da Merkür’ü Tanrıların en hızlı habercisi olarak tanımlarlar.

Daha ileride Tiamat vardır. Daha sonraları Marduk’un parçaladığı canavardır, yani kayıp gezegen. Ama ilksel başlangıçta o, ilk ilahi Trinitenin ilk Bakire Anasıdır. O ve Apsu arasındaki uzay boşluk değildir, Apsu ve Tiamatın ilksel elementleri ile doludur. Bu sular karışmıştır ve Apsu ve Tiamat arasındaki uzayda bir çift gök tanrısı yani gezegen oluşturmuştur.

Suları birbirine karıştı…
Tam ortalarında tanrılar şekillendi.
Tanrı LAHMU ve tanrı LAHAMU doğdu
Bu adlarla çağrıldılar.

Bu iki gezegenin adları LHM (savaşmak) kökünden çıkmıştır. Eskiler bize Mars’ın Savaş Tanrısı ve Venüs’ün Savaş Tanrıçası olduğuna dair bir gelenek bırakmışlardır. Mars ve Venüs gerçekten de Güneş (Apsu) ve Tiamat arasında yer alırlar. Güneş sistemi oluşma süreci devam eder.

Onlar yaşlanmadan önce,
Tayin edilmiş bir boyuta göre boyca
Tanrı ANŞAR ve tanrı KİŞAR biçimlendi
Onları bastırıp (boyca)
Günler uzadıkça ve yıllar çoğaldıkça
Tanrı ANU oğulları oldu – atalarına bir rakip
Derken Anşar’dan ilk doğan Anu
Eşiti olarak ve kendi suretinde NUDİMMUD’u yarattı.

Mars ve Venüs’ün ancak sınırlı bir boyuta kadar büyüdüğünü, ama daha onların oluşumu tamamlanmadan, bir diğer gezegen çiftinin oluştuğu anlatılıyor. Bu ikisi adlarından da anlaşılacağı gibi muhteşem Devamını oku “Yaradılış Destanı-ilk perde” →

Luvi Dili

Luvi dili (Luvice veya Luwice) Anadolu’nun yerli halklarından biri olarak kabul edilen Luviler’in dili olup, Anadolu’nun en eski dillerinden biridir. Bu aynı zamanda, Hititler’in hiyeroglif yazılarında kullandıkları dildir.(Mısır ve Girit hiyeroglif yazısından farklı olan bu hiyeroglif yazısı daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda kullanılmıştır.)

Anadolu’nun Hitit-öncesi tarihi henüz tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, 20.yy.’daki arkeolojik bulgular, Anadolu’ya yapılan Yunan göçünden çok daha önce, bu topraklarda Anadolu’nun yerlileri sayılabilecek Luvi ulusunun yaşadığını ortaya koymuştur.

Hititler’in çivi yazılı belgelerinde bu halktan Luvili (Luwi’li) olarak söz edilmektedir. Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra Hititler’in çivi yazısının unutulmuş olmasına karşın, Luvi dili ve yazısı biraz değişikliğe uğramakla birlikte Anadolu’da varlığını sürdürmüştür. Bilge Umar’ın “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” adlı ünlü yapıtında belirttiği gibi, Pelasgos denilen insanlardan kalma tarihsel adların Luvi dili temeline dayandığı ortaya çıkmıştır.

Anadolu’nun en eski dillerinden biri olan Luvi dilinin ve lehçelerinin çözülmesi kültürel gelişimin Mezopotamya’dan veya Yunan yarımadasından Anadolu’ya değil, Anadolu’dan daha güneye ve batıya doğru yayıldığı tezini güçlendirmiştir.

Luvi diliyle yazılan Hitit hiyeroglif yazısı H.T. Bossert’in katkılarıyla 1946 yılında çözülmeye başlanmış ve çözülme çalışması tam anlamıyla 1960’ta Emmanuel Laroche tarafından tamamlanmış olduğundan, yer ve ilah adlarına ilişkin olarak, Batı’da bu tarihten önceki etimolojik açıklama getiren yazılar geçerliğini yitirmeye başlamıştır. Büyük İskender döneminde Anadolu’nun Luvi ve Hitit kökenli adları hellenleştirilmeye çalışılmışsa da, esas yapılarını korumuşlardır. Anadolu ve Trakya’daki Yunanca yer adlarının yüzde yüzü olmasa da çok büyük bir kısmının Luvi dilindeki adlarından türetildiği anlaşılmış bulunmaktadır. Ayrıca eski Yunanca sanılan pek çok sözcüğün (dram, drama, tiyatro, komedya, tragedya vs.) Luvi kökenli olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. [1]

Luvi dili üzerine en fazla araştırma yapmış yabancı isimler arasında Emmanuel Laroche, 1973’te bu dili “Luvi dili” olarak kabul edip, tanıtan David Hawkins, Piero Meriggi ve Türk isimler arasında Bilge Umar ve Ali M. Dinçol sayılabilir. Luvi sözcüğü Hitit dilinde “ışık insanı” anlamına gelir ki, Luvi dilinde “ışık, parıltı” anlamına gelen “lu” kökü birçok dile “ışık” anlamında geçmiş olup, birçok dilde halen kullanılmaktadır (Örneğin, ilah Apollon’un Likya’lı sıfatının kökeni Luvi dilinde ışık anlamına gelen, kurt anlamındaki “lyk” ya da “lu” sözcüğüdür ki, sözcük Latince’de lux biçimine dönüşmüştür. Ayrıca, Hellen dilinde hiçbir anlamı bulunmayan Apollon adının kökeni de Luvi dilinde “su” anlamına gelen “apa” sözcüğünden gelmekte olup, ilk yazılışı Luvice ap(a)-ull(a)-wana’dır; bu ilah, Etrüsk dilinde Aplu, Apulu, ya da Aplum biçimlerinde belirtilmiştir).

Günümüzde, Likçe denilen Likya dilinin Luvi dilinin bir türevi olduğu kabul edilmektedir. Luviler’in yaşadığı kentlerden biri, Luvi dilinin konuşulduğu Truva’dır (Troya). Yedinci Truva kentinin B katmanında bulunan hiyeroglifik mühür Bir grup bilimci Luviler’in Anadoluda yaşayan Alevilere yakin bir toplum oldugunu düşünürler.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Luwice

Ana Tanrıça MA

MA kimdir?

İnsanlar Onu: Kawa, kuwa, awa, ata, ama, aya, kubala, kibele moo, rama, maya, manitu, dawa, deus, zeus, ara, ra, kangrı, tengri ve daha birçok isimle çağırdılar.

Ana Tanrıça MA kimdir sorusu ancak cok yönlü bir bakış açısı ile ifade edilir, net bir kimliği yoktur. Tam anlamıyla anadolulu veya mezopotamyalı dememizde mümkün değildir. Yeryüzündeki tüm kıtalarda ona ait birşeyler yakalayabilmemiz mümkündür, hem tanrıdır hem tanrıçadır.. her kültürde değişik bir görünüm ile karşımıza çıkar ama o ilktir, tektir, tüm çok tanrılı kültürlerin hatta tek tanrılı dinlerin anasıdır. Esin kaynağıdır. Ayrıca ilkel rastlantıların ürünü değildir, yaşadığımız tüm çağlara adını ve dilini entegre etmiştir. (entegrasyon önermesi tezimizin ana hatlarını oluşturmaktadır). Tarihçilere göre o sadece bir figürdür. Anlaşılmaz nedenlerle kimliği gizlenmiş veya farkına varılmamıştır.

Bu figürlerde ana tanrıça , anaç ve hamile görüntülenmiştir. Üç memesi ve göbeğinin üstünde üçgen! sembolü vardır. Omuzlarında gücü simgeleyen apoletleri ile bağdaş kurmuş çıplak bir kadın heykelidir, cinsel organı görülmez, hamile karnı kapatır onu. Üç memesi ile toprağı ,havayı ve suyu emzirir, bu üç element hayatı simgeler, kısaca o doğayı (dünyayı) doğurmuştur. Ve bu elementlerin oluşturacağı kurallar zinciri hayatın yeni elementlerini doğuracaktır. Böylece bu oluşum kaçınılmaz olarak tüm dinlerin yapı taşı olacaktır.

 Tezimiz ana kaynağını isimlerden almaktadır, bunlar özel isimler, tanrı isimleri, coğrafi isimlerdir. İsimlerin özellikle özel isimlerin konuşmaya başlayan ilk primatların (ilk insan) kullandıkları ilk kelimeler olabileceği bir çok antropolojik kaynak tarafından öngörülmektedir. Tezimizde özel isimlerin epistomolojik (hece yapıları) çözümlerini yaparak ma kültürü ile yakınlığını araştırmaya çalışacağız.Böylece MA adının tanrının ilk adı olup olmadığı tartışmasını ortaya atacağız.Tevrat babil kulesi yapılana kadar tüm dünyada tek dil kullanıldığını belirtmekte,bunun gerçek olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.Bu konuya yardımı dokunacak herkes bana email atabilir,yardımlarınızı bekliyorum.

Dil’in Evrimi

Bugün dünyada yüzlerce dil kullanılmaktadır. Ses ve gramer yapısı veya yüklendikleri kelime anlamları açısından birbirinden farklı olan bu dillerin tek bir dilden türemiş olacabileceğini acaba düşündünüz mü?
Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan toplulukların oralara nasıl gittikleri, kendi kültür ve dillerini nasıl geliştirdiklerini, En önemlisi kendi dinlerini nasıl yarattıkları konusunda en ufak somut bir araştırma yoktur. Bizlere söylenen sadece o dil, din ve kültürün orada olduğudur. Kutsal kitaplar insanın konuşmaya Hz. Adem ile başladığını ve Tanrı’nın cisimleri adlandırarak Hz. Adem’e bildirdiğini söyler. Bence aksi kanıtlanmadıkça doğru olan görüş budur, kaldıki insanın maymundan geldiğini varsaysak bile konuşmaya başlayan ilk insanı Adem olarak algılamamız gerekmektedir.

Başka bir açıdan bakarsak, ancak insan fizyolojisinin izin verdiği sesleri çıkarabilir ve duyarız, böylece insan tabiatının evrensel gücüne karşı koyamayız, tabii olduğumuz fiziksel kurallar ister tabiattan gelsin, ister tanrısal olsun sonuçta bir büyük gücün adlandırdığı gibi konuşmak (dil) zorundayız. Konuşmaya başlayan insanların cisimleri adlandırırken kullandıkları heceleri notalara benzetebiliriz. Varolan 8 nota ile milyonlarca melodi yaratma olasılığı vardır ve elbette 8 hece ile yüzlerce cisim ve kavramı seslendirebilmek mümkündür. İşte bu Araştırmamızın amacı öz heceleri o günkü değerleri ile inceleyip kavramlarını ve anlamlarını, günümüz dünyasında veya antik çağlarda kullanılmış cografi veya özel isimlerle karşılaştırarak ,evrensel bir temele yerleştirmek, ve tanrı kelamı olan o ilk hecelere ulaşarak batı dünyasının bize sunduğu tüm yalanları tersine çevirmek.

Alıntı

Not: Bu konuda daha derin ilgi ve bilgi sahibi okuyuculardan döküman ve yorum katkısı rica ediyorum.

Şamanlar İnsanlığın ilk şifacıları

Bu hafta sonu Harbiye Askeri Müze’de yapılan  2. İstanbul Parapsikoloji Konferansı’nda Şamanlar, şifacılık yeteneği ve rüya analizleri üzerine yaptığı araştırmaları paylaşan

saman
Dr. Stanley Krippner ‘Şamanlar kendi kabilelerin psikoanalistleridir’ diyor.
Şamanizm ve rüyalardaki mitsel semboller denildiğinde, psikoloji profesörü ve araştırmacı Stanley Krippner akla ilk gelen akademik isimlerden biri. Psikoloji ve parapsikoloji alanında geniş kapsamlı akademik çalışmalar yapan ve uzun yıllar boyunca, dünyanın dört bir yanındaki yerli topluluklarını, özellikle de Şamanları ve şifacılık özelliklerini inceleyen Krippner ile Şamanların sırrını konuştuk. 

– Şamanizm ile ilgilenmeye nasıl başladınız?
Küçükken çok hastalıklı bir çocuktum. ‘Bu çocuk fazla yaşamaz’ diyenler bile vardı. Doktorlardan çare bulamayan ailem de o zaman kimsenin ciddiye almadığı alternatif tedavilere gizlice başvurdu. Ve işe yaradı. Alternatif tedavilere ilgim böyle başladı. Büyüdüğüm yer Wisconsin, eskiden Kızılderililer’in yaşadığı bir bölgeydi, çevremde tanıdığım Kızılderililer de vardı. Bu yüzden onlar hakkındaki her şeyi merak ediyor, okuyordum; özellikle de iyileştirme gücü olan Şamanlara odaklandım. Sonunda 1970’lerde de gerçek bir Şamanla tanıştım. Seneca Kabilesi’nden büyükanne Twyla Nitch 98 yaşındaydı, bitkilerden ilaçlar yapma konusunda çok bilgiliydi ve üzerimde büyük bir etki yarattı. Böylece insanlığın ilk şifacıları olan Şamanlar üzerine araştırmalarıma başladım, 6 farklı kıtada, birçok farklı ülkede, farklı kültürlerden kabileleri ziyaret ettim; Şamanlarla tanışıp onları inceledim. 

– Şamanların özellikleri nedir?
Şaman bu insanlara verilen antropolojik isim. Ama elbette her yerde farklı adlarla anılıyorlar. Ortak noktalarıysa bu kişilerin hepsinin toplumları etkileyen belli özelliklere sahip olmaları ve bu sebeple halk tarafından bu pozisyona seçilmiş kişiler olmaları. Zira Şamanlar insanları bilgilendiren, onlara yol gösteren, hastaları iyileştiren, rüyaları yorumlayan ve gelecek hakkında bilgi veren kişilerdir.

– İnsanüstü güçleri var mı Şamanların?
Süper güçleri yok ama yaşadıkları toplumlarda insanlar onların süper güçleri olduğuna inanır. Çünkü Şamanlar çoğu insanın sahip olmadığı yeteneklere sahiptirler. Çok akıllıdırlar, iyi gözlemcidirler, yaratıcıdırlar ve görevlerini etkili şekilde yapmak için drama, sihirbazlık ve psikolojiyi de fazlasıyla kullanırlar. Şamanlar kendi kabilelerinin psikoanalistleridir. Ve aslen kişilerin veya topluluğun güçlerini harekete geçirmek için çalışırlar. En etkili oldukları alansa şüphesiz iyileştirme gücü.

İYİLEŞTİRİCİ GÜÇ   HEPİMİZİN İÇİNDE
– İnanılmaz iyileştirme olaylarına şahit oldunuz mu?
Brezilya’da çok dramatik bir olaya şahit oldum. Bir Şaman, hastayı iyileştirmek için hiç anestezi kullanmadan cerrahi müdahale gerçekleştirdi; hastanın karnını yarıp hastalıklı dokuyu oradan çıkardı! Ve insanlar bu müdahalelerde hiçbir şey hissetmediklerini iddia ediyorlardı. Pek çok Şaman bunu yapıyor; zira hipnoz gibi yöntemlerle bu mümkün. Ancak yaptığımız araştırmalar daha ilginç bir şey söylüyor: Şamanların söküp çıkardığı dokuları inceledik ve 10 örnekten dokuzunda çıkarılan dokunun sağlıklı olduğunu gördük. Buna rağmen hastalar iyileşmişti. Bu şunu gösteriyor: Şamanın fiziksel müdahalesi değil aslında özel ilgisi ve hastanın ona olan inancı iyileşmede etkili oluyor. Zaten pek çok Şaman da bunu söylüyor: ‘Ben iyileştirmedim, sadece aradaki engelleri kaldırdım ve onun kendi kendisini iyileştirmesini sağladım’ diyorlar. Yani iyileştirme gücü aslında hepimizin içinde saklı. Şamanın rolü ise, bu gücümüzü harekete geçirmemizi sağlamak. Bunun örneklerini modern tıpta da görebilirsiniz. Zira sadece doktora görünmek ve onunla konuşmakla bile iyileşme başlar!

İslami şifacılar da aslında Şaman 
– Geleneksel İslami şifacılar üzerine de araştırmalar yaptınız, neler gördünüz?
‘Fas’ta ve Batı Şeria’da ve Mısır’da geleneksel İslami şifacılığı araştırdım. Aynı dine bağlasalar da bu şifacılar bölgelere göre farklılık gösteriyor. Örneğin Endonezya’daki İslami şifacılar bunu ruhlarla konuşarak yaptıklarını, Filistin ve Fas’takiler ise cinlerle çalıştıklarını söylüyor. Sonuçta yöntemleri Kuran’da geçen şeyler ise kabul görür diye düşünüyorlar. Oysa geleneksel İslami şifa yöntemleri denilen şeyin aslında İslam ile fazla ilgisi yok. Bunlar aslında eski çağlardan günümüze taşınan Şamanist ritüellere dayanan ve çoğunlukla otlara odaklı tedaviler. Bu şaşırtıcı değil çünkü Şamanizm aslında bir din değil bir tekniktir. Dinler ortaya çıktığında genellikle Şamanizm tekniklerini reddedip siliyor ama öte yandan Şamanist ritüeller dini uygulamalarla birleştirilerek aslında hala devam ettiriliyor.

Rüyalar yol gösterir
San Francisco, Saybrook Lisansüstü Eğitim Okulu’nda Psikoloji Profesörü olan Dr. Stanley Krippner, rüyalar konusunda da yetkin bir isim. Daha önce Maimondies Tıp Merkezi Rüya Araştırmaları Laboratuarı’nın başkanlığını da yapan Krippner, 25’i aşkın ülkede rüyalar ve hipnoz hakkında atölye çalışmaları ve seminerler de gerçekleştirdi. Krippner’a rüyaların ne ifade ettiğini de sorduk: ‘Rüyalar beyinden, beyindeki elektriksel ve kimyasal değişimlerden geliyor. Bu değişimler her 90 dakikada bir gerçekleşir. Beyin fonksiyonları bu sırada hareketlenir ve rüyalar görür. Rüya görmek insan için bir gerekliliktir. Çünkü psikolojik olarak sistemimizden çıkarmamız gereken şeylerden rüyalar aracılığıyla kurtuluruz. Zira insanlar rüya görürken beyinlerinde biriktirmiş oldukları ve aslında zaten bildikleri bilgileri bir araya topluyor ve onları analiz ederek bir görüntü yansıtıyorlar. Bunu bilinçli olarak yapmıyorlar çünkü bunca bilgiden sebep sonuç ilişkisi çıkarmak beyin için hayli zorlu bir iş. Ama rüyada beyin bu analizi yapıyor ve bize bu bilgilerin hangisinin faydalı olacağını, hangisini kullanmamız, neye odaklanmamız gerektiğini mesaj olarak veriyor. Kısacası insanlar rüyalarını kendilerine fayda sağlamak için kullanabilir. Zira rüyaları dikkatle inceleyerek onlardan ne mesajlar çıkarabileceğinizi ve nasıl bir yol izleyeceğinizi anlamak pekala mümkündür.’

MİNE AKVERDİ -(Akşam)