Kybele Mutlu :)

Kibele mutlu. Nerden mi biliyorum, bu gece rüyama girdi. Şimdi bu güzel madalyonu görünce tamamen hatırladım, teşekkür ederim.
Rüyada kybele tatlı tatlı, sakince duruyordu, bir çok insan gelip onu sanki bir bebeği öpermiş gibi yüzüne, gözlerine, burnuna, tüm yüzüne öpücükler koyuyorlardı ve ben bulunduğum yerden sanki o öpücükler bana veriliyormuş gibi her birini tek tek hissediyordum. Muazzam bir duyguydu. Sadece aşk, şefkat, özlem tanımlayabilir bu hissi. Hayrolsun

Rüyanın ufak bir detayını unutmuşum, kibelenin sol ön tarafında ona çok yakın duran, bu seremoniyle ilgili değilmiş gibi görünen yaşlı ve yabansı bir kadın vardı, yüzünü göremedim ancak o müthiş meşguldü çok pratik güncel bi sürü işler yapıyordu. 🙂

kybele

Gece saat 3 civarında yattım ancak uyuyamadım, normaldir 🙂
Bir süre öyle uyumayı bekleyerek sakince yattım, sanırım saat dördü geçe kuşların ilk konuşmaları duyulmaya başladı, onların uyanma vaktiydi. Yattığım yerde onları dinlerken bir vizyon görmeye başladım. Önce hemen kalkıp kayıt cihazımı alayım diye düşündüm çünkü konu yazmakta olduğum kitabı ilgilendiriyordu ancak vizyonun kaçma riskini göze alamadım ve ona teslim oldum.
Vizyon özetle dünyanın değişimine dair acaip bi çözüm hakkındaydı 🙂 Bu buluş 2070 yılları civarında ortaya çıkıyor, uzun süreler tartışılıyor ve 2112 yılından itibaren dünya devletlerinden ilki tarafından uygulamaya konuluyor ve ardından diğer devletler yavaş ve kararlı biçimde bunu kendi ülkelerine getiriyorlar. Benim gördüğüm 2127 yılında epeyce ülke bu çözüme katılmıştı 🙂
Konuyu merak edeceksiniz muhtemelen fakat şu an için onu sadece bilimkurgu kitabıma alabilirim 🙂

Yine geldik eleştiri konusuna

“Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark etmez (kent şifacıları bunu çok iyi bilir). Bazıları yapıcı eleştiri hakkında ne düşünüyorsun diye sorar; hiç farketmez :))) yapıcı eleştiri normal eleştiri içine bir özür sokmaktan başka şey değilidir. Astım, alerji, çeşitli soğuk algınlıkları, baş ağrıları, artrit hep eleştiriye verilen tepkileridir. Aloha” Demiş idim ve doğal olarak birçok onaylayan ve bazı karşıt tepkiler oluştu (hepsi bana dair, bütünlüğümde yer alan şu an faal olmayan potansiyellerimden).

İtiraz tepkilerinin ana fikri; peki yanlış olanı kötü olanı nasıl söyleyeceğiz şeklindeydi 🙂

Elestiri, sen yanlis yapiyorsun, kötü soyluyorsun vs şeklindedir. Tabi ki bunlari kabul etmemek, cekip gitmek ya da kendi yolunu, istegini soylemek herkesin hakkı. Elestiri bana gore tembelliktir. Algi noktasi tembelligi yerinden kalkip elestirdiginin acisina bir bakis atmak onun da hakli oldugunu gormeye yeter. Tabi bunun icin insanin 3.farkindalik duzeyine yani baglantisal duzeye gecebiliyor olmasi lazim. Eger bunu yapamiyorsa henuz olgunluk seviyesi buna yetmiyorsa, bari yuruyup gitmeli KUsunu minimum gerginlikte tutmaya calismali, hani ya sabir durumlari!  Aslinda ne desem bosa konusma oluyor cunku hepsi bir olgunlasma sureci, bir masaldir gidiyor; mesele 7 prensibi hazmetmekte 🙂

Bi örnek vermek gerekirse; sabah belli bir konudaki insan birikimlerini aratıyordum google amca vasıtasıyla ve onun bulduğu adreslerden bi tanesi (benim aradığım şeyle alakasız) şu makale oldu. İlgimi çekti sonuna kadar okudum. Görebileceğiniz gibi hiçbir maddi kanıtı olmayan büyük bir portföy sunuyor bu makale. Aslında ben de aynı şeyi yapıyorum aramızdaki tek fark ben buna “bilim kurgu” üst başlığı koyuyor ve öyle paylaşıyorum (çünkü gerçekliklerin nasıl oluştuğuna dair gözlemlerime dayanan kanıtlarım var). Şimdi bu adresteki kişinin yaptığı işe yanlış mı diyeceğiz? Peki o zaman bilimkurgu okumayanlara (iç sesini duyamayanlara/telepatik yetisi henüz faal olmayanlara) nasıl erişilecek? Benim içime gelen eleştiriden ziyade eline sağlık ne güzel toparlamışsın dostum hissi oluyor (nasılsa hepsi keyfidir ve gerçekleşmesi üzerine binecek inanç oranına bağlıdır) bu gibi metinler birer seçim bildirgesi gibidir; insanlığın oylamasına sunulmakta olan teklifler! Ne hoş değil mi? http://www.psisik.com/viewtopic.php?f=43&t=35795

*

Rüyalar ve vizyonlar önemlidir ancak onlarla ne yapacağınız kadar değil; düşkünlük göstermek, hangi ikon olursa olsun düşkünlük göstermek sizi özgürlüğünüzden alıkoyar.sa

Yani rüyaların ve vizyonların önemi, diğer her şey gibi onlarla ne yapacağınıza bağlıdır, onları nasıl ne için kullanıyorsunuz?
Alkole, ya da para kazanmaya ya da herhangi başka bişeye düşkünlük göstermekle aynıdır Rüya/vizyona düşkünlük göstermek. Şeylerin kendisi zevk verebilir, doğaldır ama o zevk amacınızı unutturmamalı. Her neyse işte amacınız…   siz o güzel zevkli şeyi kullanın, kul olmayın. meali budur. CC okumuş arkadaşlar düşkünlük konusundaki dersleri ve önemli uyarıları hatırlayacaklardır.

Rüyaları takip etmek onları anlamaya çalışmak çok önemli, düşkünlük bu değil. Düşkünlük; örneğin rüyadan yararlanmak yerine rüyayı putlaştırmak, onu kutsal ilan etmek.Onun minör enerji kalıplarımızdan kurtulmak için güzel bir hediye olduğunu ve kullandığımız yöntemin keyfi olduğunu unutarak, sırf bunu yapmakla seçkin olduğumuzu sanmaktır 🙂

Beni somut ya da soyut alanlarda bir süre takip etmiş olanlar muhtemelen farketmiştir ki, ritüellere pek takılmam! Sebebi onların yararını inkar ettiğimden değil, binlerce yıldır nasıl amacından saptırıldığına şahit olduğumdandır. Bizim coğrafi bölgeleri etkileyen tüm alışanlıklar, kültür öğeleri Sümer’den kopup geliyor, sadece oraya bile biraz göz atsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Mutlu bir haftasonu

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da Urban Shaman’ın 2. seviyesini açıkladık, uygulamalarla yaşadık ve günlük hayatımızda gerçekliğe taşımak üzere sözleştik çünkü tümüyle armonik ve barışçıl olduğunu hissettik. Tüm katılımcıların bedenlerinde ve yüzlerinde bu şaşkınlığı ve mutluluğu görmek benim ödülümdü.

Ayrıca İki seans da Rüya Görüşmeciği yapabildik, sanırım özellikle pre-shamanlar için oldukça anlaşılabilirdi ve ilerleyen seanslarda soru sorma ve dinleme sanatının güzelliği giderek tüm katılımcıları saracak.

Çok yoğun dört gün geçirdik ve fakat gerçekten muhteşemdi, Ankara bize tam bir bahar havasıyla eşlik etti. Çok şanslı olduğumu bir kez daha hatırladım. teşekkür ediyorum, seni seviyorum. Aloha

Aloha Nedir? Merhaba. Sevgi. Birlikte büyümek ve gelişmek. Yaşam deneyimini paylaşmak. Birlikte mutlu olmak. Şifa. Ayrıca; Kaçınma ve kısıtlama (Hawaii’ce de tüm kelimeler ters etkisini de içinde taşır, böylece kendini nötürler)

*

Gezgin savaşçının yolunda, Psişik yetenekler için kullanılan sözcükler:
Kaula:                Elçi veya sihirbaz
Ho’ola:                Şifacı
Ho’okalakupua: Usta veya sihirbaz
Po’ko’i:                Büyücü
Mo’okiko:           Kara büyücü
Kilo’uhane:         spiritüalist
Ho’ike papalua:  psişik kişi
Kahuna:               Huna bilgisini yaşatan, yayan kişi
Puhi okaoka *:    Kahunanın arzulayabileceği en yüksek pozisyon
..
* Bu düzey dört farkındalık düzeyinin en armonik şekilde kullanımı olsa gerek. Savaşçının yolunda Don Juan buna bilgi adamı olmak derdi.

Subliminal… Pişşşttt baksana

İnsan algı sisteminin  her saniye beyne 11 milyon parça bilgi gönderdiğini,

Oysa 1 saniyede işleyebileceğimiz bilgi miktarının 16 ila 50 parçada ibaret olduğunu biliyor muydunuz?

İşte bu sebeple rüyaları önemsiyorum. 11 milyon parça/saniye hızla girişi olan bu devasa bombardımanın altında ezilmemek için uyku var, onlardan bi şeyler öğrenebilmek imkanı da rüyaların uygun yöntemle deşifresi ile mümkün.

Biz aslında gördüğümüzü, iletişdiğimizi anlaştığımızı sanırken aslında kendi bilinmedik bahçemizde kumdan heykeller yapmaktayız 🙂

Bir bilgisayara “ruh iradelidir ama ten zayıftır” cümlesini önce İngilizceden Rusçaya, sonra yeniden ingilizceye çevirmesi istenmiş. Hikayeye göre sonuç şöyle olmuş:”Votka güçlüdür ama et çürümüştür” hahahahahaha

Gülersiniz değil mi, sanki bilinçli zihnimiz bundan pek farklıymış gibi!

Neyse ki bilinçdışımız çok daha iyi iş çıkarmakta ve dili, duyusal algıyı ve sürekli algıladığımız sayısız başka görevi büyük bir hız ve doğrulukla çözümleyerek bize daha önemli işlerimiz(!) için fırsat tanıyor.

Bilinçdışı kavramını- eski bilgelikleri dışlayıp tamamen unutmuşken- bizlere yeniden kazandıran Freud, Jung,Carpenter, Peirce, Jastrow, William James ve adını anımsayamadığım diğer bu azimli öncülere ne kadar teşekkür etsek azdır. Hiç olmazsa bu sayede biraz haddimizi bilir olduk

..

Gerek kriminal vakaların irdelenmesi gerekse yapılan geniş tabanlı bilimsel araştırmalar pek emin ve iddialı olduğumuz durumların hiç de öyle olmadığını, söylenen sözlerin çoğu kez aslıyla ilgisi olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Peki deneyimlerimizin çoğunu ıskartaya çıkaran bir hafıza sistemi nasıl olur da evrimin insafsız elemesinden geçmiş olabilir? Eğer bu subliminal çarpıtmalar atalarımızın hayatta kalması konusunda zararlı etki yapmış olsaydı, hafıza sistemimiz, hatta belki de türümüz varlığını devam ettiremezdi. Anlaşılan o ki hafıza sistemimiz mükemmel olmamakla birlikte “yeterince” iyidir. Her saniye muhatap olduğumuz o milyonlarca veri girdisinin bombardımanı altında olduğumuz anlaşıldıktan sonra, kusursuz hatırlama yeteneği yerine, muazzam miktardaki bu bilgiyi işleme ve üstesinden gelme yeteneği geliştirmiş olduğumuz anlaşılıyor.

Dilbilimsel açıdan iki tür dil yapısı var; Yüzeysel Yapı- kullanılan sözcükler ve nasıl sıralandıkları, ifade edilme biçimi. İkincisi ise Derin Yapı: düşüncenin ana fikrine dairdir. Çoğumuz ayrıntıları kenara atıp ana fikirleri ediniriz. Yüzeysel yapı normal olarak 8-10 saniye kadar hafızamızda kalır ve sonra pufff…

İnsanların bu iki yapıyı ağırlıklı olarak kullananlar gibi özelliklere ayrıldığını da görmüşümdür, geneli dikkate alsak ortalamaya erişir belki ama örneğin ben hep ana fikirci bir yapıya sahip olduğumu, hafızamın da 10 saniye civarında olduğunu eskiden beri kendimi gözlemleyerek fark etmişimdir. Bu konu üzerinde epey kafa yordum aslında ben 🙂

Ve iki yetinin birbirinin aleyhine çalıştığını ve biri bilgisayarın deposunda stoklanırken diğerinin anlık işletim hafızası gibi olduğunu düşünürüm, hatta bilgisayarın veri sıkıştırma işleminin de hızı artırmak için gerekli olduğu gibi biz insan biyomakinelerin de buna benzer ihtiyaçlarımızın olduğunu söylediğim bir yazımı hatırlıyorum.
Tabi bir de anıların zaman içinde değiştiği gerçeği var! Onları zaman içinde yargılarımız davranışlarımız ve alışkanlıklarımızın değişimine paralel biçimde farklı hatırlarız, hatta onların ilk söylediğimiz hali teypten bize dinletilse ya da kendi el yazımızdan bize gösterilse bile bunu kabul etmeyiz.
“Genel olarak yanılıyor ama asla şüphe etmiyor olabilir miyiz?” diye soruyor Subliminal 🙂 Belki hepimiz hatırladıklarımızın doğru olduğu, diğerlerinin yalan söylüyor olduğu yargımız konusunda kendimizden daha az emin olmalıyız 🙂

Biz insanların nasıl ilişki kurduğumuzu anlamak için yapılan bir dizi araştırma sonucunda; yeryüzündeki herhangi iki insanı birbiriyle ilişkilendirmek için 5 ila 7 bağlantının yeterli olduğu kanısına varılmış, hatta bu durum “altı derecelik ayrılık” teriminin doğmasına sebep olmuştur.

Kişilik binasının temelleri

Anladığımız bir çok şeyi, hatta aydığımız (bütünsel,anlık aydınlanma) şeylerin çoğunu uygulamalarımıza yansıtamıyor oluşumuzu kendimize sık sık hatırlatarak işe başlamalıyız. Ancak bundan sonradır ki, anladıklarımızın davranışlarımıza,uygulamalarımıza neden yansımadığı ile ilgilenebilecek kadar hırslanabiliriz.  Bu hırs iyidir, sorunun kökenine inmek için bizde yeterli sarsılmaz niyeti keskinleştirebilir. Böylece üçüncü aşama olan köken sorunsalını çözmeye, ki bu da çoğunlukla 0-7 yaş arasında aldığımız kararların/inançların (farkında olmadığımız ve unuttuğumuz) kişiliğimiz olan binanın temelleri olduğunu ve bunlarda değişiklik yapamazsak binada oluşturabileceğimiz değişimlerin her zaman yüzeysel kalacağını idrakle, sağlıklı bir adım atabileceğizdir. Eğer bu aşamaları disiplinle sürdürmüyorsak sadece mucize bekliyoruz demektir ve mucizeler de nadiren görülebilir. 


Kişi mevcut durumuna, rahatsızlık ve hastalıklarına, evine, sokağına uğraştığı problemlere bakarsa, temeli nasıl atmış olduğunu görmek o kadar zor değil. Gerçek bir şifacı da bunu yaparak işe başlar zaten. Herkes kendi kendinin şifacısı da olabilir ki en kullanışlısı da bu.

Bu konuda rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır.

İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapisaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vaz geçilemez. İşte bu sebeple ben boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile getirmekten bıkmam.

Gerçek bir şifacı her kişiye özel yöntemi bulur ve uygular. Mesele kişinin kendi aydınlanma sorumluluğunu alıp almadığı ile ilgilidir. Neden mi? Sorumluluğu kendi üzerine alan kişi farkında olsun olmasın, evrenin tüm köşelerine, tüm hücrelerine bu konuda kendine destek verilmesi için çağrı yapmış olur! Ve bu çağrıya uygun olup da cevap vermeyecek bir varlık düşünülemez!