Alışılmadık Olaylarla Karşılaşma

“Alışılmadık olaylarla karşılaştığımızda hiç durmadan yinelediğimiz üç kö­tü alışkanlığımız vardır. İlki şudur: her ne oluyorsa ya da ol­duysa bunu görmezden gelir ya da hiç olmadı sayarız.

Bu, bağ­nazların yoludur.

İkinci olarak, olanı göründüğü gibi kabulle­nir, ne olup bittiğini biliyormuşuz hissine kapılırız. Bu da sof­tanın yoludur.

Üçüncüsü de, olan biten bizi baskı altına alır. Çünkü ne görmezden gelebiliriz ne de kabullenebiliriz.

Bu da aptalların yoludur.

Bir de dördüncü yol vardır, en doğru olanı:

savaşçının yolu.

Bir savaşçı hiçbir şey olmamış gibi davranır, çünkü hiçbir şeye inanmaz, ama her şe­yi de görece değeriyle kabullenir. Kabullenmeden kabul eder, görmezden gelmeden görmezden gelir. Hiçbir zaman biliyor­muş gibi yapmaz, hiçbir zaman da hiçbir şey olmuyormuş gibi. Altına yapacak denli korksa bile denetimi elinden bırakmaz. Böyle davranarak takıntılarını, kaygıyı yok eder.” Carlos Castaneda

Gezgin shamana göre, her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçıdır. Bu durum olayları ve varlıkları anlamak için öylesine etkin bir yoldur ki onu inanmaktan ya da kayıtsızlıktan öte bir konuma getirir.

KU’nun Otoriter stille Yönetimi

Ku’nun Otoriter yönetim sisteminde LONO’muz (bilincimizin karar veren yanı-Anne/baba), KU’yu (çocuğumuz) sürekli izler ve onun yanlış yapmaması için düzenleme yapar. Bu tür kontrolün genelde sert, garip, sakar hareketlere sebep olduğu gözlenebilir. Bu yöntem korkudan kaynaklanır. Otoriter stil, hep doğru sözleri, davranışları önceden bilmeye bulmaya çalışır
Kültürümüzde hatta dünyanın bir çok yerinde yaklaşık üç bin yıldır süren eril figür/baba’nın otoriter yönetimi herhalde yadsınacak gibi değil.
Peki siz/sen/ben, hayatımızın hangi aşamasında, hangi olaylarda, hangi kişilere/olaylara otoriter yöntem uyguluyoruz? Bunu bir düşünmekte yarar var.

7.Prensip PONO bize doğruluğun ölçüsünün etkinliğinde olduğunu söyler. Yaptığımız şey kendimizde ve/veya bütünde bir yarar sağlamış mıdır? Şamanların mistiklerden ayrılan yanı da budur, bizler faydayı tam olarak şimdi ve burada bulmaya çabalarız. Tüm gerçekliklerde şifalandırma işlevlerimiz, şimdiye hizmet eder. Bu temel amaç doğrultusunda esnekliğin gücünü keşfederiz. Dalganın sırtında sörf yaparken belli olur bilgeliğimiz. Aloha

Kuantumsal ismimiz

Her şeyin başına kuantum kelimesi ekleyerek yenilenmiş yeni bir görüş ve anlam bulma çabamızı fark ediyorsunuzdur. Bunların bazıları biraz zorlama görünüp sizi gülümsetebilir, bazıları ise gerçekten bir aydınlanma anı geçirtebilir. Hepsi de insan medeniyetinde kendini aşma çabasının/arzusunun ihtiyaca göre şekillenen yansımalarıdır ve ben hepimizi bu çabamızdan ötürü onurlandırıyor, teşekkür ediyorum çünkü anlam bulma/verme yetimiz varlık alemlerini dip bucak titreten önemli bir işlev.

Geçtiğimiz on gün boyunca genelde kokunun üzerimizdeki etkisi, içimizdeki iz düşümlerine odaklandım ve bu süreçte iz bırakanları da paylaştım. Bu odaklanma esnasında aklıma gelen bir bağlantı oldu; acaba kokularla gerçek/titreşimsel ismimiz arasında bir bağlantı olabilir miydi? Tüm kendini bilme aşamasına geçiş için samimiyet eşiğinden geçen insanlar gibi ben de ilk uyanışımda isimlerin önemini fark etmiştim ve bu konuda onlarca makale yazıp, bir çok soru saldım evrene 🙂 Çünkü görünen oydu ki bu boyuttaki -keyfi- ayrılığı oluşturan iki önemli etkenden biriydi isim. İsim verilen şey aniden AYRI/Tekil bi oluşa geçebilmekteydi, şimdi detayına girmeyeceğim (yüzlerce yazı-konuşma-seminer vermişimdir bu konuda), özet olarak isim vermenin belki hayatımızın en önemli aşaması ve çalışma biçimiyle en gerçek ilk büyüsü olduğunda karar kılmıştım.

Bu sonuca varıp senelerce konuyu işledikten sonra  geçen yıl aniden Kryon ismi verilen bir kanal bilgisiyle karşılaştım ve onun celselerinde en çok dikkatimi çeken; DNA’nın kuantumsal yapısı ve kısaca 12 tabakasının açıklaması oldu. Kokularla ilgili odaklanmam bana bu tabakaların 4.cü ve 5.ci si, yani İSİM ile ilgili olanını anımsattı ve bu sebeple şimdi sizlere/kendime bu konuda anladığım kadarıyla bir özetleme yapacağım.

(Şimdi anlatacaklarım, Lee Caroll vasıtasıyla bize ulaşan bilgilerden, kendi gözlemlerim/deneyimlerim ve hislerimle çelişmeyen bölümlerden bir özetleme olacaktır.)

Urban shaman konseptinde “yaratımdan gelen gerçeklikler” diye sınıflandırdığımız, gezegenimizin zamanla derinliğine girebildiğimiz bir mekaniği olduğunu atalarımızdan bu yana keşfetmiş durumdayız. Bu gerçeklik doğduğumuzda bizi saran ve öğrendiğimiz ana lisan ile birlikte içimize yerleşen ve sonrasında bu sayede beş duyumuzla test edebildiğimiz bir gerçeklik. İnsan olgusu bu gerçekliğin fizik kurallarını keşfederek bin yıllar içerisinde onu taklit edebilme özelliğine sahip bir varlık. Bugünün insan uygarlığı, doğayı taklit ile oluşarak tabiri caizse oyun içinde oyun denilebilecek beşeri bir oluş yaratmıştır ve buna da devam ediyor. Lineer düzlemde bu bir keşif ve taklit kabiliyeti/süreci gibi görünse de olayın daha katmanlı, kuantumsal diye nitelendirebileceğimiz, şu an bize oldukça soyut gelebilecek bir yanı var. Bunu önemli ya da sıradan diyebileceğimiz her şey için söylemek mümkün. Ben şimdi burada yalnızca isim konusuna değineceğim.

Bireysel anlamda doğum bizim için aslında(görünüşte) bir bölünmedir. Kendimizi bildiğimiz, annemiz ve lisan tarafından alt yapısı hazırlanan BEN, bu dünyaya adeta boş bir sayfa gibi gelmiş olan kısmımızdır. Zaten dünya felsefesi ve bilimi tamamen bu bölüm üzerinde uğraştığına göre, çalışma mekaniğine en aşina olduğumuz bölüm de budur ki derinlikli düşünen kişiler bu bölümümüzde bile daha alfabenin A’sında olduğumuzu samimi bir alçakgönüllülükle itiraf etmekteler.

Kryon bilgilerinde bölünmüş bütünlüğümüzün(ruh gurubu demek isteyenler olabilir) diğer parçaları üç başlık altında toplanır:

  1. Bütünlüğümüzden ayrılan en büyük parçaya “Yüksek Benlik” ismi veriyoruz, ki bu bölüm aslında DNA’mızın 6.tabakasını oluşturmaktadır. Lemuryan bilgilerde bu parçamız, Bilincimizin KANE bölümüdür, tanrısal parçamız olan Aumakua burada ikamet eder. Sevgi,şefkat, merhamet ve anlayışın merkezidir. İnsan, bilincinin bu yönüyle bilmeden veya bilerek metotlu bir biçimde ilişki kurabilir.(yöntemler konusunda bir çok öğretide yer bulur. Urban shamanın da ileri aşamalarında bu yöntemlere önemli oranda yer veriliyor). Bütünlüğümüz bu ilk ve en büyük bölümü, şu an bu yazının bulmaya çalıştığı cevabın dışında kalıyor çünkü zaten DNA’mızda kendine ait bir 6. katmanı işgal ediyor. (yine de lütfen bu sayıları lineer düşünmemeye çalışalım, her şey şimdi ve burada içiçe kuantumsal bir dans, bir vecd halinde tecelli etmekte)

  2. Bütünlüğümüzün -bölünmüş- ikincisi, insanların çağlardan beri Melekler ve rehberler dediği kısımdır. İnsanın içinde olanı, dışsallaştırarak; tanımaya yararlanmaya çalıştığı her mekanizmada olduğu gibi, burada da rehber ve meleklerimizin kendi ruh bütünlüğümüze dahil olduğunu bilmek bir çok kişiye şaşırtıcı ve hatta hayal kırıklığı şeklinde yansıyabilir. Siz ile siz kavramı insana yabancıdır; çünkü bu kavram tekil değildir ve sizin olduğunuzu düşündüğünüz kimliğin mantığına uymaz. Bu bölümde söylenebilecek önemli husus, melek ve rehberlerimizin, uyanık bilincimizle bir aydınlanma anı geçirdiğimizde ortadan bir süre kaybolduklarını, sanki bizi yalnız bıraktıklarını hissediyor oluşumuzdur. Çünkü bu tür uyanmalar DNA’mızın kendimizle ve çevremizdeki dünyayla gerçek bir değişimi temsil eder. Bir insan, bu tür bir DNA değişimini yaptığında, rehberler geri çekilirler, buna zorunlular; çünkü insan aslında onların titreşimini değiştirmektedir. Onların DNA’ları değişmektedir! Böylece eski şeyleri çekip gittiği her şeyin daha berrak biçimde göründüğü tedirgin edici bir dönem yaşanır. Bu yeniden ayarlanma döneminde kendini yalnız hissetmek, sevilen tarafından terk edilmişlik hissetmek son derece doğaldır. Bu sadece kendi DNA’mızın yeni bir titreşime, yeni bir randımana alışmakta olmasıdır. Denge sağlandığında rehberler geri döner, sanki onlar yeni rehberlermiş gibi hissedilir çünkü onlar şimdi eskisinden çok daha iyi iletişim kurabilirler. Gezgin şamanın yolunda “ilişki kurmak” varoluşumuzun temelidir. İlk adımdır bu ve tüm süreç bu ilişkinin derinleşmesi ve sağaltılmasıdır aslında.

  3. “Birlikte Yaratım’ın” doğasına dair konuşulduğunu duymuşsunuzdur belki. Kendimiz için (tanrısallığımızla birlikte)yarattığımızda bundan diğer insanlar nasıl etkilenir? Bu büyük işlevimiz, yani birlikte-yaratımımızla o insanların yaşamlarını silindir gibi ezip geçme hakkımız var mıdır? Bu sorulara ne kadar çok cevap aranmıştır insanlık tarihinde değil mi? Bu sorular çözülemez ezoterik sorular gibi görünüyor ama her şeyin işleyişiyle ilgili sistemi idrak ettiğimizde bu soruların sert ve sınırlar içermediğini, yumuşacık ipek teller gibi çözüldüğünü görüyoruz.  Bölünüp ayrılmış olan bu son gurubu “bütünlüğümüze eşlik edenler” olarak adlandıracağız. Bize eşlik eden bu gurup hiçbir şey yapmaz! Onlar insanlığın bir dengesi olarak bulunur, kendi üstatlığımızın bir köprüsünü oluştururlar. Bu eşlikçi gurubun ismi olmadığı gibi bir formu da bulunmaz, onu bir enerji temsilcisi gibi düşünebiliriz. Tüm insanlığı desteklemek için birlikte çalışan trilyonlarca ruh parçasından bir meclis olduğunu düşünün. Onlar Dünya üzerindeki insanın verebileceği her kararın potansiyellerini temsil ederler. Onlar, kuantumluk içinde yüzmekte olan, ancak soyut tarafta bizim iznimiz ve niyetimizle (LONO işlevi) şekillenen, görünüşte rastgele potansiyellerdir. NİYET bu dünyadaki en güçlü kuvvetlerden biridir çünkü o he
    m DNA’mızı değiştirir hem de birlikte yaratmamızı sağlar. Birlikte yarattığımızda, bunu bu eşlikçi gurup ile birlikte yaparız. 3B gerçekliğinde bunun etkilerine, eşzamanlılık adı altında her an tanık oluyoruz. Birlikte-Yaratımın benim beklediğim zamanda değil, kendi zamanlamasıyla gerçekleşmesinin nedeni eşlikçilerimizin denge unsurudur desek pek yanılmış olmayız. Kendimizi sadece kaderimizin Birlikte-yaratıcısı olarak düşünmekten öte “lider-tezahür ettirici” olarak düşünmek bu sözünü ettiğimiz bağlamda sorumluluğu yüzde yüz almamızı sağlar.

Böylece bütünlüğümüzün tüm bu unsurları, DNA’mızın en büyük enerji harcanan iki katmanına yansıyan gerçek ismimiz olur. Işıklı ismimizdir bu bir anlamda ve fiziksel bedenimizi terk ederken bu ışık ismini-enerjiyi dünya’da kristalin içinde dinlenmeye bırakırız. Yükselmiş üstatlar bir insana baktıklarında onun bu gerçek enerjisel ismini görürler ve sanırım bu oldukça keyiflidir, belki de matraktır da…

Bütünlüğümüzün ismi,imzası konusunu rakamların sembolik anlamlarıyla da görmeye çalışırsak daha da anlaşılabilir oluyor. Dört sayısına baktığımızda onun Dünya Anayı, fiziksel yapıyı ve yapının anlayışı olduğunu  görüyoruz. Öyleyse “4”, bizim TEKİL yanımızı ve Gaia ile ilişkimizi temsil eder. Beş sayısı ise SAF DEĞİŞİMi temsil eder. Mars sayısıdır ve çok hızlı bir enerjiyi gösterir. İnsanın boyutsal olarak değişme yeteneğini yaratan bir enerji olabilir bu. Sayıları iki yanındaki sayıyla yakın iletişiminden de anlamalıyız. Örneğin dört yanıbaşındaki 3’ün katalizör etkisi yapan çok güçlü enerjisinden beslenir. Beş ise, yüksek benliği temsil eden muhteşem bir sayıdan altıdan beslenir. Dört ile beşin toplamı dokuz sayısı,psişik ve çok duyarlı bir sayıdır. Sadece tamamlanma değil, o boyutların birbirine karışmasının bir tamamlanışıdır ki ışık ismimiz bir insanın DNA’sındaki mevcudiyetiyle boyutların birbirine-karışımını gösterir. Böylece bu sayede soyut tarafla köprü kurma yeteneğimizin duyumunu getiren duyarlı bir tamamlanıştır. (Urban şaman konseptinde bu işlem 3. farkındalık düzeyinin olağan işlevidir)

Sonuç olarak ışık ismimiz/imzamız, Yaradılış Mağarasındaki Akaşik kayıtta yer alan kendi kristalimizin üzerindeki ismi temsil eder. Bütünlüğümüzü temsil eden yaşam ağacımızdır.

Eksik veya anlaşılmaz bıraktığım noktalar için özür dilerim, zamanla derinleştirebileceğimi umuyorum.

sa 17.02.2016 – Beylerbeyi

Geçmişin Hipnozunu Bozmak

Dünyanın en büyük hipnozcuları anneler ve babalardır. Büyürken biz bu hipnozu pekiştirerek ilerleriz.

Dr. Bulent Uran, bilinçaltini bizim KU kavramimızla cok benzer biçimde kullaniyor ve bilici de LONO olarak algilayabilirsiniz. Zaten kitap (Gecmisim hipnozunu bozmak) giris bolumleriyle nerdeyse urban shaman konseptinin bizim dile en yakin bir baska ifadesi gibi, bu anlamda pireshamanlar bu kitabi edinirlerse kavramlari iclerinde yerli yerine oturtmak kolaylasacaktir.

“Yerine daha iyisinin konacağına ikna olmadan bilinçaltı eski programı silmez” GHB
KU’nun bilinenin aksine ne kadar mantıklı olduğunu hatırlayınız. Aynı zamanda KU yeni kayıtlar veya eskisinin iptali için “deneyimin yoğunluğunu” dikkate alır. Ne kadar duygusal, kimyasal ve kassal reaksiyon oluştuğuna bakar; Deneyim ne kadar gerçektir?!
KU ile iletişim bana Kane ile iletişimden hep daha incelikli gelmiştir. Herkes Kane ile (yüksek benlik, tanrısal benlik veya Ben’im bilinci) iletişime girme heveslisidir fakat günlük hayatı yöneten KU (beden hafızası) nı küçümser. Ah bu büyüme arzumuz 🙂
Onbinlerce yılın hesabını tutan devasa bir işletim sistemi KU. Tabi ki bizzat insan deneyimlerinden çıkarsadığı her bilgiyi bizi güvende tutmak adına disiplinle azimle uyguluyor kendisi. Olağanüstü bir asistan, dipsizkuyu. Fakat biz ondan hiç haberli değiliz, eğitilmedik, ne yazık! Üstelik hayvansı yanımız, reptilyan beyni vs gibi aşağılamalarla bir an önce terk edilmesi beklenen bişey gibi sunuldu bizlere
İlk olayı bulmadan sorun kökünden halledilemez. GHB
Bilincin önceliği, önem sırası ile bilinçaltının önceliği çok farklı olabiliyor, belki bu sebeple bilincin oluşturduğu filtreyi aşmadan yapılabilecek tahminlerin çoğu boşa gitmekte.
Kendi uyguladığım; Rüya görüşmeciliği, BAK Birleşik alan kullanımı ve Urban Shaman  yöntemleri hep bu eksikliği gidermeyi hedefler; ilk olayı bulmak. Ve böylece şifalanmayı mümkün kılabiliriz. Hipnoz yöntemi de çok önemli bir yoludur bunun fakat nedense kilo verdirmek, sigara bıraktırmak gibi çok kısıtlı alanlarda kullanılagelmiştir.
*

Scıo diye bir frekans cihazı. Bedene 12 bin ayrı frekans göndererek geri dönen tepkilere göre hastalıkları, genetik yatkınlıkları, alerjileri, asit-baz dengesini, hormonal bozuklukları ve hastanın ruh halini analiz ediyor. Bu cihazın ilk prototipi NASA’da geliştirilmiş. Uzayda hastalanırlarsa diye astronotların kullanması için. Şimdi çok geliştirilmiş. Tüm dünyada kullanılıyor ancak ilaç tröstlerinin baskısından dolayı genele yayılamıyor maalesef. Sadece Güney Amerika ve Avustralya’da genel sağlık sistemi kapsamına alınmış durumda.

Bu yöntemle sadece sinekleri öldürmüyoruz bataklığı kurutuyoruz diyor Dr. Sarıyıldız. Ben de yıllardır bu konuya dikkat çekmeye çalışıyorum. Gerçi bu tür aletlerle de bataklığı kalıcı olarak yok etmek mümkün değil, süreçleri onbeşyıl önce yerinde bilfiil gözlemledim çünkü bünye aynı tür duygu ve düşüncelerle yeniden bir bataklık oluşturabiliyor, kesin çözüm ancak sebeple uğraşarak elde edilebilir bu da bence terapi, hipnoz gibi yöntemlerin sağlıklı ve yaygın bilimsel kullanımlarını gerektiriyor. Eğitim sistemlerinin revizesi gerekiyor, placebo üzerine daha derin düşünen, denemekten korkmayan, gerçekten dinleyebilen tıp mensupları gerekiyor.

Not. “Geçmişin Hipnozunu Bozmak” Kitabını öylesine yararlı gördüm ki, hemen okuduğumun üçüncü haftasında Bülent beyin, İstanbul’da, 7Path Oto Hipnoz Yöntemini öğrettiği eğitim çalışmasına katıldım. Çok yoğun geçen ve kalabalık bir eğitimdi. Bülent beye, bu çalışmada maksimum yarar sağlamamız için gösterdiği samimi çaba ve alçakgönüllülük için teşekkür etmek isterim. Ayrıca eğitimin verildiği Park City’yi de misafir ağırlama konusundaki titizliği için  kutlarım.

Kutsal Miras

sand-paintingNavajo kum resimlerinde toprak ana ve gök babanın yeşil hatta buluşmaları, barışın ve mutluluğun sembolü (özellikle yılan sembolü ile gösterildiği kum resminde)
Hem şamanlıkta hem de analitik psikolojide bu birleşme, içte ve dışta bir bütünlük durumunu temsil eder. Bizler baba ve ana arasındaki ORTA dünyada yaşıyoruz. Toprak ananın altında ölüler diyarı ve Gök babanın üstünde ruhlar dünyası vardır.
Navajoların güneşi her zaman turkuvaz rengiyle göstermeleri de ilginçtir ve bence Lemuryan Huna bilgeliğinden oraya aktarıldığının kanıtlarından biridir ( Maui/mavi) Yılan imgesinin de büyük bir büyüsü vardır, bu imge şifacılığı ve zehirlenmeleri temsil eder, tanrıçanın arkadaşı olarak aşağılarda yaşar, onun soğukkanlı, insani olmayan yönüyle bilinçaltını temsil ettiği söylenebilir.
Hem şamanlar hem de analistler yaralanmış şifacılardır.
-Kutsal miras/Şamanlık ve Jung Psikolojisi-
Psikoterapi sanatı ve uygulaması ilk ortaya çıktığı zaman bin yıllık şamanlık tarihiyle karşılaştırılmıştır. Analitik Psikolojinin kurucusu Jung, en derin şifacılık kavramlarının şamanlıkla pek çok ortak yönü olduğunu kavramıştır. Jung görünüşteki farklılıklarına rağmen hem şamanlığın hem de analitik psikolojinin, psişenin gelişmesi (bireyselleşme) ve şifa bulması üstüne odaklandığını anlamıştır. Bazı terapistler bu çalışmadan esinlenerek hastalarını tedavi etme yollarını geliştirmek ve hatta yeniden belirlemek için şamanlığı incelemeyi sürdürdüler.
2016-01-30 10.09.45
Ebedi gerçekler, mekanik olarak nakledilemezler, her çağda, insanın psişesinden yeniden doğması gerekir. der Jung ve bu da bedava kazanılmaz, her birey buna ulaşmak için kendisi çabalamalıdır. Bir zamanlar değeri olan eski formüllere yeniden güç kazandırılamaz. Kişi onları kendi yaşamından yeniden damıtarak sadece kendine özgü bir ifade şekliyle dışarı atmalıdır. İşte o zaman Don Juan’ın dediği gibi, ölünce kartal tarafından yutulmazsınız çünkü zaten onun ilgilendiği şeyi daha yaşarken ona sundunuz ve artık ölünce boşsunuz, nötr oldunuz, neden artık sizinle ilgilensin ki Kartal. Özgürlüğe böyle ulaşılır.
İbn’i Arabi’ye göre imgelem, kişinin aradaki bir gerçekliği, aynı zamanda ruhların ve ilahi tezahürlerin alemi olan imgesel alemi deneyimlemesine izin veren bir algı türüdür. Üstelik O imgelemin, Tanrının yaratıcı edimi gibi, yaratıcı bir edim olduğuna da inanıyordu.
2016-02-05 10.23.39
Dr Arthur D.Colman, kendi acı verici yolculuğunu anlatırken cerrahlar ve şamanlar arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor; şaman türündeki tüm şifacılar, gerçeği söyleyerek merhametsizce (öyle görünebilir belki ancak CC terminolojisindeki acımasızlık ilkesidir aslında bu) konunun özüne kadar iner.
Kişinin yararı uğruna, söylenmesi ya da yapılması zaruri olanın, herhangi bir toplumsal, ahlaki ya da kişisel çekinceye, olası risklere rağmen ortaya konulmasıdır buişlem. Castaneda bilgisinde kısaca “anda gerekeni yapmak olarak” yer bulur. Bunun kökeninde şamanın bir görücü olması yatar, yani standart insanlar gibi hipnoz altında değildir ve bunu yapması ondan beklenir.
o halde “Hastaya gerçek söylendiğinde, söz şok yaratıyor… zihin bir an susuyor…işte o anda yaşama dönme, sağlığa kavuşma dürtüsü hastaya iyi gelebiliyor…ondan da gerçekler yüze söylenmiş olamaz mı?” diyebiliriz pekala; ancak sıradan insanın gerçekleri çoğunlukla hipnozludur. Dr whitmont bu konuyu güzel işlemiş. Cerrahlar konularıyla ilgili olarak hipnozdan soyutlanmıştır, öyle eğitilirler çünkü ölümle yarışıyorlar tıpkı şamanlar gibi, ölümü en büyük danışman olarak alırlar.