Tıpkı sizin gibiyiz

KRYON DAHA GEÇENLERDE 24. ÇİFT KROMOZOMUMUZUN BİR YERE GİTMEDİĞİNİ HALA YERİNDE OLDUĞUNU FAKAT KUANTUM ÖZELLİĞİNDEN DOLAYI ONU LİNEER YÖNTEMLE GÖREMEDİĞİMİZİ SÖYLEMİŞTİ.
Down sendromlu çocuklarımızın +1 durumu ile ilgili mi bu söylem diye merak ettim sabah sabah.Belki bu çocukların kuantum özelliklerinin yarısı görünür hale gelmiştir. Onları anlayabilmek gerçekten önemli.Ve toplumsal bir görev, devlet politikalarına alınması gereken bir durum. Aloha
Şu an itibariyle bilimsel açıklama şöyle:
Sıklıkla karşılaştığımız, duyduğumuz down sendromu rahatsızlığı; kalıtımsal bir özellik taşımayan, hamilelik döneminde tesadüfen gelişen bir hastalıktır. Bebeğin vücut hücrelerinde artı bir kromozom fazladan bulunması dolayısıyla oluşan genetik bir durumdur. Şöyle ki; insan bedenini oluşturan hücrelerin her biri, vücudun bakımı ve gelişimi için gerekli maddelerin üretildiği yapılardır. Hücrelerin hepsinde genlerin saklandığı çekirdekler bulunmaktadır. Bu genler ise çubuk şeklinde yapılar olan kromozomlar ile sınıflandırılmaktadırlar.
Bir bebekte anne ve babadan gelen her bir hücre çekirdeğinde bu kromozomlardan 23 tane bulunmaktadır. Yani her sağlıklı bebekte 23 tane anneden ve 23 tane de babadan gelerek toplamda 46 kromozom tane olur. Down sendromlularda ise 21. kromozom +1 fazladır, yani 21. Kromozomdan 2 tane vardır, down sendromlular 47 kromozomlu hücrelere sahiptir. Yani bu +1 kromozom gelmesi sonucunda down sendromu ortaya çıkmaktadır.

Öğrencinin Duası

Yarın hem annemin doğum günü hem de dünya Kadınlar  günü, onları şimdiden kutluyor ve Umberto’nun şiirini hediye ediyorum.

Öğrencinin duası şiir- Umberto Maturana
(Bir biyoloğun oğluymuş)
Ruhsal bakımdan sağır bir kültürde, ruhsal bakımdan (SQ) zeki olmak kolay değil

*

Önce şu videoyu izlemek isteyebilirsiniz, tıklayınız

Devamını oku “Öğrencinin Duası” →

İngilizce Eğitim ve neden şaşkınlık?

Şöyle bir video dolaşıyor: Tıklayınız
Şimdi olan Osmanlının son üç yüz yılında olmuşken, Türkçeye ingilizce kelimeler girip onun bozulduğuna dair ağıtları çok çok çok gecikmiş bir uyarı olarak bulsam da herkes elinden gelen içinden geleni yapsın tabi. Değil mi ki İngiliz ingilizcesi sadece 25 senede tamamen farklı bir lisana döndü, üstelik Amerikalılara da feci halde seksi geliyor. Oluyor yani böyle şeyler. Önemli olan Sanal alemin ortak lisanını kaybetmiş oluşumuz. Daha da açıkçası bunun farkında dahi olmayışımız,
Ayrıca halkımız ve onların seyrettiği TV programları 500 kelimeyle konuştuğu için ve bu plazalardaki arkadaşların çoğu yut dışında okumuş, yurtta okuyanlar da zaten 20 senedir tüm dersleri ingilizce veren üniversitelerimizde (ki üniversitelerimizin tamamına yakını) okuyup, kitap okuma fırsatları da olmayınca (hep öyle deniyor ah maalesef hiç vaktim yok küçükken okurdum. yani en son pamuk prenses ve yedi cücelerde kalmış olanları da azımsanamaz herhalde) halkın 500 kelimelik Türkçesinden daha iyi durumda değillerki! Yani zevkü sefadan kullanmıyorlar o ingilizce kelimeleri, çaresizler bir anlamda.
Devlet politikasını gözden geçirin, yaptığınız yanlışlardan dönün cancağızlarım (haddim olmayarak)
.
Ben bu videoyu konusundan dolayı değil Gülse Birsel’in burada bazı pozlarının nasıl o çok sevdiğim Cate (efsane elf) andırdığını hissetmem oldu. Çok az kişiye görünüşünden dolayı böyle hisler duymuşumdur, Cate bunların en başında gelir.
Plaza Türkçesi konusunu size bırakıyorum.
*
Alakasız bir konuya geçiyorum affediniz:

Devamını oku “İngilizce Eğitim ve neden şaşkınlık?” →

Ursula Le Guin ile büyümek -2

İlk bölüm için tıklayınız

Hepimizin zihinlerinde ormanlar var. Keşfedilmemiş uçsuz bucaksız ormanlar. Her birimiz her gece bu ormanlarda kayboluyoruz.

Ursula Le Guin’in en güzel yanı okuyucuyu hep şaşırtması. Bitmeyen bir umutla yapar bunu. Kimi zaman “Karanlığın Sol Eli”ndeki çift cinsiyetli bir toplumla şaşkına çevirir, kimi zaman yer ve deniz öykülerindeki kahramanlarıyla doğumu, ölümü, yıkımı ve büyümeyi anlatır. Her hikâyesi başka kapılara açılır yani, her kapı başka bir gerçeğin yansımasıdır. Le Guin de buna benzer bir amaçla yola çıkar zaten. Kurduğu fantastik dünyalarda yeryüzünün her türden canlı cansız varlığının, toplumunun ve sisteminin bir karşılığı vardır. Soyluluğa tutkun birine sert bir tokat atar, uzaktan ve el değmeden. Sonra, şaşırtıcı olduğu kadar sarsıcılığını da fark ettirir. Toplumlar yaratır ve sistemler ve türler. Bunu yaparken alternatif bir yaşama sığınmaz, gerçeklerden kaçmaz, yaşanabilir alternatif yaşam biçimlerinin olduğunu bize hatırlatır. Karakterleri renklidir, kırmızı, kimi zaman siyah. Yaratıcıdır ve ilham verici. Zihne ve insana yönelik anlatılar, antropoloji, mitolojiler, Taoizm, masallar ve efsanelerden yararlanır Le Guin. Dostoyevski’den Jung’tan esinlenir. Anarşizmle beslenir, otoriter devlete başkaldırır. Cinsel kimlik ve özgürlükten bahseder, baskıları reddedişi hemen her kitabında hissedilir, doğayla bütünleşik hayatlara uzanır.
Şimdi sizlerle paylaşacağım kitap Le Guin dünyasının ilk anahtarı. Karmaşık labirentlere dalmadan önce almanız gereken ilk hap niteliğinde.
Ursula K. Le Guin’in “Rüzgârın On İki Köşesi” adlı eserini ister fantastik ve bilimkurgu edebiyatının yeni bir kitabı olarak okuyun, ister gerçekle kurmacanın iç içe geçmiş kurguları olarak değerlendirin, içinde mutlaka size göre bir öykü ve kahraman var. Asırlık koca bir çınarın hayat ağacından herkese bir meyve düşüyor ve herkese yetecek umut da…
Not: Benim YENİ’den Doğanlara- 12 istasyon öykü kitabıma (o da tarih sırasına göre dizilmiştir) ister istemez benzettim. Yanlış anlaşılmasın kendimi bu büyük ustayla kıyaslamıyorum, zaten herkes benzersizdir. Sadece hatırlayıp gülümsedim. Haberi okuyun bakalım size nasıl görünecek? Tıklayınız

*

Bütün duvarlar iki anlamlı ve iki yüzlüdür. Neyin içeride neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.

Dümeni Yaratıcılığa kırmak

Devamını oku “Ursula Le Guin ile büyümek -2” →

Ha şimdi ne oldi?!

2018 yılına varabileceğimi bir gün olsun bile düşünmemiştim. Sonsuzca uzaklıkta görünüyordu hatta düşüncemde bile henüz varolmamıştı. Ben 15 yaşındayken yirmisini geçmiş olanların (her ne kadar yüzlerine söylemesem de) işinin bitmiş olduğunu düşünürdüm. Ciddiye alınmaya değmezlerdi!
O ve öncesi yıllarda (15 altı) kendimi bütünüyle dünyanın geçirdiği evreleri anlamaya adamıştım.Tek önemli şey buymuş gibiydi.
Ha şimdi ne oldi?!
2018 oldu! Buna inanmak da alışmak da zor.
Ne oldum değil ne olacağım diyeceksin.
Benim çocukluk evrem çok uzun sürdü. Sebebini bilmiyorum. Şöyle bir olay olmuştu (sanırım bunu bir kaç yerde söyledim ve yazdım umarım kimseleri sıkmamışımdır, en azından kendimi sıktığımı itiraf edeyim):
28 yaşındaydım, (çalışmaya başlayalı 9 yıl, evleneli 8 yıl,üniversite biteli ve annelik 7 yıl olmuş) ;İstanbul’dan iş seyahatinden dönüyordum. O zamanlar hava alanlarında ciddiye alınacak kitapçılar bulunurdu. Ben de Adana’da henüz bulamadığım bi şeyler var mı diye alana erken gider ve kitapçıda hayli vakit geçirir, taşıyabileceğim kadar kitap alırdım (önceliklerim için para mühim değildi).Ogün de öyle yaptım. Ağır ve büyük bir torbayla bekleme salonuna doğru giderken ki içim her zamanki gibi pır pır, hem beklerken ve uçakta, hem eve varınca tüm aldıklarımı defalarca elden geçireceğim sevip okşayacağım, hangisinden başlayacağıma karar vereceğim. Tam koltuğa bir adım kala birden bire aklıma beni dehşete düşüren bir fikir geldi: Benim hayatım Dünyadaki tüm kitapları okumaya yetmeyecekti! Bu ilk kez aklıma geldi ama Katrina kasırgası görmüş gibi zangır zangır titredim. Sanırım çocukluktan çıkışım orada böyle oldu.
*
Gurular en zor temizlenen bölümümüzün biyolojik yapimiz oldugunda hemfikirler. Yani bildigimiz tum yontemlerle zihinsel ve duygusal dongulerimizi notrlesek dahi bio memoryde kalanlar hic bi sekilde anlam veremeyecegin bi karmasada ha bire yeniden uyaniyorlar ve sonra insan soyle diyor: “yahu ne oluyor bana, özetlemelerimi yaptim, bütunlendim, bombosum da simdi ne oluyor, yoksa kendimi mi kandirdim?” Bu da kendinden suphe paterni olarak derhal çökertici bi etki yapiyor, oysa olay tamamen farkli, dogru seyleri yaptik, her sey fevkalade gidiyor, yalnizca sira fizik bedenin temizligine geldi, cunku aydinlanmis bedenli varlik olmaya niyetlendik! Malum tüm olanlar niyetimizi takip eder :)
Eger aydinlanip bu boyuttan cekip gidelim diye niyetlenseydik daha once belki yapmis olabilecegimiz gibi hic bi sorunla karsilasmadan ölüverecek/doguverecek tik (ki bir çok aydınlanan kişinin hemen ölüp gittiği söylenir). Fakat bizler niyetimizi revize ettik, artik bu boyutta ve bu bedende aydinlanip ozgurlesen varliklar olmak, Yeni Dünyayi kuranlardan olmak istiyoruz :) Ne istedigini unutma! Ya gerekeni yap ya da niyetini tekrar degistir. En kestirmeden kendime diyecegim budur frekanslar.
2014 günlükten