Büyümek ve Ursula K.L.Guin -1

Bütün hayatımızı,aslında yapmaktan başka çaremiz olmayan şeyleri rızamızla seçmeyi öğrenmekle geçiriyoruz. Diyor Yerdeniz Büyücüsünde Ursula K.L.Guin

Okurlarından Yerdeniz Büyücüsü için yorum yazıları okumak isterseniz tıklayınız.

Bazıları bu sözün özgür iradeyi yok saydığını düşünebilir. Benim içinse Özgür irade hangi seçimi yapacağında serbestlik tanır. Yaptığımız seçimlerin o an için yapabileceğimizin zaten en iyisi olduğunu anlamak ise olgunluk çağıdır.

Seçimlerinden Pişmanlık duymak ise anlamsızdır çünkü eğer girdiğin yol hoşuna gitmiyorsa en yakın sapaktan başka bir yola çıkarsın. Seçim her zaman elindedir ve lütfen bana “ama zammaaaaaannnn?” demeyin lütfen. zaman sensin ve bunu yas tutmakla mı yoksa yeni seçimler yapmakla mı geçireceksin buna karar ver.

*

Aslında üçleme olan ama zaman içerisinde altı kitap haline gelmiş Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz serisi de ayrı bir olaydır. Okuyanlar bilir ve sanki diğer kitaplarından da hafifçe farklı bir tınısı ya da kokusu vardır, ya da bana öyle gelmişti.Yeniden okumayı düşünüyorum.
Asıl üçlemenin isimleri: Yerdeniz Büyücüsü – Atuan Mezarları – En Uzak Sahil
Kitaplar hakkında bir okurundan kısaca bilgilenmek mümkün (Tıklayınız), okuyacaklar için heveslendirici okumuş olanlar için hatırlatıcı ve belki nostaljik olacaktır.

“Sihir, zevk için veya övülmek için oynadığımız bir oyun değildir. Şunu düşün: Bizim Sanatımızdaki her söz, her hareket ya hayır için ya da şer için yapılır. Bir şey söylemeden veya bir şey yapmadan önce, ödemen gereken bedeli bilmen gerekir!” ULG

Bu altılama için Ekşi yazarlarından da hoş prezantasyonlar var:

Fantastik edebiyatın en önemli kilit taşlarından olan yerdeniz serisi, gücünü tamamen gerçekten alır. 2 gecede bitirilebilen 600 sayfa yerine, haftalar boyunca çay gibi demlenen nispeten daha az sayfalı kitaplardan oluşur. kitaplar bitirilse bile, bir hayalet gibi insanın peşine takılır ged, arha ve kalessin. bazı geceler, sebepsiz yere uyandığımda aklıma atuan’ın o insanın üzerine kapaklanan mutlak karanlığı gelir. gördüğüm güzel bir kabus gibidir yerdeniz. her zaman aklımın köşesinde bekler. doğru zamanlarda ortaya çıkar. bazen aylarca uğramaz. seriyi anlamak, okuduktan sonra zamanla gerçekleşir. insanın ruhuna köklerini saldıktan sonra, ömür boyunca insanın tekrar uğrayacağı köhne bir kuyu gibidir. mies

Devamını oku “Büyümek ve Ursula K.L.Guin -1” →

Ursula da geldi-aydınlattı- geçti

Ağlayacağımı tahmin etmezdim ama bi şey olmadan önce tepkinizi de bilemiyorsunuz.

Cumhuriyet haberi şöyle vermişti:

ABD’li Yazar Ursula K. Le Guin, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Fantastik ve bilim kurgu eserleriyle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Le Guin, Karanlığın Sol Eli, Mülksüzler, Sürgün Gezegeni, Yerdeniz serisi gibi roman ve öyküleriyle çağına damga vurdu.

New York Times’ın haberine göre Le Guin’in ölümü oğlu Theo-Downes Le Guin tarafından doğrulandı. Oğlu, ölüm nedenini açıklamadı ancak annesinin sağlığının bir süredir kötü olduğunu belirtti.

1929 California doğumlu Ursula Kroeber Le Guin, antropolog çift Alfred L. Kroeber ve Theodora Quinn Kroeber’in kızıydı.

Kitapları 40’tan fazla dile çevrilen ve milyonlarca satan Le Guin, yerleşik cinsiyetçi kalıplara meydan okuyan tarzıyla fantastik ve bilim kurgu yazınında kendine özgü bir üslup geliştirdi.

1969’da yayımlanan Karanlığın Sol Eli, insanların erkek ya da kadın olmadığı cinsiyetsiz Gethen dünyasında geçiyordu.

Le Guin, mitoloji, fantezi ve bilim kurguya meraklı bir genç olarak hikayelerin sürekli “Beyaz adamın dünyayı fethetmesi” etrafında döndüğü gerekçesiyle bilim kurgudan soğuduğunu anlatmıştı. Yine de yazın hayatının ileriki dönemlerinde bu janrda güçlü ve özgün eserlerle adından söz ettirdi.

Ursula benim gözümde sağlam bir kale gibiydi. Korkak biri olduğumdan sık sık bi yere sığınmak istediğimden değil ama bunu neden söylediğimi ben bile bilmiyorum. Henüz fantastik ve bilimkurgu dallarına ilgimin gelişmediği zamanlarda okumuştum Mülksüzler kitabını. Gençliğimde ilk okuduğum kitabıydı, siyasi nitelikli olduğunu ve bunun ancak bu kadar şairane anlatılacağını anlayabilecek kadar çok kitap okumuşluk, yazar tanımışlık geçmişim vardı. Hayranlığım tavan yapmıştı. Tabi sonra diğer muhteşem kitaplarını okuya okuya büyüdük, beni en son ve Mülksüzler kadar şaşırtan kitabı Rüyanın Öte Yakası oldu. Çünkü aradan geçen bunca zamanda hem rüya kavramıyla hem fanteziyle hem kuantum felsefesiyle iç içe geçmiştim. Ve bu kitap bir şaheserdi. Bir çok yerde konuşma yaparken  ya da seminerlerimde yeri gelip bir örnek vermek gerektiğinde, uzun açıklamalar yerine kısaca ve tembelce Rüyanın Öte Yakası’nı okuyun demeye başladım. Daha dün bu kitabın 1980 yılında bir filminin çekildiğini de öğrendim, Youtube’da var fakat orjinali, yani alt yazı yok, yine de üzüntümü atlatınca izleyeceğim, ismi aslında kitabın da özgün ismi olan; The Lathe of Heaven (1980).

Geçen yıl Kayıp Rıhtım’ın isteği üzerine Guin hakkında bir yazı hazırlamıştım (okumak için tıklayınız)ve şimdi dönüp baktığımda o kadar az şey söylediğimi,aslında cılız bir yazı olduğunu görüyorum, neden diye düşünüyorum ve sonra onun daha yüzyıl filan yaşamaya devam edeceğinin garantisiyle sıkışık bir zamana sığdırılmış tipik bir gelir-geçer şey olduğunu anlıyorum ve bunu itiraf etmek de canımı yakıyor. Bir insan hayattayken her şeyi söylemek lazım. Neyse henüz çok üzgünüm daha sonra kendimi affettireceğim doğru dürüst bir iç döküş yapacağım bu büyük usta için.

Son yıllarımda yoğun olarak ilgilendiğim Huna Felsefesi, Lemuryan mirası konusunda yaptığım çalışmalar(yazdığım Laniakea kitabı) verdiğim eğitimlerdeki esas noktalar öylesine onun felsefesiyle çakışıyor ki insan hayret ediyor.Belki bu alanları o da taramıştı ve gayet iyi biliyordu. Örneğin bir yazısında şöyle demişti ki aynen Huna bilgilerini içeriyor:

 “Her şey rüya görür. Şeklin, varlığın oyunları, maddenin rüya görmesidir. Kayalar kendi rüyalarını görür ve yeryüzü değişir… ama zihin bilinçli hale geldiğinde, evrim ivme kazandığında, işte o zaman dikkatli olmanız gerekir. Dünyaya karşı özenli olmanız gerekir. Yolu yordamı öğrenmelisiniz. İşin püf noktalarını, sanatını, sınırlarını öğrenmelisiniz. Bilinçli bir zihin, bilerek ve özenle bütünün bir parçası olmalıdır – tıpkı kayanın bilinçsiz olarak bütünün bir parçası olması gibi.”

Ona neden bir kale gibi dediğimi şu an anladım çünkü o nadir “bütün” insanlardan biri. Eserleriyle, fikir ve hayal hazinesiyle dünyanın dört bir yanında milyonlarca insana dokunup gitmek ve bütün bunların çağları aşacak ölümsüzlüğe sahip olması onun ölümüyle içime çöken hüznü bir nebze hafifletiyor.

Robotlar aslında ne ister?

Biz insanlar da robotlar gibi yazılımlarla doluyuz. Aramızdaki farkın duygular olduğu söylenir bilimkurgularda fakat bu da muğlak bir ayrım çünkü duyguları düşüncelerimiz, düşüncelerimizi ise zaten yazılımlar oluşturur. Robotlar ölmez biz ölürüz.Aslında onlar da eskir, parçaları yazıılımları güncellenir ve sadece çok daha uzun dönem için kişiliklerini korurlar.
Ban göre kendi aralarında üremiyor oluşları şimdilik en belirgin farkımız çünkü insanlardaki üreme, yeni bireyin anne babadan randomsample aldığı şeylerle (tesadüfi seçim) oluşuyor ve yeni bir şey ancak böyle ortaya çıkabilir. Yazılımların icat edemeyeceği denli tuhaf ötesi bileşimler çıkıyor ortaya insanda.
Örneğin robotların turing testini geçmeleri bana pek olası gelmiyor.çünkü onlara 50 tane lisan yazılımı yükleseniz dahi, annenin yavrusuna yüklediği manada olmaz yani gerçeklik belirmez. Orada devreye giren bambaşka bir şey var. Bunların başında belli belirsiz işleyen bu iyi bu kötü, bu doğru bu yanlış vardır. Bunlar eğer robota yazılımla yüklenirse çok net olacağından onu kandırmak kolay olur ama insanı kandıramazsın bu anlamda. Örneğin  robotlara ahlak normlarını herhangi bir kültürü baz alarak yazılım olarak yükleyebilirsin ama bu asla mother tongue (ana lisanı) ile yüklenen büyünün yerine geçmez bence.
Robotlarda özgür irade olmadığı söylenebilir. Bu da hayli tartışmalı bir konu.
Bazen ben bir kere ve özel bir durum için insanımsı bir yaratığa özgür iradesiyle hareket etmesi söylenmiştir. Ve sonra bu giderek insanlık için müktesep hak haline gelmiştir (bence), çoğu şey böyle olur hayatta. Örneğin bir robotla şöyle bir konuşma yapabilirsiniz:

Devamını oku “Robotlar aslında ne ister?” →

Mars iyi de ya AY?

Mars’a gitmenin sık sık konu edildiği şu günlerde AY’dan neden hiç bahsedilmiyor?
*Resmi cevap soğuk savaş sonrası Nasa bütçesi çok kısıldı ve ayda da cazip bişey yok masraf anlamsız, amerikan halkı bu bütçenin ayrılmasını istemiyor.
*Gayrı resmi cevap,aya sayısız kere gidiliyor ve orada neler yapıldığını Allah bilir. tabi bazı yüksek merciler de biliyor. Ay’da hem Dünyalılara ait hem de Alien’lere ait inceleme laboratuvarları bulunuyor ve bunların halka açıklanmaması karşılığında Alienler’den bazı teknik bilgiler alınıyor, son yirmi senede dünyada bu anlamda resmen teknik bilgi patlaması yaşanyor deniyor.
*Bu arada bazı septiklere göre zaten aya hiç gidilmedi!.
Gelelim Aya gidilmezken Marsa gidilmesi nasıl söz konusu oluyor sorusuna. Artık bu olası yolculukların maliyetlerini devletler karşılamayacak, küresel çapta büyük şirketler bu uçuşları kendi adlarına yapacaklar ve olası kolonilerin bizzat sahibi olacaklar. sa
Sizler de fikirlerinizi yazarsanız sevinirim.
*
Biraz da küçük notlar:
Önem sıramızı belirlemek hayatidir.
Sınırlı bir ömre sahip olduğumuz bir gerçeklikte yaşarken aksi nasıl mümkün olur ki zaten?
*

Günlükten-2009
Yüksek ateşlerde bilincimi kaybetmediğim için çok ilginç gözlemlerim oluyor. (doğduğumdan beri sayısı belirsiz çok yüksek ateşim oldu)
Herneyse, ateşin etkisi ya da bilmediğim bişey sonucu erk artışı olmuşsa ben de hep sözünü ettiğimiz bu şeyin belki de ucundan azıcığını yaşamış biri olarak deneyimime daha dikkatlice bakmaya karar verdim… Yaşadıklarımı tekrar gözden geçirdiğimde şunu fark ettim:

Devamını oku “Mars iyi de ya AY?” →

VEGANlara müjde

Sevgili can dostumuz Ebru Dündar bu müthiş yiyecekleri sanat eseri görünümünde zevkle heyecanla yaratmaktan (pişirme diyemiyorum çünkü çoğu ÇİĞ VEGAN bunların) paylaşmaya vakit bulamıyor. Oysa eminim ki vegan topluluğu için bunların hepsi bir nevi şölen. Başarı ve sevincinin daim olmasını dilerim.

Örneğin resimde görülen için şöyle not koymuş:

RAW VEGAN yılbaşı ağacı pastası
Geçenlerde bir gün yapmıştım, deneyenler beğendi :) Bitkisel, glutensiz, şekersiz, ısı işlemi görmemiş yani enzimler, tüm besin değerleri tavan, tümüyle çiğ

Bu şahane çiğ vegan ürünlerin lezzetlerine de bakma ayrıcalığım oldu, bayıldım. Vegan olmadığım halde her gün elime geçirsem mutlu olurum yani. Vegan arkadaşlarınızı haberdar ederseniz eminim onları mutlu edersiniz.


Not: sipariş alıyor, kendisine facebook sayfasından ya da daha çok paylaşımı olan İnstagram hesabından ulaşılabilir. Hatta öncelik filan gerekirse ben de torpil yapabilirim

Ah bir de çiğ vegan yoğurtları var ki aman Allah!

Ebru’nun face adresi: https://www.facebook.com/ebru.dundar.98

Çiğ Vegan nedir şu adresi tıklayarak bilgilenebilirsiniz, benim çok ilgimi çekiyor, belki gelecekte böyle bir beslenmeye adapte olacağız kim bilir? Tıklayınız

Aloha dostlar, iyi bir hafta sonu olsun.