İtibar mı? Karakter mi?

*İtibarı, içinde yaşadığın ortam belirler;
Karakteri, inandığın doğrular…

*İtibar, sandığın şeydir ;
Karakter, olduğun şey…

*İtibar, fotoğraftır ;
Karakter, ise yüz…

*İtibar, dışarıdan gelir ;
Karakter, içerden…

*İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;
Karakter, giderken elinde olan…

*İtibarın, bir anda olur ;
Karakterin, ömür boyunca…

*İtibarın, bir saatte öğrenilir ;
Karakterin, bir yılda açığa çıkmaz…

*İtibar, mantar gibi büyür ;
Karakter, sonsuza kadar sürer…

*İtibar, zengin veya fakir yapar ;
Karakterse, mutlu ya da mutsuz.

*İtibar, insanların mezar taşına kazıdıklarıdır ;
Karakter, meleklerin TANRI huzurunda senin için söyledikleri…

Hafif ve esnek olmak

Bence bu en önemli özelliklerden. Ne için? Hayatı daha rahat geçirmek için.
Örneğin dünyayı gözlemle, belli zamanlarda fırtına olur, kasırga, ya da deprem veya sel vs. Bunlar güçlüler ama esas güçleri şiddetlerinden değil, sonsuzca tekrarlarından geliyor, öyle ki, koca koca kayalar dövüle dövüle kum oluyor, sonra da toz olup havaya karışıyor ve biz onu yutuyoruz! :)))
Bu güçlerin önünde dikilmek kar etmez, eğer varlığını devam ettirmek, hem de canın yanmadan devam etmek istersen, hafif, uçucu bişey olmalı, onlarla havalanmalı, onlarla yerin dibine girmelisin. Adresin belli olmamalı, tanımların olabilir belki ama öyle çok öyle çok olsun ki, artık yok gibi olur 🙂
Zamandaki tüm medeniyetler günün birinde çöktüler. Herşey doğuş-gelişme-yükseliş ve düşüş evrelerinden geçiyor. Az önce bahsettiğim doğa güçleri bile bu süreçten muaf değil.
Belki başka açıdan bakınca söylediklerim çöpe gider, giderse gitsin 🙂

günlükten-27.05.2007

Akıl ve tartı

Akıl bana bir tartı mekanizması gibi gelir. Şüphesiz standart insanlar da akıl kullanır ancak duygularla karıştığından ortalık sisli bir hava gibi görünmekte,  oysa duygu üzerinden bakan biri bulutlar üzerinden seyir etmekte olan bir uçak gibidir diyebiliriz.

Duygu üzerinden bakmak, duygusuzluk tanımı ile eşdeğer değil.  Aksine bu tür “akıl güdümünde” insanlar son derece duyarlı varlıklar olabilirler de. (Bu başka bir günün iç dökme konusu olsun)

 Duygular bastırılarak dizginlenemez. Bunun örneğine bir kez dahi şahit olmadım. Bastırılan duygu kısa bir zaman sonra yeniden ve bazen bambaşka konuda ortaya çıkar. Onu da bastırırsanız, başka şekilde çıkar. Bastırmaya devam ederseniz vücuduz buna itiraz eder ve hastalanırsınız.

Ya da biriken enerji ani patlamalara neden olur; büyük addedilen suçlar böyle ortaya çıkıyor. Hem neden bastırmalıyız ki onu? Gurdjieff’in at araba örneğinde (Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=434 ), arabanın ve dolayısı ile içindeki yolcunun (ruh olduğu varsayılır) hareket edebilmesi atlara yani duygulara bağlıdır. HATA’dan aşırı korkarak yetiştirildiğimiz bir gerçek fakat hatayı göze almadan kendimizi aşmanın bir başka yolunu da bulamıyoruz. Atların (duyguların) gemi azıya almaları, yan yollarda kaybolmaları ya da bir uçurumdan yuvarlanmaları tehlikesi her zaman var ama işte AKIL (arabacı) bu sebeple var ve bu sebeple dizginler onun elinde. Arabacının iyi eğitilmesi lazım, bu bizler için hayati öneme sahip bir konu. O içinde bulunduğu son kerte stratejik konumun bilincinde olmalı; hem sembol dilinde konuşan yolcunun talimatlarını anlayabilmeli, hem de atları onlara eziyet etmeden, kendini efendi sanmadan, büyük bir uyum içinde yönetebilmeli.

Duyguyu, içinizdeki çocuğun ağlamaları gibi düşünün, onun şikayetini yerine getirmediğinizde sürekli ağlayacak ve dikkatinizi kendisine yönlendirmenizi talep edecektir. Ve böylece hayatınız siz farketmeden akıp gidecektir ve siz hayatınızda olmayacaksınız; çünkü dikkatiniz içinizdeki ağlamaktan helak olmuş çocukta kalacak. (Bu durumda başka gerçeklik düzeylerini ele geçirme fırsatı sunan “içsel sessizlik” asla sağlanamayacaktır)

 Dünya duyguların denenme sahasıdır. Deneyecek ve deneme/sınama yoluyla öğreneceksiniz. Kimsenin deneyimi başkasına yar olmaz, herkes kendi burnunu kendi duvarına çarpmadıkça “mışşşş” gibi yaparak ömrünü bitirir.

Eğer o duyguyu denemenizin “hata” olacağını söyleyen biri varsa onu dikkatle dinleyin kendi mi yaşamış? Yoksa o da sadece “mışşş” gibi mi yapıyor. Eğer kendi yaşamışsa ondan öğüt değil samimiyetle deneyimini anlatmasını talep edin. Tatmin oldunuz mu? Gerçekten mi? O zaman içinizdeki çocuk viyaklamayı kesmiştir.

Sabah uyandığınızda o hala ağlıyorsa bunu denemekten başka “büyüme” yolu ben görmedim/duymadım/bilmiyorum. (Bu konuda Jung’un nevroz açıklamasına göz atmak isterseniz: https://blog.sonsuz.us/?p=780 )

Hayat bir oyundur fazlaca ciddiye almamak gerek

Hayat bir oyundur, kurtulmak için ciddiye almak gerek

Oyundaki katalizörlere gereğinden çok önem atfedilirse oyundan çıkmak hayal olur.

OYUN KUramı için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=187

Kültürel Çalışmalar

Genelde üniversitelerin sosyoloji bölümlerinde klasik toplumsal kurallar ve bunlar üzerine ilişkiler işleniyor sanırım. Günümüzdeki insanın durumu ise henüz bu alana resmi olarak giremiyor. Oysa hızla üreyip, tükenen bir pop kültürü, metropol yaşam kültürü, değişik sosyal gruplar, internet kültürü, sokak dili vs şeklinde listeyi o kadar çok uzatabileceğimiz alanlarla bilimsel ve akademik olarak ilgilenenler var mı?

Yoksa herşey medya çalışanlarınca (ya da patronlarınca) birer istatistiki bilgi olarak ve ne yöne doğru kaydıracaklarını belirlemekten mi ibaret. Bu alanlarda mutlaka çalışanlar olduğunu düşünüyorum. Peki bu insanlar nasıl yetişiyor ve yeterli donanıma sahip oluyorlar mı? Yoksa çevrelerini gözlemleyen iyi birer gözlemci rolündeler mi sadece.

Konuyla ilgili kafamda aslında çok şey var fakat sabah sabah toparlamakta zorlanıyorum. Siz birşeyler eklerseniz yeni açılımlara doğru gideriz sanırım.

Kuantum Bilgeliği

Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf, arkadaşımız Doç.Dr. Haluk Berkmen’in bu ay içinde okurlara sunulan kitabının ismi. Bahtı açık olsun dilerim.

Kitabı hemen aldım, gerçi içerikteki konuları nerdeyse altı yılı bulan arkadaşlığımız süresince sık sık karşılıklı sohbetlerle irdelemek mümkün olmuştu; fakat yine de hepsini bir arada bulmak benim için  faydalı olacak. Henüz baştan başlayıp okumaya fırsatım olmadı, malum bir sosyalleşme rüzgarına kapılmış durumdayım son haftalarda. Ayrıca elimde aynı anda okumakta olduğum üç kitap var.

Şimdilik aralarda açıp okuduğum sayfalarla yetiniyorum, örneğin şu an rastgele bir sayfayı açtım, 177.ci sayfa çıktı, orada koyu harflerle şöyle diyor:

O gül endam bir al şale bürünsün yürüsün,

Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün.

Enderunlu Vasıf’a ait olan bu dizelerdeki simetri ve düzenden bahseden yazar, şöyle devam etmiş: “Düzenli yapılaşmada rasyonel akıl, güzellikte sezgi ve duygu bulunduğunu bilsek de bu özelliklerin sadece insana ait olduklarını sanıyoruz. Fakat her yerde bulunan bildiğimiz su dahi güzel ile çirkini ayırt edebiliyor, duyguları hatta düşünceleri bile fiziksel yapısında yansıtabiliyor.”

Ve sonra Suyun Belleği başlığı geliyor.

Konunun konuyu açtığı, uzun bir konferansın içeriği gibi sürüp giden bu kitap, eğer elimize internetin icadından önce geçseydi, hazdan düşer bayılırdık 🙂 Yine de bir referans kitabı olarak el altında bulunması çok güzel. Sevgili Berkmen’e kendi kişisel menkıbesini kovaladığı yolda kolaylık, sevinç ve böylesine hoş paylaşımların sürekli olması dileklerimi sunuyorum.

Ve bildiğim kadarıyla Önümüzdeki Pazartesi günü Açık Radyo’da Sevgili Melda Keskin’in konuğu olacak, saat 11.00’de, bunu da hatırlatmış olayım.