Drama merakımız, gizli acendamız

93 yılında hemen her şey gibi Medya takibini de bırakmıştım. 24 yıl olmuş var canına. Yani aşağıda paylaştığım pasajın konusu bildik bir şey, bunu kryondan öğrenmiyoruz, yalnızca iyi toparlanmış bir söylem olarak hatırlatıcı olsun diye paylaşıyorum.
Her geçen gün odaklanma/groklama refleksim artıyor, bunu son on yıldır adım adım takip ediyorum. Geldiğim noktada artık bırakın gündelik haber realite showlar vs programlarını gayet masum (korku/gerilim/savaş olmayan) film ve dizileri izlerken bile onları gerçekten yaşıyormuş gibi hissettiğime -bile bile- şaşırıyorum.
Duygu portalları, bilinç portalları vs hepsi yem arayan avcılar gibi dönüp dolanıyor! Bu hep böyleydi, her zaman farkındaydım ama şimdi ayrılık illüzyonu tarafından korunan bireyliklerimiz çıplak kaldı! Nerdeyse çıplak kaldı. Bariyerler çok geçirgen. Hakkımızda hayırlısı olsun.
*
Drama – eğilimli medyaya çözüm basittir: Standart yayınları izlemeyin veya dinlemeyin! Bunun yerine, alternatifleri bulun ve seçici olun. Size tam zamanlı drama getirmede daha az önyargılı olan haberleri seçin. Elbette, olan bitenler ile temasta kalmaya ihtiyacınız var, ama günün dramasını zenginleştirmeye ve yükseltmeye ve daha da kötüleştirmeye adanmış olan – veya olmakta olan iyi şeyler hakkında hiç haber vermeyen – bir programı kabul etmek zorunda değilsiniz.
 
Bunu söylüyorum, çünkü yayın sadece bozuk değil, tehlikeli de, çünkü gezegenin görünüşünün yanlış izlenimlerini veriyor. Onlar eski enerjide yapışıp kalmışlar ve gezegende aslında gerçekleşiyor olabilen şeyin görünüşünü henüz yakalamadılar. Henüz değil. Size sözümona iyi eğitim ve tarih veren kanallar bile, beklemediğiniz şekilde önyargılılar. Tarihi ya da belgesel hikayeleri bile korkunç ve karanlık hale getirmeye inanmaya devam ediyorlar. İnsanların gerçekten istedikleri şeyin bu olduğuna inanıyorlar.
 
Eğer bu şirketler insanların gerçekten izlemek istedikleri şeylerin programını yapmaya başlasalardı ne olurdu? Olacak olan şey tam olarak onların istedikleri şey, gelirleri artardı! Onların dinlediklerini umuyorum. Sevgililer, tek bir iyi haber kanalından daha fazlasının olacağı ve o gün gezegende gerçekleşen en kahramanca ve yürek – paralayıcı şeyleri işitmek için açabileceğiniz bir gün gelecek. Bu belki gerçekleşmiş olan bazı diğer şeyler ile birlikte dengeli olacak. Ama henüz hiç bir yerde görmediğiniz bir denge olacak. Kryon
*
Zamanı eğdim, her şey bana doğru aktı.
Sevgi ve saygıyla eğdim beklentiyle değil.
asa

Biraz oradan biraz buradan

Hayvanlar, kurban ritüeli ve vejeteryanlık konuları:

Besin zinciri önemli ve komplike bir konudur fakat bilimsel incelemeler haliyle her birinin AYRI varlık oluşu inancı üzerine temellendirilir . Böyle olunca da çıkan sonuçlar insanları pek tatmin etmiyor. Çok çeşitli düşünsel prensiplerin hemen hepsinde (istisna içeriyor), insanın içindeki hayvandan kurtulması gerektiği vaz ediliyor! O halde onu öldürerek ya da yiyerek bunu başarmaya çalışanları da fazlaca suçlamamak lazım. Molla Nasreddinin eşeğine dediği gibi; “sen kokladın ben topladım!O halde şimdi niye beğenmiyorsun bu …!”

*

Vücudumuzu Oluşturan Atomların Hemen Hemen Hiçbirinin Geçen Yıl Vücudumuzda Bulunmaması: Yazı için tıklayınız

Tüm bu nedir, nasıldır, çıldırıyorum gibi nidalar, hep lineer zaman algımızla ilgili. Çok boyutlu idrak edemiyor oluşumuz olan biten şeyler hakkında bizi derin şaşkınlığa düşürüyor ve birçok kişiyi de cevap bulma arayışıyla mistik kanallara sevkediyor. Bence bu örüntü atom altı varlıkların dünyasını anladıkça gizem biraz aralanır fakat şunu da unutmamak lazım, BİLİNMEYEN, BİLME hızımızdan daha hızlı büyür. Sistemin doğası şaşırmak için bizi yarı cahil bırakmak üzerine kurulu 🙂 Benim çıkarımım şimdilik budur.

*

Diyelim ki bulunduğumuz yere zehirli hava saçılmış, ne yaparız?

Devamını oku “Biraz oradan biraz buradan” →

8D yöntemi, Problem Çözme

Belki uzun bulup okumayacaksınız ama bazen ummadığınız anlayışı tamamen alakasız bir yerde bulabilirsiniz (hatta bazen’den daha sıkça)

Okumak için tıklayınız
Bu yazıdaki 8D yöntemi, Ford arabalar için geliştirilmiş ve uygulanmakta olabilir peki ama insandan kıymetli mi bu arabalar? Neden tıp literatürümüzde böylesine bir disiplin yok, ya da varsa da bizler uygulamada bunu fark edemiyoruz ve bu sebeple hep yan yollar ortaya çıkıyor, alternatif şifa sistemlerinden bahsediyorum.

*

Görüntülerin analizi DNA ve kromatin olarak bilinen destekleyici proteini içeren materyalin, toplam kromozom içeriğinin % 53 – % 70’ini oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Geriye kalan % 30 – % 47, kromozomun dış yüzeyinden oluşmaktadır.

Bu kılıfın kesin işlevinin bilinmemesiyle birlikte, Dr. Booth ve arkadaşları, hücre bölünmesi sırasında kromozomları birbirinden izole edebileceğini öne sürmektedir. Onlar, bu sözde kromozom yüzeyinin, hücrelerin bölünmesi sırasında meydana gelen hataları (bazı kanser türlerinin ve doğum kusurlarıyla ilişkili hastalıkların bir işaretidir) önlemeye yardımcı olabileceğini söylemektedir.

Ayrıca Edinburgh Üniversitesi – Biyolojik Bilimler Bölümü’nden Prof. Bill Earnshaw (ortak başyazar) sözlerine şunları eklemektedir: “Biz şimdi, genetik materyalin bu kalın materyal tabakası ile kaplanmasından dolayı, kromozomların nasıl oluştuğunu ve hücre bölünmesi sırasında nasıl ayrıldığını yeniden düşünmek zorundayız.”

Kaynak Tıklayınız

Mutantlar ve Evrilme çabaları

Homo Neanderthalensis’e göre mutant kuzeni Homo Sapiens, bir çeşit sapkınlıktı. Beraberce barış içinde yaşadılarsa bile bu durum uzun sürmedi. Araştırmalar istisnasız olarak gösteriyor ki; bölgeye yeni bir mutant insan türü geldiğinde daha az evrimleşmiş akrabaları yok olmuştur.” -Profesör Charles Xavier
Mutantlar ve evrilme çabaları hakkında:
Bir çok başarısız görünen denemenin – bütüne bakabilseydik- başarıyı getirdiğini, bunların her birinin başarının bir unsuru olduğunu görebilirdik. İnsan olarak ömrümüz kısa olduğu için olayı gezegensel ya da evrensel olarak değerlendirme imkanımız olmuyor. Her nasıl bir deney türü olacaksak bile bu devasa bütüne başarılı hizmetin sebebi her birine özgür irade verilmiş olmasıdır! Özgür iradenin olmadığı yerde değişimden ve evrilmeden bahis edilemez zaten, isterseniz orayı cennet yapın ve ilan edin, ölüdür, yaşamıyordur evrim açısından. Esasında her bir özgür iradeli varlığın bir evren, bir deneme evreni olduğunu söylemekle pek de yanılmış olmayız. Paralel evrenleri (aslında paralel gerçeklikler demek gerekiyor belki)uzayda arayanların kulağı çınlasın. Her bir evren de kurduğu yapıyı/gerçekliği sever ona tapınır ve onun bozulmaması için tüm gücünü ölümüne ortaya koyar. Her bir paralel evrenin (özgür iradeli varlığın) istemediği bu değişimi, evrimi, gelişimi sağlayacak şey nedir öyleyse? Bunun bulabildiğim cevabı KAZA/Şans dır diyorum, ya da daha komplike haliyle KAOS. Düşünsel hayatımda bana kişisel olarak çağ atlatan da bu olmuştur; düzen ve Kaosu inceleyip ne olduklarına dair bir karara varmış olmak!   Tabi bunları bir bilimkurgu yazarı ve bir düşünür olarak söylüyorum, bilimsel bir iddiam yok ve kendimi hiç bir prensibe bağlı hissetmiyorum.
Annem bir önceki kitabımı yazarken çektiğim sıkıntı ve acıları görerek bana şöyle demişti; “Aman kızım anlaşılmayan şeyler yazma!” Aslında eleştirmeyi seven annemin bu sözü eleştiri değildi, bana acıyordu! Tamamen saf biçimde edilmiş bir rica ve dilekti bu. Çektiğim acının boşa gitmesi, gidecek olması üzüyordu onu. Ve ben ona hiç bir varlığın hiç bir düşüncesi, edimi ve sıkıntısının boşa gitmediği yapıyı tarif edemiyorum, daha o kadar ustalaşamadım.
Günaydın ve Aloha frekanslar

Morfik Alanlar konusu ve Yorumlama Sistemi

.Sheldrake’in görüşüne göre, bir formun varlığı o formun başka bir yerde de ortaya çıkması için yeterliydi. Sheldrake 1973’te buna “morfonegenik alan” adını verdi ve bu görüşe göre doğa bir yasalar bütünü değil, alışkanlıklar bütünü olabilirdi.
Bu düşünceye göre doğada bir tür hafıza vardır. Herşey, bir kolektif hafızaya sahiptir. Örneğin şu an New York’taki bir sincapı ele alalım. Bu sincap kendinden önce yaşamış bütün sincaplardan etkilenmektedir. Bu etkinin zamanda hareket edişi ve sincap hafızasının hem formunun, hem de içgüdülerinin iletilişi, morfik rezonans sayesinde gerçekleşiyor. Bu, doğada varolan bir kollektif hafıza teorisidir. Hafızanın ifade edildiği vasıtaya “morfik alanlar” adı verilir, bunlar her organizmanın içinde ve dışında bulunurlar. Hafızayla ilgili fonksiyonlar “morfik rezonansa” bağlıdır.
Temel olarak, morfik alanlar alışkanlık alanlarıdır ve düşünce, eylem ve konuşma alışkanlıkları vasıtasıyla kurulmuşlardır. Kültürümüzün çoğu alışkanlıklara bağlıdır, yani, kişisel hayatımızın çoğu ve kültürel hayatımızın da büyük bölümü alışkanlıklara bağlıdır.
Fizikçi Zohar, alışkanlıkların az enerji tükettirdiğini söyler, belki onlara sıkıca sarılmamızın nedeni budur.Bunun hem özgürleştirici(soyut araştırmalar için enerji birikimi sağlar) hem de köleleştirici (bilinçsel olarak bizi zıplatacak yeni şeylerle karşılaşma olanağını sıfırlar) etkisi olması, bence kozmik bir şakadır.
Ben da bazen öyle bunalırım ki, alışkanlıklarımızdan “alışkanlık çıkmazı!”, genellemelerimizden “genelleme canavarı!” diye söz ediveririm. Eski dilde çok daha nezih ifadesi var: aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!
Hay bin kinoalı galaksi köftesi ️
Fakat aslında ben morfik alanlar konusunun bilim camiasında neden görmezden gelindiğini merak ediyorum. Belki “idealar” konusunu, belki aslında pek de bilim sayılmayan(!) kollektif bilinç altı bilinmezini andırdığı için mi diye düşünürüm 🙂
*

Devamını oku “Morfik Alanlar konusu ve Yorumlama Sistemi” →