TAŞ ATAN ÇOCUKLAR–ORHAN AFACAN

TAŞ ATAN ÇOCUKLAR-ORHAN AFACAN

Sanki oyundasın taş atan çocuk
Cahil mi, cesur mu sonra görürsün
Seni kimler böyle oynatan çocuk
Sanmam bu eğlencen çok uzun sürsün

Sökülen kaldırım, ayaklarındır
Ölünceye kadar bir kötürümsün
Kundaklanan dükkân yarınlarındır
Vicdanında yargılanan cürümsün

Elinde molotof, yuzünde maske
Neden bir gizliliğe bürünürsün
Yıllarca sonra, desen bile keşke
Vatan ahı ağırdır, sürünürsün.

Senin yaşıtlarda taso salgını
Yahut bir iple topaç çevirirsin.
Oyun sandığın işlerin çılgını
Çamı hedeflerken, can devirirsin

Hapiste mi geçsin ergenlik çağı
Ordada sarmalar pisliğin ağı.
Kopmak bilmez asla takvim yaprağı
Harf harf, cümle cümle sen sökülürsün.

ÇANAKKKALE DENİNCE AKLIMA—ORHAN AFACAN

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA …

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA tarihi zafer gelir.
Her metre kare başına düşen şehit bir nefer gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA aynalı çarşı gelir
Vatan sevgisi, iman, azim dünyaya karşı gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA hüzünle, çarık gelir.
Yata bildiğinde başa yastık, acıkınca azık gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA dostuma ibret gelir-
Yaralanmış olan can düşmanıma merhamet gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA birlik, bütünlük gelir-
Ancak İnsani değerlerle insana üstünlük gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA ikiz mermiler gelir.
Kavuşamayan sevgililer, yarım sevgiler gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Seyit onbaşı gelir.
İki yüz yetmiş altı kiloluk mermi atışı gelir. –

Boğazdan İstanbul’a düşmanın geçiş işareti gelir-
Seyidin gözü önüne vatanında esareti gelir–

Gorme ve Buyuculuk

Don Juan, “GORMEnin, dostlardan ve buyuculuk uygulamalarindan bagimsiz bir surec oldugunu ileri surmekteydi. GORMEnin, baska insanlari etkileme ugrasi demek olan buyuculugun cikarci uygulayimlariyla bir ilintisi olmadigina gore, bunun dogal bi sey oldugunu belirtti. GORME , buyuculuk degildir ama hep karistirirlar bu iki seyi, ustelik gorme buyuculuge ters duser cunku GOREN kisi her seyin onemsizligini kavramistir.

Bir baska dumancik uygulamasindan sonra Don Juan, bir savascinin bos yere kendini ortaya koymayacagini, yol ortasinda durup marizlenmeyi beklemeyecegini ve siradan insanlarin kaza dedigi seylerden cogu kez kacinilabilecegini soyledi ve soyle ilave etti: “Yasam kosullari, olcup bicip onlardan yararlanma alistirmalaridir bir savasciya, oysa sen yasamin anlamini bulmaya calismaktasin. Ne yapsin yasamin anlamini bi savasci!”

Bellek Mekanları, Özne ve İktidar, Kişisel hazineler ve KiergSSchatz

…
Ayna, sonuçta, bir ütopyadır; çünkü yeri olmayan yerdir. Aynada kendimi olmadığım yerde görürüm, yüzeyin ardında sanal olarak açılan, gerçekdışı bir mekanda görürüm, oradayımdır, olmadığım yerde, kendi görünürlüğümü bana veren, olmadığım yerde kendime bakmamı sağlayan bir tür gölge: Ayna ütopyası. fakat gerçekten var olduğu ölçüde, ayna aynı zamanda bir heterotopyadır; kendimi orada gördüğümden, bulunduğum yerde olmadığımı aynadan yola çıkarak keşfederim… ( Michel Foucault, Özne ve İktidar-“Başka Mekanlara Dair” Ayrıntı yay. (2005), sayf:295/exlibris:marsseh)

…
Benim çalışmalarım daima belleğe bağlıdır. Bütün yaşadıklarım belleğimde saklıdır. Ancak tarih de bir hazinedir. Bize aittir. tarihte olmuş her şey bize aittir, ortak mülkiyetimizdedir. İnsanoğlunun acı ve aşk içinde ürettiği her şey içimizdedir ve en büyük hazinemizdir. Benim de bütün yaptıklarım, yaşadıklarım ve çektiklerim hazinemdir. Bu kişisel hazineyi sanatta somutlaştırdığımızda, görselleştirdiğimizde ve aktardığımızda, bu formlarla yol alabiliriz; onlar sayesinde sınırları kapatmayıp açabiliriz… (Elvan Zabunyan, Sarkis-Ondan Bize-Yapı kredi yay., 2009/exlibris:marsseh)