Almanya’nın Potsdamm Üniversitesi ülkede farklı etnik kökene sahip insanların bir arada yaşadığı bölgelerde Almanca dili üzerinde araştırma yaptı . Araştırmada 14-17 yaşları arasındaki gençler 48 saat boyunca mikrofonla dinlendi. Araştırmanın başındaki Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Profesör Heise Wieker, ‘lan’ ve ‘valla’ kelimelerinin özellikle başkent Berlin’in Türklerin çoğunlukta olduğu Kreuzberg mahallesinde Alman gençler tarafından da kullanıldığını söyledi. Wieker, bunun yeni bir diyalekt anlamına gelmediğini, sadece başarılı entegrasyonun göstergesi olduğunu söyledi. (milliyet)
A Love Symphony
Çiçeklerin konuştuğunu duydum,
Beyaz gül senin kaşlarını anlattı,
Kırmızı gül senin yanaklarını;
Zambak eğilmiş başını,
Hepsi en güzel halinde baktı ve dedi ki
Sen daha güzelsin.
Ormana içlerine gittim,
Ve vahşi kuşların ötüşünü duydum
Sen ne kadar tatlıydın; diye şakıdılar,
Cıvıldadılar; öttüler aynı şeyi.
Ardıç, karatavuk, ketenkuşu, duraksamadan,
Nakarat tekrarladı,
Ve tekrar başladı çünkü
Sen daha tatlıydın.
Ve sonra denize gittim,
Ve onun da çağladığını duydum,
Kadim bir gizemin bir parçası,
Senden ve benden yapılma.
Kaç bin yıl önce
Seni sevdim, ve sen çok tatlıydın-
Daha kalamazdım, ve böylece
Tekrar ayağına kaçtım.
İade-i İtibar filmi:Hugo
Martin Scorsese’in fazla uzun olmayan (83 dakikalık) Hugo filmi, seyredilmesi gerçekten gereken bir filmmiş.
Filmi çok beğendim, her sahne birer sanat fotoğrafı gibi tasarlanmıştı. 3D olması tüm detayları gözler önüne seriyordu. Bi aktivite filmi olmasa da, kaba kuvvet, kesme-biçme, canavar düdükleri olmasa da üç boyutlu bir film yapılabileceğinin kanıtı gibiydi adeta. Bir film eleştirmeni değilsem de, sıradan bir seyirci olarak gözlere müthiş bi ziyafet çektiğini söyleyebilirim.
Fakat bu işin bence sadece küçük bir bölümü; çünkü Scorsese bu filmde o kadar çok şey söylemiş ki şaşarsınız! Kısa ve durgun bir filmde (çoğu kişi sıkıcı bulmuş yaptıkları yorumlarda) bu denli az sözcükle bu kadar çok şey anlatabilmek kolay olmasa gerek.
Süper güzel şeyler oluyor.
Bugün Kuruçeşme’de deniz kıyısında oturduk ve boğazı seyrettik.
Fizikçi Metin, Tolga ve ben.
Sonra oraya beyaz bir köpek geldi, üzerinde uçuk sarı dalgalar vardı. Hani burnu ve göz kenarları kuzular gibi pembe olan köpeklerden.
Çok dostça yanımıza geldi, sırayla hepimiz onu okşayıp sevdik.
Derken bi tekir kedi çıkıp geldi, muhteşem bi suratı vardı, onu da sırayla sevdik.
Hatta hemen (ben) bilgiçlik taslayıp, dünya çapında yapılan bir araştırmadan bahsettim. Genellikle köpek seven kedi sevmez, kedi seven köpek sevmezmiş. Her ikisini birden seven çok azmış. Ne tesadüf şu anda ve burada çoğunluktayız dedim; hatta yüz üzerinden yüz yoğunluktayız. Gülüştük filan.
Bi şans daha
Yine kar yine fırtına bu hafta! Balkanlar ese ese bitiremedi bu sene. Moskovadayken sıcaklık aynı günde on derece oynuyor diye hayret ediyordum eh bizde de oldu artık! Dengeyi bozmak için çalkaladıkça çalkalıyo bi şey! Kendimi rodeo yarışlarında gibi hissediyorum. Günaydın frekanslar, hayat her şekilde güzel
**
Tootsie… Eski film hatırlarsınız, şimdi tekrar rastladım, kahkahalarla izliyorum… Ohh çok iyi geldi çünkü sabah ağlamıştım biraz (Nesimi üzerine). Neyse kalp ve yüz kaslarım epeyce çalıştı yani bugün. Bundan çok mutluyum ve bi bardak çay ve biraz avakado! (Bu da dün ve bugünün bi başka ilki-sevmediğimi düşünüyordum aslında- bi şans daha vermemek için bi neden yoktu)
**
Sonsuza dek yaşasam bile
Nehri hemen geçer
yarını yakalarım
(bilmediğim bi şarkıdan)