Dil uzlaşılmış bir oyun kuralıdır, oyuna katılım arttıkça kurala uyulması zorlaşır, kural ethikten boşaldıkça hile kuralın boşluklarını doldurmaya başlar. İletişimin paradoksu da buradadır: birleşik kaplar, yani bağıntı imkânı iletişimi mümkün kılan şeydir, ama iletişimsizliğin kendisi de bu aynı imkândan pay alır. Sözcüğün en yalın anlamıyla iletişim, kişinin kendi mekanından öteki’nin mekanına geçme imkânıdır. Dolayısıyla “yolculuk”tur, “ulaşım”dır.
Dili devreye sokarsak, zihinlerarası, algılar, duyumlar, durumlararası bir “çeviri”dir. Hatta “değiş tokuş”tur, “ticaret”tir, nesnelerin ya da paranın olduğu kadar duyguların, düşüncelerin, inançların, kültürlerin değiş tokuşu. İletişime bir tanrı bulunmak istendiğinde, yolların, özellikle kesişmelerin, dört yol ağızlarının, mesajların ve tüccarların tanrısı Hermes gelir akla. Sözün ve yazının mucidi Mısırlı Toth’un mirasçısı Hermes, mesajların iletimini, değiş tokuş anlaşmalarını gözeten dolayımlayıcıdır. Ama aynı zamanda “tanrıların sırrının koruyucusu” olarak, yönlendirmeyi, yanıltmayı, yol kaybetmeyi de üstlenir. Bu kimliğiyle, tüccarların olduğu kadar hırsızların da tanrısı olması boşuna değildir.
