İş değil AŞK

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂
Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor.

**

Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer.

**

Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız)

Ecel geldiğinde…

‘’Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum
hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum
yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için…
Ve ecel geldiğinde fark etmemek için aslında yaşamamış olduğumu…’’

Denemek… Korkutucu olmasına karşın yepyeni bir şeyi denemek, işte az kullanılan yol budur.
Denemenin kendine aşık olmak… Eğer böyle olabilseydik her yer başarı hikayeleri ile dolu olurdu; çünkü denemek bizatihi başarıdır.
“Sonuç odaklı” eğitime hayır.
“Başarısızlık Hikayeleri” eğer gerçekten yazılsaydı muhteşem olurdu. Ki onlar başarısızlık değillerdi.
Neye başarısızlık diyorlar?
Aklımızdaki varış istasyonuna/amaca ulaşamamaya başarısızlık diyor toplum. (Önce aklımıza hedefi koyuyorlar, iyi yokla kendini, o hedef zaten sana ait değil) Yalan! Küllen aldatmaca!
Tek bir başarısızlık tarifi olabilir; hiç bişeye girişmemek, taklitçilik, başkalarına askıntı olmak.
Varış istasyonu, bir seraptır zaten, varla yok arasında, içimizde bi yerlerde durur fakat aslında başarı; yeni bir yola girişmektir, cesaretle denemektir, az kullanılan yoldur o. Ve adım attığımız an bu yola başardık demektir. Bilinmeyenle yüzleşme, adrenalin salgımızın artmasına sebep olur, bu ise yeniden doğma anlamına gelecek bişeydir.
Ey Gezgin… Eyy az kullanılan yolları seçen deneyci… Sen bir savaşçısın. Gözünü hedefe dikme, kalbini kilitleme! Her adımında tüm duyuların açık olsun, her kokuyu, her sesi duy! Her yüzü gör! Dokun /dokunul… Bütün dünya, hepimiz senin arkandayız, her an sana işaret gönderiyoruz. Eğer açık isen (hedefe kilitlenmemişsen açıksındır) işaretlerimizi görür/duyar/hissedersin.
-eski bi yazımıza gelen yorumlar yazıdan daha güzeldiler. Onları tekrar gündeme taşımak istedim.-
  1. Turan
    Ağustos 23rd, 2009 at 17:51 editHayati tatmak icin ormana veya insanlardan kendini soyutlamaya hic gerek yok. Ayni seyler toplum icerisinde de oluyor. Önemli olan dikkatli yasamak. Tabii ki arada sirada gürültüden uzak durmak gerekir…

Antenli Tür!

Son günlerde dikkatimin odağına aldığım bir durum var. Evden çıkıp işe gidene kadar ve işten çıkıp eve dönene dek çevremde sıkça gördüğüm antenlerinin uzantıları yukarı değil, aşağı bakan garip bir tür!!! Bazıları bu antenlerin bağlı olduğu ışık saçan bir kutucuk çıkartıyor çantasından, cebinden kurcalıyor. Elinde tutuyor bu kutucuğu kimileri tuşlarına basıyor. Başta tek tük idi bu görüntü, sonradan çoğaldı, şimdilerde ise bu anten ve kablo ikilisini kullanmayan kalmadı. Antenin ucundaki düğmelerin kulağın içine geçiriyor olması kulak için bir sakınca oluşturur mu diye geçti aklımdan, zira kazara bu düğmeyi çıkardıklarında kulaklıklarından bangır bangır ses çıkıyor.

Şimdi kullandıkları nesnelerin sorumluluğunu da taşır kişi düşüncesiyle, uğrayacakları zarar konusu kendilerini ilgilendirir diye düşünüyorum. Benim merakımı cezbeden asıl soru şu

İndirgenemez Karmaşıklık

Akıllı tasarımcıların ağızlarından düşmeyen “İndirgenemez Karmaşıklık” (İndirgenemez Komplekslilik) nedir gelin beraber inceleyelim. Her şeyden önce kabaca tanımı:

“”İndirgenemez karmaşıklık (İng: Irreducible complexity), içindeki parçaların herhangi birinin kaldırılması durumunda işlevini yitiren sistemleri tanımlamakta kullanılan bir terim. Akıllı tasarım iddiaların temel taşlarından biridir. Organizmalardaki bazı sistemlerin, daha küçük işlevsel birimlere ayrılamayacağını, bu nedenle evrilmiş olamayacaklarını iddia eder.””

Biyokimya Prof. Michael J. Behe indirgenemez karmaşıklığı bir makalesinde şöyle tanımlamıştır:

<blockquote><em>"İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek istediğim birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren yâda katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. “Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir”"</em></blockquote>

Her ne kadar tanımlar böyle olsa da bilim insanları indirgenemez karmaşıklığı çöp bilim olarak kabul eder. İndirgenemez karmaşıklık argümanı bilimsel değildir ayrıca bu konu hakkında her hangi bir hakemli bilim dergisinde bir makale bulunmamaktadır.

Yanlış yok. Peki ya şeytan?

Yanlış yok, muhtelif denemeler var. Gerçek yetişkin, kendi metodunu dayatmaz. Daha verimli ve hızlı, üstelik “çeşitli” yolların keşfi, doğruyu bildiğin duygusundan bütünüyle kurtulmaya bağlı.

**

HS: “”Soru: Şeytanın herkese kendi sıkletine göre musallat olmasından bahsediliyor. Bu hususu nasıl anlamalıyız?””

Sa: Şeytan bence Gölge’dir. Bunu hemen her öğretide bulabiliyoruz. İşte bu açıdan kişinin kendi sikletine göredir şeytan. Bi şeyin kendi cüssesi neyse gölgesi de ondan bağımsız olamaz velakin günün güneş saatlerine göreyön ve şekil değiştirir. eğişmeyen ise bi ucundan daima kişiye bağlı olmasıdır. Gölge, aslından bağımsız olamaz 🙂

HS: gölgeden de öte bir şey olmalı.

sa: Belki de evet. Şeytan sadece insana düşman. İnsanın diğer canlılardan farkı ise bilinçlenme potansiyelidir, yani herşey olma potansiyelinden bilinçli niyeti ile OLdurma yetisi vardır. Demek ki Şeytan aslında bilincin düşmanıdır. 🙂 İkinci tahmin hakkımı da kullanıyorum: Şeytan, kaostur!