Yer açın lütfen, rahat bırakın beni

Madem burada yankılanıyor yazılanlar ve gelip karşımıza dikiliyor öyleyse doğru yere yazıyor olmalıyım. Nereden başlamalı acaba? Tamam şiddet kısmından başlamalı.

Şunu anlayamıyorum lütfen yardım edin. Neden girdiğimiz ilişikilerde ilişkide bulunduğumuz grup, çevre tarafından dönüştürülme, benzetilme girişimlerine maruz kalırız? Aylar önce inançlı olan ve inancın Alevilik mezhebini yaşayan bir adamla karşılaştım, defalarca onunla dost olarak kalabileceğimi ancak doğru olduğuna inandığı şeyi kabul edemeyeceğimi çünkü benim yolculuğumun oradan geçmiyor olduğunu anlatmaya çalıştım ısrarla yanılıyor olduğumu vurguladı ve bundan emin olarak kendi durduğu yerin benim ait olduğum yer olduğu düşüncesiyle her defasında ve bıkmadan usanmadan anlattı anlattı anlattı. Konu her defasında yaratıcının varlığı, vicdan, adalet ve bunlara göre şekillenen insan davranışları üzerinde devam etti. Birçok konuyu tasavvufla Her defasında şu sonuç çıkıyordu; Eğer Alevi bir ailede yetişmişsem içinde bulunduğum halin mutlaka bununla alakalı olduğu ve beni büyüten ailenin inançlı dolayısıyla da vicdanlı insanlar olmasıyla alakalı olduğu bu nedenle benimde onların doğrularını savunan ve onların devam ettiriyor olduğu modeli devam ettiren biri olmam gerektiğiyle ve benim bu gerçeği göremiyor olduğumla çünkü hayatıma giren farklı düşünme formlarına sahip insanlardan almış olduğum etikilenimler içinde olduğum…

ÇIKAR…

kimi merdivenden çıkar, kimi asansörden…
hayat kimine göre ÇIKAR, geneline çıkmaz…
kimileri “sağ” çıkar, kimi sokak “sola” çıkmaz…
kimi yoldan çıkar, bazıları topraktan…
kiminden taş çıkar, kimilerinden yumurta…
bazılarının burnunun ucunda çıkar…
VELHASIL…
kaç kişi SAMSUN’ a çıkar?

Zaman akıp gidiyor..

Geçmiş zaman olur ki… Beş yıl önce tam da doğum günüme rastlayan bir günde SKA nın ikinci basımına dair bir haber yayımlanmış, öylesine karşıma çıkıverdi. Nasıl mı? Hani ormanda etrafa pirinç taneleri serpip yürüyorum ya!

http://agnia.blogcu.com/gun-aydin-devir-hayirli-olsun/294274

Sibel Atasoy, yeni romanı ‘Sırıtkan Kırmızı Ay’da kendimize sormaya korktuklarımızla yüzleştiriyor bizi

19/05/2006 (281 defa okundu) Radikal kitap eki

BAŞAK ÜMİT (ArÅ�ivi)

‘Yalnızca seçimlerin sonucu bu. Her defasında bizi toprak bir çömlek gibi şekilden şekile sokuyor…’ Sırıtkan Kırmızı Ay daha ilk cümlesiyle okuyucuyu ‘seçimler’ üstüne etraflıca düşünmeye çağırdığını gösteriyor. Ama sabırsız okuyucu için zekice kurulmuş bir tuzaktan başka bir şey değil bu. Okuyucunun, yapıtı keyfi doğrultusunda parçalaması tuzağından söz ediyorum. Bütün büyük yapıtların okuyucusuna sunduğu türden bir tuzak; ‘yapıt’ın etkimeyi kafasına koyduğunu, kendinden beklenmeyecek çabuklukta ele geçirdiği konusunda yanılgıya düşen okuyucu, soluklanabileceğini düşündüğü noktada ummadığı sarsıntılarla karşılaşmaya başlar.

Yaz birası

Bir masada oturmuş tek başıma bira içiyordum. İlk yudum serindi, ferahlatıcıydı. Yazın biranın tadı ne kadar da güzel oluyordu. Bir kalemim, bir defterim ve şairin dediği gibi masaya serdiğim hayatım. Doluyuz. Yorgunuz. Neyse ki bira vardı, zaman esnemişti. Genişlemişti. Geleceğe geçmişe yayılmıştı. Galata Köprüsü akşam üzeri cıvıl cıvıl insan kaynıyordu. Rüzgar balık kokuyordu. Güneş tatlı kızıldı. Gözlüklerim her nedense ağır geldi, çıkardım masaya koydum. Artık her renk daha karışık, her görüntü daha yayvan ve bulanıktı. Bu karmaşıklık içinde bir karaltı bana doğru yaklaştı. Resim büyüyüp netleştiğinde yakışıklı sayılabilecek genç bir adam gördüm.

Genç adam tam karşımda dikilmişti. Önce garson sandığım adam, bana doğru eğildi. Kısık bir sesle “Siz o musunuz?” dedi. Sorunun esrarengizliği karşısında gülümsemeden edemedim. “Hayır o ben değilim.”dedim yüksek sesle. Adamın yakışıklı yüzü karıştı. Bakışları çocuksulaştı. “O olmadığınıza emin misiniz?” dedi. Ciddi olduğumu anlasın diye mi bilmiyorum, cevap vermeden önce gözlüklerimi taktım.

Ulusal sorun üzerine

Sonsuz Us’a 11.05.2011 tarihinde gönderdiğim “Kürt sorunu nedir?” başlıklı makalem üzerine çokça yorum yapıldı. İçlerinde düzeyli ve mantıklı ve de gerçekten olması gereken bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmuş olanları olduğu gibi; son derece düzeysiz olanları da vardı.
Ben bunlar üzerine fazla bir şey yazmayacağım çünkü makalemle ilgili yorum yapan değerli okuyuculardan birkaçı onlara gereken cevabı verdi zaten.
Ben, makaleyle ilgili “marmaramus” ve de ismini belirtmemiş “misafir” adlı kullanıcıların yazdıklarını samimi buldum daha çok. Hüseyin AKTAŞ adlı kullanıcıya gelince, onda daha çok milliyetçi bir damar sezdim ki, bu, kendisine sosyalist diyen birinde asla olmaması gereken bir özelliktir.

Aşağıdaki makale bu tartışma bağlamında ulusal sorun ve bu sorun konusunda sosyalistlerin takınacakları tavra dair yapılan tartışmaya küçük de olsa bir katkı sunmayı amaçlıyor. Eğer yazı bunu sağlayabilirse amacına ulaşmış olacak.