Müslüman olmayan Türk olmaz (Ismet Özel)

yazinin tamami cikmadigi icin düzeltme yaptim..(özür)

Nagehan Alçı- (AKŞAM)

İsmet Özel’den
tartışma yaratacak Türklük tanımı
“Kafirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir.
Müslüman olmayan Türk olmaz”

Şair-yazar İsmet Özel’e göre
“Kafirle çatışmayı göze almaktan.” Uzlaşmayı kabul eden Türklüğü reddediyor ve Müslüman olmayan Türk de olamıyor

Arka Plan

“Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?

Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?

-Yaşama!

-Ya bileydim?

Yazar: Mıydım

Hiç: Şiir.”

Yukarıdaki dizelerde aksini iddia etse de yaşamayı biliyor ünlü şair İsmet Özel.

Edebiyat yaşamında
1970’lerin ortalarına kadar sol düşünceden beslenen ardından İslamcı felsefe ile kucaklaşan Özel, bu düşünceye katkısı olur inancıyla siyasi yazılar kaleme aldı yıllar boyu.

Ancak 2003’te, İslami harekete ağır eleştiriler getirerek Milli Gazete’deki yazılarına son verdi.

O günden beri zaman zaman yazsa ve Sky Türk’te 6 program yapmış olsa da kendini siyasetten uzak tutuyor.

Ancak o uzak durmaya çalışsa da görüşleri hep merak ediliyor.

Biz perşembe günü
Malta Köşkü’nde uzun bir röportaj yaptık Özel’le.
Ve Türklük’le İslam’ı harmanladığı görüşleri üzerine konuşurken yer yer ters düştük.
Yine de ortak nokta bulamasak da ünlü şairin yaşama bakışını ilgiyle dinledik.

Türkiye zor günlerden geçiyor diyorlar.

Osmanlı’nın son dönemini hatırlayın. Önce çökme psikolojisi yaratıldı, sonra ülke yok oldu.

Bu psikoloji yaratılmasa çökmeyecek miydi?

Çökmeyecekti. Mohaç Zaferi’nde Türkler Macarlar’ı mağlup edince Avrupa’da ‘Türkler yenilmez’ fikri oluştu. Bu fikri silmek Papalığın takıntısı oldu. Avrupa kendine bir açılım imkanı aradı. Böylece kapitalizm yükseldi.

Batı’nın gelişimi Türkler sayesinde oldu diyorsunuz, öyle mi?

Benim iddiam o. Ben dünya tarihinin ekseninde Türklerin olduğu kanaatindeyim.

O dönem Osmanlı vardı. Neden Türk diyorsunuz?

Çünkü Osmanlı ortadan kalktı ama Türk hâlâ var. Demek ki devam eden şey Türk. Osmanlı’nın çökeceği fikri de “Türkler mağlup edilebilir” fikri üzerine bina edildi.

Türkler bu fikri hemen içselleştirdiler mi?

Başta devlet adamlarını ikna ettiler. Lale Devri filan da onun için başladı. Devlet adamları kendilerini Avrupa’ya uyduramazlarsa imparatorluğun geçersiz olacağına inandılar.

Bu gidiş Kurtuluş Savaşı ile kesintiye uğradı mı?

Kurtuluş Savaşı diye bir şey bilmiyorum.

Siz İstiklal Harbi diyorsunuz biliyorum ama ben de Kurtuluş Savaşı diyorum.

Kurtuluş Savaşı dediğiniz zaman bir şeyden kurtulmuş olmanız lazım. Neden kurtulduk? Bazıları saltanat ve hilafetten diyor.

Kurtulmadık mı onlardan? İkisi de yok oldu.

Hayır biz Türk varlığımızı yüklenip götürdük. Bu harbi kazananlar ne pahasına olursa olsun yok olmamayı göze alan insanlardı.

Türk müydü bu insanlar?

Bana göre kafirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.

’Biz Amerikalıyız’ın buradaki karşılığı nedir? Biz Türkiyeliyiz değil mi?

Hayır, eğer karşılık ‘Biz Türk’üz’ ise bir sonuç elde edebilirsin. ‘Biz Türkiyeli’yiz’ dediğin zaman zaten bugüne kadar başka bir yerli değildin.

’Amerikalıyım’ ve ‘Türk’üm’ arasındaki fark ne?

Amerikalı olmak Amerikan rüyasına ait olmak demektir. Türkiyelilik diye bir ideal var mı?

Neden olmasın? ABD’deki gibi yaratılabilir.

Türkiye bir mozaiktir diyorlar, değil mi?

Son dönemde ‘mozaik değil ebrudur’ diyorlar.

O daha gevşek bir doku. Buyurunuz, yani Türkiye olmayan bir şey.

Sizin tanımınıza göre Türk, kafirle çatışmayı göze alan Müslüman, değil mi?

Evet, göze almak yeterli. Çatışma şart değil.

Ama Müslüman olmak şart?

Evet, Müslüman olmayan Türk olmaz.

Yani bu ülkede yaşayan Ermeni ve Rumlar Türk tanımına girmez.

Girmez.
Onlar azınlık.
Bu insanların dinlerini, dillerini yok etmemekle yükümlü Türkiye devleti.

‘Burası vatanım’ demek için ortak paydalar bulmak gerek dediniz ve ABD örneğini verdiniz. Bu vatanın ortak paydası Türk olmak ise ve Rum ve Ermeniler asla Türk olamazlarsa burayı nasıl vatanları olarak görecekler?

Güzel. Kaç doğumlusunuz?

1977.

Yani Türkiye’de her şeyin iflas ettiği bir zamanda doğdunuz. Onun için anlamanız çok zor.

Zaman içinde kavramlara bakış değişmez mi? 1920’ler ile 2000’lerin hedef ve arzuları aynı mıdır?

Ermeniler, Rumlar, Süryaniler tarihi iddialarından vazgeçtiklerini deklare mi ettiler? Türkiye Ermenilerin de vatanı demek Türkiye sadece Türkiye değildir demektir. (Bu sırada oturduğumuz yerde bize kulak kabartıp etrafımızı saran 5-6 kişi İsmet Özel’i alkışlamaya başladı)

‘Kadınların örtünmesi demokratik hak değil’ diye bir yazınız var. İslam ve demokrasi birbirinin oksimoronu mudur?

Hayır, sadece kadınlar ‘bu demokratik hakkım’ diyerek başörtüsünü savunmasın.

Ne diye savunsun?

Hiç savunmasın. Dini vecibe. Yerine getirir ya da getirmez.

Getiremediği durumda getirebilmesi için ne yapsın?

Örtünmek istiyorum ve gereğini yaparım diyecek.

Yani örtünmenin gereği olarak üniversiteye gitmem ya da kamuda çalışmam mı diyecek?

Başka bir mücadele yürütebilir. Başı örtülü olarak derse girilmez dendiğinde o kızlar eve dönseydi YÖK onları tekrar çağırmak zorunda kalacaktı. Neyse Türkiye’de böyle bir ideolojik savaş cereyan etti ve bitti.

Siyasetçiler arasında Türkiye’yi yıkmak istemeyen kim var?

Yok.

İnanmayan, ateist bir Türk Türk olmaz mı?

Türklüğe ait olmak kolay mı? Ateist bir Türk ‘Artık ben böyle bir yol seçtim’ diyerek yaşar. Kayıtlarda ne olarak yer alacak? Kendini nasıl bir çerçeveye koyduğunu kendisinin düşünmesi lazım. Ancak ben şunu sorarım: Nereden belli Türk olduğun?

Türk olduğumuz neremizden belli olur?

kafirle çatışmayı göze almasından.

Kafir ile Müslüman olmayan herkesi mi kastediyorsunuz?

Hakikatin üstünü örtenleri, bu herkesi kapsayabilir.

O zaman Müslüman doğmayan herkesle benim mücadele etme isteği içinde olmam gerekiyor, değil mi?

Çatışmayı göze almanın alternatifi uzlaşmadır. Uzlaşmayı istiyorsan Türklüğü reddediyorsun demektir.

Ben sizin tanımınıza göre Türk değilim. Kafir olarak tanımlamak istemediğim insanlarla çatışmak yerine uzlaşmayı tercih ediyorum.

Olabilir, sizin tercihinizdir.

Kimseyle sahici bir bağ kuramadım

Sizden solcular vazgeçemedi, sağcılar da tam sahiplenemedi gibi bir durum var. Cemal Süreyya söylemişti sanırım bunu. Kendinizi arada kalmış, yani biraz Türkiye gibi hissediyor musunuz?

Şiirimdeki ‘ben’ Türkiye’nin ifadesidir.
Ömrümün bir kısmını sosyalist ideallere bağlı, daha büyük bir kısmını İslami ideallere bağlı geçirdim.

Ama bu süreçte yoluma çıkan herkes ileride işgal edecekleri yerlerin planlarını yapıyorlardı.
Dolayısıyla kimseyle sahici bir bağ kuramadım. Beni bir kampta tutacak bir güç doğmadı Türkiye’de.

slm.

Şeriat ve Kadın

İslam ve şeriat toplumlarında kadın hakları

İslam ve Şeriat kanunlarıyla bugün 1923 yılında tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen eşit haklar taban tabana çelişmektedir.

Şeriatla yönetilen ülkelerde kadınlar toplumda nasıl bir hukuk düzeninde yaşıyorlar? (1)

Bir an Türkiye’de değil de ‘şeriat’la yönetilen bir ülkede yaşadığınızı düşünün.

Kanunlara göre haklarınız şöyle:

“Her türlü motorlu vasıta kullanmanız yasak.
“Bisiklete binmeniz yasak.
“Sokaklarda başınız açık gezmeniz yasak.
“Bir topluluk içinde konuşmanız yasak.
“Erkeklerin elini sıkmanız yasak.
“Kocanız sizi döverse şikayet etmeniz yasak.
“Siyasete girmeniz yasak
“Derneklere üye olmanız yasak

Kocanızın veya aile büyüğü erkeğin izni olmadan şunları yapamıyorsunuz:
“Seyahat etmeniz yasak
“Otelde veya kiralık bir evde tek başınıza kalmanız yasak
“Çocuğunuza istediğiniz adı vermeniz yasak.
“Bir işte çalışmanız yasak.
“Çarşafınızın rengini değiştirmeniz yasak.
“Orta öğretim, lise veya üniversitede okumanız yasak.
“Yüzünüzü göstermeniz yasak..
“Kocanızdan boşanmanız yasak.
“Sevdiğiniz kişiyle evlenmeniz yasak.
“Boşandıktan sonra çocuklarınızı görmeniz yasak..
“Sosyal toplantılarda konuşmanız yasak.
“Kocasının ikinci bir kadınla evlenmesine itiraz etmesi yasak.

(1) Bu yasaklarla ilgili bilgi Asia News Ajansının, Suud’lu Gazeteci Hasna Al-Quna’nın Al-Riyadh Daily reportajından alınmıştır.

Ölü, ölü değilse

Ölü, Ölü Değilse?

Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu.

Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü’nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.

30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.

Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor. Lazarus’un ruhu beyin hücrelerinin içinde yaşıyor.

Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü Araştırmacı: Jean Carper

Kitabı: Mucize Beyniniz

Okuyucum bu sıvının nereye ve ne miktarda verilmesi gerektiğini bildiğini iddaa ediyor.

BAKARA TEORİSİ

ÖLÜM HAKKINDA NE BİLİYORUZ?

Ölüm hakkında ne biliyoruz? Yaşam hakkında, milyonlarca şey bilmemize rağmen, ölüm hakkında çok az şey bildiğimiz kesin. Beynimiz mi duruyor ilk önce? Yoksa kalbimiz mi? Kalp masajı yapılıp hayata dönen pek çok insan var aramızda. Hatta öldü diye morga konulduğu halde üç-dört saat sonra dirilip ayağa kalkanda var. Bu gibi olayları zaman zaman gazetelerden okuyoruz. Bazı ülkelerde kalbin, nabzın durması ölüm olarak kabul edilirken, bazı ülkelerde beyin ölümü esas alınıyor… Yaşlanıp ölmek iyide, genç yaşta ölende çok… Trafik kazaları, hastalıklar, kalp krizi, cinayetler, uyuşturucu, iş kazaları, savaşlar, sobadan yada şofbenden sızan gazla zehirlenip ölenler ve daha bir çok ölüm çeşidi var. Yaşlılık ölümlerini anlıyorum. Organların tamamına yakını iş göremez duruma gelmiştir. Mikrobik ölümleri de anlayabiliyorum, bazı hayati organlar iş göremez duruma gelmiştir.

Benim anlamadığım şey; daha birkaç dakika evvel gayet sağlıklı iken bir kurşun bedenine saplanıp ölenler yada bir bıçak darbesi alıp kan kaybından ölenler ve denizde boğulup ölenler, nefes borusuna bir şey kaçıpta ölenler? Acaba ölmüyorlar da beyinlerimi duruyor? Buna bağlı olarakta bütün uzuvlar ve kalp duruyor?

İNSAN BEYNİ YENİDEN ÇALIŞTIRILABİLİR Mİ?

Bu gibi durumlarda, Tabiî ki beyindeki hücre ölümleri tamamen gerçekleşmeden

Ben: İnsan beyni bu gibi durumlarda yeniden çalıştırılabilir diyorum. Neden böyle Bir iddiada bulunuyorum biliyor musunuz ? Kuranı-ı Kerim’deki Bakara suresinin yedi ayetinden yola çıkarak insan beynine kadar uzanan bir yolculuk yaptığım için.

Bu yedi ayetin içinde anlatılan “SEMBOL”ü, anlatılmak istenen asıl “ÖZ”ü, iki ayette de anlam değişikliğinin olduğu ve bu yedi ayetin tevsirini dinleyince sizde bana hak verecek ve destekte bulunacağınıza eminim.

Önce Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarınca yayınlanan bu yedi ayeti okuyarak başlamak istiyorum:

Bismillahirrahmanirrahim : Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor demişti de, bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.

Bakara 68: Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın dediler.

Musa : Allah diyorki: O, ne yaşlı nede körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın dedi.

Bakara 69 Bu defa : Bizim için rabbine dua et, bize onun ne renkte olduğunu açıklasın, dediler.

O’ diyorki : Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir dedi.

Bakara70 ( Ey Musa! ) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz İnşallah emredileni yapma yolunu buluruz dediler.

Bakara 71 (Musa) dediki: Allah şöyle buyuruyor: O henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma) renginde hiç alacası olmayan bir inektir. işte şimdi gerçeği anlattın dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın bunu yapmayacaklardı.

Bakara 72 : Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.

Bakara 73: Haydi, “şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (peygambere verdiği mucizelerini ) gösterir.

Bu ayetlerin hemen ardından , gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Şöyleki: Bu ayetlerde geçen inek kesme kıssası, daha ziyade İsrailoğulları’ndan iki gencin, mirasına konmaları için amcalarını öldürmelerine bağlanır. Olay Hz. Musa’ya arz edilir. Hz. Musa’da bir türlü katilleri bulamaz ve Allah sığınır. O’da bir inek kesilmesini. O’nun bir parçasıyla ölüye vurulmasını, ölünün dirilip katili haber vereceğini bildirir.

Neticede böyle olur. Ayetlerin zahiri de buna işaret eder. Ancak eski Mısır’lıların ineğe tapmaları, bir ara Yahudi’lerinde buzağıya tapmış olmaları, sığır kesilmesi hadisesinde başka hikmetlerinde bulunduğunu gösterir. Bir parçasıyla o’na vurun buyurulup, arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu, bunu: kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak sureti ile onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. Bu taktirde Olay bir mucizedir. Allah’ın kudreti ile böyle bir sebep olmadan da dirilebilir. Dikkatleri daha ziyade çekmek için böyle bir merasim tertip edilmiş ve akabinde “mucize gerçekleşmiştir”

BENİM YORUMUM VE TEVSİRİM :

Bakara suresindeki 67—73 ayetleri arasında anlatılan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir olayın anlatıldığı bu 7 ayetin müteşabih ayetler yani: İç içe anlam taşıyan ayetler olduğu bir çok müfessir tarafından dile getirilmiş ve böyle müteşabih ayetlerde, Allah’ın bazı anlamları “SEMBOL”lerle ifade ettiği birçok alim tarafından açıklanmıştır..

Ben bu ayetlerle ilgili araştırmaya Bakara 71- deki ayetleri yorumlayarak başladım. Onlarca meal ve tevsirler de bakara kelimesinin anlamı : Dişi sığır yani inek olarak açıklanmış ve kabul edilmiştir…

Onlarca meal ve tevsirlerin hiç birinde öküz yada tosun olarak anlatıldığına rast gelmedim. 71. ayeti okurken de sanki bir çelişki olabilecek bir şey dikkatimi çekti.

Bakın. 71. ayette : Boyunduruk altına alınmayan ve yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir “İNEK” tarif edilmiş. Oysa yüzlerce yıldır, bütün toplumlarda koca memeleri ile kilolarca süt veren inekler, sütten kesilmesin diye bu iş öküzler tarafından yapılır. Eğer öküz yoksa at tarafından çifte sürülür. Atın dişi olanı da çifte sürülebilir hatta bazı yerlerde eşekler develer ve insanlar bile çift sürmüştür. Ama inekler çifte sürülmez. Peki bu bakış açısı ile baktığımız zaman niye Allah böyle bir ayet göndermiş olabilir?

İneklerin çift sürmediğini bilmediği için mi? Yoksa bu ayetlerde anlatılan İNEK’in bir SEMBOL olduğunu anlamamız ve düşünmemiz için mi? Özellikle böyle bir şey istemiş olabilirdi? Hakkıyla Alim olan Allah’ın her şeyi bildiğine göre demek ki ikinci şıkkı düşünmemiz gerekiyor. Yani bu ayetlerde anlatılan BAKARA’nın bir SEMBOL Olma olasılığını..

Bu ayetlerde Allah öküz isteyebilirdi. Özellikle İNEK istediğine göre ineğin vasıflarını taşıyan bir SEMBOL olmalıydı. Bu ayetlerde istenen, inekle öküzü birbirinden ayıran belirgin özellik ne idi? Her iki Cinste de boynuz olabilir, derileri ve renkleri aynı olabilir ama ilk bakışta göze çarpan belirgin özellik İneğin MEMELİ olmasıdır.

Aramamız istenen SEMBOL öncelikle MEMELİ olmalıydı. Ayrıca yeri sürmeyen bu “SEMBOL MEMELİ yi denizde yada gökte aramamız gerektiğini düşündüm. Ayette açıkça yeri sürmeyen ve boyunduruk altına alınmayan bir inek istenmişti. Denizde ve gökyüzündeki bütün hayvanlar ne yeri sürüyor nede boyunduruk altına alınıyorlardı çünkü. Denizdeki balıklar yumurtlar bildiğiniz gibi ama, balinalar, yunuslar ve foklar MEMELİ dirler.

Şimdi yalnız 69. ayette renginin sarı olması gerekiyordu. Fakat ne balinalar ne yunuslar ne de foklarda böyle sarı bir renge rastlamadım. Demek ki yüzümü gökyüzüne çevirip orda aramalıydım Bu SEMBOL MEMELİ yi..Gökyüzünde de yüzlerce kuş türü vardı ve hepsi Yumurtlama özelliğine sahipti. Fakat Yüce Allah sadece bir türü evet evet sadece tek bir türü MEMELİ yaratmıştı. YARASALAR………….

Peki 69. ayette belirttiği gibi sarı renkli ve hiç alacası olmayan bir Tür var mıydı? Tabiiki vardı vampir YARASA….. tıpkı 1.sayfadaki resim gibi. Bu ayetlerde anlatılmak istenen SEMBOL MEMELİ vampir yarasa ise gerçekten, ölüyü diriltmekle ilgili olan bu ayetlerle ne ilgisi vardı? Bu sorunun cevabı ise 67. ayette ve 73. ayette gizliydi…

Diyanet Vakfının 73.ayetin ardından yapmış olduğu açıklamayı hatırlayalım bir parçası ile ona vurun buyurulup arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu bunu kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. 67. ayetten başlayarak bir inek istenmesi ve bu ineğin tarif edilmesinden sonra 73. ayette o’nun bir parçasıyla maktüle (ölüye) vurun denince, müfessirler, şöyle düşünmüşler;

İnek isteniyor ve bir parçası ile vurun dendiğine göre demek ki inek boğazlanmış ve bir parçası ile vurarak adama vurulmuş ve adam dirilmiş. Öyleyse 67. ayetteki zebd kelimesi (boğazın yarılması) olarak tevsir edilmeliydi. Ve bu boğazın yarılmasından yola çıkılarak ineğin boğazlandığı ve boğazlanmaktan da ineğin kesilmesi anlamı çeviriden çeviriye değişmiştir.

Araştırmalarım beni bu yolu düşünmeye itti. Yoksa ineğin kesilmesi değil de sembol memelinin yani YARASA nın kesilmesi ile ne alakası olabilirdi? Bu ayetlerde bilimsel bir açıklama olmalıydı. Çünkü ayetlerin sonunda bir öldürülen adam hayata dönüyordu. Öldürülen adamın sadece BEYNİ durmuş olup beyninin yeniden çalıştırılabilmesi için bir FORMÜL anlatılıyor olabilirdi.

Özellikle 67. ayette (boğazı yarın) dan sonra gelen cümle şu;

Bizimle alay mı ediyorsun? Alay edilecek bir şey yoktu ki. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir kelime kullanılmıştı. Hz. Musa’ya gidipte Allahtan yardım istemeleri ise bu insanların Allah’a inançlı olduklarını gösterir… Eğer ki ayetlerde ineği kesin” denmiş olsaydı hemen bu işlemi yaparlardı. Bazı müfessirlerin dediği gibi. Samiri’nin buzağıdan heykel yapıp ona tapmalarını örnek göstermeleri bence yanlış. Çünkü Kuranda. Bu iki olayın hangisinin daha önce olduğuna dair hiç bir kanıt yok. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir ANLAM var.. Şimdi o anlamı bulmaya çalışacağız.

Boğazla ilgili çok araştırma yaptım…

Zebd kelimesinden yani (boğazı yarmak) kelimesinden yola çıkarak… boğazın kesilmesi değil esnetilmes olduğunun farkına vardım. Ve diğer sayfada göreceğiniz gibi esneyen insan ve hayvanların resmini görüp anlayacağınızı umuyorum..

Şimdi bu anlamı ile Ayetleri okumaya başladığımız anda, neden bizimle alay ediyorsun? dediklerini daha iyi anlayacağız:

Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır (esnetmenizi) emrediyor demişti de :

Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da : Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. Bizimle alay mı ediyorsun diyorlar çünkü: inekler esnemez.

Resimlerde Göreceğiniz gibi bir çok hayvan türü esner hatta bazı balık türleri bile esner Ama İNEK esnemez… Hz. Musa İneği esnetin deyince o’nun alay yada eğlence yaptığını sandılar. Ama Musa : Allah’tan vahiy geldiğini ve doğru söylediğini ısrar edince bu esneyen ineği bulmak için sorular sordular.

Ne genç ne yaşlı dendi. Renginin sarı olduğu söylendi ama böyle bir inek yoktu. Ancak ne zamanki 71.ayette : Boyunduruk altına alınmayan, yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir inek istenince bunun inek olmadığını çünkü; ineklerin zaten bu işlemi yapmadığını düşündüler ve bizim gittiğimiz yoldan giderek SEMBOL MEMELİ ye yani yarasaya ulaştılar.

Esnetilmesi gereken sembol memeli yarasa idi ve onu bulup esnettiler..

Şimdide 73. ayette: O’nun bir parçası ile maktule vurun denince Neyin bir parçası ile maktule vurulduğunu bulacağız. Bunun için önce yarasayı esnetmemiz gerekiyor tabii ki…

YARASAYI nasıl ESNETİRİZ ? Günümüz şartlarında ve tıbbi olarak düşünelim lütfen.. Eğer uyutun denseydi uyku ilacı vururduk değil mi? Ama yarasayı esnetin dendiğine göre yarasayı esnetecek ilacı bulur ve şırıngaya koyar ve yarasaya enjekte ederdik değil mi? Eğer yarasa esnemeye başladı ise aradığımız İLAÇ doğru demekti.

Şimdi elimizde bir şırınga ve içinde yarasayı esnetecek ilaç var ve yarasaya vuruyoruz. Evet esnemeye başlıyor demek ki ilaç doğru. Şimdi de aynı şırıngayı öldürülen adama doğrultun ve o’nun bir parçası ile maktule vurun. İşte Allah böyle diriltir ölüleri demiyor mu?

  1. ayet. ( kesilen ineğin) bir parçası ile değil de (şırıngadaki ilacın) bir parçası ile olması gerekiyor. Eğer ki bu memeliyi yarasa olara düşündüğümüz andan itibaren aslında ölen adamı yeniden hayata döndürecek ilaç aynı zamanda da yarasayı esnetiyor… Bu bir formülün tarifi..

Şırıngadaki ilacıda merak ettiğinize eminim

OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi?

BU ARAŞTIRMAYA BAŞLAYABİLİRMİYDİM?

Bu surede anlatılan bakara, inek olmasaydı, eğer öküz istenilseydi. Memeli aramıyacaktım… Bu yaşıma kadar çift süren inek görmemiştim, eğer ki ineklerde çift süreydi……..

  1. gökyüzünde milyonlarca kuş yumurtluyordu ve sadece bir tür memeli idi. Yarasalarda yumurtluyor olsa idi………
    1. denizde de balinalar, yunuslar ve foklar memeli idi ama sarı renkli olan yoktu..

    2. yarasa türlerinde de sarı renkli yarasa olmasa idi ……….

    3. Bir çok hayvan türü gibi ineklerde esniyor olabilseydi…….

    4. İnek örneğinde olduğu gibi yarasalarda esnemiyor olaydı…..

      1. ayette gerçekten (kesilen ineğin bir parçasıyla vurun) yazıyor olsaydı. (o’nun bir parçasıyla vurun) diyerek yoruma açık olmasaydı

9.Yarasayı esneten ilaç doğada olabilirdi ama insan beyninde.. Bir insanı hayata Döndüren ayetlerin anlatıldığı bir surede insan beynindeki bir hormon tarif edilmeseydi.

HİPOFİZ BEZİ HİPOTALAMUS

Hipofiz bezinin beyindeki görevi Hipatolomustan aldığı sinyalle gerekli olan hormonu kana bırakmak ve bu hormonlarında kan dolaşımı ile vücudun her yönüne gitmesi ve gerekli bezler tarafından alınmasıdır genel olarak. Ama doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır. Çünkü kan dolaşımı yoktur. Bunun için bu hormonun, tıbbi müdahale edilerek gerekli beze verilmesi gerekmektedir. Beyinde böyle bir bez mevcut mu peki?

Evet. Beynin arkasında bulunan ve bütün sinir hücrelerinin bağlantısı bulunan bu bez (epifiz) yada (pineal) olarak anılmaktadır. Araştırmamın ilk başlarında birkaç profesörle görüştüğümde şunu söylediler. “Beyne 3- 5 dakika oksijen gitmese beyin hücreleri onarılmaz şekilde ölür”. Ama, 2000 yılında hürriyet gazetesinde ki bir makale bana daha çok azim verdi. Ertuğrul Özkök’ün bir makalesi idi ve “Jean Carper” adlı bir araştırmacının kitabından alıntılar vardı.

Mucize Beyniniz adlı bu kitapta şunu yazıyor:

Bu kitap daha sonraları Türkçe olarak elime geçti. Amsterdam’da bulunan Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü yaklaşık 8 saat önce ölmüş 30 insan beynindeki öldü olarak kabul edilen sinir hücrelerini hayata döndürmeyi başarmışlar. Mucizevi olarak beyin sinir hücrelerinin ölmediğini iddia ediyorlar. Bu çok güzel bir gelişme idi ve öyle olaylar oluyordu ki, ölüpte 3-4 saat sonra hayata dönen insanlar vardı. Bunları ya gündelik hayatta görüyor yada gazete sayfalarında okuyorduk. 3-5 dakika oksijen gelmeyince beyin ölüyor ise gerçekten? bu insanlar nasıl hayata dönüyordu?.. Şimdi şunu açıklama gereği duydum ki. Ben Kuran ayetlerini yalanlamıyorum, tam aksine bunun müteşabih yani başka anlamının böyle olabileceğini iddia ediyorum.

Yanılmış olabilir miyim? Diye çok defa kendime sordum. Evet yanılabiliyor olabilirdim, bunu kabul ediyorum ama yanıldığımın ispatı içinde bu bilimsel bir insan beynindeki deney yapılmış olması gerekirdi.

Birde şöyle düşünüyorum: YA YANILMADIYSAM ?

Ya anladıklarım ve anlattıklarım gerçekten doğru ise? Bunun için doğal olmayan bir şekilde öldü kabul edilen bir insana bir deney yapılması gerektiğine inanıyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Çalışmalarım ve yorumlarım İzmir’de bulunan bir bölgesel gazete olan YENİ ASIR gazetesinin 1 haziran 2003 Pazar günü 12. sayfasında yayınlanmıştır…

çok eşlilik

4 KADIN MESELESİ (#1998)
Geçen günlerde yine bir tv kanalında… bir gazeteci ve tv ya da radyo yöneticisi iki eşi olduğunu iddia ederek yayına gelmişti ve Allahtan, Kurandan, islamiyetten bahsedip çok eşliliğin bir hak olduğunu savunup kendini haklıya çıkarma gayretinde idi ve ne üzücü ki
Kuran araştırmacısı olduğunu söyleyen bir abimiz ona yeterli
yanıtı vermekten aciz kalmıştı. Çok üzülmüştüm ve 4 kadın ya da çok eşlilik konusunda yazma gereği duydum. Bu konuyu nerede konuşsam haklı olduğumun kanıtları ile karşılaştırıyorum. O tv kanalında ve o tartışmada olmayı ve gerçekleri anlatmayı isterdim. Neymiş o gerçekler hep beraber bakalım mı?
Hristiyanlık, musevilik ve müslümanlık hangisinde olursanız olun bilinen bir gerçek vardır ki hepimiz ilk insan olan hz. Ademden ve
hz Havva
dan geldiğimize inanırız ve Kuranda da anlatılan budur.. Şimdi soruyorum: Allah kainatı yaratmış ve dünyayı bütün tabiatı
ve sonrada ilk insan yani Ademi yaratmış…. Dünyada erkek olarak tek
insan Adem ve dünya üzerinde üremeye çoğalmaya en çok hak
sahibi olan bu insana bile Allah tek eş yaratmamış mı?
Kuranda şunu mu okudunuz yoksa: Allah Ademi yarattı ona da
eşleri olan ayşe yi, fatmayı, zehrayı ve havvayımı yarattım diye
yazmış ?..
Dünyada üremeye çoğalmaya en çok hak sahibi olması
gereken hz. Ademe bile tek eşi uygun gören Allah, ne olmuştudu
sonraları çok eşlilikten bahsetmiştir.
Kuranı kerimde çok eşlilikle ilgili bahis: sure nisa suresininn 3. ayetidir
ve ademin yaratılışınıda aynı surenin 1. ayetinde anlatır
Kuranı açıp okumayanlar için o ayetleri buraya taşımak istiyorum:
Nisa suresi 1. ayet.
Diyanet Vakfı 1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah
tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.
Nisa suresi 3. ayet
Yaşar Nuri Öztürk: Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.
Şimdi öncelikle ayetin başında yetimler hakkında diyor.. öncelikle bu gün bile bazı şeyhler bazı insanlar ve bırakın onu Bazı milletvekilleri bile birden fazla eş alıyorlar…
Onlara soruyorum: eşleriniz yetim midir ?
Sonra da 1400 yıl önceye dönüyorum.
Biliyorsunuz hz. Muhammed 40 yaşında idi ve 22 kusur sene parça parça Kuran vahy oldu. Yani savaşlar oldu, olaylar 0ldu
ve o olaylarla ilgili ve savaşlarla ilgilide ayetler indi..
O zamanın toplumuna bakalım şimdi de sadece o topluma değil diğer benzer toplumlarda ataerkil bir yaşam kadına hiç denecek kadar iş sahası yok. Kadın çocukların bakımı ve ev ve yemek işleri
erkek de barınma.. gıda.. ve koruma işlerini paylaşmış. Örnek vermek gerekirse şöyle yapalım diyelim ki
tek eşliler ve bu topluluk 30, 000 kişi ve 10 bin kadın ile 10 bin erkek evli ve tek eşli ve diğer 10 bin de çocuklar yaşlılar ama hayatın gerçeği savaşlar var ve savaş çıktı. 3000 erkek kadınların korunması için orda kaldı 7. 000 erkek savaşa gitti ve büyük bozguna uğradılar ve 5000 i
öldü.. anlaşma yaptılar ve karşı devlete 50000 altın vergi verecekler ve geri döndüler… 5000 kadın dul ve bunların yetim kızlarınıda düşünürseniz en az 10000 dul ve yetim… Şimdi hayat devam ediyor ve beslenmeleri gerek ne yapmaları lazım kadın olarak ?
1. seçenek: : çalışmaları lazım ama iş sahaları yok….
2. seçenek. hırsızlık yapabilirler… ama hem suç hem büyük günah cehennem sonu olan büyük günah..
3. seçenek. kandilerini satıp fuhuş yapabilirler.. ama bu daha da büyük günah ve suç.
4. seçenek yapacak bir şey yok intihar etmeleri gerek… büyük günah ve sonu cehennem..
Bakın dostlar 4 tarafları dikenli tel olan bir durum var ve lütfen bu kadınlara bir çıkış yolu gösterin… Bu çıkış Kuranda şartlara bağlanmış ve Nisa suresinin 3. ayeti inmiş.. Bakın çok eş alan ve Kuranı gösterenlere ve bunlara cevap veremeyen İlahiyatçılara Nisa suresinin ilk ayetini ve hz Ademe neden çok eş verilmediği halde bu ayette çok eşliliğe izin verildiğini ve bu ayetin başında da yetimler hakkında diyor. bunu gösterin ve onlara sorun. Onların bahanesi şu ki geçenlerde yine beyaz hocaya sordular çok eşliliği. İlahiyatçı olacak bu şahıs efendim cahiliyede erkekler 10 ve fazlası hatta 50 kadın alıyordu. Allah bunun sayısını 4 e indirmiş. ya dostum... Allaha nasıl hesap vereceksiniz lütfen o ayetleri okuyun ve benim yorumumu okuyun ve 14 asır evele zaman yolculuğu yapın da sorunu anlayın lütfen.
Şimdi bu olay işine gelmiş yada yanlış anlamış insanlara
sorarsanız şöyle diyeceklerdir efendim 1400 yıldır çok evlilik var islamiyette diye.
Ama ben yemin ediyorum ki onlar babalarından dedelerinden böyle gördü ve bu ayetlerin aslını anlamak işlerine gelmedi

Sözdebilim

Sözdebilim veya sahte bilim (İngilizce pseudoscience) bilimsel olarak tanımlanmakla birlikte bilimsel çalışmaların gerektirdiği standartları taşımayan veya yeterli bilimsel araştırma ile desteklenmeyen bilgi, metodoloji, inanç ve pratikler bütününe verilen addır.

Terimin Doğuşu

Sözdebilim anlamına gelen batı dillerindeki pseudoscience ifadesi Yunanca’da sahte, sözde anlamına gelen pseudo köküyle Latince’deki bilgi veya bilgi alanı anlamına gelen scientia teriminin biraraya getirilmesiyle türetilmiştir. İlk kez 1843 yılında kullanılmıştır. Kelime genellikle negatif bir bağlamda kullanılmaktadır ve bilim olarak etiketlendiği halde bilim alanına girdiği düşünülmeyen şeylerle ilgili küçümseyici bir yan anlamı da içermektedir. Sözdebilim yapmakla eleştirilen kişiler, doğal olarak bu sınıflandırmayı kabul etmemektedirler.

Belirli bir bilgi, metodoloji, araştırma ve uygulama alanının gerçekten bilimsel olup olmadığıyla ilgili standartlar araştırma alanına göre değişkenlik göstermekle birlikte yeniden üretilirlik (reproducibility) ve farklı özneler tarafından doğrulanabilirlik (intersubjective verifiability) gibi temel prensipler aynı kalmaya devam etmektedir. Bu ilkeler belirli bir fenomenle ilişkili hipotez veya teorilerin başkaları tarafından da geçerli ve güvenilir olup olmadığını tespit etmek için daha ileri araştırmalara imkân veren ölçülebilirlik veya yeniden üretilebilirliği sağlamaktadırlar. Bu ön şartlar bir araştırmaya doğrudan veya dolaylı olarak önyargıların hakim olmasını önlemektedir.

Sözdebilimin Tespiti

Yaygın sözdebilimsel teoriler geçerli bilimlerden çok öykü-olgu temelli olmaya eğilim göstermektedirler. Bu iddialar dikkatli bir şekilde kullanılan bir metodolojiden çok gerçeğin araştırılmasında yaygın bilimsel yanlış anlamalarla desteklenir.

Günümüzün sözdebilimleri bir zamanların bilimiydi

Bir alan, uygulama veya bilgi

  1. Kendisini bilimsel olarak sunduğu ve
  2. Bilimsel araştırmanın kabul edilen normlarını karşılamakta ve daha önemlisi bilimsel metodun kullanılmasında başarısızlık gösterdiğinde sözdebilim olarak adlandırılır.

Sözdebilimi tanımlayan diğer niteliklerden bazıları

* Bilimsel iddiasının yanlış veya ilgisiz olma durumunda bile öne sürülmesi
* Teorinin öngördüğü bir şeyin öngörüsünün gösterilemeyişi
* Kullanılan veri veya metodolojinin araştırılması isteklerine bilginin gizli veya özel olduğu ile karşı çıkılması
* Bilim insanları topluluğunun sonuçları açıklamadığı şeklinde komplo öne sürülmesi
* Yanlış olduğu ispatlanmayan iddiaların zorunlu olarak doğru olduğu iddiası
* Uygulanan işlemin tanımını yapmakta başarısızlık
* İddia edilen sonuçları diğer araştırmacıların da yeniden üretebilmesi için gereken enformasyonun sağlanmasında başarısızlık
* Deneysel sonuçların seçmeci kullanımı ve iddiayı desteklemeyen veya onunla çatışan verilerin gözardı edilmesi, reddedilmesi, kenara koyulması

Bilimsel Eleştiri

Bilim kendi kendini düzelten (self-corrective) bir yapıya sahiptir. Bu sebeple herhangi bir bilimsel yayında yayınlanan bilimsel bir makale, aynı veya benzer alanlardaki bir başka bilim adamı tarafından yine bilimsel temellere dayalı olarak eleştirilebilir. Buna karşı makale yazarı bilim adamının göstereceği tutum bunun, kendisine yönelik kişisel bir saldırı olduğunu düşünmek değil eleştirileri mantık ve deneyler süzgecinde değerlendirerek varsa karşı argümanlarını ortaya koymak veya bulgularını yeniden gözden geçirmektir. Sözdebilime yönelik eleştirilerden biri sözdebilim taraftarlarının eleştirel düşünceleri kişisel saldırı olarak gördükleri, eleştiri sahibi bilimadamlarını statükonun destekleyicileri, yeni fikirlere düşman veya kendilerine yönelik bir komplo içinde olarak değerlendirdikleri, bilimin kendi bilgilerine nüfuz edebilecek yeterlilikte olabileceğini gözardı etme eğiliminde oldukları buna karşılık eleştirileri sahiplerinin iddilarını mantıksal veya deneysel bir temelde değerlendirmedikleri yönündedir.

Klinik Psikoloji

Nörolog ve klinik psikologlar psikoterapi ve popüler psikolojide sözdebilim olarak gördükleri şeylerin ve ayrıca sözdebilimsel terapi olarak kabul ettikleri Nörolinguistik Programlama, Rebirthing, Reparenting ve Primal Therapy’nin artışına dikkati çekmektedirler. Uzmanlar, bilimsel açılardan desteklenmemiş bu tip popüler veya halk psikolojisi tarafından kullanılan terapilerin toplumda insan zihni ve beyni hakkındaki yanlış kanaatleri yaygınlaştıracağını ve halkı gerçek terapilerden uzaklaştırarak, halk sağlığına zarar vermeye yol açacağını ifade etmektedirler.

Kavram Etrafındaki Tartışmalar

Ön bilim (Protoscience) terimi bilimsel metotla yeterince test edilmemiş ancak mevcut bilimle tutarlı veya tutarsız olduğu durumlarda da bu tutarsızlğına dair akla uygun gerekçeler sunabilen hipotezleri tanımlamakta kullanılır. Terimin bir başka kullanım alanı da pratik bir bilgi alanında bilimsel bilgi alanına geçişi tasvir etmesidir. Sözdebilim ise tersine uygulamada veya prensipte test edilebilir olmayan veya testlerin aksini göstermesine karşın bilimsel olduğu savunulan bilgi tarzları için kullanılır.

Sözdebilim ile önbilim ve gerçek bilim arasında anlamlı sınırların olup olmadığı tartışmalıdır. Özellikle kültürel ve tarihi mesafelerin olduğu durumlarda (örneğin kimya ve simyada arasındaki ilişki) ön bilimler yanlışlıkla sözdebilim olarak yorumlanabilmektedir.

Sözdebilime örnekler

* Akıllı tasarım
* Astroloji
* Devridaim makinası
* Simya
* Tanımlanamayan Uçan Nesne
* Telekinezi - Telepati

Kaynak: Vikipedi, (Yazının bir kısmını ben yazdım zaten oraya 🙂 )