Gün içinden, gönülden

Marş dinlemeyeli ne çok olmuş. Şaşırdım vallahi 🙂

Meğer karşı taraftaki okulun bandosundan geliyormuş, öyle güzel marşlar ki nerdeyse gözlerim doldu. Türkiye’de hala marş çalınabiliyo mu diye hayret ettim. Günde beş vakit camlarımız zangırdıyor gerçi ama her şeyin yeri ayrı tabi 🙁

Adem ile Havva diyalogları

alıntıdır…

Adem :Ya Havva bak ne diyecem
Havva:He güzelim

Adem : Bizim çocuklarımız kiminle evlenecek?
Havva: ?!?!?!

Bir süre sonra;

Havva: Bak adem dedim sana şu kardeşleri evlendirmeyelim,gel maymunlarla evlendirelim diye ama sen dinlemedin.
Adem : Niye maymunla evlenince ne olacak?
Havva: ?!?!?! Belki torunlar daha akıllı olurlar.
Adem : Sus hanım bak böyle torun az kıllı oldu, maymunla evlenince akıllı olupta ne olacaktı ki, aklı ne yapacan ki???

Aşk-ı Memnu’da gelecek hafta neler olacak!

Aşk-ı Memnu, aşkı arayan bir şaşkın hikayesi…

Ne Güzel Haber ekibi bütün önlemlere rağmen bu hafta da Aşk-ı Memnu’nun gelecek bölümünün senaryosunu ele geçirdi. Hızlı ve güvenilir haberin doğru adresi NGH, dizinin gelecek bölümünde olacakları iftiharla sunar:

Behlül bütün bu olanlardan kurtulmak için tam Adnan Bey’e her şeyi itiraf edecekken sahneye Firdevs Hanım girer. Elinde taşıdığı silahı kafasına dayar ve her istediğim olmalı, olmazsa vururum kendimi der. Kısa süren bir panikten sonra tetiği çeker ve elindekinin su tabancası olduğu anlaşılır. Gülüşürler. Herkes Firdevs Hanımın O kadar da kötü biri olmadığını anlar.

Köşk hayatını bırakıp gemici olmaya karar veren Beşir Somali’de korsanlara esir düşer. Korsanlarla çok iyi anlaşan Beşir korsan olmaya karar verir. Kısa sürede yükselir ve baş korsan olur. Adnan Beyin gemilerinden biri Beşir’in eline geçince duygusal anlar yaşanır, ama Beşir bunu bir işaret olarak kabul edip tövbe eder ve aşkı için mücadele etmenin onun yazgısı olduğunu anlar.

Bihter, Nihal’in Behlül’e baygın baygın bakışlarından usanır ve hep beraber karaoke’ye gitmeyi önerir. Amacı Nihal’in ne kadar kötü bir sesi olduğunu herkese göstermektir. Ancak hesaba katamadığı nokta Nihal’in uzun zamandır gizli gizli ders almış olduğudur. Düş kırıklığına uğrayan Bihter içkiyi fazla kaçırır ve herkesi çift görmeye başlar. Behlül’ü de çift görünce soruna bir çözüm bulduğunu düşünür. Biri benim biri Nihal’in olursa olay çözülür aslında der. Ancak Nihal’in de çift olduğunu fark edince planı suya düşer.

Hilmi Önal, oğlu Nihat Beyin dava açmasına misilleme olarak onu bu alemden tamamen silmek için kolları sıvar. Bu amaçla kuantum fizikçilerinden ve filozoflardan oluşan bir ekip kurar. Fraktal evren modeli kafasına yatar ve Nihat’ı yok etmenin bu yolla mümkün olduğuna ikna olur.

http://www.neguzelhaber.com/

Çağdaş köleliğin günleri sayılı!

Böylece, geçen ay o kapıları açıp da geçmiş potansiyellerin gelip sizi Şimdi ânında ziyaret etmesine izin verdiğinizde, bu potansiyellere izin vermekle Tanrı benliğinizin yarısına izin verdiğinizi ileri sürüyorum. Geçmişte belli şeyler deneyimlediniz – işten kovuldunuz, örneğin. Bu iyi bir şeydir. Tobias buna değindi ve ben de pekiştireceğim. Er ya da geç, sevgili dostlar, köleleştirmeye dayalı o ağır kitle bilinci ağından çıkmanız gerekecek – ve ben açıkça ona bu adı veriyorum. Bu, çağdaş (modern) günlerin köleliğidir. Lütfen. Lütfen – size özgür olduğunuz söyleniyor, ama değilsiniz. Bunu biliyorsunuz. Diyorlar ki, “Ha, istediğin herşeyi yapabilirsin.” Bir kez olsun bunu yapmayı deneyin. Özgür değilsiniz. Bu köleliktir ve biz onunla da oynayacağız. Onu aşacağız.

Bu, kendi adınıza çalışmanızla ya da en azından kesinlikle sevdiğiniz bir şey yapmanızla sonuçlanacak. Ama eğer o işte ya da o döngüdeyseniz… ben bunun bugün Dünya’da hâlâ var olduğuna bile inanamıyorum, ve giderek de beter olacak. Sürekli kölelikten, bir başkası için çalışmaktan, ‘o adam’ için çalışmaktan, maaş çekinden ve oturmaktan oluşan bu sistem… Ah Tanrım, eğer küçücük bir bölmede oturuyorsanız, Pazartesi günü gidip onu bir balyozla yıkın. (kahkahalar) Ve sonra iyi bir avukat bulup mahkemeye gidin ve deyin ki, “Bir insanı böyle bir bölmeye koymak insanlık dışıydı”, ve sonra tazminat olarak büyük bir para talep edin ve büyük bir olasılıkla da kazanırsınız. Ya böyle olur, ya da bunu gerçekleştirirken çok iyi bir zaman geçirmiş olursunuz. Ama bunların hepsi yanlıştır. Hepsi yanlıştır.

Böylece, biz geçmişe gittik. Potansiyelleri açtık – hiç gerçekleştirilmemiş ya da eyleme geçirilmemiş olanları, ama onlar yine de oradadır. Enerjileri orada, potansiyelleri orada, sevgileri orada. O, hiç iletişim kurmadığınız bir veçhedir, böylece onu içeri aldık.

Bugün, geleceğe gidelim… geleceğe. Bu, biz yola çıkmadan ilginç bir soruyu gündeme getiriyor. Gelecek, alnınıza yazılı mıdır? Hayır. Dünya’daki insanlarla bir anket yapılsa, yaklaşık yüzde 99.7’si için kesinlikle öyledir. Onlar buna izin veriyorlar. Bunu seçiyorlar. Yani bizim bakış açımızdan bakacak olursanız, onlar bir yazgı kalıbını izliyor.

Şimdi, bu yazgı bir anlamda kişisel bir yazgıdır, çünkü onu bir noktada seçmişlerdir. Ama yaşamlarını diğer insanların  yönetmesine izin vermişlerdir. Yaşamlarını, veçhelerinin yönetmesine izin vermişlerdir. Kendileri vazgeçmiştir. Yalnızca kendilerini kontrol etmekten vazgeçmiş değillerdir – onlar kendilerini fazlasıyla kontrol eden varlıklardır – ama diğer herşeyden vazgeçmişlerdir. Teslim olmuşlardır. O nedenle de yazgıları belirlenmiştir. Karmik yollarını izliyor ve bunun olmasına izin veriyorlar. Diyorlar ki, “Bu benim karmam,” karma sözcüğünü kullanmasalar bile.

Onlar, ruhun lineer (doğrusal) gelişimine inanıyor ve onu izliyorlar. Aptallık; sanki bunu yapmaları gerekiyormuş gibi, sanki bunu onlara Tanrı yaptırıyormuş gibi, sanki başka seçenekleri yokmuş gibi. Onlar ayrıca kitle bilincinin yazgısına da inanıyorlar, ki bu çok, çok yoğun, çok, çok ağırdır; o matriksten, o ağdan kurtulmak zordur – ya da değildir. Bu, bir seçim yapmak kadar kolay olabilirdi, ama o zaman yaşamınız değişir. Çoğu insan bunu gerçekten istemez. Ve ben eleştirel değilim, bir gözlem yapıyorum. Bunu beğenmiyor musunuz? Eleştirmiyorum, yalnızca gözlemliyorum. (kahkahalar, Adamus güler)

Böylece onlar yazgıdan oluşan bir hayat yaşıyorlar, ayrıca, çok güçlü inanç sistemlerine sahiplerse, özellikle de dinsel açıdan, spiritüel inanç sistemlerine sahiplerse, bu da yazgıyı yaratır. Onlar, cennet ve cehenneme gitmenin yolu budur ve bunlar iki (ayrı) yöndür diye inanıyorlar. Bu, yazgıdır. Bu, iki seçenekli yazgıdır, ama kendilerine verdikleri tek seçenek budur.

Böylece çoğu insan yazgıyla yaşıyor ve aslında, çoğu insan yazgıya inanıyor. Onlar, kendileri adına yazgıyı seçen ve onlara ne olacağını söyleyen beş para etmez bir Tanrı’ya inanıyor. Ve bu hiç umurlarında olmadı… biliyor musunuz, zihin bazen ne kadar kısıtlanmış olursa olsun, durup da “Eh, Ruh’un neden umurunda olsun ki. Ruh bana bunların tümünü neden yaptırsın ki? Ne yani, kendimi kime kanıtlayacağım? Neye kanıtlayacağım?” diye sormak için çok da keskin bir zihne gerek yoktur. Mantık istediği kadar değişsin, bu mantıklı değildir. Bu hiç de mantıklı değildir. Ama programlama, ipnoz, örtücü-katmanlar öylesine güçlü ki, aksi halde çok parlak olan adamları ve kadınları alıp onların aptallaşmasına, çok aptallaşmasına neden oluyorlar.

Yani… çoğu insan yazgının yönlendirmesiyle yaşıyor, oysa yaşamak zorunda değiller. Yaşamak zorunda değilller. Sudan çıkmış balık gibiler. Ha, bunun neye benzediğini bilirsiniz – yani yazgısız olmanın. Siz geçmişte şöyle diyen bir deneyimden geçtiniz, “Rehberleriniz gitti. Artık kural mural yok. Kontratlarınız bitti.” Bu, yazgı değil midir? Kısa bir dönem için sanki eğlenceli değil miydi, ama sonra eskimedi mi? Bu, kendi kendinize yüklediğiniz bir yazgıdır. Ama sonuçta gerçekten bir yazgı yoktur. Ama eğer yazgının çatısı altında yaşamışsanız, (yazgısız olmak) bir süre sonra gerçekten biraz daha rahatlaşır. Bir süre sonra kolaylaşır ve siz kendinizi çıplak, korunmasız ve incinebilir hissedersiniz, bir yazgı olmadığında çok incinebilir halde hissedersiniz. Ama yazgı yoktur. Gerçekten yoktur.

Peki, bir dakikaya kadar yolculuk edeceğimiz gelecekte ne var. Ve aslında biz gerçekten oraya yolculuk edeceğiz. Ve etmeyeceğiz! (kahkahalar) Artık hiçbir şey gerçek değil. Çok akışkan – çok, çok akışkan – ve bu iyi bir şeydir.

Adamus

Ustalık serisi- Gelecekteki potansiyeller

Sad Love

http://www.facebook.com/friends/?id=100000413038389#/video/video.php?v=1157353166480&ref=mf

Bazıları için “sad love” olabilir. Benim için depedüz RUH ile Ego’nun bitmez tükenmez aşkıdır bu. Gerçek aşk da budur zaten. Ruhla egoyu karşılaştıran, onların ilişkisini kuran da TİN dir, hani öykünün başında resmi çekilmeye niyet edilen kız, ama o görülemedi işte. Vasıtalar öylece arada kaynarlar 🙂 

Mutlaka izlemeli bence.