Kader ve İradenin Yol Ayrımı

Herkese merhaba,
Kafamı kurcalayan bazı sorulara yanıt arıyorum, belki daha önce düşünüpte cevabını bulan veya hala düşünenler vardır diye umuyorum.
Tamamen kendi isteğiyle hayatına son veren bir insanın ölümü kader midir? Kaderini yaşıyorsa intihar kararını hangi irade ile vermiştir? Bu durumda ikisinden birinin olmaması gerekmiyor mu?
Yazılanı mı yaşıyoruz, yaşadıklarımız mı yazılıyor?
Bu konuda bilimsel araştırmalarda ilginç sonuçlar veriyor. Örneğin Libet deneyi. Nörofizyolojik deney şu şekilde gerçekleştiriliyor;
Çalışmaya katılan kişiler, deneydeki olayların oluş anını saptamaya yarayan saat benzeri bir aletin önünde oturur, parmaklarını oynatmak, düğmeye basmak gibi basit bir motor hareket yapmaları istenir, bu hareketi ne zaman yapacaklarının seçimi tamamen kendilerine bırakılır, ancak hareket etmeye karar verdikleri anı önlerindeki aygıta bakarak araştırıcıya bildirmeleri istenir. Deney sırasında EEG cihazı ile beyin ve EMG cihazı ile de kasların elektriksel aktivitesi kaydedilir. Sonuçlar şunu göstermiştir; Deneğin bilinçli olarak hareket kararı vermesi kas aktivitesinden 200 ms önce olmakta, fakat beyindeki elektriksel aktivite kas hareketinden 550 ms önce başlamaktadır. Yani bilinçli hareket kararı verilmeden önce beyin bilinçsiz olarak aktivasyon göstermektedir.
Bazıları için bu deney kaderin varlığının ispatı olarak algılanmakta. Böyle yorumlanmaması için de yeterince sebep var aslında.

Kırk Yama’yı Takdimimdir…

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 10pt;”>Bir İspanyolca terim olan ve “nehrin altındaki nehir”  anlamına gelen Rio Abajo Rio’yu ilk duyduğumda içimde birçok belirsiz hatıranın kımıldandığını hissettim. Bunlar kendimi bildiğim bu hayatımla ilgili olmayabilirdi bile, çünkü onları ne uyanıkken ne de düşlerimde daha açık seçik, net anılara dönüştürecek sözcükleri ya da resimleri bulamıyordum. Fakat o bulanık, belki biraz orman toprağı gibi kokan ya da balçık hissi veren o şeyi tamı tamına biliyordum, gayet net biliyordum.
Son yıllarda gelişini hissettiğim, adım seslerini hatta bazen uğultusunu duyduğum “nehrin altındaki nehir”, Jung’cu bir psikanalist, şair ve cantadora (eski öykü derleyicisi) olan Clarissa Estes’in ortaya koyduğu vahşi kadın arketipi ile görünür oldu, bulutların ardından birdenbire yüzünü gösteren haşarı sevimli ve gürbüz bir güneş gibi benliğimi aydınlattı.

Yeni dünyanın belirtileri

Geçtiğimiz hafta sonu Sevda Bakankuş’un,  Holografik Öğrenim Teknikleri isimli iki tam günü kapsayan seminerine katıldım.  Ayşe Arman’ın (Aşağıda tam metni sunacağım) yazısı sebebiyle yurt çapında olay haline gelen bu konuyu, insanların hala çok merak ettiğini bildiğim için, maceramı, his ve düşüncelerimi olabildiğince detaylı olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Fakat başlamadan önce bu deneyimin,  anlayışım oranında tamamen sübjektif gözlemlerime dayandığını hatırlatmak istiyorum, eminim ki diğer katılımcılar açısından da birçok farklı tespitler yapılmış olabilecektir.

Öncelikle Sevda Hanım’la tanışmaktan çok memnun olduğumu belirtmekle başlayayım. Hem ilk izlenim, hem de iki gün boyunca gözlemim, onun samimi biri olduğunu ve edinmiş olduğu bilgileri gerçekten paylaşmak istediğini gösteriyordu. Alçak gönüllü davranışları ile ses tonunda kolayca yakalanan gücün, kendine güvenden kaynaklandığını hissettiriyordu. Kendiliğindenlik yansıtan bu ses, iknayı kolaylaştıran ve günümüzde konuyla ilgili birçok kişiyi yıldırmış olan entelektüel gevezelikten oldukça uzak, sade, uygulamaya dönük ve güvenilirdi. Sevda hanımı sevdiğimi açıkça söyleyebilirim.

Sibirya Yupikleri

Not: aşağıdaki haberi bir korku tacirliği olarak okumayalım (niyet öyle bile olsa ki bunu bilmiyoruz), her bitiş yeni başlangıcı getirir. Yeni Dünyanın başlangıcında duruyoruz bunu unutmayalım:

Mavi Balina “Ölüm Sarkisi” Dünyayi 2012 Hakkinda Uyariyor

Sorcha Faal,

7 Aralik 2009

Bugün Kremlin’de dolasan Rus uzak Dogu Chukchi Yarimadasindan gelen çok ilginç
bir FSB raporu, Sibirya Yupik insanlarinin kabile saman büyüklerinin 30
Haziran 1908 Tunguska patlamasindan bu yana ilk kez en kutsal meclislerinde
toplandiklarini belirtiyor. Tunguska patlamasi Ikinci Dünya Savasinda ABD’nin
Japonya’ya attigi atom bombalarindan 1,000 kat güçlüydü ve o zaman bu Arktik
(kuzey kutbu) insanlari uyari yapmisti. Bu insan irkinin modern tarihinde ilk
kez doga yerine bilime ibadet ederek “tam” yikim yoluna kendisini
yerlestirmesinin isaretiydi.

Bedene iadeyi itibar

Dün gece bir ara uyandım, başımda çatlayacak gibi bir basınç vardı ayrıca içim susuzluktan yanmış gibi yanıyordu. Uykum çok hassas olduğu için kalkmamayı düşündüm uykuya devam için niyetlendim ancak başımdaki patlama hissi beni tekrar uyardı. Ben de uyarıyı ciddiye aldım kalktım ve karanlıkta buzdolabının başına gittim kapısını açtım. İçimden acaba tansiyonum mu yükseldi diye belli belirsiz bir düşünce geçtiyse de aldırmadım. Ve orada gözüme ilişen narı aldım düşünmmeden ve karanlıkta koca bir narın yarısını ayak üstü ve muhtemelen döke saça yedim.(Işık açarsam veya gözlerimi açarsam bir daha uyumam çok zor oluyor) Bunun neresi tuhaf diyecek olursanız, nar yemesi zor olduğu için hemen hiç almadığım bir meyve hele yarı uykuda ve karanlıkta asla girişmeyeceğim bir işlem. Her neyse otomatik pilotta gibi gözlerim kapalı yaptığım bu işlemden sonra yatağa döndüm ve uykuya devam ettim.
Sabah uyandıktan bir süre sonra bu olayı hatırlayınca şaşkınlıkla duraksadım. Bu benim yapmayacağım bir işti dedim kendime,evet bazen bir elma parçası ya da mandalina yarısı yerim gözlerim kapalı ama nar olacak şey değil. Bunu merak ettim ve iste versin Google’a “narın faydaları” diye sordum. Aldığımm cevap beni bütünüyle tatmin  etti. Çünkü en belirgin faydaları arasında tansiyon düşürme ve ferahlık etkisini hemen gördüm 🙂
İşte böyle bedenim gözüm kapalı olsa bile ne yapabileceğini bilirken ona karşı daha saygılı olmaya bir kez daha karar verdim 🙂