Başka gezegende canlılık keşfedilse…?

Varsayalım ki,başka bir gezegende de hayat olduğu hatta bizim kadar zeki canlılar olduğu keşfediliyor. Onlarla iletişim kurmayı başardığımızı da varsayalım. Onların gezegende de bizimkinde olduğu gibi canlılık çok çeşitliğe sahip olsun. Bu çeşitlilik içinde sadece bizim dünyamızda olduğu gibi bir türün diğerlerinden yüksek zekaya ulaştığı ve gezegenin adeta patronu olduğunu hayal edelim. Onlarla kurduğumuz iletişim sonucu, öğrendiklerimize göre o gezegenin patronu olan canlılarında dini inançları olduğu ve tanrıya inandıkları fakat iki temel gruba ayrıldıklarını varsayalım.

Bir grubun tek tanrılı inanca sahip olup , gezegenlerinde canlılığın tanrının emriyle aşama aşama evrildiğine inansın.Diğer grup ise çok tanrılı olsun ve gezegenlerinde görülen çeşitliğe evrimin değil,çok sayıda tanrının kendi aralarındaki mücadelelerin sebep olduğuna inansınlar.

Ve sizin, bu haberleri dünyadaki tüm yayın organlarından canlı olarak yayınlanan bir basın açıklamasında, Nasa’dan güveneceğiniz bir bilim adamının ağzından duymuş olduğunuzu farzedelim. Bu durumdan teist veya ateist olarak düşünceleriniz nasıl etkilenirdi.?.Neden öyle düşünüyorsunuz?

a)İnancım kuvvet kazanırdı.

b)İnancım zayıflardı.

c)Düşüncelerimde değişme olmazdı.

(Not: Anket şeklinde yapmaya çalıştım fakat soru kısmına açıklama sığmıyor o yüzden bu şekilde sordum eğer imkan varsa lütfen düzeltin.)

HOŞ GELDİN MAVİM

hoş geldin mavim
cehenneminde gelincikler açmış
açıktır kapım
kokunu aldım
bin yıllardır susuzum
büyüyen çığlar gibisin
ömrüme ömür
bedenime can
damarıma kandır öpüşlerin
sevmelerime yasla başını
çöller yağmura muhtaçmış
bin yıllardır beklediğim çiy damlası gibi düş yüreğime
kirlenmiş varlık’ların var’larını süpür
tarihin yüzünü aşk ile yıka
istemem senden gayrı hazine
bir ateş yak dağlarında yüreğinin
Demirci Kawa yeniden doğsun
dehle Dehak’ları, sür yurdundan
gürül gürül gökyüzü sevda yağsın

hoş geldin mavim
yazmamın al oyası
kalemimden adın düşüyor
sayfalar gökkuşağının yedi rengi
adı konmamış şiirler adadım sana
ömrümün iklimleri maviye çalar
güneşin dağlarıma şavkımış
karlar eritmiş
bahar getirmişsin
yitirilmişlerimiz
yarım kalmışlarımız adına
ne var ne yoksa senden öte
senden yana
sevdaya dairleri heybende getirmişsin
namus borcum
yazgımdır iki kaşının arasından öpmek
hükmü verilmiş
eğ başını dudaklarıma
karayağız bakışın Anadolu’m
gülüşün biçilmemiş başak
sevdanın dili anadilim
türküler seni söylesin
teller seni inlesin
dört bir yandan sarayım yüreğini
hasreti kalmasın umudun

hoş geldin mavim
bana beni getirdin
bütün yaralarını kanat gözlerime
kanat ki
alnın yaylasında çiğdemler açsın
iklimsiz mavi
karlı boranlı başım şimdi
içimde bir haylaz çocuk çıldırıyor
büyümelerdeyim
duman içir doruklarından
sarhoş et beni
Neyzen ile Nesimi’ye eyle selamı
gülüşüne yaslandığım
delirip delirip uslanmadığım
us’umu sustur
yüreğim döksün kelamı

hoş geldin mavim
yüzün memleketim ekinleri
tapınaklarına sığınmak isterim
yurtsuz koma beni
sana ömrümü sundum
baş koydum gelişine
çingene gülüşlerimle koynunda
ölümüne yaşamanın adı ol
böyle sevdalar görmemiş bu eller
bu dağlar soğuk bu mevsim
sığmıyor iklimlere
birikmiş üşümelerim
bedenime çal kibriti
tutuşsun bozkırların külümsü renkleri
yak bütün geceleri
yak ki
kıvılcımlar yalımlansın
büyüsün, büyüsün, büyüsün…

hoş geldin mavim
asi bir kız doğurmuş yeditepeli şehir
büyümemiş kökleri saksıda
yaylalarına götür
turna sürüleriyle havalansın
gezdir bütün iklimlerini hayatın
iki damla yaş dök
dört mevsim yaz-bahar
nasıl yeşerir çiçeklenirim gör

hoş geldin mavim
selam et yarınlara
alınacak öcümüz var zamandan
okyanus gibisin bencileyin
öyle derin, öyle dolu
dudakların volkan
parçala kraterleri
lav lav savrul
savruldukça çoğal
çoğaldıkça dağıl
dağıldıkça çözül
çözüldükçe birik
biriktikçe büyü bana…

hoş geldin mavim
karşılığım sensin
sana yaşamaya geldim
öpsem tutuşursun
tepeden tırnağa alev alır yanarsın
kirpiklerin hasret bulutu
dök bana içinde bin yıllardır biriken yağmuru
her damlada deniz olsun gözlerim
günahkar dünyanın kiri yıkansın
çağın yüzü sevda ile aklansın

hoş geldin mavim
nefesin soluğuma rüzgarları
gülüşün dağ nergizleri getirdi
doruklarım çırılçıplak bahar şimdi

hoş geldin mavim
düşürdüğün çığlar kadar seviyorum seni…

illegal hüzün

‎…
göğsümden yeşeren
kış çiçeği
…
yasal değil bu mevsimde
gözyaşlarını
serbest bırakmak
adamı: ufacık deliğe tıkarlar.
…

Sonra anlat derdini
ancak kahve fincanlarına
bir umut falında
memleket kokuları çıkarsa
yasemin dalında..

Bulutlara sarılmanın
tam zamanı, alçak
epey
bu mevsimde trabzon’da
bulutlar.
‘onlar yaptı!’
‘olmalı!’

Ey kara gölgeler diyarı:
seni de alır altına
masal perilerimin
yemyeşil kanatları…
…

Fikir ve düşüncelerinizi merak ediyorum.

Aslında bu konu fazla özel bir konu olacak ama, zannediyorum ki o kadarda problem etmezsiniz : )

Hissiyatımı paylaşmak, belkide danışmak, belkide iç dökmek, belkide ağlamak bilemiyorum adının ne olduğunu sadece yazmaktayım demiş olduğum üzere.

Herhangi bir inancınız, idealiniz, isteğiniz ya da hayaliniz bulunmaktamı ?

Ben uzun süre önce inanç kelimesini istekli, isteksiz bir şekilde lugatımdan sildim. Neden derseniz herkesde olduğu gibi benimde kendimce deneyimlerim oldu etti, hah çokda önemliya yaşadığım hissettiğim şeyler bu kadar sildi.

Özür dileyerek kelimelerimi dikkatli seçmeye çalışıyorum çünkü şu anda hissiyatımı kelimeler ile dökmeye çalışmaktayım, ne de sıkıcı bir eylemdir değilmi bu hal : )

herhangi bir varlığı kabul etmiyorum, fakat bunu mantığım değil hissiyatım ile var demekteyim, adına tanrı diğin başka birşey diğin, birşey var ya da yok, hissettiğim hal sadece “O” dediğim hal. Kendimce zamanında abuk subuk ya da mükemmel güzel diye kategorilere sokacağınız şeylere giriştim ettim bittim gittim: ) herkesde olduğu gibi. Şu anda bedenim sıkkın değil, ruhum deseniz ee o da değil. fakat bu kategorileri ayırmak o kadar saçma bir hal almaya başladıki, sadece bütünlüğün içindeki salak bir bebe gibiyim. Fakat o bebe ben değil, yani “sucu” lakaplı olan değil, ama bu mistisizm ile uğraşanlar olsun spiritual lik ile ilgili olanlar olsun ya da matematik, fizik, ya da yoga, tai-chi gibi hissettiren hobiler olsun onların cevaplandırdığı gibi, 2 ayrı hal hissetmemekteyim “1” sadece teklik var. Bazıları hala bunu algılamak için belkide uğraşıyor ediyordur, nicede algılayanların röportajlarını yazılarını okuyup dinliyorsunuz bende karşıma çıktıkça dinliyorum okuyorum. fakat işin hoşuma gitmeyen kısmı ise, bu hep böyle devam etmekte, her an her salise, kendiniz ile savaşıp kendinize meydan okumadığınız takdirde bu hal öyle güçlü bir şekilde sizi tüketiyor ki, bildiğiniz anladığınız ve sonucunun ne olacağını kesinkez bildiğiniz halde durduramıyorsunuz… etrafınızdaki insanlar ölüyor, onları toprağa veriyorsunuz, toprak candır hissi ile birlikte belkide sizi sadece yaşadığınız nefes aldığınız için seven birinin gidişine üzülüyorsunuz. Ama bu hissedilen teklik hali içindeyken numara yapmak bir o kadar zor…

Üzülüyorsunuz ama üzülme sebebinizi o anda düşünüyorsunuz, geliyor iç ses diyor boşluk var, bağ koptu diyor, geliyor zihin, biberonun yani alışkanlığın alındı diyor. daha sonra eskilerden alınan bir öğreti cümlesi kafanıza geliyor gelen giden yok diyor… Bunlar o kadar saçma o kadar anlamsız ve hissiyatsız gelmekte ki sormayın gitsin: )

Bir yol aramıyorum aslında, bu hali ne çözebilir gibi bir yol ya da bir hoca aradığımda yok çünkü bunlarda anlamsız, kim algımı bilir ve algımın yanlış olduğunu farzedip onu düzenli hale getireceğini iddaa eder, ya da hangi yol bana çıkar ? çok anlamsız ve deli saçması… Dünya birbirine giriyor bir yandan, bir yandan Türkiye bunun dışındaymış gibi kendini gösterip, şakacı üslup ile ilginç vaazlar verip ilginç vaatler ile hayal kurdurmaya çalışıyor. Buda anlamsız geliyor, tüm yaşananlar, şu anda yazdığım bu sayfa kendi kurguladığım bir oyun olduğunu biliyorum diyemiyorum çünkü, oyun içersinde bir amaç olmalı, bir kurtarma olmalı, diyeceksinki sadece eğlenmek için oyna o halde… o değil.. başka birşey var….

Çevreme bakıyorum, herkes o kadar aynı, o kadar görmekteki, ama bir uğraşlar birşeyler üzerine uğraşıp para harcayıp, adına aydınlanma dedikleri şey olmaya çalışıyorlar. ee O zaman annelerimizin öğrettiği dinlerimiz ya da öğretmediği dinlerimiz zaten mükemmel olmazmı. hazır din var aradığın bu ise…

Fakat ne arıyorum, hayat misyonun senin şu şu diyenler oldu, fakat kendi algıladığını söylediği kadarı ile bunu dedi, ya beni kendi değer yargıları ya da anılarının onu bir heykeltraşın yontması gibi onu yontupta beni o şekilde yorumluyorsa… doğru veya yanlış yok bunu zaten bilmekteyiz… yaşa bea dostum boşverr deniyor.. iyide kafam göre yaşayınca hastalanıyorum. fakat ben yolda öyle yürüyüp havalara bakıp güzel kadınların vücut hatlarına bakıp bundan keyif almayı, güzel bir kadının gözümün içine bakarak beni heyecanlandırmasından hoşlanıyorum… Fakat bu değil, bu da dahil ama değil… dedimya tüm “O” ne yazık ki lanet olsa gerek bu : )

Diyorum gel içelim kapışalım diyorum ama bana verdiği cevap daha çok toysun oluyor.. iyide bu “o” mu yoksa benim kendi zıttımın ama hissel hallerinin aynı olduğu “o” mu ?

Çok uzattım ve karıştırdım: ) illa ki biride içini dökmek ister üşenmeyip okursa:D

YARATILIŞ

Kudretin eli , Ademin çamurunu cennet göklerinin altında esenlik toprağında yoğurdu..
Ama ! Ol deyip de oluruna bırakmadı.
Dokundu , bir temas hatırası ile doğrudan yakınlık kattı.
Kadir olan ! Çamuru oluşumun sırrı açığa çıksın diye zamanla , aşama , aşama , topraktan toprağa hemhal etti
Merhaleden , merhaleye geçirdi
İki merhale arasında döndürdü , çevirdi , bekletti…
Alemlerin rabbi ! Bu hamura kendisinde ne varsa gazapla , rahmeti , korku ve ümidi , ikisinin arasında duran yüzlerce , binlerceyi,
tek tek değil de ! bir arada kardı
Zıtlıkları bir araya koydu .
Ahenk ve düzendi asıl yaratılışın temeli.
Yarattığının doğasına tüm zıtlıklara rağmen !
Ahenge doğru bir meyi l , düzene doğru bir akış isteği verdi
Bu haliyle kötülük yoktu ademin mayasında , özünde iyi ve temizdi.
Lakin sınav yeriydi Dünya,
Ademin hamuruna kötülük koymadı ama kötülüğü taşıyacak bir kıvam ekledi …
Sonra ! kararsızlık , sabırsızlık , unutkanlık ekledi…
Adem eğriyi doğruyu ayırsın diye aklı verdi.
Bir manası DÜĞÜM olan akıl kendi kendisi ile sınırlıydı..,
KAVRAYAMADIĞINI REDDEDİYORDU.
VE KALPLER YARATILDI……
Kalp aklın çıkmadığı yücelere çıkabilirdi…
Toprak yükünü almıştı., Önce hava ile kurudu .,, sonra çatladı ., kıvam tuttu…
Suyla , havayla , kokuyla buluştu.
Merhale merhaleyi izledi .
Ademin bedeni halden hale geçti , kaptan kaba , şekilden şekle,
Kayda değmez toprak yığınından bambaşka şeydi şimdi.
AMA HALA EKSİKTİ…
Öylece yatıyordu ,can yoktu , bumbuz bir ceset…
Günler geçti nihayet oluşun son aşaması.
Nefes hayatın ruhu , ..
Alemlerin rabbi bu toprak bedene nefesinden nefha , suretinden suret , ruhundan ruh verdi…
Ona ruhumdan dedi….
Şimdi yaratan la yaratılan arasında bir nefes ilişkisi , Yaratan yarattığına şah damarı kadar yakınsa,
yaratılan da yaratanına bir nefes kadar yakındı….
Çamurlu bedeninin özü , ama alnında bir halifelik mührü , ruhunda ise onun ruhundan vardı.,
• O zaman ruh ile ceset arasındaki örtü kalktı , toprağın topraklığı cesedin zenginliği arttı.,
• Adem in kalbine hayat düşerken, Yaratan yarattığına baktı
• Güzel değil en güzeldi.,
• Mükemmel değil ekmeldi..
• Toprak bedenden tatlı bir ürperti geçti , söyle bir silkelendi adem, parıltılı ışığı teninde hissetti,…Bir tebessüm indi yüzüne , görmek ardından geldi,
• Gözü ne görüyorsa merakla baktı Adem onlara onlar Ademe .
• Yavaşça doğruldu, ayağa kalktı
• Bir yanıyla hep vardı , Bu yan kendi yaratılışına tanıktı…
• Kendi kendini seyretti bu gözle havasını ,toprağını suyunu
• Adem şimdi cennette ,yeni doğmuş bir bedende çok eski bir ruh gibiydi…Ve şah damarında bir atma.,
• Muhtaç değildi elbet yaratan yarattığının kulluğuna .,Lakin yaratan o kadar büyüktüki Ademin ona varmaya kulluktan başka yolu yoktu
• Zorunlu kölelik değil asla şuurlu kulluktu bu…. (derleme )
• Serpil Bahar Başoğlu.. Nazan Bekiroğlundan