Nasıl Uyuyorsunuz?

“Nasıl uyuyorsunuz?”

Öncelikle, uykuya dalmadan önce onların(tv,müüzik vs) dinlemesi oldukça yorucu. Bir ritüelden geçmek zorunda olmanız, uyuyabilmeniz için bir şeyler düşünmek zorunda kalmanız, ne hakkında rüya göreceğinizi bile kendinize söylemek zorunda olmanız. Kendinize söyleseniz de söylemeseniz de güzel şeyler göreceğinizi bilmiyor musunuz? Evet, kendinize örneğin, insan şunu söyleyebilir, “ Bugün çok yorgunum. Gerçekten de uyumam gerekiyor” çünkü pek çok kereler bu rüya haline geçiyorsunuz. Onlar gerçekten de inanılmazlar ve  oraya gidiyorsunuz. Sadece hatırlamıyorsunuz.

Nasıl uykuya dalıyorsunuz? Televizyonda Tarih Öncesi Uzaylıları seyrediyorsunuz. Bilgisayar oyunları oynuyorsunuz. Pek çok farklı şey yapıyorsunuz. Bu biraz doğal değil. Bu biraz garip. Yapmak zorunda olduğunuz bu şeylere, hadi açıkça sapıkça diyelim. (Adamus kıkırdar)

Söylemek istediğim şu. Uyku doğaldır. O şekilde tasarlandı. Onu o şekilde siz tasarladınız. Rüyalar çok ama çok doğaldır. Şuan sizler, yaklaşık bir düzine ya da daha fazlasında var oluyorsunuz. Sadece burada olduğunuzu sanıyorsunuz, ama orada, yakında sizlerin de giriş yapabileceği pek çok rüya âlemleri söz konusu. İşe gitmeye çalışırken bu bayağı bir kafanızı karıştıracak.

Bu uyumadan önce bir şeyler yapmak zorunda kalma durumu, hiç de doğal değil. Çünkü uyku durumu, doğası gereği çok doğaldır. Onu siz tasarladınız. O sizi tamamen kaybolmaktan koruyan küçük bir şey. Uykuya dalıyorsunuz ve doğal bağlantıların tekrardan kurulmasına, doğal yolla izin veriyorsunuz. Diğer âlemlere seyahat ya da deneyimleme diyeceğiniz doğallık. Geçmiş yaşamlarınız ve gelecek potansiyellerinizi içeren, doğal bir ara yüz. Ruhunuzla doğal bir etkileşim – sessiz bir etkileşim –  gerçekleşmekte.

Uyku olmasaydı burada kaybolma ihtimali gerçekten, gerçekten çok yüksekti. Bu nedenle bu akıllıca şeyi yarattınız. “Bütün kalmak için, yaşamımın bir kısmını vereceğim” dediniz. Ama şuan, insan uyumakta – uykuya dalmakta  – sorun yaşıyor. Doğal uyku durumuna müdahale ediyor. Nasıl uyuyabildiğini bile, şuan anlamıyor.

Bu konuya basit bir nedenden dolayı değiniyorum. Uykuya dalmak, insan için, şimdiye kadar yaptığınız en korkutucu şey olmalı. Öyle olmalı. En korkutucu şey. Niçin? Çünkü kontrolü bırakıyorsunuz. Tam anlamıyla kenardan aşağı atlıyorsunuz. Serbest bırakıyorsunuz. Bazen bunu aşırı yorgunluktan yapıyorsunuz. Aksi takdirde zihin çalışmaya devam ediyor ve olayları çözmelemeye çalışıyor. Ama sonunda, yorgunluktan uyuya kalıyorsunuz.

Diğer tarafa geçtiğinizde dostlarım, bu insanın yaptığı en korkutucu şey olmalı. Ama değil. Niçin? Sadece bu yaşamda, kaç yaşında olduğunuza bağlı olarak, bunu 18 000 kereden daha fazla yaptınız. Bu çok. Ona güvenmeyi öğrendiniz. Muhtemelen tekrar uyanacağınızı biliyorsunuz. Muhtemelen. Her zaman değil. Uykuya dalmak konusunu düşünmüyorsunuz bile. Sadece yatağa gitme konusunda çaba sarf ediyorsunuz.

Ama zihnin üzerinde çalışmaktan yorulmadığı bir şey var – “Peki ya şimdi ne olacak?” Neden? Çünkü onu hiç bu âlemde deneyimlemediniz. Onu tam burada hiç deneyimlemediniz. Bu nedenle, size bunu yaptıran pek çok endişe, dehşet, pek çok programlama, hipnoz, üstünü örtme ve alışkanlık mevcut.

Bunu bir dakikalığına düşünün. Uykuya dalma ile ilgili bu şeyi, bir düşünün.

Bu tamamen serbest bırakma. Bu tamamen serbest bırakma ve güvenme. Bu tamamen derin bir nefes almak ve ahhh, sadece serbest bırakmaktır. Diğer âlemlere gitmektir. Rüyalarınıza girmektir. Bunu yapacak kadar rahat hissediyorsunuz. Bunun olmasına neredeyse her gece izin veriyorsunuz.

Aydınlanma gerçekten de neredeyse aynısıdır. Onun için çaba sarf etmek zorunda değilsiniz. Onun için bir hap almanız gerekmiyor. “Bu gece nasıl uyuyacağım?” diye üzerinde düşünüyor musunuz? “Şu beni yorar ve uyumak istememi sağlar.” Hayır, sadece olmasına izin veriyorsunuz. Her gece, uykuya dalma tecrübesini yaşıyorsunuz.

Tam uykuya dalmak üzereyken, ne kadar harika olduğunu biliyorsunuz. Bir şekilde     “ Yapıları serbest bırakıyorum. Kontrolü serbest bırakıyorum.” diyor ve hemen uyku durumuna geçiş yapıyorsunuz. Aydınlanmada da aynı şey oluyor; ama uykuya dalmak yerine, siz gerçekten de uyanıyorsunuz.

Adamus

Vasiyetvari :)

Daha bi-iki ay önce ölünce gömülmek yerine başka bişey istediğim gelmişti aklıma. İnternette arattım, baya bi vakit harcadım ve doğuluların yakılma ritüelinden başka bi şey bulamadım, onun da mitsel sebeplerini araştırdım tatmin edici bi cevap bulamayarak canım sıkıldı.

Gömülmek itemeyişimin sebebi, benden geriye bişey kalmasını istemediğimden, öyle orda burda bilinçsiz ıvır zıvır duygu parçacıklarımın kalmasını arzu etmediğimdendi. Ayrıca bir vasiyetim de öldükten sonra en az üç gün bedenime bi şey yapılmasını istemediğim gibi morga konulmak da istemediğimi, artık kokmamam için üstüme başıma buz kalıpları koyarak idare edilmesini oğlumdan ve (o unutursa diye) yakın arkadaşlarımdan rica ettim, hem de bikaç kez. Umarım unutmazlar. Ve hala aynı fikirdeyim.

Şimdi bi de az önce okumaya başladığım Adamus’un yeni konuşmasına bi bakın, daha başlar başlamaz cevap aradığım konu! Dakka bir gol bir! 🙂

Buyrun okuyalı birlikte:

İnsanların diğer insanları toprağa gömmesi beni her zaman şaşırtmıştır. Bunu asla tam olarak anlayamadım, enerjik bakış açısına göre – öncelikle, kirlilik bakış açısına, gayrimenkul bakış açısına göre,- ama enerjik açıdan.

Diyelim ki –  David, sana takılmama kızmazsan, çünkü daha uzun bir süre daha bizimle olacaksın – diyelim ki yarın vefat ettin, tabii ki bu olmayacak. Daha çok uzun süre yaşayacaksın.

Diyelim ki yarın diğer tarafa geçtin ve senin kemiklerini toprağa gömdüler. Orada kalan bir enerji var, seninle geçmeyen. Sanırım hemen geri dönmek isteyecekler için bu iyi bir şey olabilir. Eski ölü kemikleri ile yeniden bağlanacaklarını düşünüyorlar. Ama yapamayacaklar çünkü aslında bu sizin bir sonraki beden enkarnasyonunuzun enerjisi değil zaten. Daha önce de söylediğim gibi, siz geçmiş yaşamlarınız değilsiniz. Bir kuzen gibi. Fakat diyelim ki kemikleriniz yerin altında, sizin enerjinizin bir parçası ki diğer tarafa geçtiğinizde hepsi sizinle olmayacak. Hala bağlı olacaksınız. Yerküre’de hala demir attığınız bir yer olacak.

Evet, diğer taraftasınız. Ne yapmanız gerekiyorsa onu yapıyorsunuz. Geçmiş yaşamlarınızı gözden geçiriyorsunuz, ki bu biraz sıkıcıdır. Harikulade olan Yeni Dünya’ya gidiyorsunuz. Bir parçanız hala orada değil. Ben her zaman yakılmayı veya ateşle gömülmeyi tercih etmişimdir. Neden? (birisi “ Dönüşür” der) Bu bir dönüşümdür. Enerjiyi serbest bırakır. Her şeyi doğal haline geri getirir. Gerçekten dönüştürür,  eski enerjinizi yakıp kül eder.

Şimdi, diğer tarafta bunu hissediyor musun Pete? Diyelim ki diğer tarafa geçtin, şimdi senin eski ölü bedenini şu ateşe atacaklar – evet, onun içine (şömineyi gösterir) – şöminenin içine.

ADAMUS: Diğer tarafta bunu hissedebiliyor musun… Hissedecek misin?

PETE: Hayır.

ADAMUS: Evet, hissedeceksin! Evet! Evet! (gülüşmeler)  Sen orada, diğer taraftasın, diyelim ki sen öldükten üç, dört gün belki de bir hafta sonrası -benim seçimim, bir hafta –  Neden?

LINDA: Teşekkür ederim.

ADAMUS: Neden? Fiziksel bedeni terk ettikten bir hafta sonra. Neden?

KATHLEEN: İşi bitirmek için.

ADAMUS: İşi bitirmek.

SHAUMBRA 1 (kadın): Eski enerjiyi serbest bırakmak için.

ADAMUS: Bırakmak… Evet, enerjiyi bırakmak. Size bunu düşünmeniz için biraz süre vereceğim. Ama insanlar başka yerden uçup, gelip siz görmek için planlar yapıyorsa. (gülüşmeler). Cenaze töreninize katılmak için. Hadi ama aceleye gerek yok. Yedi gün iyidir.

Yani David diğer tarafa geçer ve ne kadar harika bir hayatı olduğunun farkına varır. Ne kadar çok arkadaşı olduğunun, ne kadar çok insanın onu sevdiğinin ve onun ne kadar çok insanı sevdiğinin, deneyimin farkına varır ve kendini çok iyi hissediyordur. Ve birden sıcak hissetmeye başlar, yakasının altından gelen bir ısı. Kötü değil, yanıyormuş gibi değil ama biraz terleten, sanki bir sürü acı biber yemiş gibi. (Adamus kıkırdar) ve birden farkına varır, “Aa! Bu bedeni koydukları…”

LINDA: Ohh!

ADAMUS: Doğru!

LINDA: Ohh!

ADAMUS: Bedeniyle hala bir bağı var, bu hissediyor. Acı vermiyor, sadece biraz terliyor, çok az, bilirsin, biraz sıcak basar. Çabucak geçer ve sonra…

LINDA: Bunun neresi romantik?

ADAMUS: … Sonra birden David farkına varır, “Oh! Ben orada tamamlandım. İş bitti. Sona erdi”.

Eski Yeni Keşifler

Böylece yaşam tasarımınız birçok farklı açıdan çok parlaktı. Siz ruh denen şu şeye sahip olduğunuzu düşünmekten hoşlanıyorsunuz, ve biz gelecek yıl onun bile ötesine geçeceğiz – ruhun ötesine, kesinlikle – çünkü o basamaklardan ya da sıçrama tahtalarından biriydi. Ama sahip olduğunuz ve sizin belki de ruhunuz dediğiniz şey, bilgeliğinizdir. Bilgeliğiniz. Böylece ruh denen bu şeyi bile yarattınız – onu illa kategorize edeceksek, yaşam tasarımının bir parçasıdır – o aslında sadece bilgeliğiniz. Bilgeliğiniz.(Adamus)

Senelerdir bi çok yazımda ruh’un ne olduğunu bilmediğimi,anlayamadığımı söylemiştim. (Bunu ruhsuz oluşuma yoranlar da olmuştur. hahahaha, doğrusu gözardı edilemeyecek bi ihtimal). En azından bi kişinin (adamus) bana katılıyor olması içimi rahatlattı mı? Bilemiyorum. Galiba bilinç denen şeyi daha iyi anlıyabiliyorum. Belki de onun Bilgelik dediği şeyi.

**

En eski keşiflerimden biri şuydu: En uygun kelimeyi bulmak için biraz uğraştımdı yine de ilk aklıma gelen iki tanesinin yerine daha uygununu bulamamıştım. Onlardan ilki “esans”, ikincisi ise “rayiha” idi. Bazıları buna “öz” demek isteyebilir. Evet insanlar ruh dedikçe benim aklıma bunlar gelirdi.

Beni tanıyanlar (yazılarımdan ya da günlük hayatta fark etmez!), ne kadar zevkine düşkün olduğumu bilir. Zevk aldığım şeye doğru farkında olmadığım biçimde çekilirim. Alamadıklarımdan geri geri itildiğim gibi. Hedonist olup olmadığımı da sorgulamışımdır. Beni zevk duşkünü sefil bir bağımlı durumuna düşürmeyen ise ilginç bi şeyi daha çok küçükken fark etmiş olmamdır sanırım. Bence en önemli keşiflerimden biri buydu: Zevk aldığım bi şeyin rayihası belli bi süre (ama bu zaman ölçüsü değil kullanım sıklığı ile ilgili-kalp atış sayısı gibi örneğin) sonra azalıyordu, hatta yok oluyordu. Ve bu durumlarda (diğer tüm bağımlıların yaptığı gibi) aynı rayihayı aldığım şeyin miktarını arttırmıyordum; çünkü bunun işe yaramadığını bi tuzak olduğunu fark etmiştim.Miktarı artıırmanız, sizi başlangıç haz durumuna getirmiyordu! Bu farkındalığımın sebebini çok çok sonraları olgunluk yazılarımı yazarken ortaya çıktı. Sebep şuydu: O belli kullanım esnasında siz o dışardan aldığınız rayihanın kendine bizatihiona dönüşüyordunuz, dolayısıyla bileşik kaplar misali o maddeyle siz eşitleniyordunuz. Artık siz o olmuşsunuz, bu durumda miktar arttırmanın bi faydası olmazmış tabi! :)))

Bi de zevk kelimesi bizim (ve bi çok başka) kültürde yalnızca fizik bedenle ilişkilendirilmiş ve bu sebeple reddedilmesi tavsiye edilen bi şey olmuştur. Ağzından ruh kelimesini düşürmeyenlerin bunun araçlarını hiç araştırmamış olması İlginçtir . Zevk alma son derece bütünseldir ve sadece fizik bedenle değil diğer tüm olası bedenleri kapsar. Hadi onları şimdilik göz ardı edelim daha bilinen şeyler üzerinden gidelim; fizik beden dışında duygular, zihin de zevk bütünlüğüne dahildir. Bunu anlatabilmek çok zor oluyor. İnsanlar bi fedakarlık, acizlik kapanına kısılmış gibi görünüyolar çoğu kez ama örneğin Rahibe Teresa bile zevk tutkunuydu bence. Kendini hastalara adama zevki! :)))

Bence herkes açık bi şuurla dünyaya geliyor, ve onların nerdeyse tamamına yakınının şuuru 0-6 yaş arasında kapatılıyor 🙁 Ruhu kavrayamadığım gibi reenkarnasyona dair  genel kaynaklarda anlatıldığı gibi bi öz bilgim (farkındalığım) de yok. Bu eksikliğimin sebebi, şu anda yaşamaya tasarımlanmış bir model oluşumla ilgili olabilir.

İnsan öldükten sonra içinde kalan az bi rayihanın da çevredeki doğal oluşumlar tarafından emildiğini ve orada tam olarak hazmedilinceye kadar kendine bilinçli bi ben denilemeyecek duygu kırıntılarının kalmış-kalabiliyo olması bana muhtemel geliyor.

**

Bi iki yerde okumuştum, çok eskilerde kuzey ülkelerde (sibirya civarları olabilir hani), bazı insanların kafataslarına delik açarlarmış (kendi isteği ile), oldukça tehlikeli bi işlem olmakla birlikte hayatta kalabilenlerin bi durugörür, ya da kahin vs (değişik kültürlerde değişik isimler verilebilir) olduklarını söylerler. Bunu okuduğumda kafatasında açılan deliğin bebeklerin bıngıldaklarını ne kadar da andırdığını düşünmüştüm. Böyle bi konuya rastlayan oldu mu?

Gelen yorumlara bakılırsa çeşitli kültürlerde buna benzer şeyler varmış.

O zaman bu mini bebelerin küçük çocukların hepsi durugörür :)))

DURU görür, işitir bilir de ifade edebilmesi mesele! O iş annenin vicdanına-bilincine bağlı!

**

Şişmanlığın ara sebepleri kişiye kültüre göre değişse de ana sebebi çoğu kez aynı bana göre: Kişinin yaratıcılığını ifade edecek kendine özgü yolu bulamamış olması! YENİ olanla karşılaşma sıklığı da buna bağlı bir etken. Yeni ile sık karşılaşma olanağı bulanlar içinde şişman birine rastlamak düşük bi olasılık.

**

“Uzun yürüyüşler” zihni genişletir, ve sonra zihin ve kalp birlikte dans etmeye başlar. diyor Adamus bu ayki konuşmasında. Ve ben kıs kıs gülüyorum. Hep uzun ve amaçsız yürüyüşler yapmışımdır hayatım boyunca, özellikle de son 25 yıldır. Hatta ilk basılan kitabım bi yürüyüşü anlatarak başlar, hem de uzun uzun 🙂 Koklaya koklaya, ona buna dokunarak, sekerek, yüksekteki bi ağaç dalına ebeleme oynayarak, hiç bişey düşünmeden, sadece zevk için yürürüm. Bunu bilmeden yapabildiğim için kendime ve tüm varoluşa şükranlarımı sunuyorum.

**

Bu ay bikaç yeni keşfim oldu (önem sırası gerekmez), bi tanesi Yörsan günlük cam şişe sütü! Hani dedikleri giibi “o my god!”, çocukluğumdan hatırladığım tek lezzet şu anda. Velaki bulmak çok zor çünkü sadece iki gün müddeti var. Ya bulamıyorum ya da  son şişeyi alıyorum (sevine sevine, komik di mi)

**

Bilinç Nedir?

Bilinç farkındalıktır, ama daha özlü, saflaştırılmış biçimde (söyleyecek olursak), bilinç sizin varoluşunuz, mevcudiyetinizdir.  Bu, Şimdi ânında olmaktan biraz farklıdır. Gerçi çok benzerdir, onlar kuzen gibidirler, ama o sizin mevcudiyetinizdir. Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

Bilinciniz, duyusal, zihinsel ve sezgisel farkındalığınızdır. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve şimdi tek tek her birinize soracağım soru şu: Ne kadar mevcutsunuz? Ne kadar mevcutsunuz? Anda ne kadar gerçeksiniz? Ne kadar bilinçlisiniz?

Ben şimdi sizden, müzik olmadan, kelimeler olmadan, herhangi bir şey olmadan, ve şu vantilatör olmadan  kendi mevcudiyetinizi hissetmenizi, kendi mevcudiyetinizin farkında olmanızı isteyeceğim. Ve bunu yapmadan önce, beyninizden çıkın. Zihin yok. Beyin yok.

Sadece derin bir nefes alın…

Şu anda mevcudiyetiniz nedir? Başka bir yerlerde değil, hemen burada. Mevcudiyetiniz nedir?

Bazılarınız şimdi bu konuda zihinsel olmaya başladı. Bu şekilde eğitildiniz. İnsanlık şu anda bu şekilde, herşey zihinselleşiyor, yanıtı düşünmeye çalışıyorsunuz. İşe yaramayacaktır. Bazılarınız diyor ki, “En ufak bir fikrim yok.” Bu herhalde en iyi yanıt, çünkü en azından kendinizi ona açıyorsunuz.

Mevcudiyetiniz nedir? Bedeninde misin, sevgilim? Hayır. Hayır, değilsin. Zihninde misin? Bir dereceye kadar, evet. Tümüyle mevcut musun, Melek? Hayır. Hayır, ve bu pekâladır. En azından farkındasın, gördün mü? Ve onun yalınlığı ve güzelliği de budur işte.

Mevcut musunuz? Mevcudiyetiniz nedir? Duyularınız, fiziksel duyularınız yoluyla, hatta zihninizle farkında olmaya başladığınızda, zihin, “Ben mevcut muyum?” demeye başlar, ve sonra sezginiz aracılığıyla nihayet kendinizi daha mevcut hissetmeye başlarsınız. Çevrenizi daha fazla hissetmeye başlarsınız. Kendi mevcudiyetinizin daha çok farkında olacaksınız.

Ve mevcut olanı, burada olanı farkettiğiniz an, mevcut olmayanı anlamaya başlarsınız. Neyi geri tuttuğunuzu anlayacaksınız. İşte o zaman, sevgilim, bu tür farkındalıkları aşan saf bilinç haline erişirsiniz. O, Ben’im farkındalığı olur. Ben’im farkındalığı, ve “Ben mevcudum ve önemi olan tek şey bu. Ben o Ben’im, her bir kısım, her bir parça, Bilinç Bedeni, her veçhe, her düşünce, her his. Ben tümüyle farkındayım. Ben o Ben’im” gerçeği haline gelir.

Şimdi, benim sevgili dostlarım, siz şu anda bu döngünün içindesiniz. Bu evrimin içindesiniz. Bu bir sonraki evredesiniz. Ben burada durmuş bundan söz ediyor olayım ya da olmayayım, bu nasıl olsa olacaktı. Ama bunu tartışmakla, siz bunun bilincinde olmaya erişirsiniz. Farkındalığa erişirsiniz. Zihninizi bir derece tatmin eder; zihninizin bir başka parçasının ise kafası büsbütün karışır. Ama en azından şimdi anlıyorsunuz, “Bana olan bu.” Daha mevcut, daha bilinçli, daha farkında hale geliyorsunuz.

Bu önemli bir gerçek. Neden? Çünkü az önce de söyledim, Dünya üzerinde şu anda herşey enerji. Herşey enerji çatışmasıyla ilgili, ve bu, ışığa karşı karanlığı, negatife karşı pozitifi, enerji savaşlarını da kapsıyor. Bunun o son büyük savaşa benzediğini de söyleyebilirsiniz.

**

“En ufak bir fikrim yok.” yanıtı bizim BAK (Birleşik Alan Kullanımı) uygulamalarımız için gereken tek ritüeldir, katılanlar hatırlayacaklar: “Bilmiyorum Konumu“

Yukarıdaki yazıda tarif edilemeyeni tarif etmek için kendini paralayan Adamus frekans kardeşimize teşekkürler.

Farkındalık Türleri

Kendinizin daha çok farkına vardıkça… Ben bunları tanımlayacağım. Bunlar, hiçbir şekilde, taşa yazılmış (ille de böyledir denen) şeyler değil, ama farkındalığın farklı düzeyleri vardır ve hepsi de bilince bağlanır. Hepsi de yaşantınızın şu anında önemlidir.

Duyusal farkındalıklar vardır. Bunlar, sahip olduğunuz o insani beş duyu yoluyla gelir, ve bunlar koku ve dokunma, kulaklarınızdan giren müziği duymak, esintiyi hissetmek gibi şeylerdir, hatta bir dereceye kadar kalp atışının duyusal algısı, sıcaklık, elbette, hareket eden bedeniniz. Bunların hepsi duyusal farkındalıklardır.

Diyeceğim ki, genelde insanlar, genel olarak, çevrelerindeki duyusal farkındalıkların yüzde 98’inden habersizler. Şeylere dikkatlerini vermeyi ve vermemeyi öğrendiler. Biz (az önce) bazı deneyimler yaşarken, (dışarda) motorsikletler geçiyordu. Ve siz bunları duymazdan gelmeyi öğrendiniz. Burada, salonda görsel olarak meydana gelen şeyler vardı, ve siz bunları görmezden gelmeyi öğrendiniz, ki bu iyidir, yoksa şaşkına dönerdiniz. Dikkatinizi vermemede o kadar iyi bir hale geldiniz ki, sanki kendinizin dışına çıktınız.

Duyusal farkındalıklar bilincin önemli bir parçasıdır. Renk ve dokunma ve koku algılayabilmek, hem çok kolay hem de yapması keyiflidir, ayrıca kendinize böyle bir armağan vermek de güzel bir şeydir. Duyusal farkındalığa geri gelmek sadece arada bir durmayı ve buradaki salonda bir sineğin dolandığını gözlemlemeyi talep eder. Ama o sinek gelip de yüzünüze konmadığı sürece onu genelde farketmeyeceksiniz bile, ve onu görmezsiniz. Oysa o etrafta uçuyordur. Onu öldürmeyin, bu, Kuthumi’ydi. (kahkahalar) Ve… (sineğe vurur) ah, üzgünüm. Bir sonraki yaşamda geri gelecek. (yoğun kahkahalar)

Zihinsel farkındalık, zihin farkındalığı vardır. Çoğunuz zihninizden geçenlerden söz etmedi bile, oysa çok şey geçiyordu. Oradan geçen bir dolu çöp vardı. Onun bir çoğuna dikkati vermemeyi öğrendiniz, ama zihinsel çöple ilgili komik olan, onun dönüp dolaşıp geri gelmesidir. Sadece gidiverip de… eh, bir yere gider, ama geri gelme eğilimindedir.

Şimdiye kadar sorduğunuz her soru, bir yanıt alana kadar hâlâ orada süzülür durur. Evet ya, bu çok fazladır. Belki de bu kadar çok lanet soru sormaktan vazgeçmelisiniz. (kahkahalar) Ve beyninizden geçirdiğiniz çözülmemiş problemler gibi şeyler bile geri gelecektir. Onlar da sorular gibidir. Çözülmemişlerdir, ve bir şey ararlar.

Yani bütün bunlar olmakta. Bazılarınız güzellikler, genişleme gibi şeylerin farkında oldunuz. Bunların çoğu… bu düşünce farkındalığıdır.

Şimdi, birçoğunuz düşünceleriniz hakkında düşünmekten hoşlanmıyorsunuz. Onlara odaklanmaktan hoşlanmıyorsunuz, çünkü bu sadece gelip geçen bir çöp ve moloz yığınıdır. Kendi düşüncelerinizi alıp, bunları psişik anteninizle – yani dışsal hisleri ve şeyleri alma becerinizle – birleştirerek ilginç bir şey yapıyorsunuz, hepsini biraraya getiriyor, kendinize ait olduğunu varsayıyor ve bunu sonra (kafanızdan) geçirme eğiliminde oluyorsunuz. Ve bu o kadar bunaltıcı ki, sonra onu kapatmaya çalışıyor, ama kapatmıyorsunuz. O akmaya devam ediyor, ve siz bir ikileme düşüyorsunuz. Berbat hale geliyorsunuz. Herşeyi bir kargaşaya çeviriyorsunuz. Herşey bir sorun ve karmaşa oluyor, ve sonra ne tarafa döneceğinizi bilemiyorsunuz. O zaman da bu güzel gezegeni terk etmeyi düşünüyorsunuz. Bunu tekrar bir sonraki yaşamda denemeyi düşünüyorsunuz. Kaç kez söylediniz bunu? “Bunu bir sonraki hayatımda deneyeceğim.”

Bu o yaşam. Biz bundan bu yaşamda geçeceğiz. Artık geri gelmek yok. Evet. Evet. (alkış)

Yani zihinsel farkındalık var, ve sonra nihayet sizin daha ezoterik, ruhsal diyeceğiniz sezgi var, biliş var. Ben burada sezgi kelimesini kullanacağım (tahtaya yazar), sezgi farkındalığı. Şimdi, bu aslında sürekli, sürekli içinizde bağlantı ve iletişim kuran bir şeydir. Hepiniz çok sezgisel varlıklarsınız. Ancak, zihnin onun üstüne çıkmasına izin veriyorsunuz, ve sonra da kuşkularınızın onu başka bir yerlere itmesine izin veriyorsunuz. Ama şu anki sezgi aslında Çarşamba günü gazetelerde ortaya çıkacak şeylerin hislerini getiriyor.

Diyorsunuz ki, “Midem bir garip. İşteki sorunlarım yüzünden olmalı.” Hayır. Sizler sezgisel varlıklarsınız. Dünya’da hareket eden ve dönüşen şeyleri alıyorsunuz. Harika bir koku, mmm. İçinde yaşadığınız şehirlerdeki insanların korkularını alıyorsunuz. Bu salondan geçen, hep sizden büyülenen, dünyaya bağlı hortlakları algılıyorsunuz, ama zihinsel işlemleriniz bunları değiştiriyor, farklı bir alana yerleştiriyor, kendinizden kuşku duymanıza neden oluyor, onun için de sezgisel farkındalığa dayanarak algılamanıza gerçekten izin vermiyorsunuz.

O zaten orada. Biz sezgiyle ilgili, bilişle ilgili sınıflar almak zorunda değiliz. Bu konuda neden sınıflar yapmak istemedimi biliyor musunuz? Çünkü o zaman bu konuda zihinsel olurdunuz. O zaten orada. O sizsiniz. O zaten iş başında. Bu gerçekten onun orada olduğuna güvenmekle, her neyse sizin çöpünüz olmadığına güvenmekle, ve geldiği zaman özellikle de zihnin onu ele geçirmeye çalıştığına güvenmekle ilgili.

Bunlar şu anda birlikte çalıştığınız farklı farkındalık türleri. Bunlar en açık, en aşikâr olanları, çünkü hemen gözünüzün önündeler. Ayağınıza bir tekme atacak olsam, bunu farkedersiniz. Bunlar en verimli olanlar. Hep oluyorlar. Sizi çılgına çeviriyorlar. Bunlar en doğalları, en eğlencelileri ve en kolayları, ama (aynı zamanda da) yolunuzdan itmeye kalktıklarınız.

Az önce size, “Bilinciniz nerede?” diye sorduğumda, bu gerçekten iyi bir sorudur. Bu gerçekten iyi bir sorudur. Bazılarınız diyor ki, “Burada.” Peki, ama gerçekten burada bilinçli misiniz? İddia ediyorum ki bilincinizin büyük bir bölümü dışarlarda bir yerlerde, başka alemlerde. Onu dışarlarda siz tuttunuz. Onu burada olmaktan alıkoydunuz. Birçok şekilde ondan kaçınıyorsunuz. Bir yere sakladınız, ve nerede olduğunu da gerçekten bilmiyorsunuz.

Ve ben, “Bilinç nedir?” sorusunu sorduğumda, bana zihinsel bir yanıt veriyorsunuz. “Farkındalık” diyorsunuz. Tamam, ama gerçekten, bu ne anlama geliyor? Bilinç nedir? Bilinç nedir?

**

Bazı arkadaşlarım, sık sık kullandığım “koku almak”, “bilmek”, öylece bilivermek konularını açmamı daha detaylı anlatmamı istiyorlardı. Aslında bunlar binlerce onbinlerce yazımda kendilerini açık ettiler 🙂
Yine de bakın semavi(!) kişiler de tarif etmeye çalışıyor, onu anladınız mı? Zihninizle değil de pratiğini nasıl yaptığınızı bildiniz mi şimdi?

Teşekkürler Adamus, çabaların hepimizinki kadar övülesi. İyi ki varsın frekans kardeşim.

Not: 3F‘ye dikkat gösteriniz; Frekans/Farkındalık/Fizik