Kolay Kandırılıyoruz

Greater Idaho Falls Bilim Fuarı’nda, bir lise öğrencisi, çevre insanlarına hazırladığı projeyi imzalamaya davet etti. Delikanlı, “Dihydrogenmonokside” adlı maddenin kullanımının yasaklanmasını, mümkün olmadığı taktirde çok sıkı kontrolünü istiyordu.

Maddenin zararlarını, duvarlara astığı afişle açıklıyordu:

1-Yoğun terlemelere ve kusmalara sebep olabilir.

2-Tabiata büyük zararlar veren asit yağmurlarının ana unsurudur.

3-Gaz hâline geçmiş şekli, çok ciddi yanıklara sebep olabilir.

4-Kazara solunması, ciğerlere dolması ölüme yol açar.

5-Erozyona yol açar.

6-Otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır.

7-Ölümcül kanser tümörlerinin hepsinin içinde bulunmuştur.

Bir saat içinde tam 50 bilim fuarı meraklısı insan, delikanlının kampanya açtığı standı ziyaret etti. 43 kişi yasaklama isteğini şiddetle desteklediler. 6 kişi kararsız kaldı. Sadece 1 kişi yasaklanması istenen “Dihydrogenmonokside”in H2O, yani hayatın can damarı “Su” olduğunu söyledi.

Delikanlının bu projesi; “Ne kadar kolay aldatılabiliyoruz?” yarışmasının birincisi ilân edildi!

Lise öğrencisi; “Amacım; kolayca saptırılmış, saçma bilimsel cümleciklerle insanların nasıl yanlış kanaatlara saptırılabileceğini göstermekti.” dedi.

“aynı” şeyleri birbirinin kanıtı saymak!

Batıda, uyuşturucu tecrübeleriyle mistik tecrübeler arasındaki ilişki konusunda araştırma yapan birçok bilim adamı ve mistisizm konusunda uzman düşünürün ortak kanaati, LSD (Liserjik asit dietilamid), meskalin, DMT (Dimethyltryptamine), psilocybin vb. maddelerin gerçek mistik tecrübeler doğurduğu ve uyuşturucuların kişide meydana getirdiği farklı bilinç hallerinin aynı zamanda mistik haller olduğu yönündedir. Gerçekten de, uyuşturucu alarak mistik tecrübe geçirdiklerini iddia edenlerin anlattıklarıyla otantik mistiklerin anlattıkları arasında dikkat çekici bir fenomenolojik benzerlik bulunmaktadır. Dolayısıyla, öyle görünüyor ki, uyuşturucular, fenomenolojik açıdan, kişiye mistik tecrübe yaşatma potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte, uyuşturucuların neden olduğu bilinç genişlemesi ya da akut manik halin, sadece mistik yolun başlangıç aşamasına tekabül ettiği söylenebilir. Uyuşturucularla mistik yolun üst aşamalarına ulaşmak oldukça güçtür. Ayrıca, uyuşturucuların kişiyi şizofreniye sürükleme tehlikesi olduğu gibi, uyuşturucu alarak yaşanan hallerin gündelik ve bireysel hayatla bütünleştirilememesi ve bu tecrübelerin, kişide ruhsal anlamda pozitif bir dönüşüm gerçekleştirememe sıkıntısı vardır.
Abdullatif TÜZER

Böyle de olabilir tabi ama bana kalırsa kişi ister kendi mistikliğinden isterse madde kullanarak olsun birleşik alana -kollektif bilinçaltına- bağlanıyor olabilir. Yani -teşbihte hata olmaz- şıracının şahidi bozacı misali “aynı” şeyleri birbirinin kanıtı saymaya ihtiyaç olmaksızın yaratımın ikli doğasına geçit vermekte yarar olabilir, hatta artık tam vakti olabilir.

Öğrencinin kanıta, öğretmenin tanığa ihtiyacı var.

Don juan da der zaten, bize gereken sonsuzlukla çevrili olduğumuza bizi ikna edecek bir öğretmen, hepsi bu.

Öğretmen öğrencisini gerçeğe ikna ettiğini sanır, usta kandırdığının farkındadır. Bu işe denetimli delilik nedir, zor olduğundan bi usta öyle öğretmenler gibi öğrencim artsın istemez, tinin işaretini bekler, görünce de kandırma görevini bazen hayatı pahasına ortaya koyar. Aşk gibidir karşı konulamaz bazı taleplere.sa

*

Havadan Buzdan ve Plasebodan

Uykuya giderken geceyi ıslak ıslak bıraktık orada burada, şimdi hepsini tıkır tıkır donmuş bulduk. Yollardaki herkese kolaylıklar diliyorum.

Günaydınnn frekansslar

Plasebo için, kısaca hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde, sahte ilaç diyebiliriz. Şu adreste örnekleriyle daha geniş bilgi var, az sonra sunacağım fikir dizgesi için önce bunu okumak açıklayıcı olabilir:

https://blog.sonsuz.us/?p=205

Plasebo etkisinin geçerli olabilmesi için çok önemli ilksel bir şart var; kişi öncelikle “asıl”a inanmış olmalıdır! Açıktır ki bir şeyin sahtesi var ise onun aslı kabul edilen önceki versiyonu esastır.

Peki insanları bir şeyin ASIL olduğuna inandırmak kolay mıdır?
Kolay olmadığını biliyoruz.  Sebep ise insanın 0-6 yaş arasında edinmiş olduğu, dünyayı algılamasına sebep olan, kendi ve ötekiliği oluşturan temel bilgilerin sonradan yıkılamaz güçte oluşudur. Dünyanın genelinde kültürlere göre farklılık gösterse de ezici çoğunluğun tabi olduğu bilgiler büyük oranda örtüşür ve böylece aynı devirdeki dünya insanları ortak bir rüyayı görebilme ehliyetini edinir. Bu bir yandan büyük bir başarı olmakla birlikte diğer yandan, başka bir rüyaya ya da gerçekliğe geçmenin önünü kesin biçimde kapatan bir engeldir de. Yani ilaç aynı zamanda zehirdir!

İnsanlar gözleriyle gördüklerine inanmaya eğilimlidirler fakat “temel bilgiler” (ortak rüya için bebeklikte alınan ilaç) onları bu konuda da şüpheci olmaya iterler; çünkü bir çok kötü/dolandırıcı insan vardır ve göz boyama sanatı ile insanı kandırabilir ve yoldan (ortak rüyadan) çıkarabilirler. Adına makul şüphe denilen bu “korku aşısı” gerçekten de fevkalade işe yaramaktadır. Makul düzeyi aşarsa bu durumda kişiye paranoya tanısı konur ve seviyesi normal(!) düzeye indirilmeye çalışılır.

İçgüdüsel ve animistik dönemlerde, insanlar doğanın gücüne ve onunla konuşabilen şamana, sonuçlarını gözleriyle müşahade ettikleri için inanıyorlardı, böylece onların ASILları bizzat kişisel deneyimlere dayanıyordu. Belki bu sebeple bir nesilden diğerine ya da bir yörenin şamanından diğer bir şamana göre ASILlar değişebiliyordu.
Giderek feodal yapılar ve onun da yerini tek tanrılı dinlerin yönetimleri aldı. Bu kez insanlar gözleriyle görmedikleri halde “temel bilgiler” (0-6 yaş yapılandırması)yoluyla ASILlar elde etmeye başladılar. Bu dönemin ASILları çok keskindi ve nerdeyse üçbin yıl boyunca tartışmasız hüküm sürdüler.

Bu keskin dönem süresince gerçeği ilk elden görme çalışmaları, insanın birey bilincinin esas alınmasına yönelik erken dönem bilimsel faaliyetleri dini yönetimlerden gizli sürdürülmekteydi. Bu gurup çalışmaları bazen de kişisel girişimler çok dikkatli olmak ve yer altında konumlanmak durumundaydı çünkü kolayca şeytanla ilişkilendirilebiliyor ve ASIL için tehlike arz ettiği gerekçesiyle zalim cezalara çarptırılabiliyorlardı. Erken dönem bilimcileri çoğu kez faaliyetlerini mensup oldukları dine ve kutsal kitaplara dayandırmak durumunda kaldılar.

Derken yaklaşık üçyüz sene kadar önce başlayan bir açılma dönemine girildi. Bilim yöntemi alanen kullanılabilmeye başlandı. İletişim araçlarının artmasının da yarattığı ivme ile farklı konularda araştırma yapan bilimciler birbirleriyle temas edebildiler ve buluşlar her on yılda daha da artan bir hızda dünyayı kasıp kavurmaya başladı. Böylece Ken Wilber’in Her Şeyin Teorisi kitabında detaylandırdığı çeşitli araştırma verileri açıkça gösterdi ki, dünya nüfusunun %50 si Bilimin gücüne inanmaktadır! İşte böylece ASILları belirleme imtiyazı Bilim Yöntemi’nin eline geçti. Kral öldü yaşasın kral!

İkna yani inandırılma yani KANDIRılMA!

Gerçek bir öğretmen bizi kandırabilendir. İkna ila kandırmanın aynı şey olmadığını iddia edecekler olacaktır-daha önce oldu- Kandırma kelimesi bize  çok kötü bişeymiş gibi öğretilen çıkar sağlama ile ilişkili görülmektedir. Oysa ikna bildiğimiz anlamda zihinden zihine bilgi aktarımı ile yapılan bir öğretme değildir. Şüphesiz bir aydırma işlemidir.

Yaşamımızın hemen her anında yaptığımız budur ve aslında nefret ettiğimiz şey kendimizi ortaya koyduğumuz ve kandırığa dayanan mevcudiyetimizdir. Gerçek denen şeyin tam olarak kandırılmayla oluştuğunu, rollerin kusursuz icrası olduğunu biliyoruz.

Rolümüzü iyi oynayamadığımızda karşıdaki “kendini kandırma!” diye bizi uyarır. Aslında söylediği şudur farkında olmadan: “kendini tam kandıramamışsın bu sebeple beni ikna edemiyorsun”.  Bazıları “kandırma kelimesinden iğreniyorlar, sanki onu yok ettiklerinde mutlak bir gerçekle karşılaşabileceklermiş gibi!

“Mutlak gerçek”, oldukça uzun süren harika bir tam kandırıştı, geçti gitti. Artık bu kadar rahat değiliz.

Kendimizden nefret ediyoruz, bizim bilinen son uygarlığımız maalesef bu temele dayanıyor!  İnsan sürekli nefret ettiği bişeyleri tekrar ediyorsa kendini sevemez herhalde! Ya her nefeste kandırmaktan vazgeçmeli ya da nefret edilecek bişey yapamazmış kabulunden! Her ikisi de bize huzur buldurur, aynı kapıya çıkarlar. Evet öğretmen ikna eder ve hem de bu bir kandırıştır; çünkü öğretmenin bu ikna işleminde menfaati var! Bu bir bayrak yarışıdır, yerine bayrağı taşıyacak birini bulamazsan ölemezsin ya da dinlenemezsin 🙂 Bu elini yakan bişeydir, en kısa zamanda onu başka bi ele tutuşturmalısın, yoksa kül olacaksın! Eh işte öğretmenin menfaati de buradadır. Basit ve bilinen kural: Ver kurtul! Ve lakin bu yanan eli kim alacak? Kim o yarışa çıkabilmişti, kaç kişi ve bunlardan kaçı yeterince hızlı ve dayanıklıydı?

Bir Kadını Öldürmek kitabında yazdığım gibi:

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!…

Bütün bunlar boşluğa basamak dizmekten başka bişey değil.

İkinci not:  Şimdi de “boşluk” kelimesinden iğrenecekler var biliyorum ve çok normal. Biz varlığız, varlığımızı yokluğumuzla kazanıyoruz. Tabidir ki Boşluğa karşı doluluğumuzu müdafa etmek gelecek içimizden 🙂

Manipülasyon Nedir?

  • Turan Erdal manipulasyon karşımızdaki insanı kendi iradesi dışında herhangi bir ise yeltenmesini sağlamaktır. En iyi manipülasyon bu yatırımların sanki istenmiş olarak yapılması, yani kendi iradesi ile yapıldığını ima ettirmektir.
    Sibel Atasoy İnsana iradesi dışında bişey yaptırılabilir mi? Örnekler nedir?

    Bu arada kelimenin ingilizcesi (aslı hangi dilden geliyor tam bilmesem de ingilizlerden geldiğini sanıyorum): manipulation, act of manipulating, act of handling or operating with the hands; act of managing or controlling; act of adapting or changing to suit one’s purpose

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza gelmek diye amiyane tabir vardır ya..Gaza gelmek-gaza getirmek.Manüpilasyon bana bunu çağrıştırıyor. Gaza gelmeyeleim,gaza getirmeyelim.vaka bazlı kalalım.:) Tabiiki kişi varlığında merkezlenmemişse gaza gelir de getiriri de bu bapta.
    Turan Erdal Evet, yaptirilabilir. Mesela reklam şirketleri bunu ustalastirmislar. Bir de su “izm”ler var.
    Turan Erdal

    Manipülasyon terimi eskiden el yetenekleri ile vücudu iyileştirme anlamında kullaniyormus. (Almanca bilenler için: „Insbesondere heißt Manipulation aber die Bearbeitung, Berührung und Streichung eines Körpers mit der Hand, um heilsame Verä…
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza gelmek manipülasyonun bir parçası evet fakat bu kelimebana göre çok daha kapsamlı. Sadece reklamcılar mı, izmciler mi manipule ediyor?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü El yaratmayı sembolize ederse, anlam çarpıtılmasına uğramış sözcük
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü herkes heryerde yapıyor o zaman birbirine devamlı fikir kabul ettirmeye çalışarak
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü şimdi aydım tam olarak sanırım yaratmanın çarpıtılması söz konusu
    Turan Erdal Simdi her etkileşim manipüle etmektir. Bu iyiye de kullanılabilir, kötüye de. O halde sırf kendi çıkarı icin etkilemek iyi değildir. Karsimizdakini kendi istekleri dışında olsa bile iyiliği icin etkilemek iyi birşeydir. Değişim kendi iradesi dışında olursa kalıcı olmaz. Bu da yapılmak istenilen şeyin kötü tarafıdır.
    Turan Erdal ‎”Anlam carpitilmasi” denemez, bu kelimenin anlamı genişlemiş.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Katkılarınız aydınlatıcı oldu, o halde “kandırma”, “ikna” ve “manipülasyon” kelimeleri arasındaki ilişki nedir?
    Turan Erdal ‎”Kandırma” manipulasyonun negatif halidir. Ikna etmek karsimizdakini etkileyerek yapılması istenilen şeyin kendi iradesi ile yapılmasıdır.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Birbirimizle etkileşim kaçınamayacağımız bir şey o halde manipülasyon kandırma içinde ikna içinde yapılabilir.Kendini haklı çıkarmak adına yapılırsa her ikisi de uygun değil.Olay temelli yapılırsa ki bu hayli kolay olmayan bir durum ama uygun etkileşimi sağlayabilir.Yani yaratmanın çarpıtılıp çarpıılmadığı niyet in olay temelli olup olmadığına bağlı olarak değişir diye düşündüm.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet anlamı genişlemiş.Doğru.
    Turan Erdal Iyi etkileşim sırf manipülasyon kavramı çerçevesinde irdelenirse eksik kalır. Etkilesimde rezonansa da dikkat etmek gerekir.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çarpıtma yerine uygun kulanmak diyelim
    Sibel Atasoy biraz açar mısın Turan?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kelimenin anlamı kutuplanarak genişlemiş.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza getirmek, diğer adıyla ajitasyon, duygu bazlı bir manipüle sistemi, özellikle politikacılar ve din kurumlarınca bilerek ve isteyerek uygulanan bir şekli. Arizi olarak tekil uygulamalar varsa da diğer ajitasyon görüntüleri genelde ne yapanın ne de yapılanın bilinçli olmadığı durumlardır.
    Turan Erdal Iyi bir etkileşim etkilemek isteyeni de etkiler, yani sürekli geri donusumludur. O halde iyi bir etkileşim her iki tarafında aynı mevzuda hem fikir olmalarinda gerçekleşir. Arka plan üzerinde hemfikir olunduğu zaman iyi bir etkilesim olur.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Negatif ve pozitif anlamda ikiye ayırıyorsunuz bu aktiviteyyi, işte ben de bunu pek anlayamıyorum. Şimdi niyet üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? diyesorulabilir ama kim çıkıp da bağcıyı dövmek kötüdür diyebilir ki, neyin ne zaman gerekeceğini bilemiyoruz. Ayrıca üzüm de çok tatlı, bazen insanın içi almıyor 🙂
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Arka plan temeli sakatsa???
  • Turan Erdal Hasta biri doktora gittiğinde o hastanın vücudu iyi olmasi icin manipüle ediliyor. Aynı şey zihin hastaligi olan biri icin de geçerli olabilir. Bence bu manipülasyon iyidir. En iyisi kendi sağlığını koruyabilmek icin iyi bir yaşamın nasil olabilecegi öğretildiği zamandir. O zaman o şahıs kendi vücudunu kendisi kendi istegi doğrultuda manipüle edecektir.
    Turan Erdal Manipulasyonda arka planin nasil olduğu onemli değildir. Sonuçta aynı fikirde olunduktan sonra arka planin ne oldugu önemli değildir.
  • Sibel Atasoy ‎0-6 yaş eğitimine ve sonraki okul eğitimine ve hayat boyu kişisel geliştirmelere ne diyorsunuz peki? Bunların manipülasyonla ilişkileri ne düzeyde?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü çok ileri düzeyde.her türlü koşullandırma manipülasyon ve hep yapılıyor iyilik adına !!

    Turan Erdal Her kültür kendi bulunduğu toplumu kendi değerleri çerçevesinde manipüle etmeye çalışıyor. Amaç iyidir ama her zaman çatışma bu manipulasyonu fark edenlerle olmustur. Bu manipulasyonlar dışında olmak isteyenlere nasıl davranilmalidir? sorusuna her kültür ayrı çözümler getirmiştir.

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kendisi koşullanmış olan kültürler çözüm getiremeiştir.
    Turan Erdal Kultur denilen olgu muhafaza edicidir. Bunlar o toplumdaki yaşayanların arka planını belirler. Gerçek eğitim bu etkenler uzerine fikir yürüyüp kendi değerlerimizi oluşturmaktır, yani kendi kültürümüzü inşaa etmektir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü

    Turan, “O zaman o şahıs kendi vücudunu kendisi kendi istegi doğrultuda manipüle edecektir.”diyorsun, zaten insanın doğal olarak yaptığı budur fakat çoğu kez ortaya çıkan sonuçlar kendini ve başkalarını memnun etmez. Bu durumda kişinin bi re-manipülasyon yapması gerekecektir. Bunu kendiliğinden başarabilir mi? Bu rüyalar konusuna benzedi, eğer bilincin farkında olduğu bi şeyse neden rüya geleydi? Kendi rüyanı çözemezsin bu mantık üzerine söylenmiştir. O halde bunu senin için kim yapacak? Yani demem o ki, bu çok şikayet edilen manipülasyon olgusu insanın bizzat davet ettiği -hatta muhtaç olduğu bile iddia edilebilir- bi şey olabilir mi? Şeyleri basmakalıp şekilde dışımıza dehlemek bize dönüştürücü etki sağlamaz. Onlara konuşma kendini ifade etme şansı vermek kendime dönüşebilme fırsatı tanımaktır.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Rüyayı gören çözemezse neden rüya görsün?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü

    Arkadaşım,arkadaşlık konusunda çok baskı kullanır.Zamanımın olup olmaması onun için fark etmez o göröşmek isterse görüşmeliyiz,görüşememişsek başlar kurmaya.Yaptıklarını anlayabiliyorum.Beni önemsemez kurguladığını hayata geçirmeye odaklanır,ve o doğrultuda işaretler arar.Bunu anladığım an geri çekilir ve senin draman da rol almayacağım derim sessizce.Bu bana göre manipülasyondur.Sevilmemeye tahamülü yok! Farkında olmayarak zorla almaya çalışır.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eğer biri sizi manipüle etmişse ,sizi delmiş demektir. Konuşma balonu gibi söyleyecekleriniz / enerjiniz dağılır . Başkasıda yapar insan kndi kendini de manipüle eder . Çok uyanık bir dikkati yoksa farketmez bu hali . Odağını doğru yere zoomlayamaz . Başka manzaların fotografını alır.Oysa onun içinde bulunduğu esas resmi ıskalar . Gördüğü resim , gözlernin/bakışlarının açısı kadardır
    Turan Erdal Manipüle edilip edilmedigimizi anlamak icin birkaç dakika o olaydan uzaklaşıp disardan seyretmek gerekir.
    Sibel Atasoy Eğer balon gibi delinmiş ve söyleyecekleri dağılmışsa demek ki o söyleyecekleri kendi ezberine odaklıymış ve ezberi bozulmuş olur. Bu pek mi fena bi şey?
  • Turan Erdal Yeni bir teori ile kendi ezberimizi kendimiz yaratmaliyiz.
    Sibel Atasoy hahahahahahaha ille ezber olsun benim olsun diyorsun
    Turan Erdal Tabi ki, ölürsem kendi manyakligimdan olsun :-)))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet ezberlediğini söylüyorsa dağıldığı iyi olur 🙂 o zaman ben neyin peşindeyim diye bir kez daha kendine soru sorma imkanı olur , pek ala olur ..
    Turan Erdal Her dagilan seyi tekrar toparlamak gerelir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Hayır her dağılan şeyi toplayamazsınız bir kısmı anlaşılmadığı için bir kısmı anlaşıldığı için ışığını bırakıp sonsuza karışır . Bir andan bir ana değişerek ilerlersiniz. Sabit kalmaya çalışmak gereksiz sarfiyatıdır

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü muhabbet güzel bir bölüm aldım kim dediyse farketmez yayın için:)))
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Madem farketmeze geldik yine,bunca söz de sarfiyat değil midir?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sarfiyat değildi, herkes eteğindekileri döktü şimdi isterse yenilerini alacak .Seyrü seferine bakacak ..Olan hiçbirşey gereksiz değil..
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eteklerden hep aynı taşlar dökülüyor gibi geldi bana.Kendi adıma sıkıldım,hep aynı sonuca gelmekten.
    Sibel Atasoy ‎”Sabit kalmaya çalışmak gereksiz sarfiyattır” Çok sevdim bunu
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki sıkılacağın vardı frekansım, örneğin ben sıkılmak ya da durduk yerde sevinmek için bir sebep gerekmediğini fark ettim kendimde.

Plaseboya devam

İnanç, ikna ve plasebo yazımıza (Tıklayınız) soru ve cevaplarla devam ediyoruz.

T. Plasebo asılın görevini yaptığına göre fark nedir?

S. Çok güzel bir soru, umarım cevabım da tatmin edici olur:

  1. Herhalde en büyük yararı, ASILın yan etkileri sebebiyle insanda oluşan bölük pörçük hatta bazen öngörülemeyen ve ASILa bağlanamayan hasarlardan kurtulunmasıdır.

  2. Asılları üretenler üzerinde ise “aracı” ya tapma olayını dengeler; çünkü bu kez asıllar üretirken bunların yalnızca “boşluğa basamak dizmekten” ibaret olduğunu anlarlar. Giderek birer birer insanlardan topluma da sirayet eder. Dıştan gelen deva yerine içten gelenin gücü ön plana geçmeye başlar. Dört elementin bilinçli varlıklar oluşu daha iyi anlaşılır ve bundan sonraki yapılanmamız onlarla aramızda doğrudan iletişim ile oluşur (muhtemelen ilk atalarımızın yaptıkları gibi).

Buradaki fikir plasebonun ilaç yerine kullanılışını baz alarak anlaşılabilir. Her ilacın yan etkileri var değil mi? Bazıları biliniyor bazıları ise bilinemiyor çünkü seneler sonra ortaya çıkıyor. İlaç, belli bir organ ya da hastalığı iyileştirici hizmet sunarken bedenin hatta tüm psişenin başka yönlerine kalıcı hasarlar veriyor.
Oysa plasebo yalnızca inancı kullanıyor ve yan etkisi yok 🙂
Bu açıklamayı metaforik olarak tüm diğer konular için kullanabiliriz.

T. Asılları anlatan “aracilarin” bizleri dogru iletisim yapmaktan engellediklerini söylüyorsun. Mutlak gercekligin olmadigi, bir adimin diger adima göre emin zemine basilmadigi bir yerde araci olmadan nasil “dogrudan iletisim” kurabiliriz? Hem dogrudan iletisim yapabilir miyiz? Peygambersiz bir inanc düsünebilir mi?

S. Aslında İslam öğretisi bizatihi bu sorunu halletmek için ortaya çıkmıştır bana göre, iddiası; Allahla kulun doğrudan iletişimine dayanır. Diğer dinlerdeki gibi ruhban sınıfına gereksinim göstermez. (hoş insanlar üzerinde güç elde etmek isteyen art niyetlilerce bu RUH-esas anlaşılamamaktadır ama biz neyin ne olduğunu biliyoruz).
Allah, insana şah damarından daha yakınsa eğer, iletişim için başka araca ihtiyacımız olmaz.
Şüphesiz ruhumuza hoş gelen, izlemekten keyif aldığımız, özendiğimiz insanlar vardır, olmalıdır. Onların sözleriyle özlerinin ne derece uygun olduklarını gözlemlemek bize olduğumuz şeyin net bir aynasını sunar. Ve biz de zaten başka birilerine ayna oluruz. Yaradılışın sonsuz döngüleri böylesine bir işbirliği gerektirir. Fakat buradaki kilit sözcük “işbirliği”dir, tapınma değil.

T. Bu anlamda “placebo” nedir? Mutlak gercekligin olmadigi
midir? Yoksa baska birsey midir?

Yüzyıllardır bize verilen ASILlar lisan aracılığı iledir. Lisan ise dualitiktir ve bu sebeple aynen ilaçta olduğu gibi yan ve paralel tesirlere sahip. Oysa plasebo aracıya gerek duymaksızın imandır.
Esas yazıda belirttiğim gibi ASILlara inancını kaybetmiş olanlara plasebo da etki etmez, tıpkı SECRET plasebosu gibi 🙂
Mutlak gerçek konusunda müteredditim. Enerji varoluşumuz için bile mutlaktır diyemiyorum. Bildiğim tek şey, birey bilincinin (kalp ile bağlantılanarak) ayaklarının üstünde durması gerektiğidir. Asıllara inançlarını yitirmiş olanlar ya dengelerini sağlayabilecek, berrak bir kendiliğindenlik içine girecekler ve böylece doğal ikili yaratımı gerçekleştirecekler. Ya da dengelerini yitirip belirsizlikte kaybolup gidecekler.

T. “İkili yaratım” sözcüğü ile neyi kastediyorsun?

S. Malum oyun kuramında verdiğim isimle “oyun hamuru”, yani her şey olabilme potansiyelinin, bilinçli gözlemcinin katılımı ile “OLAN”a dönüştürülmesinin bilinçli hale gelmesini kastediyorum.
Senelerden beri tekrarlamaktan usanmadığım kuantum önermesi şunu söyler: gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.

T. Placeboyu nasil aliriz?

S. Dedim ya bunu biz belirleyemeyiz, yolunu bilirsek iş görmez muhtemelen. Eğer gücüne inandığımız bazı ASILlar varsa, bakarsın biri çıkar ve sen farkında olmadan plaseboyu almanı sağlar 🙂

Fransız bir bilim adamının labaratuvar deneyleri vardı (şimdilerde ne ismini ne de çalışmasının bilgilerini bulamıyorum nette, adeta üstü kapandı o çalışmanın.) Çok ilginçti ve epeyce gürültü koparmıştı. Araştırma konusu şöyleydi; suya belli oranda bir madde karıştırılıyor ve elde edilen mayi de spesifik olarak diyelim “A” işlevini gerçekleştiriyordu. Önce bu mayiyi elde ediyor sonra kimyasal işlemlerle içine katılan malzeme ayrıştırılıyordu, öyle ki o madde mayiden tamamen ayrılıp geride su sadece berrak su kaldığında dahi o arındırılmış su “A” işlevini yine de kusursuz gerçekleştiriyordu! Suyun hatırlama kabiliyeti olarak yorumlamıştım bu şaşırtıcı deneyi.

T. O halde bize yeni bir metod ögreten biri isin icine girerken bize ASIL ögrettigini söylüyor, nasil oluyorsa sonucu bambaska cikiyor, yani kisacasi bizi “aldatiyor”.

S. Evet aynen böyle oluyor diyebiliriz. Eğer ASIL öğrettiğini söylemese inanç olmayacak, olmayınca da plasebo iş görmeyecek.
Bugün itibariyle Bilim, dünyadaki inanç gücünü elinde tuttuğu için, plasebo onun elinden alınırsa işe yarayacaktır (şahsi kanaatim).

T. “Placebo-yöntemi” diye bir yöntem var midir? Daha dogrusu en iyi “kandirma” yöntemi nasil olur?”

En iyi kandırma yöntemi muhtemelen şiir ve öyküler ve diğer sanat dalları yoluyla yapılanlardır diyebiiliriz. Bu alanda kelimelere takılmaz dinleyici, kendine çarpan rüzgarı hisseder, ve hiç söze dökülmeden ve farkına varılmadan dönüşüm yaratır. Üstelik tamamen yan etkisizdir. 🙂

T. Gercekten bilim ile ugrasanlar bilimselligin de sinirlarinin oldugunu biliyorlar, asil sorun ona her sorunu cözebilecegini vaad eden disardan izleyicilerdir. Onlar gördükleri isleyen teknikten dolayi herseyin yapilabilir oldugunu zannediyorlar. Bu gercekten bir sanridir.

S. ASILları olduğundan da sağlam yapan senin söylediğin kişilerdir zaten yani “kraldan çok kralcı olanlar”. Eğer kral olsan şaşıp kalırsın 🙂

T. Bu söyledigin sey bence batida unutulmus ama halen doguda uygulanan ama unutulmaya mehilli bir yöntemdir. Usta-cirak iliskisi katilimsal bir ögretim seklidir, dolayli olarak usta ögretmek istedigini göstererek ögretir.
Batida ise neyin nasil ögretilecegi sözlü ve herkes tarafindan kontrol edilir
sekilde yapilir. Bati belki de bu yöntemi secmesindeki nedeni cokca kandirilmalarindan kaynaklanabilir. Cokca kandirilan biri artik herkes tarafindan test edilebilir bir yöntemle kandirilmanin önüne gecmek ister. Kliseler de kendilerinin en dogru seyi söylediklerini vaad ederek yillarca insanlari kandirmislardir.
Bu kandirma aslinda bizim inanc sisteminde de yaygindir. Nedense insanlar
batida oldugu gibi pek isyan etmemislerdir.

S: Şiir, öykü, halk ezgileri ve dansları, animistik dönemin eğitim şekilleriydi ve en bariz şekilde Kızılderililer,Asya türk kavimleri, Aborjinilerde görülürdü ve hala da kenarda köşelerde kalan küçük topluluklarda bu yöntem devam ettirilir.
Tek tanrılı dinler dönemine geçildiğinde öyle derin bir düzeltme ve silme işlemi yapılmış ki, öykülerdeki kişiler ve masalın ögeleri bile dine göre değiştirilmişler.
Neyseki eski ve düzeltilmemiş öykülerin izlerini sürenler hala var, örneğin Clarissa Estes ünlü bir cantadora olarak, epeyce el değmemiş öykü kurtarmış. Keza Castaneda ve Florinda Donner de kendi atalarına dair el değmemiş öyküleri kurtardılar ve biz bu sayede neyin ne olduğunu görebildik.

Anadolunun belki Türk-islam sentezi denilebilecek özel bir konumu var. Anadoluya binlerce yıl önce gelerek burada büyük medeniyetler kuran Türklerin bıraktıkları miras daha sonra islamı kabul eden son göçer Türklerle birleşince burada daha sağlam bir yorumlama ve el altından eğitim söz konusu olabilmiş.
Örneğin Bektaşilik ve bir yönü ile sufizm, bugün dünyanın en üst felsefeleri arasındadır benim gözlemlerime göre.
Hint kaynaklı doğu dinleri aşırı dişil ilke esaslıdır, animistik dönemin tüm etkilerini taşır, ancak insanlığın niyeti eril ilkenin güçlendirilmesi doğrultusundadır. Tek Tanrılı dinler ve uzun bir süre boyunca bilim, birey bilincinin (eril ilkenin) kendi ayakları üzerinde durabilmesi için planlanmış bir manevraydı (çünkü deli Dumrul henüz hamdı). Bence Kuantum fiziği ile eril ilkenin dayanıklılığı test aşamasına geçti.
Uzun zamandır Anadolunun eril ve dişil ilkeler arasında köprü işlevi yaptığını konu alan yazılar yazıyorum. Şimdilik hala bu fikirdeyim 🙂

T. Senin düsüncene göre bu “savas” cok eskilere dayaniyor,
yani eril ile disillerin verdikleri bir savas bu, diyorsun. Benim
olaylari kavrama seklim eril galiba. Bu nedenle de olaylari kavramak icin seni bu kadar yoruyorum :-)))))

S. Bu bir savaş değil, çünkü savaş tarafların üste çıkma gayretinden yeşeriyor. Oysa dişil bilinç zaten değişmeyecek olandır, yutucu ve eriticidir ve çok güçlüdür. Bunun için savaşmaz o, zaten sahip olduğun şey için savaşmazsın. Ancak eril bilincin ayakta kalması için hayali rakip görüntüsü oluşturabilir, böylece eril bilinç gölgelerle çarpışa çarpışa güçlenir. 🙂
Tüm zamanların en büyük kandırışı bu manevra olabilir hani 🙂

T. Yanitlarin icin cok tesekkürler, Sibel…..

S. Ben teşekkür ederim.
Bugün çok güzel bişey öğrendim, ilk fırsatta yazacağım (bilinmedik bişey değil ama çok çarpıcı)