Yoklar ülkesine yolcu

Dikkatiniz sizsiniz, siz de sevgisiniz. Bunun lami cimi yok. sa

Dikkatinle o şeye- her neyse- kendini katıyorsun.

Anneler-babalar çocuklarına, öğretmenler öğrencilerine, müdür elemanına, ısrarla şöyle der “dikkatini ver şu şeye!” Bunun enerjisel alandaki anlamı şudur sanırım: Kendini ver -çünkü sen sevgisin- eğer iyice verirsen bu şey zamanda kalıcı olmaya, GERÇEK OLMAYA DEVAM EDEBİLECEK, aksi takdirde yoklar ülkesine yolcu 🙂

Bu konu en iyi Bir Kadını Öldürmek kitabında incelenmişti. Bilmiyorum buna ekleyebilecek bi şeyler bulabilecek miyim?

**

Bu gece son zamanlarda özlediim fantastik rüyalara gittim, çok sevinçli kalktım. Örneğin birinde çok hızlı gelen bi otobüsün içinden geçiyorduk, sadece hafif bi rüzgar hissediliyordu o kadar. Defalarca denememe izin verdiler, süperdi  🙂 Diğer birini çok denedik anlayamadım, tanımlayamadığım bi canlının tanımlayamadığım bi hareketi ya da düşkünlüğü ile ilgiliydi. Düşkünlük diyorum çünkü hep aynı tarz bişey yapıyordu ve bunu araştırırken mi yoksa yanlışıkla mı bulmuş olan bi ekip vardı, onlar da  anlamakta aciz kalmışlardı. Ekibin başı  Da Vinci’yi (dizideki) andırıyordu sanki.
Bir başka rüyada ise bi ev kiralamak için gidiyordum, eski ve güzel bir bina,sahibi giriş katında açık mutfakta neşeyle bişeyler yapan orta yaşın üstü gibi konuşkan bi adam. Ben onun da mı binada oturduğunu öğrenmek istiyorum ama yarım yamalak bi cvp veriyor. Nihayet birileri beni daireyi görmem için çıkarıyor, iki merdiven çıkıyoruz, üstte tek bi kat var onun önüne de bi engel konulmuş ne olduğunu hatırlayamıyorum, neyse biz ondan bir önce bi kapıyı açıyoruz aman tanrım! çok yüksek bi yerden denize bakan bir tepe, bahçeli bir sürü apartmanlar, sanki başka bir dünya. Bi apartmanın nasıl böyle bir katı olur? Ortada insanlar çocuklar var eğleniyorlar bahçelerde sokaklarda. Peki bunca insan az önceki küçük apartmanın giriş katından mı girip çıkıyorlar diye soruyorum, onların başka bi girişleri öğrenince rahatlıyorum, bana neyse 🙂 Aslında galiba ben o küçük apartmanda bi daire göstermelerini dilerdim sanki, böyle hafif bi duygu var.

*

Atalarımız ölümü hiç sevmezlermiş, yaşama ise müthiş bi kutsallık yüklemişler, her varlığa her nefese her saniyeye övgüler düzmüşler. Ölümü ise nerdeyse görmek istemeyecek denli çirkin bulmuşlar. Ölenin işlerini tamamlaması için bi kişi sorumlu kılıp, o çadıra yaklaşmazlarmış bile, zaten ölenin tüm eşyalarını çadırını yakarlarmış hemen.
Hiç bi şeyi ifrat derecesine getirmemek lazım 🙂 Öyle bi an gelmiş ki Deli Dumrul çıkıp azraile meydan okumuş! Sanırım ulusça bi dönüm noktasıdır o an, zaten öyle olmasaydı Dedem Korkut zahhmet edip yazmazdı.

https://blog.sonsuz.us/?p=3671

**

İnsanın, her şeyin olağan oldugu rüya gerçekliklerine kaymasi cok olasiymis gibiyken diger yandan uykudan uyanirken hissettigi “ben” kişisel devamlılik hissinin baskın çikmasi hayatin akışini degistirmis oluyor.

**

Psikologlar, narsizmi cocukluk patalojisinin belli yasda sona ermemesi olarak tanimlıyorlar. Mantikli geliyor bazi acilardan fakat bir diger acidan cocukluk donemindeki o varligin bi “gorucu” olma orani da cok yuksek. Yani bizler cocugu egiterek narsizmden kurtarirken gozleri de kapanmis oluyor. Her seyin bi bedeli ver, buna alismak zaman aliyor 🙂 ya da ne yapmali da bu celiskiden yirtmali?

Her sey bi yorumdan ibaretse neden hakikat pesinde kosulur, sufiler, savasçılar, lar lar lar… gercekten komik bi soru. Sanki yorum ve ben disinda bi nema varmis zannedilmesi bana hep komik geliyor. Ben’den gecip yorumdan gecmediginde ya da tam tersi oldugunda farkli seyler bulma imkanini hakikat sanmak da olasi sanki. Buradaki tehlikelerden biri, Dj’nin dikkat cektigi gibi bilinemeyene dalip kaybolmak. Psikoloji alaninda birden karanligin aydinlanmasi hem de geri gelmeyecek sekilde kaybolmasi beklentisi! Uzun uzun orneklemeye useniyorum simdi, bütun bu beklentiler bana gore dualiteye dahil, hem de dualiteden ciktim zanninda oluyor. Eski bi yorumu terk etmek yorumsuzluk anlamina gelmiyor, kapsayan ya da kapsanilan bi baska oyun oluyor. Hem oyunun boyle kucumsenmeye devam edilisi de ne boyle!. Bu azgin asmislik ihtiyaci arzusu nerden geliyor?

 

VAR’ım, Heyecanlıyım.

“Bilirsiniz, bir şey hakkında gerçekten heyecan duyduğunuz ve şeyler hakkında düşünmediğiniz bir gün, sadece yataktan kalkarsınız ve “Yaşıyor olmaktan dolayı heyecanlıyım! Bu gezegende, onun bütün iyilikleri ve kötülükleri ile Var-ım. Sorun yok. Ben..(derin nefes) Ben varım!” dersiniz. Bu enerjinin girdaplanarak geldiği zamandır. O ”Vaaayy!! “ anıdır. Sonunda gözlerini açıyorlar ve enerji burada, zevkinizin mutlak hizmetinde, daima hizmette. Güzel. Evet, bunlar ana hatlar, lütfen bunları unutmayın” (A)


Biz bunu zaman zaman hatta sık sık yaşıyoruz değil mi dostlar. Hele Yaşayan’ın anıları daha oldukça taze. YENİ’den Doğanlar da öyle. “Ben o ben’im süperimmm… Zıpla hopla yakala”
Yok yok yeni bi bireysel gelişim metodu keşfetmiş filan değilim. Bu çok basit,metod deyip de hakaret etmeyelim. Tek kusuru var, kolay unutulur olması.

“Biliyorsunuz, Üstat hiçbir zaman, herkese ben yükseldim diyerek etrafta dolaşmaz. Üstat, “50 yıldan beri kristal enerjilerle çalışıyordum” diyerek dolanmaz. Neden biliyor musunuz? Bu bir gözü açık birisinin, körler dünyasına gidip de, bunun neye benzediğini açıklamaya çabalaması gibi bir şey. Hiç bir zaman anlamazlar. Bu nedenle, Üstatlar bunu yapmazlar. Onlar, körlere gözlerini açmalarını söylemeye çabalamazlar. Onlar, körler dünyasına ve içinden geçtikleri deneyimlere şefkat duyarlar. Ve sonra, körler dünyasından bir ya da daha fazla kişinin gözlerini açmaya çabaladığını hissettiklerinde, hemen orada olurlar. Hemen şefkatle orada olurlar. Ama farkında olmayanlar dünyasına, farkında olanların dünyasını açıklamaya çalışmak niye? Gerçekten niye? Onlar, yalnızca sizi öldüreceklerdir. Bu İsa’dan bir alıntı.( Daha fazla kıkırdamalar)
Bu onun en favori deyişlerinden! Tam gitmeden önce söylemişti. “Ve sizi öldüreceklerdir.” Körler dünyası, herkesin kör olmasını ister. Hatta gelip de “Benim bir vizyonum var, gördüm” deseniz dahi, “Sen iblissin. Seni öldürmek zorundayız. Çünkü sen körler dünyamıza izinsiz giriyorsun. Bizim sürüp giden hoş bir dünyamız var. Biz hepimiz körüz ve hepimizin anlaştığımız, küçük kör güç noktalarımız var. Sen gelip de bize, “ Gözleriniz var mı?” diyorsun. Sen, besbelli iblissin.” Gümm. (A)


Günün kahkahası, çok hoş. Tabi İsa konumundayken çok da hoş olmamış olabilir. Sadece bi tahmin. Ben masumum.

Enerji ve Bilinç

Bilinç, enerji değildir, yanlış anlamaları düzeltelim. Biz bunu bir BAK (Birleşik Alan Kullanımı) sseansında çok açık biçimde deneyimlemiştik ve şimdi Adamus da bu kavramları yeniden ele almış, açık ve net olmuş, şöyle ki:

“Enerji yaratıldı-nefeslendi-diyelim. Enerji, bilincin tutkusuyla nefeslendi. Bilincin tutkusu, hissediştir -ve ben burada insan sözcükleri kullanıyorum- ama bilincin tutkusu, varoluş hissinin duyumsal deneyimidir. Bu bilincin tutkusudur-bu duyusal histir, bu deneyimseldir- “ Hey. Ben varım!” İşte, tam orada olan tutku budur.Kendi varoluşunun tutkusu- kendi var oluşunu bilmek ve onu hissetmek- enerji yarattı, kendisinin dışında enerji yarattı”

Enerji boldur ve birebirdir.

Enerji birebirdir.  Bununla demek istediğim, tutkuya birebir yanıt verir. O birebir, tutkuya yanıt verir. O, zihne, onun tüm düşüncelerine,  yalnızca çok az, çok az yanıt verir. Görüyorsunuz aslında endişe ve korku gibi şeylerde, hedef ve planlarınızı düşünmekten, faturalarınızı ödemeyi düşünmekten daha fazla tutku var. Hedef ve planlarda ne kadar az tutku var anlıyorsunuz değil mi? Ama korku da var- Hah! Onda belli bir tutku var. Bir ifade var, duyumsal bir ifade var. Enerji birebirdir. İyi ya da kötüye aldırmaz. O, bilmez.

Zihnin enerji tarafından gözü korkutulmuştur, yıldırılmıştır. Zihin, onu anlamadığı için birebir olarak realitenize gelen enerji düzeyini kısıtlayacaktır. Onu ağına düşüremez. Çabalamasına rağmen, sahiplenemez.. Oh! Ve o çabalar, çabalar ve çabalar.Evet, zihin enerji tarafından oldukça gözü korkutulduğu için kepengini kapatır. Zihin, diğer gözü açmama konusunun bir parçasıdır.

Zihin… Yeniden ifade edeyim. Uyku uyumanızın nedeni, zihninizden çıkmak. Eğer zihnin bu kadar ağına düşmüş olmasaydınız, uykuya ihtiyacınız olmayacaktı. Bedenin gerçekte uykuya ihtiyacı yoktur. Hayır, çünkü burada oturabilir , hemen şimdi tazelenebilirsiniz. Bedenin uykuya ihtiyacı yok, zihnin var.
Evet, konuya dönelim. Enerji birebirdir ve tutkunuza yanıt verir. Evet, enerjiyi getirenler olarak, onu ne getirecek? Tutku. İstek. Evet.

Biraz çelişki yaratıyor – eh, büyük çelişki – çünkü tutkunuza karşı güvensizlik var. Geçmiş deneyiminiz- geçmişteki sevgi deneyiminiz… Saçmalık. – Çünkü geçmiş deneyiminiz der ki;  “Evet ama ben tutkumu ifade ettiğimde, batmıştım.” Öyleyse? Öyleyse? Öyleyse? (Adamus kıkırdar) Evet!  Yeniden batacak mısınız? Sorun değil. Sorun değil. Körler dünyasında mı yaşamak istiyorsunuz? Yoksa farkında olanların dünyasında mı yaşamak istiyorsunuz? Bu kadar basit. Eğer körlerin dünyasında yaşamak istiyorsanız, evet o zaman sizi etkileyecektir. Ama farkında olanların dünyasında, bu sorun değil. Çünkü bunlar, farkında olanlar, tutkularını severler, ifadelerini severler.

Tutku sönmüştü. Zihin tarafından, hipnoz tarafından, programlama tarafından bunaltılmıştı.  Ve nihayetinde siz, ruha sahip bir varlık olarak,  Ben-im varlığı olarak, tutkusuz bir realitede yaşamaya devam edemezsiniz. En nihayetinde yapamazsınız. Yapamazsınız. Bu, sizin varoluşunuzu öldürmeyecektir. Kendinizi oradan almak için, havaya uçurmak zorunda kalacaksınız ve buna gerek yok.

Ama hayır, göreceli olarak tutkusuz bir realitede yaşadığınızda ne olur? Böyle biri ne yapar? Drama yaratırlar. Tutkunun, sahte bir biçimi olarak çok miktarda drama yaratırlar. Ama bu tutku değildir. Tutku değildir. Bu, körler dünyasında yaşamaktır.” (Adamus)

Hımmmm… Oysa biz dramaları ve onların kahramanlarını tutkulu insanlar sanıyorduk. Nedir dramatörle, tutkulu insan arasındaki fark? Sanki bana sıradan insanla savaşçı arasında bi durum gibi göründü bu. Neyse biz biraz daha dinleyelim Adamus’u:

“Enerji fedakârdır.
Enerji size hizmet etmek ister ve her hangi bir gündemi yoktur. Cehenneme giden en hızlı trende misiniz yoksa cennete gitmek için kanatlar mı takıyorsunuz, aldırmaz. Enerjide yargılama yoktur. Yargıya sahip olamaz çünkü fedakârdır. Size gündemsiz olarak hizmet etmek için buradadır, ayaklarınızın dibindedir. Herkes tarafından kullanılabilir.

Enerji boldur, birebirdir ve size hizmet için buradadır.

Evet, bunlar enerjinin temelleri. Lütfen bunları hatırlayın.

Enerjiye ilişkin olarak çok fazla yanlış anlama var. Birçok kişi enerjinin dağıtıldığını veya canlı olduğunu zannediyor, başka bir yerden, başka bir şeyden azar azar dağıtıldığını düşünüyor.

Ölümden sonra yaşama inanmayanlar, temel olarak enerjinin, kendi akıllılıklarından ve manipültif olmalarından meydana geldiğine inanıyorlar. Bir çeşit ölümden sonra yaşam olduğuna inananlar ise, enerjinin genellikle kendilerinin ne kadar iyi ya da kötü olduğuna dayalı olarak ya bir grup melek veya tanrı ya da İsa Mesih tarafından dağıtıldığına inanıyorlar. Hiç biri doğru değil.  Enerji aldırmaz. Gündemi yoktur. Evreni havaya uçuracak olsanız bile da aldırmaz. Görüyorsunuz, enerji basitçe tutkunuza yanıt verir.Böylece, yarın evren atomlarına ayrılabilir ama bilinç ve enerji –gerçek enerji- buna gerçekten aldırmaz.

Kim aldırır? Kim aldırır? Zihin. Zihin. Buna insan bilinci diyelim.
Bilirsiniz, bir şey hakkında gerçekten heyecan duyduğunuz ve şeyler hakkında düşünmediğiniz bir gün, sadece yataktan kalkarsınız ve “Yaşıyor olmaktan dolayı heyecanlıyım! Bu gezegende, onun bütün iyilikleri ve kötülükleri ile Var-ım. Sorun yok. Ben..(derin nefes) Ben varım!” dersiniz. Bu enerjinin girdaplanarak geldiği zamandır. O          ”Vaaayy!! “ anıdır. Sonunda gözlerini açıyorlar ve enerji burada, zevkinizin mutlak hizmetinde, daima hizmette. Güzel. Evet, bunlar ana hatlar, lütfen bunları unutmayın” (A)
Biz bunu zaman zaman hatta sık sık yaşıyoruz değil mi dostlar. Hele Yaşayan’ın anıları daha oldukça taze. YENİ’den Doğanlar da öyle. “Ben o ben’im süperimmm… Zıpla hopla yakala”
Yok yok yeni bi bireysel gelişim metodu keşfetmiş filan değilim. Bu çok basit, metod deyip de hakaret etmeyelim. Tek kusuru var, kolay unutulur olması.

 

Panenteistik BEN’im

Başka hiçbir şeyle, hiç kimseyle çevrelenmemiş, körlerin dünyasıyla karıştırılmamış. Kimliğinizi korumanın çaresiz atakları yâda zihninizle karıştırılmamış. Yerlerin en sadesi, “Ben Varım”. Ruhunuzun(soul) ritmini, kalp atışını işitmeye başladığınız yer. “Ben varım, bu nedenle Ben-im” Hepsi bu. Tüm mesele bu. Tüm mesele bu.

O hep oradaydı. O, hiç bir zaman karanlığa, cehenneme gitmez. Asla kaybolmaz. O, sadece siz-siniz. Siz, hala körler dünyasında, hala bir biçimde hipnotik yaşamda, hala kendini nasıl daha iyi, daha mükemmel yaparım, diye meraklanan sizsiniz. Gerçekte karanlığa geri dönen sizsiniz. Çünkü varoluş ”Ben-im” her zaman oradadır, her zaman bekler, her zaman bilir. Eğer kendi kişisel buhranınıza girerseniz, kaosa girerseniz, hezimete uğrarsanız. O aldırmaz. O, aldırış etmez.  Çünkü o ” Ben-im”, sizin hep orada olduğunuzu bilir. Kral ya da kraliçe olmanızla, dünyanın en zengin insanı olmanızla kendinizin veya etrafınızdaki körler dünyasındaki diğer insanların şeytanlarına ya da ejderhalarına dayanamamanızla ilgilenmez. Çünkü o, hep oradadır.

 O, iyi günlerle, kötü günlerle ilgilenmez. Çok fazla içki içmenizle, çok sigara içmenizle ya da çok yemenizle, çok uyumanızla ilgilenmez. O aldırmaz. Diğerleriyle yaşadığınız duygusal zorluklara, diğerlerinin sizi kullanmasına ya da tacizine aldırmaz. O aldırmaz. Bir parça bile ruhsallığınıza, dininize, inancınıza, olumlamalarınıza, doğrulamalarınıza ya da yanılsamalarınızdan hiç birine aldırmaz.  Çünkü yanılsamanın ötesindedir. O – o -var oluşunuzdur.

O, hiçbir, hiçbir biçimde zihin tarafından ve insan kimliği tarafından yakalanamaz.  Asla yozlaştırılamaz, bozulamaz.  Ruh(spirit) da dâhil olmak üzere, hiçbir şeyin önüne ya da arkasına koyulamaz. O, her zaman oradadır, var oluş.  Ben varım.
O, gerçeklerin gerçeği. O, farkındalığınıza gelmek için başka bir şeyi gerektirmez. Bunu yapabilecek sadece sizsiniz. Onun içinde bir güç yok. Güç ya da her neyse, o yok. O, hiçbir şeyle çevrelenmiş değil. O, kendinde. Tanrı tarafından yüceltilmiş değil. Melekler tarafından şımartılmış değil. Zaman ve mekânda mevcut değil. O var-oluş, “ Ben o Benim.”

(Adamus)

O var tabi küçükten beri bilirim, hatta o zamanlar ben Oydum sonradan ayrıldım. Onu bilmek, o sonsuzca, hiç bişeyden etkilenmeyen, doğmayan-ölmeyen O yanımız ürkütücü, belki herkese başka gelir, bana ürkütücü gelmesinin sebebi sonsuzluğa sıkışmış olması. Hatta insanların tarihler boyunca ölümsüzlüğü arayışlarındaki arzu bana çok tuhaf gelir. Oysa ben ölümlü olduğum için kendimi çoğu kez şanslı, avantajlı hissetmişimdir. Birleşik Alan Kullanımı BAK uygulamamız da bu görüler yardımı ile olmuştu. Bazen O’nun altıncı boyutta bizi gözleyen yüksek benliğimiz mi (Bazı öğretiler bunu savunur) olduğunu sorgulamışımdır ama yüksek benliğimizin bile bi SONU vardır ne de olsa, o kadar da sıkışık değil zatialileri 🙂
Bu durum aklıma Pan enteizmi getirdi, tanrının değişen ve değişmeyen iki yanı!

Körler ülkesinde tek gözü açık olmak, Orta ülkede olmak diyor Adamus
Tabi körler asla bi yargı ölçüsü değil, sebebi var, her şeyden önce süper konforlu. Ezberiniz iyiyse sizden rahatı yok körler dünyasında, hele biraz da muhakeme kabiliyeti varsa (gerçi ikisi bi arada nadiren oluyor). Neden rahat diyorum Körler ülkesine? Orta Dünyada olanlar bilir:)

“Bu  –Ben-im- . Daha önce söylediğim gibi, bu herhangi bir yerde mevcut değil. Kendisinin dışında bir yeri yok, buna ihtiyacı yok. Zamanda mevcut değil. Buna ihtiyacı yok. O, tamamen kendi kendinde. Bilinç, enerji ihtiva etmez. Belli bir zaman yâda mekânda mevcut değildir. O, sizindir, yalnızca sizindir. Çok basit bir kavram ama hala bunun hakkında gruplara sıkça konuşuyorum ve onlar kapıdan çıktıktan beş dakika sonra unutuyorlar. Ben-im-in saflığını unutuyorlar. Böylece, bilinç-enerji değil.

Enerji, bilincin dışında mevcut ve her çeşit boyutta var.( Etrafında enerji olan bir circumpunct çizer) Bilincin hayal ettiği ya da ziyaret ettiği her boyutta var. Enerji, bilinç her hissettiğinde, her hayal ettiğinde aniden oradadır.

Enerji yaratıldı-nefeslendi-diyelim. Enerji, bilincin tutkusuyla nefeslendi. Bilincin tutkusu, hissediştir -ve ben burada insan sözcükleri kullanıyorum- ama bilincin tutkusu, varoluş hissinin duyumsal deneyimidir. Bu bilincin tutkusudur-bu duyusal histir, bu deneyimseldir- “ Hey. Ben varım!” İşte, tam orada olan tutku budur.

Kendi varoluşunun tutkusu- kendi var oluşunu bilmek ve onu hissetmek- enerji yarattı, kendisinin dışında enerji yarattı.” Adamus

Aslında ohhh be ben varım, iyi ki varımmmmm diye sevinmek var ancak bu da bize yasaklanmış aman ha narsist filan olursun kızım! Olur muyum gerçekten?

Ufuktaki Enerji Etkileşimi-5.ci ders

Gerçek zihnin, yaşam boyu sürmüş bi uyuşukluktan uyanarak ortaya çıkıyor.
“Sonsuzuk seni eline geçiriyor”  diye devam etti Don Juan, “bunu sana göstermek için kullandığı yolların başka hiç bir nedeni, amacı ya da değeri olamaz. Ancak senin yapman gereken, sonsuzluğun saldırıları için hazırlıklı olman. Muazzam büyüklükteki bi darbe için sürekli hazır tutmalısın kendini. Bu, büyücülerin aklı başında, sağduyulu biçimde sonsunsuzlukla yüz yüze gelme yoludur.”

Bu olayın ardından Castaneda çok huzursuzluk duyar ancak her zamanki gibi kendini işlere gömerek bu tasadan kurtulmaya bakar. Bi gece yine yazdıklarıyla meşgulken aniden bir hal içine girer, bunun bi bayılma, ya da psikolojik bi nöbet olduğunu sanır ancak az sonra gözlerinin önüne muazzam bir narçiçeği leke gelir ve sonra okuyabildiği sözcükler halinde patlar. Çok hızlı devinmekte olduğundan bi çok detay aradan kaçar Castaneda için. Bu yaşadıklarının heyecanı içinde merakla Don Juan’a koşar her zamanki gibi ve olanları anlattığında;

“Sonsuzluk ilk kez üzerine böyle çöküyor. Yııldırım çarpması gibiydi, melekelerini tümüyle ele geçirdi. İmgelerinin süratine gelince, onu ayarlamayı kendin öğrenmek zorundasın. Bazı büyücüler için bu yaşam boyu süren bir iştir. Ama şimdiden sonra enerji sana bi sinema perdesine yansıtılıyormuş gibi görünecek. Yansıtmayı anlayıp anlamaman başka bir konu. Doğru yorumu yapabilmek için deneyime gereksinmen var. Tavsiyem, çakingen davranmayıp hemen başlaman. Enerjiyi duvardan oku! Gerçek zihnin ortaya çıkıyor; bunun yabancı donanım olan zihninle hiçbir ilişkisi yok. Bırak gerçek zihnin hızı ayarlasın kendi kendini yeme.”

“İnsan enerjiyi bir metin gibi okuyabilir mi?” diye üsteler Castaneda bu ona besbelli bunaltıcı gelmiştir.

“Metni okusan harfi herfine tekrarlayabilirdin onu. Bununla birlikte, bi sonsuzluk okuyucusu olmak yerine bi sonsuzluk izleyicisi olmaya çalışsaydın, bu kez de izlediklerinin hiçbirini betimleyemeyecek ve tanık olduklarını kelimelere dökmekten aciz olduğun için anlamsız sözler saçmalayacaktın. İşitmeye çalışsan da ayn ışey olacaktı. Bu sana özgü bişey elbette. Zaten seçimi sonsuzluk yapar. Savaşçı-gezgin rıza gösterir sadece. Ama her şeyden önce, onu tanımlayamıyorsun diye olayın seni bunaltmasına izin verme. Dilimizin söz diziminin ötesinde bi olay bu.”