Tag. Ba tableti ve TAU sembolü

Göbeklitepe  Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur. Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaşın yuvarlak planda dizilmiş, aralarının ise taş duvarla örülmüş olmasıdır. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartılarak veya oyularak betimlenmiştir. Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[ /wiki)

Göbeklitepe’deki T şeklindeki dikitlerin TAU sembolünü işaret ettiğini düşünüyorum.


Sümerlerde bahsi geçen Tag.ba tabletinde görülen şu metinde:
büyü,ant,aşılmayan ant dairesi
tanrıların aşılmayan ant dairesi
göğün ve yerin değiştirilmeyen ant dairesi
tanrı tektir ve değiştirilemez
tanrı ve insan birbirinden ayrılamazlar
*
su-il-la(dua-el kaldırma) metni tabletinde ise aynen şunlar yazmaktadır.

“efendi,tanrıların üstünü ki gökte ve yerde onun tekliği büyüktür.yalnız o büyüktür.sen senin sözünü kim kavrayabilir.kim eş olabilir,kim benzeyebilir.”

(kaynak:sümerler � yazarı samuel noah kramer, çeviri özcan buze, kabalcı yayınevi istanbul,)

Bu bulgulardaki tek tanrı fikrinin T sembolleri kullanılarak Anayurt Lemurya’yı onurlandıran toplumlar olması muhtemeldir. Çünkü İlk tek tanrılı toplumun Lemurya olduğu birçok kaynakta sıkça karşımıza çıkıyor.

Aynı döneme ait bir de Nevali Çori’de Höyük var, sular altında kalmış ancak sonradan aslına uygun yeniden yapılmaya niyet edilmiş (sonucunu bilmiyorum)

Nevali Çori’de açığa çıkarılan tapınak, konutların bulunduğu bölgenin uzağında, yerleşmenin bir ucuna inşa edilmişti; yerleşme birçok kez yenilenirken tapınak da kullanılmaya devam etmişti. Yapının 14×14 metre boyutlarındaki tabanı söndürülmüş kireçle hazırlanan bir tür harç (terazzo) ile kaplıydı ve tabanın içine kanallar açılmıştı. Yapının duvarları boyunca uzanan sekiler ve bu sekilerin üzerinde belirli aralıklarla yerleştirilmiş 12 dikilitaş bulunmaktaydı. Mekânın orta kısmında da biri sağlam olarak günümüze kadar ulaşan iki dikilitaş yer alıyordu. Yüksekliği 2,35 metre olan bu dikilitaşın üzerinde geniş yüzeylerden gelerek dar kenarda birleşecek şekilde uzanan iki kol kabartması görülür. Stilize insan heykelleri oldukları düşünülen bu dikilitaşlar Göbeklitepe’den bilinen örneklerde olduğu gibi erkek betimleriydi. Buluntular arasında ise üst bitimleri kuş başı şeklinde heykeller ile başının üstünde kabartma halinde bir yılan kabartması bulunan gerçek boyutlarda bir insan heykeli parçası vardır.

Kaynak: http://arkeolojihaber.net/2014/07/05/11-bin-yillik-nevali-cori-tapinagi-yeniden-kuruluyor/

Yılanlı baş heykeli çok ilginç, muhtemelen kundalinin uyanıp tepe çakrasından çıkışını, yani bilinçlenmeyi temsil ediyor olabilir.

Not:Fotoğraflardaki suluboya tablo bana ait.

Bilinç Titreşimleri

…zaten biz kendi bilinç seviyemizin bir tık altı ya da bir tık yukarısı ile karşılaşabiliriz, yani frekanslarımız daha büyük açıklıkta bilinçlerle bir araya gelmemize fiziki anlamda uygun olmaz. Büyük insan kitlelerinin peygamberler ya da üstatlardan yeterince yararlanamayışının birincil nedenidir bu prensip. Onlardan sadece onun çevresindeki birkaç kişi gerçek anlamda yararlanabilmiştir, diğerleri ise onu anlayamadıkları için (frekans aralığı çok yüksek) o kişiyi putlaştırmakla iktifa ederler.

Mekanizma benim anladığım kadarıyla şöyle işliyor: Öğrenci üstadın merkabah alanındayken onun frekansına uyumlanıyor ve her şeyi apaçık görüyor, fakat bu uyumlanmanın belli aralıklarla disiplinle devam etmesi lazım. Öğrencide bir süre sonra bilinç artışı olur ve kalıcı hale gelir.  Ustanın merkabahını bir şekilde onun hava sahası gibi düşünün, onun içinde bütünlüğünüzle yer aldığınız sürece olan biteni, anlatılanları açık biçimde anlıyorsunuz. O sahadan çıktığınızda birkaç gün içinde kendi birleşim noktanıza (kişisel algı noktası) dönülüyor, üstelik bunun da maalesef farkında olunmuyor, ancak dışarıdan bir gözlemci tarafından anlaşılabiliyor. 

Ben her zamanki gibi olayı fizik olarak düşünmek ve değerlendirmek yanlısıyım. Belki henüz günümüz fizik kanunları içinde resmen yer almayan fakat etkileri gözlemlenebilen ve bazı bilim insanlarınca cesaretle öne sürülen hipotezler ve bunların da ötesinde hayal dünyamızda bile henüz yer almayacak denli çok boyutlu çalışma mekanizması olan gelişmiş bir fizikten söz ediyorum. Mesele kişilerden tabi ki çok öte. Fakat içine düştüğümüz tehlikelerden biri; “tüm ayrılıkların bir amaç uğruna yapılandırılmış bir yanılsama olduğu” bilgisini (ben buna kesinlikle inanıyorum, hiç bir şeyden bundan emin olduğum kadar emin olmadım), henüz bu bilgiyi idraktan çok uzak olan -katman katman bilinç düzeylerinde sıralanmış- insanların kendi evrimleriyle ilgili sorumluluk almaktan kaçınmak adına -egolarınca- kullanılmasının binbir zahmetle oluşturulmuş bu yanılsamadan ibaret varlık aleminin mekanizmasını temellerinden sarsıyor olmasıdır. Uzun bir cümle oldu pek anlaşılabilir de olmayabilir.
Fakat bunu ifade etmekle herhangi bir yanlışlık olduğunu kat’iyen söylemiyorum. Bilincin evrimleşme süreci gerçekten tuhaf diyebileceğimiz yöntemlerin karmaşık çorbasından çıkıyor. Bu sebeple genelde uzatmıyorum ve her şey yolunda diyorum. Bunu tüm inancımla söylüyorum.

Devamını oku “Bilinç Titreşimleri” →

Filozof olmak isteyenlere

Bu Haftanın kurgularından ilki; Filozof olmayanlar için felsefeye giriş- Louis Althusser

Filozof için sanki bütün felsefeler çağdaştır. Birbirleriyle yankılarla yanıtlaşırlar çünkü aslında hep aynı sorulara yanıt ararlar ki, zaten felsefe de bunlardan oluşur. Bitmez tükenmez yeniden okumanın, kesintisiz meditasyon işinin mümkün olabilmesi için felsefenin de hem bitimsiz hem de ebedi olması gerekir.
Felsefe öğretilmez, felsefe yapmak öğretilir.

*

İnsanın kendi dünyasını tanımak için kendi dünyasından çıkması ve Büyük Dolambaçtan -ümit burnu macellan boğazı misali- dolanması gerekir. Böyle bir eve dönüş serüvenini aramak için ne denli uzağa gidilse azdır. felsefede de durum böyledir.
tevekelli değil masallar hep “az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim” diye başlar. Gerçi seyir defterini yazan bir kaptan olmasa belki yararı da tepe yapmaz bu gidişin. insanın kendinden atlaması ne mesele ama!

*

Kelimelerin tamamına yakını yakıştırıldiklari şeyle alakasız gürültülerdir. İşte bu sebeple lisan denilen “gerçeklik yapıcı” soyutlama, büyü özelliğini kaybetmiş derim, yaklaşık 15 yıldır durumun farkındayım. eh bravo, so what? bunu bilince bazı şeyhler oluyo insana :)))
Ayrıca şu shapeshifter olayı da şeylerin , gürültüleri, kokuları, kıpırtıları, renkleri ve özenmeyle fena halde ilgili. Bu bizi doğal olarak “öncelik sırası” eşiğine getirir.

*

İdealist felsefenin, Geometriden incinen kurumsallaşmış dinlerin tedavisinde kullanıldığını hiç düşünmemiştim. beni rahatsız eden bi şeyler vardı ama adını koymamıştım sanırım, ya da unuttum. Daha önce düşünmedigim bir şeyle karşılaşmak çok zevkli.

Herhangi bir emek/çalışma süreci ancak “soyut yasalarla belirlendiği takdirde” işleyebilir; bu yasalar ise hem bilimsel ve tekniktir hem de tarihseldir.

*

sonsuzluk-teorisi-izle

 

Haftanın ikincisi Harika bir film; Ramanujan ile sonsuzluğa bi gidin gelin mutlaka: Sonsuzluk Teorisi

Sanırım annem bunca yıldır benim için tuhaf demekte haklıydı! Sabahın erken vaktinde sonsuzluğa doğru yelken açan bu genç Hintliyi seyrederken ağlıyorum, heyecandan sanırım, ya da zihnimin vakıf olmadığı bir takım hatıralardan olması da mümkün.

Devamını oku “Filozof olmak isteyenlere” →

Büyük Anunnaki İmparatorluğu

Belki önce Büyük Anunnaki İmparatorluğu başlığı ile yayınlanan videoyu izlemek istersiniz, çünkü şimdi onunla ilgili fikirlerimi söyleyeceğim

Şimdilik fantastik-bilimkurgu olan Annunakiler (bana göre) konusunu uzun bir zamandır biliyorum, Sitchin’in ilk kitaplarıyla başlamıştı sanırım ve tabi Sümer tabletlerinin yorumlarıyla şekillenmişti. Bu videoda bilim ve kurgu kısmı ayrılmaya çalışılarak oldukça iyi bir özet yapıldığını söyleyebilirim.
Bu kurgunun Kryon tarafından destekleniyor olması belki de Lee Caroll’un Anunnaki varsayımına inandırılmış olduğunun bir göstergesidir, ya da gerçekten insanlık tarihi ciddi bir değişim geçirecek. Bu olağan bir şey bana göre çünkü zamanı lineer yapının ürünü olarak algılamaya başladığımızdan beri geçmişin de gelecek gibi şu anda şekillendiğinin farkındalığına oldukça yaklaştık. O halde bu konu ya da her konu ile ilgili temel soru şu: Bu kurguyu gerçekliğe taşımaya yani inanmaya hazır mıyım? Bunun gerçek olmasını ister miyim? Bu kurguya geçit vermek ne tür sonuçlar getirecek ve ben bundan hoşnut olacak mıyım?
Daha fazla uzatmanın manası yok, söylemek istediğimin anlaşıldığından eminim. 🙂

Devamını oku “Büyük Anunnaki İmparatorluğu” →

İnterstellar Bilimi

Hareket, uzay-zaman deneyimimizi etkiler. Hiç kımıldama demenin en iyi yolu, elinden gelen en fazla deneyimini yaşa demekten geçer. Etrafta dolaşıp bir şeylerle uğraşırken daha az zamana maruz kalırız.

Hani çok yoğun olduğumuzda “zaman hızlı geçti” deriz ya işte bunun bilimdeki ifadesi yukarıdaki cümle olsa gerek ve evet doğru hissediyormuşuz, aferin bize 🙂

Başka bir deyişle daha hızlı uzay araçları ürettiğimizde geleceğe seyahat etmiş oluruz ve işler biraz karmaşıklaşabilir. Ama uzay-zaman bükülmesi, yıldızlararası yolculuğu anlık hale getirecek kısa yollar sağlayabilir. Solucan delikleri Bilimkurgunun dayandığı ana fikirdir ve gerçek bilime dayanır.

Gökyüzüne bakıp da onun ne kadar sakin ve huzurlu yapıda olduğunu görüp bu konuda bir çok sanat ürünü vermişizdir insanlık ailesi olarak fakat bu tahmin edebileceğiniz gibi yanıltıcıdır. Gelişmiş teleskoplar uzaya çevrildiğinde orada büyük bir şiddet ve yıkım görebiliyorlar. Meteorlar, gaz kütleleri, patlamalar, çökmeler vs. Bir film yapımcısı için uzay çarpıcı olasılıklarla doludur; tıpkı sıradan bulduğumuz gündelik hayat gibi! Uzaklaştıkça sakinleşen ortam yakınlaşıldığında hareket ve şiddet doludur. Bütün bunların ortasında bir de kara delik muamması var! Yıllar boyunca devam eden araştırmalar; Samanyolu galaksimizin merkezinde güneşimizden 400 milyon kat daha fazla kütleye sahip bir canavar (kara delik) ortaya çıkardı.

“Benim açımdan, uzay yolculuğu, uzayın keşfi her zaman nihai sınırı temsil etmiştir. İnsan deneyimini oluşturan mutlak hudutlardandır ve bir şekilde kainattaki yerimizi tanımlamaya çalışmakla ilgilidir.” Der yönetmen Christopher Nolan.

Bilim ve Bilimkurgu arasındaki etkileşim derinlerdeki yaratıcı güdüden geliyor. Bilinmeyenin anlaşılır kılınması, yeni dünyaların inşaası ve daha iyi bir gelecek tasarlamak için yanıtları her zamanki yerde bulacağız; önümüzdeki ufkun ötesinde.

cuatro-aciertos-y-un-grave-error-en-la-astrofisica-de-interstellar

Discovery Channel tarafından hazırlanan ve yönetmenliğini Gail Willumsen‘in üstlendiği The Science of Interstellar (Interstellar Bilimi) adlı bu belgesel kara delikler, solucan delikleri, bükülmüş zaman, tekillikler, kuantum kütleçekim, kütleçekim sapmaları ve beşinci boyuttan,Christopher Nolan’ın teseraktına kadar filmin dayandığı bilimi ve gerek hikâyede gerekse özel efektlerde oynadığı rolü canlı bir biçimde açıklıyor.

Fikir aşamasından itibaren filme katkı veren ünlü fizikçi Kip Thorne da dahil olmak üzere pek çok bilim insanıyla röportajlar içeren yapım, filmi izledikten sonra sinema salonundan kafası karışmış bir şekilde çıkan seyircilere anlaşılır açıklamalar sunarken, aynı zamanda bilimsel gerçeklerin bilimkurgu kadar garip ve ilgi çekici olabildiğini gösteriyor. İzlemek için tıklayınız.