Kuantum Zilli kız

Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı     olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer! Buna Sanal geçişler ismi verilmektedir.

Danah Zohar bunu Kuantum Zilli KIz adını verdiği bir örnekle öyle güzel açıklamıştır ki, kuantum çalıştığım 25 yıllık dönemde ben de bu örneği sık sık yazarak ve anlatarak paylaşmışımdır. Nedir öyleyse kuantum Zilli Kız Örneği? Bunu bu kez bizzat Zohar’ın sunumuyla görelim (Kuantum Benlik Kitabından)

20160415_092908

Onbirinci Tabaka; Bilge Tanrısal Dişi-Saf Şefkat

İnsanlığın cinsiyet meselesi çok uzun bir zamandır dengelenmemiştir ve erkekler, daha iri olduklarından, kazanırlar! On-birinci Tabaka, şefkatli İnsanı dengelemek, böylece bilge, tanrısal dişinin hem erkeklerde hem de kadınlarda ortaya çıkabilmesini mümkün kılmak için mevcuttur.

Cinsiyet dengesinin nasıl olmasının tasarlanmış olduğu konusunda size büyük bir ipucu vereceğim. Size kendi DNA’ larının tohumunu ekmiş olanlara “Yedi Kız Kardeş” (Pleiadesliler) deniyordu. Yüz bin yıldır kuşaktan kuşağa aktarılan, dünyanın birçok bölgesinde taşlara resmedilen mitolojinin çoğunda, bazı uzaylı kadınların Dünya’ya indikleri ve küçük adamların onları kovaladıkları anlatılır! Aslında, erkekler hiç de küçük değildiler, ama kadınlar iriydiler. Uzay yolculuğu yapmak kadınlara düşüyordu, çünkü onlar buna daha uygundular. Pleiadesli erkekler daha sonra geldiler ve onların da özel nitelikleri ve becerileri vardı; bu tanrısal, bilge bir dişi enerjiyi ön plâna çıkaran, çok onurlu ve paylaşan bir kültürdü. Hem kadınlar hem de erkekler bilimcilerdi, her iki cins de birbirine saygı duyuyordu ve onların kültüründe hiçbir cinsiyet engeli, hiçbir şablon ve kölelik yoktu.

Dolayısıyla, bu dengenin nasıl olması gerektiğiyle ilgili kaydedilmiş-plân sizin DNA’nızda bulunmaktadır. Yine, On-birinci Tabaka da, siz onu isteyene dek öylece hareketsiz duran bir enerjidir. Ama yeni değişimde o hafifçe aktifleşmiş ve 2004’te- ki Venüs geçişiyle birlikte daha etkileyici bir enerjiye kavuşmuştur. İnanılmaz bir biçimde, Venüs geçişi Haziran 2012’de tekrar vuku bulacaktır. Genellikle bu geçişler yüzlerce yıl arayla meydana gelir, ama bu iki geçiş birbirine çok yakındır. Bunun nedeni ne olabilir? Çünkü gezegeninizin bu şefkatli, anaç enerjiye ihtiyacı vardır ve Venüs’ün Dünya’ya aktardığı enerji tam olarak budur. O sevgi, güzellik, şefkat ve yumuşaklık getirir ve iki geçiş arasında sadece sekiz yıl vardır. Sekiz sayısı, tezahür eden bir enerjiyi temsil eder ve dünyanızın buna ihtiyacı vardır.

Bu geçişin amacı ve yararı nedir? Bu, Gaia’ya enerji zerk etmektir. Geleceğin yakıtını depoya doldurmaktır, ki böylece insanlık onun için hazır olduğunda, enerji çoktan orada bulunuyor olacaktır. Gaia ve sizin DNA alanınız birbirine çok dolaşıktır. Yerküre’nin Kristalimsi Ağı’na hitap eden (onunla konuşan), sizin DNA titreşiminizdir. Sizinle Gaia arasındaki ilişki o kadar güçlüdür ki, bir Işık-işçisi bir bölgede meydana gelecek olan bir depremi önleyebilir! Bunu biliyor muydunuz? Böylece, DNA’nın bu tabakası insanlığın geleceği için hazırlanmıştır ve mevcut olan yüksek titreşimden ötürü kitlelerin bilgeliği artmaya başlarken aktifleşmeye hazırdır. Ama bu tanrısal dişi enerji Gaia’da depolanmaz. O sizin içinizde depolanır!

On-bir sayısının, sadece “aydınlanma” anlamına gelen bir ana sayı olmadığına, içinde Kryon’un sayısını da taşıdığına dikkatinizi çekerim. Yirmi bir yıl önce yayınlanan Birinci Kitabımızda açıkladığım gibi, benim sayılarım dokuz ve on-bir’dir, yani tamamlama ve aydınlanmadır: Eskinin tamamlanması ve değişimin yarattığı bir aydınlanmanın başlaması.

Bu dünyadaki tüm üstatlardaki fark, DNA’nın On-birinci Tabakasıdır. Bu dünyada yaşamış olan üstatlarda dişi enerjiyi görebilir misiniz? Onların cinsiyetlerine bakmayın. Onlardaki dengeyi göremiyor musunuz? Erkeklerin gözlerindeki şefkati, kadınların gözlerindeki gücü görebilir misiniz? Bu kutsal, tanrısal olan ve İnsandaki On-birinci Tabakanın yardım ettiği bir dengedir. O, bu amaçla oradadır; çünkü cinsiyet bölünmeye, nefrete, önyargıya ve daha da kötüsüne neden olabilir.

On-birinci Tabaka, Tanrı tabakalarının İkincisidir ve gerçekten de evrendeki en güçlü kuvvettir, çünkü o tüm insanlığın -anne enerjisi içinde özetlenen- şefkatini temsil eder. O, İnsan onu istemedikçe orada olmayan bir enerjidir. Onu istemedikçe kadınlar bile ona sahip olmazlar. O, tanrısal dişi enerjidir ve her iki cinsiyet içindir. Hepinizdeki “ana”yı temsil eder, ama sadece anayı değil, tanrısal şefkatli bir anayı.

Kryon’dan özetleme-sa

Dokuzuncu Tabaka: İnsan şifasının Eksik Bölümü!

Dokuzuncu Tabaka çok-boyutlu enerjiye karşılık verir! O nedir, diye sorabilirsiniz. İnsan bilincidir. İnsanlık tarihi boyunca bunun sonuçlarını görmüş ve ona birçok isim vermişsinizdir: Dua, meditasyon, ibadet, iman ve olumlu düşünme. Sonuçlar? Mucizeler, kendiliğinden iyileşmeler, tam şifalar.

Böylece, İnsan bedeninde gerçekte iki bağışıklık sistemi bölümü bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, bir ilk savunma sağlayan, ama Dokuzuncu Tabaka ile çalışması gereken ve genellikle bunu yapamayan 3B kimyasıdır. Dokuzuncu Tabaka, her DNA molekülünde bulunan çok-boyutlu bir tabakadır; ama o, İnsan ya da başka bir çok-boyutlu enerji ona bir biçimde hitap etmedikçe (onunla konuşmadıkça), hiçbir şey yapmaz. Bu ikinci bağışıklık sistemi bölümü (Dokuzuncu Tabaka) çok derindir, ama kimyasal kurallara bağlı değildir. O, hücresel çerçevenin manyetik bölümlerini değiştirebilir; anlaşılmayan, bir mucize gibi görünen, ama çok-boyutlu olan ve bedenin sahip olduğu her kimyasal tepkiden daha güçlü olan bir tür şifa yaratır.

Çok-boyutluluk Lemuryalılar için bir yaşam biçimiydi ve onlar rastgele görünen kuantum bir haldeki bir şeyi anlamakta hiç zorlanmıyorlardı. Onlar bilimsel olarak ilerlemiş miydiler? Hayır. Onların bilgisayarları ve teleskopları yoktu. Ama DNA’yı biliyorlardı! Güneş sistemini, hatta galaksiyi biliyorlardı.

Modern İnsanlar, daha bilimsel hale gelirken, daha 3B hale de geldiler. Kuantum düşüncenin fikirleri dine ve spiritualiteye ayrıldı. Bunun da bir kısmı bölünerek gizemcilik, hatta büyücülük oldu. Ama gerçek şu ki, kuantum hal somut bilim olarak görülmedi; çünkü o tahmin edilebilir değildi, görülemiyordu ve 3B lineerliği içinde mantıklı gelmiyordu. Bugün ironik bir dönüş içindesiniz, çünkü şimdi parçacıkların rastgele bir biçimde davrandığı ve aynı anda iki yerde birden olabildiği kuantum hali keşfetmekte olan, bilimdir. Evrenin, tüm olasılıklara karşın, “yaşam’a eğilimli” göründüğünü keşfetmiş olan bilimdir. En sonunda, çok-boyutlu zarif enerjiyi -ironik bir biçimde, ezoterik temelli olan ve çok boyutlu enerjiyle çalışmaya yıllarını harcamış olanların yardımıyla- keşfedecek olan da bilimdir.

Bu tabakanın numerolojisi ilginçtir. O bir dokuz’dur, böylece o, “tamamlama”yı temsil eder. Onun temsil ettiği tamamlama türü, İnsanın şifa senaryosunun ikinci bölümünü, Birinci Tabakadaki 3B işlemini tamamlayan çok-boyutlu bir işlemi uygulama yeteneğinin tamamlanmasıdır. Bu yapıldığında, İnsan tamamlanmıştır ve tasarlandığı gibi iş görmektedir. Dümen yerini almıştır ve biyoloji, ilk başta uzun yaşam, sağlık ve kendini nasıl iyileştireceğini “bilen” bir sistem yaratmak için DNA’ya yerleştirilmiş olan nitelikler (dümen) tarafından yönetilir.

Dokuzuncu Tabaka, İnsan şifasının “eksik bölümü”dür. O, Üçüncü Lemuryan Tabakadır. Bağışıklık sisteminin kimyasının çok ötesinde, o, bedenin içinde bulunan, neyin yolunda gitmediğini “bilen” ve muazzam şifa gücü ve istikrar sağlayarak hücresel yapıyı kuantum düzeyde değiştirebilen bir enerjidir. Bu tabaka hareketsiz bir şekilde durur, İnsanın niyeti (bilinci), şifacıların saf enerji çalışmaları ve insanlığın halen üzerinde çalıştığı bazı yeni mekanik buluşlar gibi değişik kaynaklardan gelecek boyutlar-arası “işaretleri” bekler. O, İnsanın kendini iyileştirme, sağlıklı ve çok uzun bir ömür yaşama yeteneğinin senaryosunu tamamlar.

Kryon’dan özetleme-sa

Not: Örneğin, Reiki yöntemi ile aldığımız sonuçların temelinin neye dayandığını daha iyi anlıyoruz. Reikiye bağlanırken, niyetimizle dokuzuncu tabakanın beklediği boyutlar-arası işareti vermiş oluyoruz.

Tüm eski bilgiler Lemuryan kaynaklı ve biz bunları bilmeden ve bütünleyemeden, farklı kaynaklardan parça parça tanıyoruz ve kullanıyoruz. Bunların hepsi şamanik uygulamalar aslında. Her düzeyden sunum belli bir aşamanın göstergesi yani hem doğru hem de eksik oluyor, örneğin şamanik uygulamayı davul çalıp ayahuska içmek sanmak yüzeysel bir başlangıç sunumu oluyor ki bizzat Castaneda da böyle sanıp işe başlamıştı 🙂

Galileo ve Onyedinci Yüzyılın Bilimsel Devrimi

galileo-AB

Çağcıl bilim, Galileo ile Descartes’in beyinlerinden, Athena’nın Zeus’un başından çıkışı gibi tam ve yetkin bir biçimde fışkırmamıştır .Tersine,-herşeye karşın bir devrim olarak kalan- Galileo ile Descartes devrimi uzun bir düşünce çabasıyla hazırlanmıştı. Bu çabanın tarihinden aynı bengi sorunları inatla inceleyen aynı güçlüklerle karşılaşan aynı engellerle durup dinlenmeden savaşan bu engelleri aşmasını sağlayacak araçlar, gereçler, yeni yeni kavramlar, yeni düşünme yöntemleri geliştiren insan düşüncesinin tarihinden daha ilginç daha öğretici daha şaşkınlık verici birşey yoktur.

Çağcıl fizik en önce ağır cisimlerin yani bizi çevreleyen cisimlerin devinimini inceler .Olguları, günlük deneyimin görüngülerini-düşme olgusu, atma eylemi-açıklama çabasından da bunların temel yasalarını ortaya koymaya götüren düşünce devinimi doğar. Ama bu düşünce devinimi yalnızca ya da doğrudan doğruya bu çabadan kaynaklanmaz. Çağcıl fizik kaynağını yalnızca Yer’e borçlu değildir. Bir o kadar da göklere borçludur. Yetkinliğini ve ereğini göklerde bulur.

Çağcıl fizik, yani Galileo’nun yapıtlarıyla Galileo’nun yapıtlarında doğup Albert Einstein’ın yapıtlarında son bulan fizik, eylemsizlik yasasını en temel yasası diye görür. Çok haklıdır; çünkü eski sözün söylediği gibi; ignoratu motu ignoratur natura; çünkü çağcıl bilim herşeyi “sayı, şekil ve devinim” ile açıklamaya çalışır. Doğrusu bu yasanın içeriğini ve anlamını bütünüyle kavramış olan Galileo değil Descartes’tır. Ama Newton bu yasayı keşfetme onurunu Galileo’ya yüklemekte hepten haksız değildir. Gerçekten Galileo eylemsizlik yasasını hiçbir zaman açıkça dile getirmemiş olsa da mekaniği örtük bir biçimde onun üzerine kurulmuştur.
Devamını oku “Galileo ve Onyedinci Yüzyılın Bilimsel Devrimi” →

Sekizinci DNA Katmanı; Akaşayı kazımak

Siz, “bir üstadın deneyim kütüphanesi”ne sahip olsanız da, onu kullanabileceğinize gerçekten inanana dek, o öylece durur. Bu, sadece bir merak değil, sağlam bir inanç olmalıdır. Onun gerçekleşebilmesi için sizin bu kavrama “sahip olmanız” gerekir ve birçok kişinin bunu nasıl yapacağıyla ilgili bir fikri yoktur. Onlar bu fikirden hoşlanır, ama onu nasıl uygulayacaklarını anlayamazlar. Bu bizim öğretebileceğimiz bir şey değildir, çünkü siz ya bu inanç yolundasınızdır ya da değilsinizdir. Birçok kişi bu yolda bulunduklarını söyler, ama onların yaşamları böyle olmadıklarını gösterir. Bu durum bazen korkudan, ama çoğu zaman da onların hazır olmamalarından kaynaklanır.

Hazır olanlar için bu harika bir süreçtir. Bu lineer bir süreç olmadığından, İnsan, “Ben yüz-ikinci enkarnasyonumu aktifleştirmek, o yaşamdaki hatiplik ve yazarlık becerilerimi tekrar kazanmak istiyorum’’ diyemez. O kişi, bir geçmiş-yaşam okuması yaptırdığı için, onun yüz-ikinci yaşamı olduğundan emin olsa bile, tarihin o niteliği artık mevcut değildir. Onun enerjisi sizin bugünkü kimliğinizin çorbasında bulunmaktadır. O, ortaya çıkarılıp tekrar kullanılmaya hazır olarak saklanmaktadır. O bugünkü “siz” değildir, ama çoktan yaşamış ve deneyimlemiş olduğunuz siz’dir; böylece, o gerçekten sizin bir parçanızdır. Dolayısıyla, bu kuantum bir süreçtir ve siz ona şöyle hitap edebilirsiniz: “Sevgili hücresel yapım, ben ‘geçmişimde’ kazanmış olduğum ve şimdiki yaşamımı daha kolaylıkla ve zarafetle yaşayabilmemi sağlayacak niteliklere sahip olmak istiyorum. Daha uzun yaşamamı, işimi daha iyi yapmamı sağlayacak ve yapmayı arzuladığım şeylerle ilgili bana huzur verecek o şeyleri geri çağırmak istiyorum. Bunun için, DNA’mda bulunan Akaşa’yı kazmak istiyorum. ”

Öyleyse, burada neyin yapıldığını görüyor musunuz? Siz hücresel yapınıza talimatlar veriyor, ama onun yapacağı şeyi kesin olarak, ayrıntılarıyla belirtmiyorsunuz. Hangi yaşamlarınızın buna dahil olacağına sizin adınıza “karar vermeyi” DNA’nıza bırakıyorsunuz. Bunun derinliğini anlıyor musunuz?

Tıpkı diğer Lemuryan tabaka gibi, bunun için de Lemurca bir isim vardır: AKEE YAWEE FRACTUS. Bu isim “Bilgelik ve Sorumluluk” anlamına gelir. Bu çok Lemuryan bir anlamdır; çünkü Lemurya toplumu farklı olduklarını, spiritüel olduklarını, boyutlar-arası bir biçimde farkında olduklarını ve spiritüel amacı bulmaktan sorumlu olduklarını bilen İnsanlardan oluşan ilk büyük toplumdu. Onlar, diğerlerine bilgelik aktarmış, en sonunda tüm dünyaya yayılacak olan bilgi tohumunu ekmişlerdi.

Akee Yawee Fractus, kulağa bir formül gibi gelmektedir, öyle değil mi? Aslında öyledir; o, Lemur dilinde(?) bir özdeyişi temsil eder. Bu özdeyiş, Lemuryalılar’ın çevrelerindeki jeolojinin manyetik alanlarıyla ömürlerini uzatabildikleri bir yer olan Gençleşme Tapınağı’nın üzerine yazılmıştı. Bu özdeyişin anlamı şuydu:“Sorunlarınızın çözümü pratik şeylerde bulunur.” Bu o kadar zarif bir özdeyiş değildir, çünkü bu uygarlık henüz o kadar bilgili ve eğitimli değildi. Ama bu özdeyiş, İnsanları, hayatta ezoterik şeylerden önce pratik şeyleri halletmeye teşvik eden bir bilgelik prensibiydi.

Tezahür ettirmenin, sekiz sayısının başlıca unsuru olduğunu gözden kaçırmayın. Diğer kavramlar (sorumluluk, pratiklik, yapı) hep birlikte yaratıcı bir enerjidir ve bu tezahür ettirmektir. Onlar bilgelik tezahür ettirir ve bu en sonunda huzurlu bir İnsan yaratır. Bu tabakanın gerçek içeriği, İnsanın – içindeki tıkanıklıkları nasıl çözüp, karma’nın artık bir sorun olmadığı ve diğer ilişki ve etkileşimlerinin endişe yaratmadığı daha huzurlu bir yaşama nasıl geçeceğiyle ilgili- bulmacasının anahtarıdır. O, ezoterik İnsan ruhunun içindeki -incelenmeyi dileyen, hastalıklara ve dengesizliğe bile çözümler vaat eden- enerjidir. İçinizdeki Akaşik Kayıt, kullanacağınız en büyük gereçlerden biridir.

Bu tabaka, İnsanın sahip olduğu en güçlü spiritüel gereci temsil eder ve o bir ruhun kişisel Akaşik Kaydıdır. Her enkarnasyon ve tüm deneyimler oradadır. O, boyutlar-arasıdır ve aslında DNA’da bulunmamaktadır; o, Yaradılış Mağarası’nda daima var olan çok daha geniş ve derin bir enerji bilgisine direkt bir hat oluşturan dinamik bir talimat dizisidir. Boyutlararası nitelikler bir yere ya da lineerliğe sahip değildir, bu yüzden bu kolayca anlaşılan bir şey değildir. Onlar -en küçük parçaların, hep birlikte, bir olarak tüm yaradılışa aktarıldıkları- “kuantum bir hal” içinde bulunur.

Kryon’dan özetleme-sa

(?) Lemurya dili şu an kullanılmamakla birlikte en yakın temsilcisi Hawaiice ve Japonca karışımıdır denilebilir.

Not: Şimdi ben, algımın şu anda çengellendiği Sibel enkarnasyonunda “8 numerolojisi” ve “YAY kuzey ay düğümü” yol haritasına sahip biri olarak tam bir kazıma işiyle meşgulüm. 🙂