Arama motoru :)

Ya benim gibi, bir şeyler arayıp bulamayan ve bu konuda duyuru yapmak isteyen olursa diye böyle bir başlık da olsun dedim.
Ben ararım, bakarsın sen bulursun da bana söylersin çözeriz problemi…
Başlık bir tane olur, kirlilik de olmaz böyle olunca…

Söylenenin Tersini Yapma Eğilimi

Genelde çocuk yaşlarda ortaya çıkan bu inatlaşma ve söyleneni yanlış algılama eylemi, önlemi alınmazsa ileriki yaşlarda iletişim sorunları ile karşımıza çıkar.

Sırf bir şeye karşı çıkmak adına yapılan durumlardır.
Anne : aa bak çocuğum jandarma
Çocuk : iiiihhh jandaracam işteee…
Jandar oğlum jandar görecez ilerde jandarma olduğun günleri.
Anne : oğlum gelir misin buraya.
Çocuk: pipiyi kopartır atar ortaya hehe artık kızınım

Bir anlamda ego savaşıdır.
-Ben senden daha ileri işeyebilirim.
-İşe, işedin mi? Ne oldu şimdi ?

Kişisel gelişim açısından baktığımızda, insan psikolojisinin söyleneni olumsuz emir olarak algılama durumudur.
– “Bir daha bu adamı damat diye getirme karşıma.” Gider onunla evlenir 3 tane de çocuk doğurur.
-Derslerine çalışsana evladım…
-Al sana 4 zayıf ohh. Bir daha söyle de 2 tane daha ekleyeyim.
-Hee ne oldu sanki sınıfta kalan ben miyim şaşkın şey…

Pislik, sandığımız kadar kötü bir şey değil

“…Ama çöp, zannettiğimiz kadar kötü bir şey değil. Çünkü ben steril hayatların çok tehlikeli olduğunu, faşizme açılan kapı olduğunu düşünüyorum. Yani bir sürü insanı ayıklayan steril zihniyetlerin ve bunu pompalayan yaşam anlayışının sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Onun için yapılması gereken şey birinci olarak hem okuru hem kendimi içerideki pislikle yüzleştirmek ikinci olarak da pisliğin zannettiğimiz kadar pis bir şey olmayabileceğine dair bir soru işareti atmak.”

Elif Şafak’ın Bit Palas romanıyla ilgili yaptığı röportajda yukarıdaki sözlerini okuyunca “İşte bu!” dedim. Çünkü ben de her zaman şikayetçiydim aşırı steril bir yaşamdan. Bunu Jorge Luis Borges de çok daha önce görmüş olmalı ki “Eğer” adlı efsanevi şiirinide aynı şeyden şikayet ediyordu:

yol/suz yol/cu

kalbim, kalbim hep senden yana neden?
neden gülümsemelerimi kendi ellerimle atmalıyım dudaklarımdan?
neden gidesim var yanmaya? öyle alev alev değil belki bu cehennem.
düşün…
düşün…
düşün…
bu kaçıncı düşüşün
üzerine dizlerin?
dizlerimdeki çocuk yaraları düşüm.
off…
hayallerim… ellerim bu kadar küçük olmasaydı
tutabilirdim belki hayallerimi de
yada belki düşmezdim
böyle güzel olmasaydı düşlerim.

bilgiç kız; yıllar ötesinden bana gel
elbet her derde bir dermanın var…
korkuyorum
bugün yine çok korkuyorum
aşk, bebeğim, senden korkuyorum.
bilge ana, gecelerimin sevdalı kadını
söyle bana
— hangi yol götürür beni evime?

Sevgilerde

“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı
Bitmeyen işler yüzünden

Siz böyle olsun istemezdiniz
Böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi
Kalbinizde kaldı gecelerde ve yalnız

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı
Gizli bahçelerinizde açan çiçekler vardı
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı
”
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarla bu kadar çabuk geçeceği
Aklınıza gelmezdi

Siz böyle olsun istemezdiniz
Böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi
Kalbinizde kaldı gecelerde ve yalnız