Etkili bir Temel Şaman Davul Çemberi

Etkili bir Temel Şaman Davul Çemberi

Susan Mokelke (FSS – Şaman Araştırmaları Vakfı Yöneticisi)

© Shamanism Dergisi, İlkbahar/Yaz 2007, Vol. 20, No. 1

Şaman Davul Çemberi, Şamanizmi deneyimlemek ve bu bilgide derinleşmek için güçlü bir yol olabilir. Michael Harner’in temel ruhsal seyahat yöntemini öğrendikten sonra, rehber ruhlarla kişisel bağlantınızı güçlendirmek için alıştırma yapmak önemlidir. Bu kişisel bağlantı Şamanizm uygulamasında çok önemlidir. Bir Davul Çemberi bu uygulama için sürekli, yardımcı bir yapı sağlıyor. Daha yüksek seviyedeki bilgiler FSS’nin İleri Seviye Kurslarından sağlanabilir.

Bu makale Davul Çemberine başlamaya karar verenler için birkaç temel ilkeyi açıklar. Davul Çemberi kurmak ve Çemberin daha etkin olması için bu ilkeler size yardımcı olur. Katılacak bir Davul Çemberi arayanlar için ise, bu makale hangi Davul Çemberlerinin sizin için daha doğru karar olduğunu tanımlamanızı sağlar.

Bu ilkeler Temel Şamanizme odaklı olan Çemberler için yol göstericidir, Michael Harner’ın esinlenip geliştirdiği bu Şaman yöntemleri, herhangi belirli bir kültür veya bakış açısı ile ilgili değildir.

Davul Çemberleri birçok amaca hizmet eder. Bunların arasında temel olanlar:

  1. Şamanizmi deneyimlemek, özellikle ruhsal yolculuk yapmaya yardımcı olacak bir mekan sağlar;
  2. Deneyim yapılabilecek sürekli ve düzenli bir yapı sağlar;
  3. Şaman bilgilerini, katılımcıların birbirleri ile paylaşarak ve ruhlarla doğrudan esinlenerek, açığa çıkmasını artır;
  4. Yapılan uygulamalarla, katılımcıların rehber ruhları ile olan bağlantısını güçlendirir;
  5. Kişiler ve topluluk için şifa sağlar.

Davul Çemberi konusunda bilgi her zaman klasik Şaman yöntemi olan ruhsal seyahatten alınabilir. Bir Davul Çemberine başladığınızda, yapılan ilk toplantıdaki ruhsal seyahatinizde, dikkati toplamaya ve sabitlemeye, şekle ve ilkelere odaklanmak gerekir. Ancak, bunlarla birlikte, aşağıdaki ilkelerin de etkili bir Şaman Davul Çemberi oluşturmak için takip edilmesi gerektiğinin farkına vardık.

Bir Davul Çemberine başladığınızda veya katılmaya karar verdiğinizde, şunları göz önüne almanız gerekir:

  1. Davul Çemberine katılanlar kimlerdir? Hangi deneyim seviyesi gerekmektedir? Davul Çemberi başlatıldığında, yeni üyelere açık mı, kapalı mı olacaktır? Eğer kapalı olacaksa, ne zaman yeni üye için karar verilecektir?
  2. Çember nasıl yönetilecek? Kalıcı ve deneyimli bir rehberle mi? Dönüşümlü bir yöneticilik sistemi ile mi?
  3. Çemberin odağı ve amacı açık ve katılımcılar tarafından kabul edilmiş midir?
  4. Çemberin biçimi nasıl olacaktır? Ne zaman, nerede, ve ne sıklıkta Çember toplanacaktır? Çembere katılımın bir ücreti olacak mı? Her toplantıda genel ve sürekli bir biçim / akış olacak mı?
  5. Çemberin içeriği nasıl belirlenecek?
  6. Çember Şaman çalışma ahlakına açıkça uyacak mı? Bu ahlaka sadık kalacak mı? Çember uyumlu mu?

Davul Çemberi katılımcıları

Davul Çemberleri bu konu ile ilgili herhangi birilerinin katılmasına tamamen açık olabilir. Bazıları ise kapalıdır, bunun anlamı, ya katılımcıların belli bir deneyim seviyesinde olup Çember başlatıldığında üye alımına kapatılması, veya katılımcılar tarafından belli bir süre için yeni katılımcılara kapatılmasıdır. Bazı Çemberler katılımcıların belli bir deneyim seviyesinde olmalarını talep eder ve belirli dönemlerde yeni katılımcı kabul ederler. Bu seçenekleri göz önüne alıp, size uygun olanına karar vermelisiniz.

Açık Çemberlerin üstünlükleri:

  • Yeni katılımcılara her zaman ulaşılabilir;
  • Esnek ve değişkendirler (biçim ve içerik olarak katı olmamaları daha muhtemeldir);
  • Daha çok katılımcıları bulunur;
  • Deneyimsiz katılımcıların ustalarla buluşması mümkündür.

Açık Çemberlerin zayıflıkları:

  • Farklı deneyim düzeyleri herkesin çalışacağı içerikleri bulmayı zorlaştırır;
  • Tecrübeli katılımcılar, tecrübesiz olanlar nedeniyle çalışmalarda derinleşmeye zorlanırlar;
  • Deneyimsiz katılımcılar, farkındalıkları daha yüksek olanlarla tecrübelerini paylaşmakta endişelenirler;
  • Üyeler sıklıkla değiştiğinden güven ve birlik hislerini tesis etmek zorlaşır.

Kapalı Çemberlerin üstünlükleri:

  • Tüm katılımcılara hitap eden içeriği tespit etmek daha kolaydır;
  • Birbirine uygun deneyimli seviyedeki katılımcılar grubun her uygulamada daha derinleşmesine imkan verir;
  • Katılımcılar birbirlerini daha iyi tanırlar, güven ve birlik oluştururlar;
  • Üyeler, biçimin dışında olan, uygun olmayan, ve gizliliğe kaygılanmadan daha üstün yöntemler deneyimleyebilir.

Kapalı Çemberlerin zayıflıkları:

  • Daha az katılımcı bulunur;
  • Yeni katılımcılara ve onların getireceği çeşitliliğe ve ilgiye ulaşılamaz;
  • Çemberin biçimi ve içeriği kolaylıkla daha katı kurallı olur.

Ender durumlar hariç, üyelikten ihraç her bir üyenin Davul Çemberine katılma taahhüdünün önemi ile ilgilidir. Özellikle kapalı Çemberlerde, üyelerin bir çok toplantıya katılmaması, etkili bir Çember oluşumunu güçleşir. Katılım ile ilgili hangi kesin kararların gerektiğini baştan açıkça belirlemek – ve her bir katılımcının onayını almak – en iyi yoldur.

Çemberi Yönetmek

Birçok Çember, özellikle katılımcıların FSS Temel Çalışma kursunu almış olan başlangıç Çemberleri, hiç olmazsa bir süreliğine, deneyimli bir Şaman uygulayıcının bulunmasını, gruplarını yönetmek için bunu çok yararlı bulmaktadır. Deneyimli bir lider ruhsal seyahat yöntemlerini açıklayabilir, bireylere Üst ve Alt Dünyalara ulaşmayı ve rehber ruhları ile başarılı ve güvenli bir bağlantı kurmalarını öğrenmelerine yardımcı olabilir. Bir kez bu tutarlı bağlantı sağlandığında, doğrudan bilgi sağlanır ve rehber ruhlar size gerekeni öğretir.

Sıklıkla, deneyimli gruplar dahi sürekli bir yöneticiyi tercih ederler, böylelikle dikkatlerini kendi bilgi ve deneyimlerine derinleşmeye odaklayabilirler. Grup lideri aynı zamanda, Çember katılımcılarını adım adım daha derin deneyimlere götürecek içerik yaratabilir.

Bazı Davul Çemberleri en tatmin edici yöntem olarak dönüşümlü liderliği bulmaktalar. Burada her toplantıda farklı bir yönetici bulunur, veya üyeler tarafından bu bir dönüşüm listesi ile kararlaştırılır. Dönüşümlü yöneticiliğin birçok üstünlükleri vardır. Daha büyük farklılıkları olan deneyimler uygulanır; grup sorumluluğu paylaşılır; üyeler öğretme ve yönetme becerisi kazanır; katılımcılar rehber ruhlarından öğrendikleri yöntemleri grupla deneyebilirler.

Çemberin Odağı ve Amacı

Bir Şaman Davul Çemberinin etkin olması için, Çember için baştan bir odak ve amaç belirlemek önemlidir. Üyeler davet edildiğinde, açıkça neyin teklif edildiğini anlamalı ve bu teklif açıklıkla kabul edilmelidir. Şaman bilgisinin büyük kısmını bir Şaman Davul Çemberinden elde etmek için, kendini denetim altına almak ve Şaman yöntemlerine odaklanarak bunları kullanmak önemlidir. Birçok üye geniş ölçüde başka yöntemlere yetenekleri de bulunur: psikoloji, astroloji, medyumluk, şifacılık, enerji ve ışık işçiliği, vs. gibi yetenekli kişilerin bulunması Çemberiniz için harika bir niteliktir. Fakat, bu Davul Çemberinin odağının Şaman bilgisi kazanmak üzere uygulama yapılacağının ve birlikte olunduğu süre zarfında Şaman yöntemlerinin deneyimleneceğinin kabul edilmesi önemlidir.

Çemberin Biçimi

Bir Şaman Davul Çemberini biçimlendirmenin birçok yolu vardır. Biçim için iki basit görüş:

  1. Uygulama yerini, başlangıç zamanı ve süresini, sıklığını ve ücretini dikkate almak;
  2. Her buluşmanın genel akışı veya içerikleri: Biçim her buluşmada sürekli aynı mı olacak yoksa her seferinde değişecek mi?

Davul Çemberlerinin büyük çoğunluğu, en azından, Davul Çemberinin toplanmasında istikrarlı bir zaman süresinin ve sıklığının etkili olduğunun farkına varmıştır. Çoğumuzun çok yoğun yaşamları bulunmaktadır. Çok kişi düzenli bir toplanma düzeninin kendi yaşam planlarını ayarlamak için gerekli olduğunu, fakat aksinin çok zor olduğunu fark eder. Aynı zamanda, uygun ve merkezi bir alanda buluşmak Çember için çok uygundur. Bununla beraber birçok grup, özellikle katılımcıların uzak mesafelerden geldikleri durumlarda, dönüşümlü buluşma yerini tercih etmektedir. İlk toplantıda bir bildiri ile bu önemli teferruatlara bir ruhsal seyahat yapılması gereklidir. Davul Çemberiniz için ne tür bir zamanlama ve mekan Şaman bilgisinin elde edilmesine en yararlısı olacaktır? Bir mekan kiralamak ister misiniz? Katılım için bir ücret olacak mı? Bu ücret neleri kapsayacak?

İlk toplantıda karar verilmesi gereken bir diğer konu ise Davul Çemberinin her toplantıdaki genel akışıdır. Örnek olarak, Çember nasıl açılacak? Ruhlar nasıl çağrılacak? Mum kullanılacak mı? Tütsü yakılacak mı? Davul mu yoksa diğer vurma sesleri mi kullanılacak?

Yeni uygulamaları anlatacak vaktiniz olacak mı? Zaten bilinen bazı uygulamaları tekrar etmek için zaman ayrılacak mı? Şifa için zaman ayrılacak mı? Çember nasıl kapatılacak?

Çoğu Çember en etkili yol olarak, en azından, her toplantı için genel bir akışı oluşturmayı görmektedir, örnek olarak, Çemberi açmak, katılımı denetlemek, uygulamalar, şifa talepleri, Çemberi kapatmak. Bu tür bir genel biçim genellikle katılımcılar üzerine daha büyük bir güven hissi uyandırmaktadır ve uygulamalardan daha etkili olarak bilgi ve derinlik sağlaması mümkün olmaktadır.

Davul Çemberi Toplantılarının içerikleri

Davul Çemberiniz devamlı bir yönetici tarafından idare ediliyorsa, o zaman bu kişi her toplantının içeriğini saptayacaktır. Eğer dönüşümlü liderlik uygulanıyorsa, her bir toplantının lideri büyük ihtimalle içeriği önerecektir.

Bunlardan başka içeriği tespit etmenin başka birçok yolu da vardır. Her toplantıdan önce bir ruhsal seyahat yapabilirsiniz. Grup her toplantıda, (veya yıllık, aylık, veya hangi sıklıkla isteniyorsa) Çember başlatıldığında toplantının içeriğini tespit etmek için bir ruhsal seyahat yapabilir.

İçerik konusunda karar vermek katılımcıların deneyimi ile ilgilidir (en yararlısı içeriğin katılımcı seviyesinin biraz üstünde olmasıdır). Çok yüksek seviye kişiyi bunaltır; eğer içerik doğru şartlarda sunulmazsa üretken olmayabilir ve katılımcının kendi zamanlamasını ve aşamasını karıştırır. Akılda tutulmalıdır ki, her toplantıda yeni bir şeyin ortaya konulması şart değildir. Birçok deneyimli uygulamacı FSS Temel Kursunu birçok defa almıştır – her seferinde daha derine gitmekte ve kendilerine daha sağlam bir temel oluşturmaktalar. Katılımcıların bu çalışmadan alınabilecek faydanın tamamını aldıklarını hissedene kadar bir uygulamayı tekrarlamaktan endişelenmeyin. Çember üyelerinin ihtiyaçlarının farkında olun ve gelişmelerini gözetleyin.

Şaman Çalışmasının Etiği
Çemberinizde herhangi biri için şifa çalışması yapmadan önce, ona durumu tarif etmek ve Şaman (ruhsal) şifası için iznini almanız gerekir. Şaman çalışmasında, ruhun meseleleri ile öncelikli olarak ilgileniyoruz. Her kişi, kendi veya ruhu için neyin yapılabilir ve yapılacağını kararlaştırma hakkına sahiptir. Herhangi bir şifa çalışması yapmadan önce, kişinin rızasını alın. Eğer kişi çocuk ise, ailesinin veya onunla ilgilenenlerin rızası alınmalıdır. Eğer kişi komada ise, ailesinin veya velisinin rızasının alınması gerekir. Ve ayrıca da, bir ruhsal yolculuk yaparak kişiye izni ve isteğinin ne olduğu sorulmalıdır. Ölü birinin ruhu ile dahi ilgilenildiğinde, ailesinin veya velisinin izni halen gereklidir. Ve tekrar, kişinin ruhuna ne istediği sorulmalıdır. Tereddüt varsa, işlemi yapmayın.

Doğal veya toplumsal felaketler söz konusu olduğunda, gerekli yardım yapılmadan önce, o diyarın ruhunun veya ilgili kişilerin ruhlarının izninin alınmış olması önemlidir. Farklı kültürlerin, kişilerin veya bir başkasının ruhunun ihtiyaçlarını bilmediğimizi her zaman hatırlayın.

Şaman uygulayıcıların Çemberi bireylere veya topluluklara güçlü bir şifa sunabilir. Bunu bilgece, alçak gönüllü, saygılı, ve şefkatle uygulayın.

Çemberinizdeki kişilerin kendi doğrudan deneyimlerin olmasının önemli olduğunu aklınızda tutmalısınız. Birbirinizi çözümleme veya yola getirme dürtüsüne karşı gelmeye çalışın. Aklınızda tutmalısınız ki, bir kişinin deneyimi kendi için kusursuzdur; ruhsal yolculuktaki deneyimler onu yapan kişi tarafından verilmiştir. Bunu yorumlamaya ihtiyacınız yok. Birinin güçlü duygusal bir deneyimi olduğunda, ona yardım etmek veya kutlamak için koşmaya ihtiyaç yoktur. Birbirinizi kabul edin ve birbirinizin olmasına izin verin. Kendi deneyiminizi bir başkasınınki ile kıyaslamayın. Çemberinize verebileceğiniz en iyi hediye, dinlemeniz ve onaylamanızdır.

Çemberinizde olanların gizli kalması gereklidir. Bu güven ve emniyet hissinin oluşması temel bir zorunluluktur, ve onsuz etkili bir Davul Çemberi yapamayacağınız çok açıktır.

Çemberinizde, rehber ruhları cezbedecek olanın uyum olduğunu aklınızda tutmalısınız. Ve hatırlamalısınız ki, siz bir çemberdesiniz ve çember birdir, bütündür. Şifalanmak bütün olmaktır. Bir Davul Çemberi olarak tek bir yürek olduğunuzda, ruhlar sizi tüm güçleri, bilgelikleri ve sevgileri ile destekleyecektir.

Çeviri : Aki

Âşktır benim dinim ve imanım

Bugüne kadar benimle aynı evde oturan

can dostumu görmezden gelmişim

dinimin olmadığı şu anda

O’nun dinine tabiyim

ve artık kalbim

bütün suretleri kabul eder oldu

ve artık kalbim

bütün suretleri kabul eder oldu

ceylanlara otlak

rahiplere manastır

putlara tapınak

hacılara kâbe

Tevrât’ın levhaları

Kur’an’ın sayfaları

Âşk dinin yolundan gidiyorum şimdi ben

ne tarafa yönelirse aşk kervanı

Âşktır benim dinim ve imanım

Âşktır benim dinim ve imanım


Ibn’ûl Arabî

Not: Bir filozofun ağzındanduymak çok daha etkileyici 🙂

Kutsal devir-teslim

Kadın Ana’ ya da ‘Ma’ Luvi’lerin, bilinen ilk kadın önderiydi..Anadolu güneşinin altında,tohumu tarlaya ilk eken ,toprağa suyu ilk veren,ilk meyve fidanını aşılayan ve hayvanı evcilleştiren ‘Kadın Ana’ oldu.O toprağı işleyen,besleyen doğuran ve koruyan ilk canlı varlıktı,Luvi’lerin anaerkil toplum yapıları ve toprağa bağlı ekonomik yaşamları onun ellerinde şekillendi.Luvi’ler onun çocukları olmaktan her zaman büyük bir övünç duydular Ona ve sonraki kuşaklarda Luvi kadın örgütlülüğünün başında bulunan ve onu temsil eden ‘Kadın Ana’lara sonsuz saygı gösterdiler.Kadın Ana bu toplumsal düzen içinde sevgi ve sadakat ile bağlı bulunulan bir üstün irade idi.Luvi’lerin ‘Kadın Ana’ya olan bağlılıkları hürmet ve vefaya dayanıyordu.Ona kulluk etmiyorlar yada ona tapınmıyorlardı.

Eski çağın gizemli, saygın ve kutsal ‘Ma/Kadın Ana’sısı sonraki çağlarda Anadolu’da ve komşu coğrafyalarda ortaya çıkan uygarlıkların tanrılar panteonunda ‘Ana Tanrıça’ haline getirildi. Asur kolonisi Kültepe’de ‘Kubaba’, Hitit’lerde ‘Arinna’, Hurri’lerde ‘Hepat’adı ile anılan Ana Tanrıça Frigya’da ‘Kyebele’ye, Lidya’da
‘Kyebebe’ye dönüştü. Helen’lerin Ana Tanrıça Artemis’i ve onun Latin versiyonu Diana aslında Luvi’lerin ‘Ma /Kadın Ana’sının tanrıçalaştırılmış biçimleriydiler.

Anadolu’da Hıristiyanlık ile birlikte yaşamın tüm alanlarını kaplayan ataerkil düzenden önce var olan bilinmeyen bir çağda ‘Kadın Ana’ tarafından biçimlendirilen, anaerkil toplum yapısı erkeğin tüm yaşamı tek başına yönlendirdiği ataerkil düzenin ‘öznesi değişmiş’ bir benzeri değildi.Anaerkil toplum düzeninde-ataerkil düzende olduğu gibi- tüm otoritenin ve gücün kadınlar elinde toplanması ve erkeklerin kadınlar tarafından baskı altında tutulmaları akıllara bile gelmezdi.

‘Kadın Ana’ tarafından kurumlaştırılmış bu,ilk büyük sosyal yapı içinde kadın ve erkeğin birbirine üstün gelme mücadelesi yoktu.Cinsiyetler arasında ‘hükmeden ve hizmet eden’ ayrılığı bulunmuyordu. Bu toplumsal yaşam biçiminde kadınlar ve erkekler hayatın zorluklarını büyük bir dayanışma içinde, birlikte omuzluyorlar,yaşamın getirilerini birlikte paylaşıyorlardı.Üretim ve paylaşım, kişisel servet edinmeye değil,toplumsal fayda sağlamaya yönelikti ve komünal bir nitelik taşıyordu.Kadın ve erkek arasında statü farkı yoktu, saygınlıkları birbirlerine denkti ve aynı itibarı paylaşıyorlardı.

İznik konsilinden sonra Ön Asya’da misyonerlik faaliyetlerini devletin de desteğini arkasına alarak arttıran Hıristiyan kilisesinin yayılmacılığının önündeki en büyük engel ‘Kadın Ana’ oldu.Anadolu halkı ‘Kadın Ana’ imgesi ile o kadar bütünleşmişti ki, ‘Kadın Ana’ halk arasında o kadar saygındı ve o kadar vazgeçilmezdi ki,Hıristiyan Kilisesi kendi varlığını ve kendi inanç sistemini halka kabul ettirebilmek için ‘Meryem Ana’ figürünü ortaya atmak zorunda kaldı.

Hıristiyanlar ‘Kadın Ana’ profili ile bire bir örtüşen bir ‘Meryem Ana’ ortaya koymuş olsalar da ;İsa’nın annesi Meryem Ana,Anadolu’nun ‘Ma/Kadın Ana’sını ikame etmede başarılı olamadı.Kadın Ana geleneğinin ödünsüz takipçileri Alevi bacılar, Hıristiyanlığa ve ‘Kadın Ana’nın Hıristiyan doğması içinde deforme edilmesine en çok karşı koyanlar oldular,

Ortaçağ karanlığını kurumlaştıran Hıristiyan kilisesinin kayıtları, Kadın Ana ve Alevi bacıların Hıristiyanlık karsısında gösterdikleri direncin en açık kanıtıdırlar.Bu kanıtlardan açıkça anlaşılan odur ki;Türk-İslam sentezcilerinin kolonizatör İslam dervişleri olarak sundukları Anadolu Alevi bacılar topluluğu bu toprakların en eski kadın sosyal örgütlülüğüydü.

İslamiyet’in Arap yarımadasında ortaya çıkışından üç yüz yıl evvel ve Orta Asya çıkışlı göçler Anadolu’ya ulaşmadan yedi yüz yıl önce Anadolu’da toplanan Ekümenik Gangra (Çankırı) Hıristiyan konsilinin kayda alınmış ve bugüne ulaşmış tutanakları, Aleviler’in ve Alevi Bacılar örgütlenmesinin bu topraklarda her şeyden ve herkeslerden önce var olduklarını hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde teyit etmektedirler.Çankırı Hıristiyan konsili kayıtlarının lanetlerle donatılmış satırları –kendi küfürleri içinde de olsa-kısa saçları ve derviş kılıkları içinde dergahlarda komün yaşamı süren Anadolu kadınlarının geçmişlerinin aydınlatılmasında en önemli kaynaklardır.

‘Eğer bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile görünüşünü değiştirir,geleneksel kadın giysilerini giymek yerine erkek kıyafetine bürünürse ona lanet olsun’’(Çankırı konsili kanun no:13)

‘’Eğer herhangi bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile,Tanrının ona bağımlılığını ve itaatini hatırlatmak için verdiği uzun saçlarını bu bağımlılık düzenini bozmak için keserse ona lanet olsun.’’(Çankırı konsili kanun no:17)

1240 yılında,büyük Malya bozgunundan sonra Hacı Bektaş-i Veli,yorgun yaralı ve büyük düş kırıklığı içinde Karacahöyük ‘Kadın Ana’dergahına sığındığında bu kadim,bin yıllardır süren o muhteşem Alevi kadın örgütlülüğü hala ayaktaydı.’Kadın Ana’ geleneğinin koruyuculuğunu üstlenmiş olan dergahın Pir Bacısı, Kadın Ana ve onun müritleri Alevi bacılar XIII. Yüzyıl ortalarında kendi dergahlarında eski çağların görkeminden uzak münzevi bir yaşam sürüyorlardı.Olağan üstü zor koşullara tahammül ediyorlardı. Varlıklarını ve son güçlerini Alevi erkanının bekasına adamışlardı.Bu demekti ki;‘Meryem Ana’ aldatmasıyla donatılmış Hıristiyanlık ‘Kadın Ana’yı bu topraklardan tamamen söküp atmada başarılı olamamıştı.

1240’lı yıllarda Anadolu’da Alevi kadınları bir yandan tüm umutlarını Malya ovasında bırakmış yorgun ve çaresi tükenmiş erkeklerin yaralarını sararlarken bir yandan da ülkeyi boydan boya işgal eden barbarlar ordusuna karşı durabilecek kadar cesur olabilmişlerdir.

Mikail Bayram .Süryani tarihçi Bar Hebraeus’u kaynak göstererek Alevi bacılarının 1243 yılında Anadolu’yu istila eden Moğol ordusuna karşı Kayseri Şehrinin savunmasına katıldıklarını ve on binlerce kayıp verdiklerini öne sümektedir.Bu doğrudur MÖ 1190 yılında Truva’da ne olmuşsa MS 1243 yılında 2433 yıl sonra aynı şeyler olmuştur.Erkeğin dayanma gücünün bittiği yerde bu toprağın anaları korkusuzca savaş meydanlarına çıkmayı ve devrin en acımasız istilacılarına karşı savaşmayı ve bu topraklar uğruna ölmeyi her zaman bilmişlerdir

Kadın Ana’nın ve Alevi bacılarının son büyük sığınağı Karacahöyük dergahıydı.Bu dergahın son kadın sakinleri Kadın Ana ve müritleri onlarca yıl boyunca gizemlerini teslim edeceği ehil ellerin yolunu beklediler.Bu uzun ve meşakkatli bekleyiş Abdal Musa’nın Karacahöyük’e
(Venessa/Hacıbektaş) gelmesiyle sona erdi.

Ondördüncü yüzyılın başlarında Karacahöyük Dergahı’nı çekip çeviren Pir Bacı, Luviler’in kutsal ‘Ma/Kadın Ana’sının varisi ve temsilcisi, anaerkil yaşamın önderi bir ‘Kadın Ana’ydı.’Kadın Ana’ Abdal Musa’yı kendisine ‘yol oğlu’ aldı.O kendi yavrusuna ‘yol oğlu’na el verdi. Tüm geçmiş birikimlerini, geleneğini ve gelecek beklentilerini ona emanet etti..Abdal Musa kendisine bel bağlayan Kadın Ana’sının son umudunu boşa çıkarmadı. Alevi erkanı onun hünerli ellerinde yeniden hayat buldu. Ayağa kalktı. Alevilik bugün bir biçimiyle bu topraklarda hala yaşıyorsa, unutulmuş çok uzak bir tarihten bu yana Kadın Ana anısına kurumlaşmış bu toprakların en eski ritüeli bereket ve bolluk törenleri, Abdal Musa’nın hırkasıyla bütün Anadolu’yu hala köy köy dolaşıyorsa, bunun sebebi; on dördüncü yüzyıl başlarında Karacahöyük Dergahı’nda yaşanan o kutsal ‘devir-teslim’dir.

Karacahöyük Dergahı’nın ‘Kadın Ana’sından kutsal emanetleri devir alan ve ‘Kadın Ana’ eliyle Alevi erkanının, Işık geleneğinin temsiline yetkili kılınan, Abdal Musa’nın Anadolu’da Luvi’lerden bu yana ‘Ma/Kadın Ana’ onuruna yapılmakta olan bolluk ve bereket törenlerini ve ayinlerini (eksodos) yeniden kurumlaştıran kişi olması elbette bir tesadüf değildi.

Ana Tanrıça kılığında tüm uygarlıkların içine sızan, her zor koşulda ve her iklimde kendisine yaşam alanı bulan Hıristiyanlığın amansız muhalifi, Luviler’in ‘Ma/Kadın Ana’sı İslamiyetin Anadolu’da egemen olması ile birlikte yeni bir kisveye büründü.’Kadın Ana’ bin yıldan bu yana bu coğrafyada İslami bir kadın öznenin gizlisinde varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Semavi dinlerin hükümranlığı ile birlikte Anadolu’da sosyal hayatı erkekler biçimlendirmeye başladılar.Siyasi,ekonomik ve dini otorite de erkeklerin eline geçti.Ortaya çıkan bu erkeğin egemen olduğu toplumsal yapı ,kadını baskı altına aldı ve kamusal alandan uzaklaştırdı.Anadolu’nun anaerkil düzeni çözüldü ve dağıldı.Dışarıda kadın aleyhine gelişen son derece olumsuz erkek egemen havaya karşılık ,binlerce yıldan beri yerleşmiş,tüm Alevi bireyler tarafından benimsenmiş ve özümsenmiş ‘Kadın Ana’ geleneği sayesinde,Alevi sosyal hayatında ve Alevi aile yaşamında kadınların itibarı ve saygınlığı her şeye rağmen korunabilmiştir.

Bu ülkenin her köşesinde ‘Kadın Ana’nın ayak izi vardır.Rüzgarlar onun sesini hala bir dağdan ötekine taşır dururlar.Kadın Ana adına vakfedilmiş şehirler ve ülkeler Kazova’da Kapadokya’da,Pisidya’da ve Anadolu’nun hemen her yerinde kendi gerçeklerinin gün yüzüne çıkacağı günleri bekliyorlar.

Kadim bilgiler ve uzak geçmişi bugüne bağlayan kanıtlar hemen her gün her köşede küçük ve günlük emeller uğruna acımasızca tahrip ediliyorlar.Hoşgörüden yoksun karanlık güçler kendi dayattıkları kurguları doğrulayabilmek uğruna bu toprakların kültür mirasını ölçüsüzce talan ediyorlar.Bu gün pek çok gerçeğe ,Anadolu halkının kültür tahrifatına ve yapma tarihe inatla direnen toplumsal belleği ve yetkin bilim adamlarının namuslu çabaları sayesinde ulaşılabilmiştir. Alevi bacılarının XIII. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, bezgin dervişlerden sabırla topladıkları sırları ve kerametleri kendi belleklerinde sakladıkları kadim bilgilerini de üzerine koyarak Abdal Musa’ya teslim etmelerinin nedeni artık kabul edilebilir bir açıklamaya ve berrak bir cevaba kavuşmuşsa ,bunda çok kişinin emeği vardır.

İnsan üstü ve eşine az rastlanır bir özveri ile Aleviliğin Ortaçağ karanlığı içinde kaybolup gitmesini engelleyen Anadolu’nun yürekli kadınlarının ve bu toprakların onurlu geçmişi, aydınlık geleceği olan Işık İnsanları’nın çoğu zaman hüzünlü, her dem görkemli tarihleri, amaçları ve varlık sebepleri bin yıldan uzun sürmüş bir karanlığın ardından yeniden, bir kez daha gün ışığı ile buluşuyor. Uzun tarih dizin zincirinin görüş alanımızdan uzaklaşmış halkaları, hafızamızın gizli kalmış bölmelerinden dışarı çıkarak teker teker birbirlerine ekleniyorlar.

http://www.gencaleviler.com/forum/ma_kadin_ana_ana_tanrica_ve_isik_insanlari_aleviler-t276.html?s=de13febe0e70f0a82981b0d8bfa97b8b&

Sözüm sizleredir düzen sevenler.

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz(Yunus)

Sözüm sizleredir düzen sevenler.

Hem düzeni dirliği kim sevmez ki! Velakin her güzelliğin bir de gölgesi vardır, bilen bilir.
Bir örnek üzerinden gidelim. Dünyada eşi görülmemiş bir seçim barajımız var: %10. Kim ki yönetime gelir, ona hatırlatırız;
“Bak bu oran hakça değildir, demokrasi anlayışına uymaz. Olsa olsa diktatörlerin yönettiği göstermelik demokrailerde olabilir. Şimdi sana diktatör olmadığını, başkalarının haklarını yiyerek koltuklara yapışmak istemediğini göstermek için bir şans verildi. Lütfen hem kendin, hem partin, hem de ulusunun demokrasiye layık olduğunu onaylamak için ilk iş olarak barajı en azından uygar ülkeler de uygulanan seviyeye düşür.”

Ve “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” diye de ekleriz.

Peki bunu yapan oldu mu şu ana kadar? Hayır. Her gelen değiştirmediği barajın suları altında kalıp gitti.

Değiştirmeme sebeplerini ise “düzeni ve istikrarı sağlamak için gerekli” diyerek açıkladılar. Vicdanlarına sığmayan bu yalan onları zaman içinde içte içten kemirdi.  Kof bi kabuk gibi çöküverdiler.
İstikrarı kim sevmez ki?

Düzen ve istikrar;  sevgisizlik, saygısızlık ve hak yeme uğruna kazanılabilir miydi? Binlerce yıldır bir çok devletimiz oldu, bu işleri iyi bilirsiniz aslında. Bu topraklardan bir çok güce tapan geçti. Dahası da geçer.

Sevgiden, saygıdan, kardeşçe hakça paylaşmaktan yanayız,
dostluğa, yeniye, tekamül etmeye adayız biz.
Çok seslilik, özgürlük ve farklıllık çanağında serpilip gelişiriz.

Ey düzenden ve istikrardan yana olanlar, gelin tanış olalım, işin kolayını tutalım, bizi aptal yerine koymak isteyenlere boyun eğmeyelim.

“Sen sana ne sanursan ayruğa da onu san / Dört kitabın manası budur ancak var ise” demiş Yunus. Dünya daha yeni yeni holistik düşünceden söz etmeye başlamışken, biz bu topraklarda binlerce yıldır holistik yaşayan, söyleşen ataların torunlarıyız.

Gözünüzde bunun hiç mi kıymeti yok?
Güce tapanlara gücünüzü vermeyin, inançlarınızla duygularınızla oynamalarına, sizi manipüle etmelerine izin vermeyin.
Onlar tüm dünyada “güce tapanlar“, insan kanıyla beslenen asalaklar, içinize olmadık KORKUyu salarak, doğmamış çocuğa don biçerek, yönetirler.

Kaostan anarşiden korkuturlar, aç kalırsınız, çocuklarınız açıkta kalır diye korkuturlar ve bunu Televizyonun her karesinde, gazetenin her satırında, siz farkında olmadan yaparlar. Her an içinize açlığı, ölümü ve ölüm sonrasını zerk ederler, zehir dolu kocaman bir şırıngaları var onların.

KORKU tacirleridir onlar.
Soruyorum size kaybedecek neyimiz var?

*

Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem
Bir acaip derde düştüm herkes gider karına
…Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rizkimi veren huda dir kula minnet eylemem
Oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem. (Nesimi)

Sevgili düzen, dirlik sever, gelin tanış olalım, korkacak bişey yok, biz çalışıyoruz biz üretiyoruz, biz paylaşırız, dostlukla yaşarız.

“Sırat kıldan incedir kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstünde evler yapasım gelür
Altında gayya vardır içi nar ile pürdür
Varup ol gölgesinde biraz yatasım gelür” (Yunus)
sa
Anadolu aşkına

Kam İnancı

“… Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar…

Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin ve bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dâhilinde kültürlerarası barışı ve huzuru tesis ettiler…

O, en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist, ne kadar Hıristiyan, ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?…” (Jean Paul Roux)

Denir ki ‘Mu uygarlığı okyanusun sularına gömülmeden önce kurtulanlar dağılarak Rusya, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya, Atlantis uygarlığından gelenler de Tibet, Peru ve Türkiye’nin dağlık bölgelerine gittiler. Kızılderililer ve Türkler onların torunlarıdır.’

Tarihler boyunca insanoğlu birçok yaşayış, düşünüş, inanç, dil, sanat ve yarattığı kültürler bakımından nasıl bir yol aldı? Bu soru beni tekâmül, insan ruhunun tekâmülü açısından ilgilendirmektedir.

İnsan ruhunun tekâmülünü kendi öz varlığına en çok yaklaştıran, onunla ilişki kuran, doğadaki seslerin ritmik melodilerini duyan ve kendi sesiyle ona cevap veren, aşağıda ve yukarıdaki; yer ve gökteki yasaları bilen ve bunları bir enerji gerçeği olarak gören yegâne inanç ‘Şamanizm’dir. Şamanlar enerjiyi gördüler. Ne var ki bu insanoğlu açısından insan gözüyle görülemeyen ve fenomen düzeyinde kalan bir bilgi oldu. Çünkü var olan her şeyle kurulması gereken bütünlüğe giden köprü normal insan algılayışıyla kurulamadı.

Şamanlar bu köprüyü kurdular ve bu enerji hattını temiz tuttular. Onların insan gözüyle yarattıkları efsaneler aslında bilinen en gerçek deneyimlerdir…

Ve topluluklar arasında bu inancı yaşayanlar; dünyanın uygarlık öncesi tabir edilen ve ilkel kabul edilen insanlarıydı. Kızılderili ve Türklerin birçok ortak yanı vardır, bunlardan en önemlisi kuşkusuz Kam (Şaman) inancını yaşamış olmalarıdır. İnsanın ruhsal gelişimiyle beraber şaman inancı da gelişmiş, ruhsal gerilemesi ve fiziksel, maddeci tarafının ilerlemesiyle de gerilemiştir. Aslında olan şuydu; insan bilinci bilinen sınırların dünyası içinde kalmak ve o sınırlar içinde yaşamak istediği sürece, yaşamdaki sorumluluğunu kendi üzerine almayı reddederek başka şeylere yükleyecek ve kendini aşmasını sağlayacak bilgiden ve özgürlükten yoksun kalacaktır. Dinler ve toplum zaten bu tip insanlar tarafından oluşturuldu.

“Şamanizm Orta Asya kan topluluklarının özgün bir inanç sistemi olarak doğdu; yani hiçbir yerden gelmedi.”* Tamamen kendine özgü ve insan – doğa bütünlüğü kapsamında sınırsız olarak da gelişti. Zaten doğudan, batıdan, güneyden gelen ‘etkiler’ bu toprakların gerçeği olamazdı ve özgünlüklerini er ya da geç kaybederdi! Bütün çürüyen şeylerin başına gelen şey gibi, yalnızca tekrara düşerlerdi! “Şamanizm kandaş toplulukların içinde yaşadıkları nesnel evrenin Gök, Yer, Yeraltı gibi kimi bölümlerinin ‘bedenleştirilmesi’ ile oluşturulmuş bir simgeler, semboller inancıdır. Toplumda, ‘insan’ denen kişilerin düşünce ve davranışlarına, kişiler üstü doğa güçlerini yorumlayarak uygulayan olağanüstü pratik bir evren yordamıdır.”

* Eski Türk İnançları ve Şamanizm Terimleri Sözlüğü, Esat Korkmaz

http://www.olympos.com.tr/?p=3474&utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+olympos_com_tr+%28Olympos%29

Bu yazının bana düşündürdükleri:
İnsanların bu dünya üzerinde ne tür medeniyetler kurup ne tür farklı algılayışları olduğunu pek de bilmiyoruz. Yazılı tarih bir bebek kadar küçük daha ve biz ancak mitler,masallar ve en önemlisi rüyalarımızla, arketiplerimizle bazı çıkarsamalar yapmaya çalışıyoruz.
Senelerdir yaptığım araştırmalar ve düşünmekle geçen onca zamandan sonra insanın geldiği şu durumda görebildiğim en ideal (çünkü aklı ihmal etmeyen ruhsal bir derinliği içeriyor) yaşam biçimi; Entegral ya da Holistik algılama diyebileceğim  sistem oldu.
Holistik yaşam, bilemediğimiz çoook çok eski zamanlarda vardı da biz aşamalarla onu yeniden mi keşfediyoruz, yoksa dinler ve bilimsel bakış becerisi ile gelişerek ve öncekileri kapsayarak mı holistik yaşama ulaşmak üzereyiz bilemiyorum. Ve aslında ne fark eder?