Rüya günlüğü tutunuz

Rüyalar, bilemediğimiz bir bölgede yer alsa da onlarla ilgilenip gönderdiği mesajları aydınlatmak size şu an ve burada algı genişlemesi yaratır, ilişkilerinizi kolaylaştırır, varsa düğümleri çözer, hayatınızın toplam kalitesini yükseltir.
Rüyalar üzerinde çalışmanın yaratacağı değişimi başka hiç bir yol ile elde etmeniz mümkün değil, bazı çok tehlikeli yollar olsa bile hiç biri kalıcı etki sağlamıyor, oysa rüya size her gece verilmiş bir hediye, bunun kıymetini biliyor musunuz?

Bireysel rüya seansaları için randevu alınız.

*

Acı, kurban edilmek için halen çok taze olanın ürettiği dumandır.
Pannikar
Yaş bir odunu yakmaya çalıştığınızda öyle bir isli duman çıkar ki, o yanmaya çalışırken seyrederseniz adeta acı çektiğini görürsünüz, oysa kuru bir odun minicik bir dumanla çıtır çıtır kolayca yanar ve kendini yeni formuna bırakıverir.

BAK Uygulamalarından Konuşuyoruz

Günaydınn frekanslaaarr, burada inceve nazik bi kar yağıyor ancak her yer ıslak ve tutacağa benzemiyor. Az Sonra Yeşimle yaratıcılık ve oyunlar üzerine bir sohbet yapacağız radyoda,eğer vakit bulur da dinlerseniz ve fikirleriniz, sorularınızla katılmak isterseniz bu başlığın altına ekleyin lütfen, hemen görebiliriz. Malum sorular olunca biz de yeni şeyler öğreniyoruz 🙂
Bu hafta YAŞAMEVİ’nde “Yeni Bilinç Oyunları” olacak konumuz. Konuğum Yazar, Düşünür Sibel Atasoy. Sevgili Sibel’le, yaratım içinde olmaktan bahsedicez. Yarattıklarımızdan, yaratabileceklerimizden, yeni sezgisel oyunlardan, yaşamın her anını bir yaratıya dönüştürmekten…
9 Ocak Çarşamba sabahı saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta…
Canlı yayını internetten dinlemek isteyenler için:
http://www.halikarnas.fm/live_other.html
*

Yılın son günü ve yeni yılık ilk günü iki BAK uygulaması yaptık, yine şaşkına döndük, yine köşe bucak havalandı, toz duman oldu. Bakalım ortalık sakinleşince nerede bulacağız kendimizi?

Diğer gerçeklikler somut gerçekliğimizle iç içegeçmiş vaziyetteler;  Örneğin yılın son günü yaptığımız BAK uygulamasında resmen böyle bi tanesine şahit olduk, sadece ben değil oyundaki arkadaşlarımızdan Nilgün de gördü. Geçmedik ama açıkça gördük.
Gördüğümüz gerçekliği temsil eden arkadaşımız (ki kendisi rolünü bilmiyor) evde varlığından haberi bile olmadığı bir yazı tahtası bulup oraya şöyle yazdı: “Oley! Başardım 🙂 Çok şanslıyım. Bilinmeyeni merak ediyorum. Çok meraklıyım. (38). Yılan. (111) Kırmızı.”

**

Sağlık gibisi yok.
Eğer birisi bu lafı ediyorsa bilinki önce onu kaybetmiş ves onra geri kazanmıştır. Kayıp yokken varlığı algılamak mümkün olmuyor.
Bana öyle geliyor ki bütün bu Dünya serüveni şifalanmak için yaşanıyor; değişik düzeylerin şifalanması. Ve yalnızca doktorlar şifacılar değil bildiğimiz tüm meslekler insanın şifalanması için oluşmuş profesyonellikler. Bunu şimdiye kadar hiç bu kadar açık anlamamıştım sanırım. Oysa BKÖ’de bunu açıkça yazmışım; dolaşan ipeksi telciklerimizi düzeltmeye geliyoruz buraya diye! İnsan kendi yazdığını bile çok sonra anlıyor. Burası gerçekten sürprizli bi yer dostlar.
Günaydın ve iyi haftalar frekanslarıma

*

BAK uygulamasına katılmak isteyenler için ön bilgi:
23 ve 27 Ocakta Radia kişisel gelişim merkezinde
ve
26 ocakta da bir arkadaşımızın evinde, yine İstanbulda
BAK oynayacağız kısmet olursa. Tarih yaklaştıkça etkinlik detayını yine bu sayfadan duyuracağız fakat bana gelen sorular doğrultusunda belirlenen bu günleri şimdiden bilginize sunuyorum.

Dirseğini bükmeden yemek!

Egonun, hastalığın tasarlanmış “mesajlarına”, yani entelektin oluşturmaya çabaladığı düzen ve yapı değişimlerine kodlanmış enformasyona açıklığı, çatışmanın içinden çıkılmaz bir çıkmaza dönüşmesini engellemeye yarasa da insan organizasyonu bu tür açıklığı olsa olsa güç kılacak bir paradoks üzerine kuruludur. Gerçekten de hasta olduğumuz çoğu zaman, psişe ile bir mesaj taşıyabilecek açık bir diyalogu sürdürmek için enerjimiz, umudumuz ya da ruh halimiz YETERLİ OLMAZ. Bu noktada dostlarımız ve bir doktor ya da terapist zaman zaman ihtiyaç duyduğumuz desteği sunabilir. (Whitmont)

Gerçekten de özellikle çeşitli şifa teknikleriyle çalışan arkadaşlarımız bunu deneyimlemişlerdir ki, hastalık anında mevcut erk düzeyi düşüyor ve kendine dönük bir çalışma yapamaz duruma düşebiliyorsun. İşte bu durumlar rüya görüşmeciliğinde sık sık anlattığım bir meseli hatırlatıyor,hani tanrının verdiği ziyafet ve dirsekleri bükmeden yemek! 🙂 Anladınız siz.
Birbirimizi desteklediğimiz ölçüde şifalanan yaratıklarız biz.

*

Bir tapınaktır doğa

Bir tapınaktır doğa, sütunları canlı
Anlaşılmaz sözler duyulur zaman zaman
Sembol ormanları içinden geçer insan
Tanıdık bakışlar süzer gibidir sizi

Bir derin, bir karanlık birlik içinde
Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine

Kokular vardır çocuk tenlerinden taze
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül

İnsana sonsuz şeylerin tadını veren
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular
Duyuları, düşünceyi alıp götüren

Charles Baudelaire

Yansımalar

Penrose merdivenleri gibi.
Sonsuz merdivenler.
Gördün mü?
Yanıltıcılar. İşte bunun gibi
kapalı döngü merdivenler…
…yarattığın dünyanın
sınırlarını gizlemekte yardımcı olur.
Peki bu katmanlar
ne kadar büyük olmak zorunda?
Bir binanın tek bir katından tut da
komple bir şehre kadar her şey olabilir.
Ancak yeterince karmaşık
olmalılar ki…
…kendimizi yansımalardan
koruyalım.
– Bir labirent
– Evet, bir labirent.
– Hatta labirentten daha iyisi.
– Yani, yansımalar bizi yakalamadan…
…daha fazla zamanımız mı olur?
– Kesinlikle.
Bilinçaltım oldukça
sakin görünüyor.
Huysuzlaşana kadar bekle.
Hiç kimse, birinin zihni ile
çevreyi değiştirmesini hoş karşılamaz.
Cobb artık tasarlayamıyor, değil mi?
Yapıp yapamayacağını bilmem
ama yapmaz.

*

Fikir bir virüs, bir parazit gibidir.
Çok bulaşıcıdır. Ufacık birfikir çok büyük bir hâle gelebilir.
Büyüyerek seni ifade edebilir ya da yok edebilir.
En ufacık bir fikir,”Dünyan gerçek değil” gibi mesela…
…her şeyi değiştirir.
Dünyandan, neyin gerçek olduğundan çok eminsin.
Sence o da öyle mi?

*

Beynimizin gerçek kapasitesininçok az bir kısmını kullandığımız söylenir.
Uyanıkken böyledir.
Uykudayken zihnimizinyapamayacağı bir şey yok gibidir.
Ne gibi?
Bir bina tasarladığını düşün.
Her cephesini düşünerek oluşturursun…
…ama bazen sanki kendiliğinden oluşmuş gibi hissedersin.
– Ne demek istediğimi anlıyor musun?- Evet.
– Sanki keşfediyormuşum gibi olur.- İçine doğmuş gibi değil mi?
Rüyadayken zihnimiz sürekli bunu yapar.
Yarattığımız dünyayı eş zamanlı olarak algılarız.
Zihnimiz bunu öyle iyi yapar ki farkına bile varmayız.
Bu da o sürecin ortasına girmemize şans tanıyor.
– Nasıl?- Yaratıcılık kısmını devralarak.
İşte burada sana ihtiyacım var.
Hayal dünyasını yaratacaksın.
Özneyi o rüyaya sokacağız…
…ve bilinçaltı o dünyayı kaplayacak.
Gerçek olduğunu düşünmelerini sağlayacak kadar detayı nasıl yaratacağım?
Rüyadayken gördüklerimiz bize gerçek gibi gelir değil mi?
Ancak uyandığımızda bir tuhaflık olduğunu fark ederiz.
Bir şey sorayım. Rüyanın başlangıcını hiç hatırlamazsın değil mi?
Olup bitenin ortasında bulursun kendini.
– Sanırım evet.- Peki buraya nasıl geldik?
Şeyden geldik…
Düşün Ariadne, buraya nasıl geldin?
Şu an neredesin?
– Rüyada mıyız?- Şu anda eğitim programındasın.

inception’dan alıntılar

*

“Bu gerçek mi” diye sormanın modası geçiyor, şimdi “Hoşuna gidiyor mu?” zamanı, değilse değiştir! sa

Bilinçaltına sakin olmasını söyler misin?
Bilinçaltımı kontrol edemem unuttun mu?

Bir de bunu kontrol edebilselerdi batı dünyası, çok isterdiler ama mümkün değil çok şükür. Yoksa evrenimiz grönland gibi donuverirdi!