Gerçeklik Bağlantısı

Şizofreni gerçeklik bağlantısının kaybolması ve bireyin hayal dünyasında yaşaması olarak tanımlanmasına rağmen ben şizofrenlerin özel insanlar olduğu inancındayım. Şizofrenlerin genelde çok zeki ve algıları açık, empati yetenekleri çok ileri seviyede olduklarını düşünürüm.

Genelde toplumda tehlikeli oldukları inancı yaygındır. Bana göre, şizofrenler kendi iç dünyalarında yaşadıkları ve toplumla ilişkiyi kestiklerinden diğer insanlardan çok daha az tehlikelidirler:))) Onları saldırgan yapan ise bilinçaltında yaratmış oldukları korkudur.Şizofreninin birçok tipleri vardır. Özellikle paranoid şizofrenler tehlikeli olabilmektedir. Bu da güven eksikliğinden ve kendilerine diğer insanların zarar verebileceklerini düşündüklerinden, nadir de olsa saldırgan olabilirler. Bu sadece kendilerini tehlikeli olduğunu düşündükleri kişilerden savunmaya yönelik bir davranış şeklidir.

Tıp şizofreninin nedenlerini tam olarak çözümleyebilmiş değildir. Ama beyin kimyasındaki bozukluklar, ağır psikolojik travma, genetik faktörler ve ensest ilişki sonucu gelişen travma olarak nedenlerini tanımlamıştır. Konuyla ilgili bir kaynaktan aldığım bilgiler ve tıbben yaklaşım ise şu şekilde olmaktadır.

Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır.
Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygulardan dolayı normal olmayan davranışlar sergilerler.
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi, çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır:

pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez.

Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır, bununla ilgili sesler işitmektedir, bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta, yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir, bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır, eşi kendisini aldatmaktadır, v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme, içine kapanma, sosyal aktivitelerde azalma, kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde; şüphecilik, işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir.

Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazen de hastalar kendileri kelime uydururlar, bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrışımlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir.

Hastalar konuşurken ani duraklamalar, bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir; telefonları dinlemekte, insanlar kendisini takip etmekte, herkes düşüncelerini bilmektedir, kötülük yapmak isteyen kişiler vardır, hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadır,televizyondan mesajlar almakta, herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır, iç organları parçalanmış ve yok olmuştur, telepatik güçleri vardır, uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b.

Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte, alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür.
Garip şekiller, korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir, konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler.Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir.

Negatif belirtilerde; toplumsal çekilme, içine kapanma, ilgi ve istek azlığı,kendine bakımda azalma, konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür.
Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır.

Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir, hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar
toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar.

Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür.

Konunun uzmanı olmadığımı belirtmekle birlikte, çevremde çok sevdiğim beş arkadaşım şizofren. Bundan dolayı konuya ilgim artarak araştırdım. Hepsinde de ortak sorun insanlara güvenmemeleri ama değişik davranış şekilleri de gösteriyorlar. Neden olduğunu anlamış değilim ama,ortak özelliklerinden biri de yaşadıklarını bana güvenerek anlatmaları oldu.:)))

Bayan arkadaşlarım, agresif davranışlar sergileyerek çevrelerindeki herkesin onlara kötülük yapabileceğini ve herkesi güvenilir olmayan insanlar olarak algılamaları ön plandaydı. İleriki dönemlerde ise birileri tarafından takip edildiklerini, onların kendilerine tecavüz edebileceklerini zarar verebileceklerini düşünmeleri idi. Bazen aşırı derecede neşeli hayat dolu olabildikleri gibi bazende aniden dibe vurarak hayattan ve insanlardan uzaklaşarak içe kapanıp ihtiharı düşündükleri oldu. Geceleri sabaha kadar evin içinde dolanıp korktuklarını ifade ediyorlardı. Erkek arkadaşlarımdan biri kendinin özel bir insan olduğunu ve kızının çok zeki olduğundan ingilteredeki ajanlar tarafından araştırılmak için takip edildiklerini, onu korumak zorunda olduğunu söylüyordu. Zaman zaman sesizleşerek içe kapandığı oluyordu. Diğer erkek arkadaşım ise karısının kendini aldattığını ve öldürmek istediğini ve bunu onun konuştuğu bir varlığın söylediğini ifade ediyordu. Başka bir erkek arkadaşımda bir varlıkla yaşadığını onun onu yönlendirdiğini ve ertesi gün ne olacaksa hayatında hepsini bildiğii söylüyordu. Asla evde kimseye televizyon seyrettirmezdi.

Tüm bu davranış şekilleri zaman zaman hepimizde olabilmektedir. Aşırı şüpheci olabilmekteyiz ya da yaşadığımız sorunların ağırlığı bizleri agresif davranışlar sergilemeye itebilir. Bazen neden bu hayatı yaşıyorum diye hafif depresyonlara girebiliriz . Yalan söyleyebiliriz. Bu gibi durumlarda şizofrenmiyim diye düşünmek yanlış olur ama bu davranış şekilleri hayatımızda sınırı geçeçek kadar ileri derecede mevcutsa ve takip edildiğimizi düşünüyor ve kaçıyorsak, arkamızda hep birileri bizi öldürmek için bekliyor diye algılıyorsak , ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir. Kesinlikle uzman yardımı almakta yarar vardır.

Fakat ilginç bir noktada şu, bazı mistik güçleri fazla olan kişilerde değişik vizyonlar görebiliyorlar. Bunlar rasyonel akılla çeliştiğinden anlam verilemiyor. Bu nedenle bu kişilerin şizofren olabileceği düşünülebiliyor. Şizofreni ile bunların karıştırlmaması için kişinin kendini ve yaşadığı her ne ise onu iyi analiz etmesi gerekiyor. Yaşanılan durum gerçekmi yoksa sadece beynin kimyasının bozulmasından kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlık mı? İşte burada uzmanlar yanılabilirler diye düşünüyorum çünkü toplumsal aklımız ruhsal aklı kabullenmekte zorlanıyor…

Medisis

http://sonsuz.us/?q=node/1743

Michael Harner röportajı 2/4

Ruhsal ele geçirme nedir?

Şaman bakış açısına göre travma geçiren biri ruhunun bir kısmını kaybetmiş sayılmaktadır. Ruh olarak kasdettiğimiz, bizim kültürümüzde yaşam olarak tanımlanan doğum anından ölüme kadar olan süredeki, bulunması zorunlu olan spiritüel öz’dür. Kaybedilen ruhun tedavi edilmesi için kullanılan teknikler ruhsal tekrar ele geçirme teknikleridir, ve klasik şaman metodu kayıp olan ruhun o kısmını bulup onu tedavi etmektir.
Batı dünyasında 8 yıl öncesine kadar pek çok kişi bu çeşit bir ruhsal tedavinin bir batıl itikat olduğunu ve geçerliliği olmadığını düşünüyordu, fakat şimdi bu değişmiştir. Bu değişimdeki ana neden “Ruhsal Ele Geçirme – Soul Retrieval” ve “Eve Geliş – Coming Home” kitaplarının yazarı olan iş arkadaşım Sandra Ingerman’dır. Yıllar önce, Santa Fe’deki şamanik çalışmaları esnasındaki kurs toplantılarında, çocukluğunda suiistimale uğrayan kadınlar, suiistimal esnasında kendilerini bedensel olarak bu durumdan bertaraf ettiklerinden bahsettiler. Bir şaman olarak Sandra hemen teşhis etti ki, bu durumdaki kişinin ruhunun bir kısmı bedeni terk etmiştir (eğer tamamı terketseydi ölüm meydana gelir) ve dolayesi ile mantıksal olan tedavi, ruhun kayıp kısmını ele geçirerek geri getirmektir. Böylece, çocukluklarında travma yaşayan kişilere ruhsal ele geçirme seansları yapmaya başladı, sonuçlardaki başarı inanılmazdı. Bugün, bu yöntem Batıdaki şaman şifacılığının önemli bir kısmıdır.
Gerçekten de, eğer bir grup insana “Aranızda kaç kişi ruhunun bir kısmını kaybetmiş olarak hissediyor?” diye sorarsanız, tipik olarak herkes elini kaldıracaktır. Kişiler, çok derinlerinde, bu sorunun doğal olarak farkındadırlar. Özet olarak, küçük bir travma dahi bir ölçüde ruh kaybına sebep olabilmektedir ve bu da düzeltilebilir.
Önemli bir diğer şaman tekniği de çekip çıkarmadır. Çekip çıkarma ruhsal bir davetsiz giriş ile ilgilidir. Olağan gerçeklikteki enfeksyonlar gibi, ruhsal davetsiz girişler de olabilir. Seytani bir ruhun girmesini kastetmiyoruz tabi ki. Daha çok ağaç bir eve karıncaların girmesi gibidir bu. Evinize karıncalar girmişse, bunların şeytan olduğunu söylemezsiniz, “Bunları dışarı çıkarmak istiyorum” dersiniz. Sağlıklı bir vucüda zarar veren şeyleri çıkarmak için şaman da aynı şekilde çalışır, davetsiz ruhsal girişleri bulur ve onları çekip çıkarır. Bu ruhsal alemde seyahat ederek yapılmaz. Bu dünyada, fakat değişik bir bilinç durumunda çalışılarak yapılır.

Şamanizmde farklı bir bilinç durumu nasıl sağlanıyor?

Şamanizmdeki farklı bilinç durumu dünyanın % 90’lık kısmında vurmalı çalgıların monoton sesi kullanılan bilinç değiştirme teknikleri ile sağlanmaktadır, bu vurmalı çalgı genellikle davuldur, ancak çubuklar, çıngırak veya başka estrümanlar da kullanılabilir. Bazı kültürlerde, ki bunlar toplamın % 10’u kadardır, şamanlar bilinç durumlarını değiştirmek için psikotrop maddeler kullanırlar.
Yerel psikotrop maddelerle tanışmam 1961 yılında Perudaki Conibo yerlileri ile katıldığım şamanik bir çalışmada oldu. Amerikaya döndüğümde ve artık “ayahuasca” temin edemediğimde tecrübelerime davul vuruşları ile devam ettim. Benim için sürptiz oldu amcak bu da işe yarıyordu. Aslında sürpriz olmaması gerekirdi çünki söylendiğine göre tüm dünyadaki şamanlarca davul kullanılmaktadır. Aslında şamanizmde her şey gerçekten işe yaradığı için kullanılmaktadır. On-binlerce yıldır şamanlar, zaman içinde en çok denenmiş, ruh, zihin ve yüreklerinden başka bitkisel ve diğer şifalandırıcı çareleri geliştirdiler. Sistem uzun bir zaman test edilmiştir. Eğer şamanik kültürlerin % 90’nında kullanılan teknikler aynıysa bunu önemsememiz gerekir, ve tabi ki bu teknikler işe yaramaktadır.
Eğer çekip çıkarma tekniğine geri dönersek; bu teknik farklı bir bilinç düzeyi ve hastanın bedenine farklı bir bakış gerektirir. Şamanik işlemlerden çoğu, seyahat etmek ve çekip çıkarma dahil, çok basit bir nedenle karanlık bir ortamda uygulanır. Şaman sıradan gerçekliği teşvik eden şeyleri – ışık, ses, ve diğerleri – çıkarmak ve görünmeyen gerçekliğe ulaşmak ister. Şaman, bedene bir röntgen cihazı gibi bakmayı öğrenir, hastalığı ve bulunduğu bölgeyi görerek böylece bu hastalığı çıkarır.

Ruh kovma gibi midir?

Ruh kovma, çekip çıkarma ile ilgilidir ancak aynı şey değildir. Şamanik bakış açına göre, spiritüel nedenlerle yapılan yolculuklarda orta dünyanın dışına çıkmak çok önemlidir. Eski zamanlarda, şamanların orta dünyaya seyahat etme nedeni, uzak diyarlardaki akrabalarının ne yaptığını görmek veya göçebe hayvanlara çobanlarını yerleştirmekti. Fakat bugün işlerimizin çoğu şamanların çok eskizamanlardan beri seyahat ettikleri Üst ve Alt Dünyalardadır. Şamanlar Orta Dünyadaki ruhları kullanmayı tercih etmezler, çünki onların çoğu sersemlemiş ve erkten yoksundur. Üst veya alt Dünyalara gitmekle şefkatli, güçlü ve bilge ruhlara erişilir.
Farklı bir şifa yöntemi uygulayan şamanlar yaşayanlara yadım ettikleri gibi ölenlere de yardım ederler. Bu tip şamanlara “psychopomps” veya ruhsal yol gösterici denir. Hatırlayın, şamanik bakış açısına göre, komada olduğunda ölü durumdasın. Şaman, komada olan bir kişinin ruhunu arayıp bularak onun geri gelmeye istekli olup olmadığına bakar. Şamanizm, insanları isteyip istemediğine bakmaksızın sıradan gerçeklikte tutmaya niyetli bir sistem değildir, çünki şaman bu gerçekliğin zorunlu olarak en iyisi olmadığını bilir. Komada olan kişinin ne istediğini öğrenmek için bir yolculuk yaparsın. Eğer kişi geri gelmek istiyorsa şamanın görevi onu geri getirmektir. Ancak geri gelmek istemiyorsa – daha açıkçası ölmüşse veya ölecekse – o zaman şamanın görevi onu Orta Dünyada başıboş dolaşması için bırakmamak yani hoşnut olacağı yere götürmektir.
O halde şimdi bu ruh kovma işine geri dönelim. Ruh kovma vakalarının çoğuna öldüğü halde burda, Orta Dünyada, kalıp da öldüğünü bilemeyen insan ruhları neden olur. Eğer insanlar ruhlarının bir kısmını kaybetmişse, veya erkleri zayıfsa, bu sersemlemiş ruhlara karşı bir çekim alanı oluştururlar ve bu istekleri dışında olur.
Şaman varlığa yol gösterir – öldüğünü anladığı anda ve onun kendi rızası ile – ve onu Orta Dünyanın ilerisindeki sevdiği kişilere kavuşacağı yere gitmesini sağlar. Bu işlem yapıldığında, artık o birine ait değildir, şaman onun eksik ruhunu ve erk bağlantılarını tamamlar böylece o artık bir bütün ve gelecekte ele geçirilmeye karşı savunmasız değildir.
Ruh kovma kültürler arasında küçük farklar gösterir, fakat temel ilkeler aynıdır. Umarım bir gün, bizim kültürümüz de, hastalıkların spiritüel yönünün tedavi edilme ihtiyacının olduğunu anlayacak ve şamanların sağlık personeli ile birlikte çalışmasına izin verecektir.

Sizce bunu niye şimdi yapmıyoruz?

Ne yazık ki, bilimin başlaması ile birlikte, biraz da Kiliseye karşı bir tepki olarak, can ve ruh’un gerçekliğinin olmadığı, dolayısı ile de bilimsel teorilerde göz önüne alınmaması gerektiğine karar verildi. Şimdi önsel olarak; diğer bir değişle ironik olarak, buna bağlılık ifadeleri 18. nci yüzyılda telafuz edilmeye başlandı. Aslında, bilim hiçbir zaman ruh’un varlığını çürütmedi. Şu anda, 21. nci yüzyılda ileri sürüyorum ki, inanca dayalı (ruhun olmadığı inaçı) bilimin terkedilmesi ve gerçek bilimsel uygulamaların yapılması gerekir, bu ise, hastalıkların pekçok farklı nedeninin var olduğunu kabul etmek demektir.

… devam edecek …

Sadık Yemni

Sadık Yemni adını ilk kez beş sene önce Amsterdam’a gittiğimde duydum. Benim de kitap yazdığımı bilen bi arkadaş söylemişti, yerli yazarlarla seyrek temasım olduğu için biraz da mahcubiyetle tanımadığımı söylemiştim. Bu hatamı telafi edebilmek gayretiyle onda bir kitabı olup olmadığını sordum, varmış; Muska… Hemen alıp sanırım iki gün içinde okudum. Harikaydı. Hem şaşırmış hem de gururlanmıştım (bana ne oluyorsa).

Hatta öylesine etkilendim ki, (Amsterdam’da oturduğunu öğrenmiştim) kendisiyle tanışmak istedim, fakat izini bulamadım. Orada kaldığım bir ay boyunca biraz öksüz gibiydim zaten, elimin altında internet yoktu, hiç tanımadığım bir kentte, bir mihmandar en azından yanımda bir arkadaş olmaksızın, sadece sokakları arşınlayıp duruyordum. Bu arada Amsterdam ve çevresindeki köyler masallardan fırlamış gibiydi, beni öylesine etkiledi ki, hakkında gezi notu dahi yazamadım. Çünkü aklı başında bişeyler söyleyemiyecektim sanırım, ne zaman niyetlensem Alice gibi kafa karışıklığına uğradım!

Herneyse, bugün Sadık Beyin bir kitabını daha okudum, adı Muhabbet Evi. Ben bu tarzı mı seviyorum yoksa gerçekten çok mu güzel yazıyor bilemiyorum, yine bayıldım. Bir kere değil bikaç kere tebrik ediyorum kendisini. Son kitabı olan Hayal Tozu Gölgecisini -ki daha bikaç hafta önce yayımlandı- sipariş etmiştim, dün elime ulaştı. Hemen elime alıp bugün bitireceğim ama dişimi sıkıyorum. Seyahatte, merakımı iyice gıdıklayan kitaplar olsun elimin altında istiyorum.

Hayal Tozu Gölgecisi, bir öykü kitabı imiş, okuduktan sonra duygularımı paylaşacağım.

Arrheton

Sonunda, 2’nin kare kökünün hiçbir iki tam sayının oranı olarak ifade edilemeyeceği ispatlanmıştı: Bu, ilk kez Pisagorcular tarafından arrheton, yani ,, oran olarak ifade edilemeyen” adı verilen yeni ve garip bir sayıydı. Daha sonra bu şaşırtıcı sayılar ”irrasyonel” veya ”rasyonel olmayan sayılar” olarak bilindi ve bu terim de sayının ifade edilemez olduğu düşüncesini yansıtıyordu. 2’nin karekökü gibi sayılar onlar için çok şaşırtıcıydı, çünkü bir ölçüm aleti ile tam olarak ölçülemiyorlardı. Bu, sayıların Evrene hükmetme gücü konusunda, talihin Pisagorcuların karşısına çıkardığı bir engeldi. Bir karenin köşegeni gibi sıradan bir şeyi fethedemiyorlarsa eğer, tüm dinleri tehdit altında sayılırdı. Bu sonuç onları çok sarsmıştı, çünkü birisi bundan yola çıkarak 3, S, 6 ve 7’nin karekökü ile başlayıp, sonsuz bir irrasyonel sayılar dizisi mey- dana getirebilirdi. Aynı sonuç, bu garip ”irrasyonel” sayılan yaratabilen aritmetik okulu ile bunlan ne yazık ki ölçemeyen geometri okulu arasında bir gedik meydana getirdi. Günümüze ulaşan bilgilere göre, bu irrasyonel sayılar ilk keşfedildiğinde, doktrinlerine meydan okuyan sayıların varlığı ile ilgili haberler yayılmasın diye bu gerçek, Kardeşler tarafından saklı tutulmuştu. Hippasus adlı mürit bu korkunç gerçeği açıklayıp yemini bozma günahı işlediği için boğularak öldürülmüştü. Daha sonraki dönemlerde yaşamış bir yorumcu şöyle demiştir: ”Sözle ifade edilemeyen ve şekli olmayan şey gizlenmelidir; bu yaşam görüntüsünü ortaya çıkaran ve ona dokunanlar derhal yok edilir ve sonsuz dalgaların oyunu devam eder.” 

MÖ S. yüzyılda yaşamış ve mizah yazarı olarak haklı bir isim yapmış Epicharmos, kişinin kendi yaşamsal istatistiklerinden başka bir şey olmadığını düşünmesiyle ortaya çıkan bazı garip sonuçlar hakkında bize şu diyalogu aktarır:

”Elinde çift bir sayı, veya diyelim, tek bir sayı varken, birisi bir çakıl taşı eklese veya alsa, başlangıçtaki değişmiş olur mu?”

”Tanrılar korusun!”

“Şimdi, birisi bir uzunluğa biraz ekleme yapsa veya ondan bir parça kesse, uzunluk aynı kalır mı?”

“Tabii ki hayır .”

” Ama, insanlara bir bak. Birisinin boyu uzayabilir, bir başkası zayıflar … O zaman, senin dediğine göre sen, ben ve başkaları dün olduğumuz kişiler değiliz ve gelecekte de farklı kişiler olacağız.”

Dünya durağan değildir, ancak Pisagorcuların sayıları öyleydi. İleride, bu tarz itirazlardan uzak kalmak için neler yapmarnız gerektiğini göreceğiz.

Gökteki Pİ

http://www.atominsan.com/gokteki_pi.php 

kültür ve sanata dair

KÜLTÜR VE SANATA DAİR…
ALİ K

Ademin hikayesinden, postmoderniteye tüm insanlık; evrensel-doğal ve tarihi sürecin etkisiyle beşeri ve manevi cevherini, bulunduğu yerin konum ile durumuyla bağlantılandırarak kültür ve sanat eser ve akımları üretmişlerdir….

Kültür ve sanatın ana gövdesini, insan topluluklarının bulunduğu tarihsel dönemin ruhu ve şartları belirlemiştir…

Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin, İran, Anadolu, Yunanistan, Roma gibi ilkçağ uygarlıklarında çokçu bir tanrı inancı ile birlikte, güce bağlı bir hiyerarşik düzen, ahlaki alanda da etkisini göstermiş, bu durum kültür ve sanata da sirayet etmiştir…

Kuranda adı geçen Ad, Semud, Lut kavimlerinin hikâyeleri, bu çokçu tanrı inançlarını ve ahlaki yapılanmaları ortaya koymaktadır…

Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’la tek Allah inancıyla birlikte putperestliğin ahlaki – sosyal-iktisadi ve güce dayalı yapısına muhalefet edilerek bir din ahlakı ortaya konmuştur..

Özellikle putperest anlayışın resimde, müzikte, edebiyat ve anlatımdaki hiçbir kayıt ve sınır tanımaz kültür ve sanat yapılanmasına karşın, tevhidi dinler örtünme, hayâ ve günah anlayışını vazetmişlerdir…

Hıristiyanlığın yozlaşması sonucu kilisenin yoğun baskısından bunalan aydın ve halklar, Hıristiyan kültür ve sanatına isyan ederek hümanizmle beraber Yunan kültür ve sanatına tekrar dönmüşlerdir…

Günah duygusunun yerini serbestlik, doğaya dönüş ve çıplaklık almıştır…

Ancak Hıristiyanlık da kendi içinde reformasyana tabi tutularak kendini yenilemiş, ılımlı bir yapıya bürünmüştür….

Yüzyıllar boyunca süren çatışmalardan sonra serbestlik içinde dinin de kendine özgü bir yer edinmesi yasallaştırılmıştır….

Modernizmle beraber her kesim kendi inanç ve fikirleriyle, sosyo-iktisadi yapısına göre kültür ve sanat eserleri üretmiştir….

  1. ve 2. dünya savaşıyla var olan derin yıkım neticesinde muhalif, anarşist, Marksist, nihilist ve varoluşçu sanat akımları seslerini yükseltmişlerdir…

Batının kültür ve sanattaki tarihsel değişimiyle alakalı bu durum tüm dünya uluslarında da etkisini göstermiş ancak, genelde tahripkar olmuştur..

Çünkü batıda sömürgeciliğin etkisi olmayan bir dönem ve anlayış olmamıştır…

Bugün İslam âleminde kültür ve sanat anlayışının kısırlığından bahsedilmektedir…

Niye, batıya üstün gelecek bir anlayış güçlü bir şekilde, bilimsel olarak ortaya konulamamıştır…

Bu anlayış ÖZE DÖNÜŞTÜR….

Batıyı sarmalayıp, aşıp geçerek insan özünü dillendirerek, kültür ve sanatı bu bağlamda oluşturacak olan âdemi-insani öze dönüştür…

Bu sanat realizm-rasyonalizm-idealizm,-materyalizmi aşıp geçebilecek ve yeni bir yoruma tabi tutacak irade ve içeriktedir….