Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade

Sık sık inananların ruhun varlığı kabul edilmeden özgür iradenin varlığı olanaksızdır savıyla karşılaşmaktayız. Bu savı temellendirmek için de, maddi dünyada her olayın bir nedeni vardır, rastlantısal hiçbir olay yoktur, olaylar zincirleme olarak birbirini belirlerler, dolayısıyla, duygu ve düşüncelerimiz beynimizdeki elektriksel ve kimyasal olayların sonucundan ibaretse, özgür irade olanaksızdır argümanı kullanılmaktadır.

Önce, tarih boyunca sonu gelmez tartışmalar yaratan şu rastlantı sorunsalını irdeleyelim. Rastlantı nedir? Elimdeki İngilizce sözlüğün coincidence maddesi, rastlantıyı, şans (chance) sözcüğüne gönderme yaparak açıklıyor: olayların şans eseri ortaya çıkması… Chance sözcüğüne baktığımızda ise, olayların görülebilecek ya da anlaşılabilecek herhangi bir neden olmaksızın ortaya çıkması olarak tanımlandığını görüyoruz… Metin yazarı da, birazdan savunacağım, rastlantı olarak değerlendirilen her olayların gerçekte nedenlerinin olduğu inancını paylaştığından olsa gerek, altını çizdiğim sözcükleri tanımda kullanmış.

Bu noktada, rastlantı sözcüğüne ait temel iki anlamsal ayrımdan söz etmek istiyorum. Bizim rastlantı diye adlandırdığımız olay, görülebilecek ya da anlaşılabilecek olmayan bir nedenden ötürü ortaya çıkmış olabilir. Bizim mevcut algı ve bilgi yeteneğimizi aşan -belki de bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz- bir nedenden dolayı ortaya çıkan bu olayı rastlantı olarak nitelediğimizde epistemik (bizim bilişimize özgü) rastlantıdan söz ediyoruz. Oysa, olayın gerçekte hiçbir neden olmaksızın ortaya çıkması durumunda, bu ontik (varlığa özgü) bir rastlantı olacaktır. Aşağıda, evrende ontik rastlantının olmadığını, olsa bile bunun özgür irade konusuyla bir bağlantısı olmadığını savunacağım.

Devamını oku “Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade” →

Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi Ve Kuantum Mekaniksel Yaratılış

200 yıl kadar önce Laplace, Newton kanunlarının ne kadar başarılı olduklarını dikkate alarak, “evrende mevcut maddelerin konumları, momentumları ve onların etkileyen güçler bilinirse, geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak ve geleceği kesinlikle bilmek mümkündür”, demiştir.

Bu sözler açıkca Laplace’in Newton’a duyduğu güvenin sonsuz olduğunu göstermektedir. Son yüzyıl içindeki gelişmeleri duysaydı, mezarında kahrolurdu herhalde Laplace. Aslında Newton’a bu kadar güvenmesi kendi hatası idi. Laplace’in bu sözleri onun kadere olan inancını da dile getiriyordu.

Eğer cisimler değişmeyen bazı yasalara uyarak hareket ediyorlar ve o yasalar her zaman geçerliklerini koruyorlarsa, geleceği tahmin etmek mümkün olduğu gibi, geleceğin değişmeyeceğini de kabul etmek zorunluğu vardır diyordu, Laplace.

Başka bir deyişle Laplace’e göre geleceğin akibeti geçmişte saptanmıştır. Bu durumda diyebiliriz ki Big Bang sırasında geleceğin akibeti, tabiri caiz ise, kaderi, saptanmış olmalıdır.
Devamını oku “Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi Ve Kuantum Mekaniksel Yaratılış” →

Kuantum Fiziği Doğuşu

Kuantum fiziği 1930′larda A Einstein ile N Bohr arasındaki bahse tutuşma sonucunda gelişip serpildi. Bahis hangisinin en saçma teoriyi ileri sürebilecekleri hakkındaydı. Dahası sadece ileri sürmeyip bir de onu yayınlayabilmeyi içeriyordu. Çoğu kimse Bohr’un kuantum fiziğini ileri sürerek bahsi kolayca kazandığını düşünüyor, ancak Einstein’ın da yüzme kıyafeti yarışmasında çok iyi olduğunu da unutmamak gerek.

Kuantum fiziğinin en önemli araştırmacılarından birisi W Heisenberg’dir. O çok şakacı bir adamdı. Hep tek satırlık cümleler söylerdi. Mesela şu duvar yazısı ona aittir:
Delta p çarpı delta x büyüktür eşittir heeee, heh, heh, heeeee!
Devamını oku “Kuantum Fiziği Doğuşu” →

Yıldızlar Kanımın İçinde Dolaşıyor!

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels.

Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir.

Einstein’ı sıkan da budur. Çünkü O, “yaşlı adamın” her şeyi var olduğu haliyle planlamış olduğunu varsaymak istiyor.

Maddi dünyanın temelindeki rasgelelik, bilginin olanaksız olduğu veya fiziğin başarısız kaldığı anlamına gelmez. Tersine, determinist olmayan evrenin keşfi, modern fiziğin bir zaferidir ve doğanın yeni bir görünümünü açmaktadır.

Yeni kuantum teorisi birçok kestirimde bulunmaktadır (hepsi deneyimle uyumlu olan kestirimler. Fakat bu kestirimler olayların dağılımı içindir, tek tek olaylar için değildir)

Bu, belli bir el, kartların ortalama kaç defa dağıtılacağını kestirmeye benzer. Olasılık dağılımları nedensel olarak belirlenmiştir, belirli olaylar olarak değil.

Heisenberg Belirsizlik İlkesini, Bohr da Tamamlayıcılık etkisini keşfetmişlerdi. Bu iki ilke kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumunu oluşturdu.  Bu, fizikçilerin çoğuna kuantum teorisinin doğruluğu ve iç tutarlılığı konusunda ikna edici oldu.

Bu tutarlılık, doğal dünyanın determinizmini ve nesnelliğini reddetme pahasına satın alınmış bir tutarlılıktı.

Turan Erdal Bireysel “davranisi” kestirebilmek olanaksiz olsa da istatiksel, yani bir üst düzeyde o bireylerin toplaminin ne yaptigi konusunda fikir yürütme imkani var. Bu atomlari irdelerken ayni, bu bireyi ve toplumu irdelerken de ayni. Bireylerin bile farkina varmadigi iletisimsel baglarla bir “üst” benlik olusuyor. Buna bazilari swarm-intellingence de diyorlar. Gercekten de cok ilginc. Evren hem büyük ölcekte sonsuz gibi görünüyor, hem de kücük ölcekte….

Sibel Atasoy Bunu çok küçük yaşlarda kendimce şöyle ifade ediyordum; “yıldızlar kanımın içinde dolaşıyor!”
Minik bi çocuktum, hislerimi ifade edecek kelimelerden henüz yoksundum, yine de kuantumdan sonra daha anlamlı gelmeye başladı bu cümle Sık sık kendi elimin kolumun derisinin üzerinden onun altındakileri okşuyordum, bilmediğim büyülü bişeyler olduğunu içimde hissediyordum, hatta bazen kesip baksam mı diye uçlara doğru ilerliyordu merakım ama bunu hiç yapmadım, akılcılığım galip geliyordu herhalde.

Turan Erdal O zaman kuantum teorisi ile tanisman cocukken olan icindeki “resmi” tamamlamaya (aciklamaya) yaramis. Bence de cocukken kafamizda beliren resimler büyük yasta da baska sekilde bizimle karsilasiyorlar.

Sibel Atasoy Hatta insan o küçük yaştakı esinlerini kovalıyor hep bilmeden bile diyebiliriz  Kuantumla ilk karşılaştığımda- herhalde yıl 1992 filan- çok büyük bir vurgun gibi oldu. Büyük bi sarsıntı geçirdim, adeta asla buluşamayacağın sevgiliye aniden kavuşmak gibiydi, ferhadın şirinle bi dağ kovuğunda aniden yüz yüze gelmesiydi. Sanırım bunu ancak yedi yılda sindirdim ve o sindirdiklerimi 99 yılında hemen depremden sonra Sırıtkan Kırmızı ay ile kısmen dışa attım.

  • Turan Erdal Bu “rüya”lari uzun zaman kovalayabilmek de bi marifet olmali. Cogu insan unutuyor, geciyor…
  • Sibel Atasoy Bilinçli sen’in unutması önemli değil, niyetin onu unutmuyor.
    Berrin Pirgon geceleri yıldız toplamadan uyuyamam.bana ait olanları sembolik olarak bütünlerim.seni dinleyince onu hatırlıyorum
    Sibel Atasoy Seni anlayabiliyorum o kadar çok gökyüzüne baktım ki, benim yerimde biri herhalde astronomi ile ilgili bi meslek seçerdi
    Berrin Pirgon neden olmadık ki,ben de şaşırıyorum  bir de uykuya yattığımda gözlerimi kaparım başka bir göz açılır ve gökyüzü belirir.orada da yıldızlar vardır ve onlara bakarak uyurum:) hep deli olduğumu düşünürdüm,sonra anladım ki değilim :))
    Turan Erdal Bir de hatirlamak var. Cocukken gördügün rüya ile cok sonralari fark ettigin sey arasinda bag kurmayi saglayan bi bilinc.
    Sibel Atasoy Evet; bütünlüğün
    Turan Erdal Biz bütünlesiyoruz mu diyorsun?

Sibel Atasoy Zaten bütünüz de, parça kısmımızda bulunuyoruz çoğunlukla. Daha doğrusu parça kısmında bulduğumuz anları ve olanları hatırlayabilyoruz.

Turan Erdal Baglanti kurdugumuzda büyüdügümzü anliyoruz galiba

Sibel Atasoy Net olsun diye tekrarlayayım, benim hissim şudur ki, büyüyen bi şey yok, doğan ve ölenin olmadığı gibi, sadece hatırladıklarımız var

Turan Erdal O zaman yeni diye hitap ettigimiz seyler de hatirlama

Sibel Atasoy Yanılıyor olabilirim ama şu an itibariyle benim his ve bilgilerimin ortak bileşeni böyle diyor evet

Turan Erdal “Ortak bilesen” dendiginde bireyden bagimsiz biseyle birey irtivata girmis mi oluyor? Bir nevi bazi anlarda gök yüzü bulutlardan ariniyor, kisa süre icin günesi görme ihtimali doguyor.

Sibel Atasoy Güzel benzetim oldu, teşekkürler

 

Özgürlük-Sonsuzluk

Rüzgar için neden pek çok kişi “özgürlük” anlamını uygun bulur?
Bana göre rüzgar çok belirgin bir düzenin esiridir, alçak basınç -yüksek basınç arasında helak olan havadır. Basınç ise havanın ısınmasına bağlıdır. Yani  Rüzgar, güneş enerjisinin dönüşmüş bir biçimidir denebilir.
Acaba rüzgarın hangi yönü insanlara özgürlüğü anımsatıyor?

*

Mutlak Kesinlik, hayatın durması anlamına gelirdi ve bu da sonsuzluktur bi anlamda. Sonsuzluğu bu kadar kafaya takan insanoğlu gerçekten mutlak kesinlik aradığını biliyor mu? Ya da sonsuzluktan başka bir beklentisi mi var? Ne bekler sonsuzluğa gönül vermiş insan? Mesele yoksa sadece bedenin-ya da BEN’in- ölmemesi midir?

  • Aşkın Vezir Sanıyorum en çok 35 yaşta sabitlenmiş bir sonsuz beden,sonsuzluğa gönül verenlerin olmasa bile,sonsuzluğu dileyenlerin hatırı sayılır çoğunluğuna yeterli olurdu…

    sonsuzluğa gönül vermiş insan ölmemeyi değil tersine ölmeyi diler..Ben ve bedenin olmadığı an olmalı sonsuzluk..Elimizdeki eldivenlerle ne kadar dokunabilir ki suya…ve nasıl hissedebilir ki onu…

  • Sibel Atasoy Acaba bu gerçek simyacılar, değişimin sonsuzluğunu mu arıyorlardı?

     

    Turan Erdal Mutlak kesinligi ben herhangi bir anda fotograf cekmeye benzetirim.

     

    Aşkın Vezir Öyle olmalı diye düşünmekteyim..Hatta öyle ki değişimin sonsuzluğu dediğimizin de bir son olması ironisi ile birlikte..Nasıl bir sarmaldır hep yenilendiğini hissettiğimiz..Ve aslında sabit..Hepsi sadece bir an,sonsuz tek bir an…

     

    Sibel Atasoy Finans jargonunda buna bilanço da diyebiliriz. Fakat bu da pek mutlak kesinlik sayılmaz, o resme bakanların her birinin her bakış anında başka şeyler ortaya çıkıp bazı şeyler yok olacaktır

     

    Sibel Atasoy pan-enteistik görüşün açıklamaları çok sınırlı google türkçe aramalarında,sanki o yöne biraz dikkat göstermek gerekirmiş gib igeliyor bana, en azından sonsuzluğu anlamak için

     

    Turan Erdal Kanimca simyacilar herseyin özünü ariyorlardi. Özden yola cikarak herseyi degistirme yetisine sahip olmayi amacliyorlardi.

     

    Aşkın Vezir Her şeyin özünü değiştiren ve bilinen,görünen “o” yapan öz’ü aramak…ne kadar tanıdık…

     

    Sibel Atasoy Kendini aramayı çağrıştırıyor bana

     

    Turan Erdal Simyacilar herseyi altina cevirmek istiyorlardi. Neden altin olsun ki? Altin cok degerli oldugu icindi galiba. En cok degerli olan seylerin arasinda kendimiz de variz, maddeyi altina degistirirken ayni zamanda kendi de degisiyor.

     

    Sibel Atasoy Aynı zamanda altın yaratıcılıkla, gümüş ise tutarlılık ve sabırla ilişkilendirilmiş.

    Aşkın Vezir Bu durumda yine Pan-enteist yaklaşıma gelmekteyiz..Neden ve sonuç’a dair öz’ün birliğine.Sonsuz neden&sonuç ilişkisinde simyacının varacağı yer kendini bulmak dışında ne olabilirdi ki…Herşeyin altına çevrilebilir olduğu bir an’da altın istenilen olmaktan çıkacaktı..YA sonra…