Ruhsal Dünyaya Uyanış -2

Önceki paylaşım, 1.blm için tıklayınız

Bazı Aborjin kabilelerinde DADİRRİ denilen bir varoluş hali vardır; bunu DERİN DİNLEME olarak tercüme edebiliriz. Yaşlıbiraborjini olan Miriam Rose dadirriyi, hepimizin içinde uzanan derin kaynakla bağlantı kurmamızı sağlayan özel birnitelik olarak tanımlar. Kurulan bu bağlantı, dadirri ya da sessiz, sakin, dingin bir farkındalık halini gerektirir.

Dadirri, barış ve huzur getirerek, uyum ve ahenk yaratarak, denge oluşturarak, nerede hastalık varsa orada sağlığı yeniden tesis eder.

Bu videodan bizzat kendisinin sesinden dinleyebilirsiniz, tıklayınız

Aborjinin sesini dinlerken ne hissettiniz (ingilizce bilin ya da bilmeyin önemli değil)?

*

Okyanusun ruhu Kanaloa; “büyük barış” anlamına geliyor ve o ALOHA’dır yani sevgi.

*

Doğa mistisizmi dahilinde DOĞA ile yani hayat-veren güçle doğrudan, kişi-ötesi bir bağlantı kurarız ve bu bağlantı ne tür bir yöntemle olursa olsun onun ruhunun canlı olduğunu hiç bir şüphe olmaksızın anlarız. Vizyonerler onu içkin ve dost bir varoluş şeklinde hissetmişlerdir.  Özgün mistikler, bu muazzam tecrübenin uzay-zaman sürekliliği boyunca günümüze uzanan deneyimlerini fark etmemiz için boşluğa basamaklar döşemişlerdir.

Bizler bilinçli farkındalığımızı genişletmemize imkan veren bir donanımla genetik olarak programlanmış durumdayız. Bu programın nasıl aktive edileceği ile ilgili pek çok şamanik bilgiyi öğreniyor, uyguluyoruz. Böylelikle doğa üzerinde egemenlik ve kontrol kurmaya çalışan batılı zihnimizi dayanak almaktansa doğamızdaki özgün zihnimiz ve yüreğimizle aynı çizgide, daha uyumlu şekilde yaşamış oluruz.
Devamını oku “Ruhsal Dünyaya Uyanış -2” →

Stresin kaynağı dirençtir

Hastalıkların kaynağı stres, Stresin kaynağı da dirençtir.
Hawaice karşılığı KU’E olan kelimenin anlamı; “ayrı durmaktır!”
Ayrılık illüzyonu doğal olarak fiziksel gerçeklikle ilişkilendirilir ve bu da yapı itibariyle erillikle ilişkilidir. Hawaice ilginç bir lisan. Lemurya lisanı en çok Japonca ve Hawaicede kendini devam ettiriyormuş. Ben burada Ku’yu bilincin üç yönünden biri olarak, hastalık/şifa konusunda ele alıyorum. Bilincin yönlerinden her biri ve ilaveten Kanaloa, yakın antik devirde tanrılar olarak sayılıyordu 🙂
Oysa Lemurya (bilginin kaynağı) ilk tek tanrılı insan medeniyetiydi.
Bu ayrı tanrı isimlerine geçiş ve saptırmalar (iyi niyetle ya da değil, bu önemli de değil) Maya Takviminde belirtilen M.Ö 3115 yılında başlayıp 5125 yıl süren Ulusal Altdünya büyük devresinde yapılmış ve bence şu andaki karışıklığa sebep olan da bu yeni (6 bin yıl bir nefes kadar yeni) yorumlamalar olmuş.

* Devamını oku “Stresin kaynağı dirençtir” →

Beden, ruh ve Değişim

Isha Upnishad’da “Yalnızca bedene (dünyaya) tapınanlar karanlığa mahkumdur, ondan daha büyük karanlığa mahkum olanlar ise yalnızca ruha (cennete) tapınanlardır.” der. Bu yüzden bilge kişi, bedeni ve ruhu, doğayı ve kaderi birlikte geliştirir.

13895073_1235923713096045_4049691657231334224_n

İnsan her zaman uçurumların Kıyısında yolculuk eder.
Onun tek yükümlülüğü dengesini korumaktır.
J.O.Gasset
Onbin şeyi sevebilmek için, cenneti ve yeryüzünü bir beden olarak ele al.
Hui Shih

“Hiçbir şeyin somut veya değişmeyen bir kimliği yoktur; tersine her şey, bir başka şey olma yolunda ilerlemektedir.” I Ching

Devamını oku “Beden, ruh ve Değişim” →

Değişim başlamıştı, ben de görmeye başlayayım.

Biz değişimi falanca isim gitti yerine filanca isim geldi gibi lineer görmeye çalışıyoruz, bence sorun burada başlıyor. Bir çok şey deneyimleyen BİR var, bunu herkes sözde bilmesine rağmen uygulamada hatırlamıyor olabiliyor. Olaya çok boyutlu bakmaya çalışalım, bunun için uğraşalım, değişim olacak mı olmayacak mı? Mesele budur ama taraftarlık pozisyonunda seyretmeye devam edersek bunu göremeyebiliriz.
Tabi ki 3B boyutta yaşayan varlıklar olarak ilk tepkimiz lineer oluyor, benim de önce şaşırıp sonra üzüntü ve bedbinlik hissine kapıldığım durumlar oluyor. Hemen sonrasında olayın kendi içimdeki yansımalarını hatırlıyor ve görüyorum. Herhalde bu lineer algıdan sıyrıldığım an oluyor, yani çok uzun sürmüyor. Sonra kendimi sıfır noktasının beni arındırmasına açarak, değişimi seyretmeye hazırlanıyorum.

Eminim benim gibi düşünen, hisseden birçok kişi var. Bunu ifade ettim çünkü kimseye şahsi bir kinim yok benim, hatta çok belirgin bir duygum bile yok, yaşamak istediğim ortamı ise face sayfamda 29 ekim günü paylaşmışım, bakabilirsiniz: “Hukuk düzeni, basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığının yeniden inşası ile milletin hizmetinde, alçak gönüllü, sevecen, geniş düşünceli, barışçıl bir yönetim istiyorum. Anlayış derinliği olan kişilere, önerilere iltifat çoğalsın istiyorum. En özet haliyle böyle 🙂 ” Bunların oluşunu seyretmeye hazırlandım ben, ho oponopono yapıtım, kendimden eminim. Bunların nasıl ve kim tarafından yapılacağı benim için önemsiz.

Bunca yıllık tecrübemin bana getirdiği sonuç şudur; inanç her daim şüpheye galip gelir. Şimdi bu sözüm bilim sevgimle çelişir gibi görünebilir fakat işin derinliği hiç de çelişik olmadığını ortaya koyar. İsa’nın dediği gibi tanrım onları affet ne yaptıklarını bilmiyorlar! Bir bilim sevdalısı ne kadar inançlıdır bilseniz (inanç kelimesini din kelimesinin çağrıştırdıklarıyla aynı kefede değerlendirmeyelim)

Ben aslında bu hissimi kolayca sava dönüştürebilirim; şimdi biz kendi desteklediğimiz partinin/yönetimin arzu ettiğimiz gibi değişimi getireceği varsayımıyla hareket ediyoruz değil mi? Yani ne olacak, bizim parti gelecek, devrim niteliğinde değişimler yapacak, varlığımızın %50 lik bölümü de -hani şu an sevinen- hemen buna adapte olacak? Bu size bir şey hatırlatmadı mı? Cumhuryet devrimi de böyle olmadı mı zaten, peki aradan geçen zamanda görülen nedir? fazla bir şey değişmemiş! Humanizma/demokrasi, kültürün içine yerleşmemiş, halen hakan aşkı/kulluk duygusu devam ediyor! O halde bırakınız kendilerini/kendimizi iyileştirelim, bunun için gönülden hislerimizi ortaya koyalım, dilek ve duaları/olumlamalarımızı bu yolda yapalım 🙂

*

DNA’nızın %90 lık kısmı bedeninizin trilyonlarca anteni gibidir, bilgiyi almaya ve onunla ilgili değişimleri “duygusal hatıralar bölümünüze” manüel olarak yeniden yazmaya hazırdır.
Kryon’un bugün yayınlanan DNA’nın geleceği konuşmasından.
İlginç olan tam bu içeriği anlatan bir rüyayı evvelki gece rüyamda görmüş olmam!

Kişisel sezgi gelişiyor; doğuştan gelen özle bilinç arasındaki bariyer inceliyor. Bunun belirtileri yeni doğan çocuklarda görülecektir. Onlar kendileriyle/bedenleriyle ilgili yolunda gitmeyen şeyi hemen hissedecekler, anne/babalar hazırlıklı olsun ve çocukların bu konudaki beyanlarını ciddiye alarak gerekeni yapsınlar. Kryon’a göre, dna’ların durumu eli kolu bağlı bir insana benziyordu, şimdi bu salıverildi ve sonucu hep birlikte görüyor olacağız.

Dün Kaku’nun The Future of the Mind kitabını okumaya başladım; İlerleyen yıllarda yavaş yavaş başka bir şey daha ögrendim; evrenin büyük sırlarını anlamak için telepatik olmaya ya da insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yoktu. Yalnızca açık, kararlı ve meraklı bir zihne sahip olmak yeterliydi.

 

Değişim

5 sayısı numerolojik olarak, Özgürlük-aktif olmak- geliştiricilik-devrimcilik-çok yönlülük ve değişimleri kabullenmek olarak tanımlanıyor. Kryon ise buna kısaca; “DEĞİŞİM” diyor ve [2 + 6 + 7 + 8 + 9 =32=5] rakamlarının kuantumsal ruhu olduğunu ima ediyor.
Bu rakamlar DNA katmanlarının çok boyutlu işlerliği içinde düşünülmeli fakat ifade ederken lineer lisana muhtaç kalıyoruz.
Özetleyecek olursam; Ebediyen sizinle birlikte olan Ben’im/yüksek benliğiniz’in(6) şu anda yaşanmakta olan capcanlı akaşik kayıtlarınızın (7 ve 8) içerdiği hayat derslerini (2) şifalandırma sürecidir (9) DEĞİŞİM (5).
Eski matematikçilerden kim kaldı :))))

Sizi güdüleyen nedir?
Bazılarınız buraya geldiklerinde hücreleri mesaj veren bir şarkı söyler, “Yalnız olmak istemiyorum.” Hayat dersinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yalnız olmak!
Adil görünmüyor değil mi? Fakat hayat dersinin (2) enerjisi budur. Kryon

Tabi dünyaya geldiğimde ben ve hücrelerim diye ayrım olmadığından bu şarkıyı duymamıştım! Fakat hayatımdaki dönüm noktalarının birinde (2003-2004) hiç beklenmedik şekilde birlik duygusunu yaşadım, çok kısa sürdü fakat unutulmaz bi görü oldu benim için. Bu görüden şimdiki dikkat alanına döndüğümde tamamen bilinçsizce şöyle bağırdığımı duydu kulaklarım: “her şey yalan (illüzyon) olsa bile ben çokluğa razıyım.”
Cümlenin gerisinde söylenmeyen duygu şuydu yalnızlık korkunç bi şey, tahayyül edilmez bir hüzün, yaşamaya değmez ebedi bir hapishane. Evet duygular böyleydi.
Varın siz değerlendirin şimdi.