Değişim

5 sayısı numerolojik olarak, Özgürlük-aktif olmak- geliştiricilik-devrimcilik-çok yönlülük ve değişimleri kabullenmek olarak tanımlanıyor. Kryon ise buna kısaca; “DEĞİŞİM” diyor ve [2 + 6 + 7 + 8 + 9 =32=5] rakamlarının kuantumsal ruhu olduğunu ima ediyor.
Bu rakamlar DNA katmanlarının çok boyutlu işlerliği içinde düşünülmeli fakat ifade ederken lineer lisana muhtaç kalıyoruz.
Özetleyecek olursam; Ebediyen sizinle birlikte olan Ben’im/yüksek benliğiniz’in(6) şu anda yaşanmakta olan capcanlı akaşik kayıtlarınızın (7 ve 8) içerdiği hayat derslerini (2) şifalandırma sürecidir (9) DEĞİŞİM (5).
Eski matematikçilerden kim kaldı :))))

Sizi güdüleyen nedir?
Bazılarınız buraya geldiklerinde hücreleri mesaj veren bir şarkı söyler, “Yalnız olmak istemiyorum.” Hayat dersinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yalnız olmak!
Adil görünmüyor değil mi? Fakat hayat dersinin (2) enerjisi budur. Kryon

Tabi dünyaya geldiğimde ben ve hücrelerim diye ayrım olmadığından bu şarkıyı duymamıştım! Fakat hayatımdaki dönüm noktalarının birinde (2003-2004) hiç beklenmedik şekilde birlik duygusunu yaşadım, çok kısa sürdü fakat unutulmaz bi görü oldu benim için. Bu görüden şimdiki dikkat alanına döndüğümde tamamen bilinçsizce şöyle bağırdığımı duydu kulaklarım: “her şey yalan (illüzyon) olsa bile ben çokluğa razıyım.”
Cümlenin gerisinde söylenmeyen duygu şuydu yalnızlık korkunç bi şey, tahayyül edilmez bir hüzün, yaşamaya değmez ebedi bir hapishane. Evet duygular böyleydi.
Varın siz değerlendirin şimdi.

Stresin Doğası ve Dalak Otoritesinin yanılmazlığı

Stresin yol açtığı tüm gerilimlerin, salıverme ve gevşeme döngüsünü tamamlayamadığında ilgili kaslarda depolandığını ve hastalık adı verilen sonucun böyle ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse stresten uzak duralım diyebilir miyiz? Bunun mümkün olmadığını preshamanlar biliyor 🙂 Çünkü bu dünyadaki her şey strese sebep olur, kötülüğünden yanlışlığından değil sadece limitsiz -tanımsız- bir şeyin daracık bir kapta yer bulma uğraşıdır varlık aleminde olmak. O halde Stres-gerilim-salıverme-rahatlama döngüsünün bozulmaması hayatidir biz insanlar için. Her insan kendisine en uygun gevşeme yolunu/yollarını bulur, daha önemli olan bunu yaşadığı sürece periyodik olarak yapabilme -nefes alma gibi- kararlılığını sürdürebilmesidir. Şu haber linkindeki gibi bir mekanizmadan bahsediyorum, ayrıca tüm organlarımızın kas yapısının olduğunu da akılda tutmak lazım: http://yeniboyutlar.com/psoas-kasi/

  1. not: Aslında “Stres-gerilim-salıverme-rahatlama” doğal döngüsünü tıpkı diğer otonom aktiviteler gibi (bedenimizde yapılan tüm periyodik işlemler) otomatiğe bağlanabilir bu değerli görevde KU’nun iş tanımına eklenebilirdi (yani program yazılırken) ama yapılmadı. Neden? Bu döngünün bozulması 3B dediğimiz frekanstaki deneyim çeşitlemesini sağlıyor! Bunu da hatırlatmak isterim.

Varlık boyutunda yer almak, karar vermeyi gerektirir (Lono’nun işlevi) hem de binlerce karar. Tüm bu kararlar ağır ya da hafif seçimleri gerektirir, seçim ise mekanizma olarak yargı işlevi gibidir, seçmediğimiz olasılıkları öldürmüş oluruz kendimiz için ve işte o seçilmeyen sınırsız olasılıklar/potansiyeller acaip üzülürler ve stres oluştururlar! Ne kadar basit değil mi? 🙂
Bu durumda, stres çaresizliğin göstergesi değil mi? denebilir
Sen de biri tarafından seçilmesen çaresizlik hissederdin (seçilmeyen diğer olasılıklar) örneğin yumurta tarafından seçilmeyen binlerce sperme benzetilebilir. Bu sebeple seçim yaptığımızda, seçmediğimiz opsiyonların gönlünü almak ve bu işlemi var olmak için mecburen yaptığımızı bildirmek stresi azaltacaktır 🙂
(Not.3. Ho’ponopono yaparken ya da tanrıdan bağışlanma dilerken insanların gönlünü almaya çalıştığı şey budur işte; seçilmeyen diğer olasılıklar!)
“Ya sen ne diyorsun Sibel!” Diyen olursa ki vardır, “Barış” diyorum, barışın doğasını anlatıyorum sevgili frekanslar.

Peki o halde hic kimsenin “kalbini kırmamak” icin her şey ayni anda seçilebilir mi?

Hayır. Varlık olmanın laneti de budur, hem de tüm boyutlarda ama seçim yapabilmenin özgürlüğü de muhteşemliğidir. Muhteşem bi şey zıttından muaf olur mu?

Konuyu anlatırken, serbest dans yaptım her zamanki gibi ve şimdi tam bu noktadan bana bile ilginç gelen bir başka noktaya atlıyorum, dansın figürü gereği:

Human Design konusunu çalışırken bana en mühim görünen konu otorite çeşitleri, yani “karar Otoritesi” olmuştu. Bilenler hatırlayacaklardır bu sistem de insanın karar alma şekli 5 ana kısımda incelenir ve bunlardan biri de “dalak otoritesidir”. Detaya girmeden şunu belirteceğim, dalak otoriteli insanlar bu belli belirsiz ve sadece bir kez gelen dürtüyü hissederek karar veriyorlarsa asla yanılmazlar deniyor. Vay canına! Değil mi? Bu nasıl olur, hiç yanılmayan kararlar verebilmek?

Yaptığım 400 ü aşkın kişi analizinde 4 kişinin dalak otoriteli doğmuş olduğunu gördüm bu da %1 oranını veriyor, yani azınlıkta olan bir mekanizma. Şimdi stresin doğasını anlatırken seçilmeyen olasılıkların endişesinin stresi oluşturmasını daha iyi anlayınca birden ilişkiyi kuruverdim. Evet seçilmemişlerin kalbini kırmamak için her şey birden seçilemiyor ancak seçim yapanın “fark etmez, sadece şu an için birini seçtim” konumu stresi düşürüyor ve aynı zamanda seçimin yanlış olma ya da üzücü sonuca ulaştırma olasılığını da yok ediyor! Çünkü fark etmezdi! Bu sebeple yanılmaz işte Dalak otoriteli olanlar 🙂

Bilmediğiniz şeyi bilmezsiniz!

Dürüstlüğe dayanan yeni kurumlar, eski enerjiyi aşacak demiş Kryon 🙂 Eh bunu söylemek kolay çünkü çoğumuzun (sayı saymayı bırakın derdi RA, kulakları çınlasın) beklentisi bu yönde. Yeni buluşla yeni iş paradigması gelir. Siz bilmediğiniz şeyi bilmezsiniz, bu yüzden gelecek olan hakkında-eski bir enerji dünyasına dayanarak-önceden karar vermeyin diye ilave etmiş. Yani hayallerinizde limitsiz olmaya çalışın, rasyonalize etmeyin bakalım nasıl olacak demek istiyor, belki cam tavanın kalktığını bizzat tecrübe edebiliriz 🙂

Örneğin eski enerjiyle hareket ettiğini düşündüğünüz bir kurum ya da kişiyi kara listeye alıyorsunuz ve aslında bunu yapmak gerçek amacınızı hiç de yansıtmıyor çünkü siz aslında ortaya çıkan işe itirazlısınız, o halde ortaya çıkan işte bir değişim yaşansa çoğumuz bunu farketmeyiz çünkü dikkatimiz orada değil, kişiselleştirilmiş bir kara liste var!
Şu kara listeleri sal gitsin yaw! Sadede gelelim hep birlikte ziyafete konalım diyorum 🙂

(amiyane tabirlerim affola)

Not: DNAmıza yüklü eski korkular tetikleyici oluyor bunun farkındayım da, yine de kendime bir hatırlatayım dedim.

*

Stresin yol açtığı tüm gerilimlerin, salıverme ve gevşeme döngüsünü tamamlayamadığında ilgili kaslarda depolandığını ve hastalık adı verilen sonucun böyle ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse stresten uzak duralım diyebilir miyiz? Bunun mümkün olmadığını preshamanlar biliyor 🙂 Çünkü bu dünyadaki her şey strese sebep olur, kötülüğünden yanlışlığından değil sadece limitsiz -tanımsız- bir şeyin daracık bir kapta yer bulma uğraşıdır varlık aleminde olmak. O halde Stres-gerilim-salıverme-rahatlama döngüsünün bozulmaması hayatidir biz insanlar için. Her insan kendisine en uygun gevşeme yolunu/yollarını bulur, daha önemli olan bunu yaşadığı sürece periyodik olarak yapabilme -nefes alma gibi- kararlılığını sürdürebilmesidir. Şu haber linkindeki gibi bir mekanizmadan bahsediyorum, ayrıca tüm organlarımızın kas yapısının olduğunu da akılda tutmak lazım: http://yeniboyutlar.com/psoas-kasi/

  1. not: Aslında “Stres-gerilim-salıverme-rahatlama” doğal döngüsünü tıpkı diğer otonom aktiviteler gibi (bedenimizde yapılan tüm periyodik işlemler) otomatiğe bağlanabilir bu değerli görevde KU’nun iş tanımına eklenebilirdi (yani program yazılırken) ama yapılmadı. Neden? Bu döngünün bozulması 3B dediğimiz frekanstaki deneyim çeşitlemesini sağlıyor! Bunu da hatırlatmak isterim.

Varlık boyutunda yer almak, karar vermeyi gerektirir (Lono’nun işlevi) hem de binlerce karar. Tüm bu kararlar ağır ya da hafif seçimleri gerektirir, seçim ise mekanizma olarak yargı işlevi gibidir, seçmediğimiz olasılıkları öldürmüş oluruz kendimiz için ve işte o seçilmeyen sınırsız olasılıklar/potansiyeller acaip üzülürler ve stres oluştururlar! Ne kadar basit değil mi? 🙂
Bu durumda, stres çaresizliğin göstergesi değil mi? denebilir
Aynen, sen de biri tarafından seçilmesen çaresizlik hissederdin (seçilmeyen diğer olasılıklar) örneğin yumurta tarafından seçilmeyen binlerce sperme benzetilebilir. Bu sebeple seçim yaptığımızda, seçmediğimiz opsiyonların gönlünü almak ve bu işlemi var olmak için mecburen yaptığımızı bildirmek stresi azaltacaktır 🙂
(Not.3. Ho’ponopono yaparken ya da tanrıdan bağışlanma dilerken insanların gönlünü almaya çalıştığı şey budur işte; seçilmeyen diğer olasılıklar!)
“Ya sen ne diyorsun Sibel!” Diyen olursa ki vardır, “Barış” diyorum, barışın doğasını anlatıyorum sevgili frekanslar.

Peki o halde hic kimsenin “kalbini kırmamak” icin her şey ayni anda seçilebilir mi?

Hayır. Varlık olmanın laneti de budur, hem de tüm boyutlarda ama seçim yapabilmenin özgürlüğü de muhteşemliğidir. Muhteşem bi şey zıttından muaf olur mu?

İnancın Biyolojisi – Prof.Dr. Bruce H Lipton

DNA biyolojiyi kontrol etmez ve çekirdek tek başına hücrenin beyni değildir. Tıpkı sizin ve benim gibi hücreler de yaşadıkları yere göre şekillenirler.
Tıpkı Bilim insanlarının yıllardır yaptığı gibi sadece şablonlar üzerinde yoğunlaşırsanız çevrenin etkisini anlamanız imkansızdır.

… Tıp bilimi ilerlemeye devam ediyordu ama yaşayan organizmalar inatçı bir şekilde ölçülmeyi reddediyorlardı.
Atomik düzeyde maddenin mevcudiyeti kesin bile değildi; sadece var olma eğilimi vardı…

… Kuantum fiziğinden yoksun geçmişim, çekirdek merkezli biyolojiyi reddedip hücre zarını benimsediğimde bile bu geçişin anlamını neden tam anlamıyla kavrayamadığımı açıklıyor.
Entegral hücre zarı proteinlerinin hücreyi güçlendirmek için çevreden gelen sinyallerle işbirliği yaptığını biliyordum; ancak kuantum evreniyle ilgili hiçbir şey bilmediğim için, süreci başlatan çevresel sinyallerin doğasını tam anlamıyla takdir edememiştim..

… Trajik sonuçlarına rağmen farmasötik firmalar tarafından ilaç bağımlısı bir ulus haline gelmek üzere programlanmış durumdayız. Doğanın yasaları ile uyumlu olan daha yeni ve sağlıklı bir hekimlik sistemi oluşturabilmek için biraz geri adım atmalı ve kuantum fiziğinin bulguları ile biyotıp bilimini birleştirmeliyiz… (1)

… Vücudumuzdaki her işlevsel protein çevresel bir sinyalin tamamlayıcı “görüntüsü” olarak oluşturulmuştu. Eğer bir proteinin eşleşebileceği tamamlayıcı bir sinyali yoksa protein işlevini yerine getiremez. Yani her şeyin kafama dank ettiği o anda düşündüğüm gibi, vücudumuzdaki her protein çevredeki bir şeyin fiziksel ya da elektromanyetik tamamlayıcısıdır. Çünkü bizler de proteinlerden oluşan makineleriz..(2)

… Her hücrenin kendine özgü bir grup “kimlik tanımlayıcı reseptörü” (Hücrelerin dış kısmında yer alan ve lökosit antijenleri diye de adlandırılan) ANTEN gibi çalışarak tamamlayıcı çevresel sinyalleri YÜKLERler. Bu kimlik reseptörleri hücrenin içinde yer almayan ancak dış çevreden gelen KENDİ sinyallerini okurlar.

Bir an için insan vücudunu bir TV alıcısı gibi düşünün. Böyle bir karşılaştırmada televizyon fiziksel olarak hücreye karşılık gelmektedir. Yayını sağlayan TV anteni kimlik tanımlayıcı alıcılarımızı, yayın ise çevresel sinyali temsil eder. Eğer Newtoncu düşünürsek hücrenin protein alıcılarını BENLİK zannedebiliriz. Bu TV antenini yayın kaynağı olduğunu sanmaya benzer! Oysa hücrenin alıcıları kimliğini oluşturmazlar; “benliğin” çevreden YÜKLENMESİNE aracı olurlar.
Bu ilişkiyi tam olarak anladığımda, kimliğimin yani benliğimin vücudum olsa da olmasa da çevrede var olduğunu fark ettim. Kimliğim aynı zamanda çevreyi de oluşturan bir yığın bilgiyi içeren çok karmaşık bir yapıdır.
Çevre “olan her şeyi” temsil ettiği için ve benlik reseptörü antenlerimiz tüm tayfın sadece çok dar bir ŞERİDİNİ  yükleyebildiği için, hepimiz bütünün küçük bir parçasıyız.(3)


(1) Sibelin notu: Eğitim sistemleri de maalesef hemen her şey gibi ekonomi adına-yüzü suyu hürmetine- politikaya alet edilmiştir. Adı da bellidir; halk böyle istiyor!   Halka rağmen halk için çalışmanın eski yolları iflas etti fakat insannesli yeni yolları bıkıp usanmadan icat eder, dener, yeniden dener. İşte aslında bu “kahramanın Sonsuz Yolculuğu” denen şeydir bana göre.

(2) Sibelin notu: Hawaii şamanlığının kendini en basit tanımlaması; ilişki sağaltıcısı olduğudur; çünkü algılarımızın dünyasında mutlak şeyler olmadığı için hiçbir şey başka bir şeyle İLİŞKİSİ dışında tanımlanıp deneyimlenemez. Öyle ki birçok farklı manasından önde geleni sevgi olan ALOHA; “şimdi ve burada birlikte büyümek için bir deneyimi paylaşmak” anlamını taşımaktadır. Soyut/somut her şey ilişkiyle varlık dünyasında görünür olur.

(3) Sibelin notu:  Prof. Lipton’un tüm bu kendisine şok yaşatan deneyimlerini kendi profesyonellik sahalarında yaşayanlara her gün daha çok şahit oluyoruz (benimki doksanlı yılların ortalarında olmuştu). Bütün bu kendini (newtoncu kimliğini) geride bırakmak için; tamamen kendimize özel bir kelime dağarcığı ve örnekler ile kanıtlarımızı sunarız (kitap yazarız, konferanslar veririz, her çeşit başka aracı da kullanırız). Bütün bu süreçler Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nun her seferinde yenileyen ve asla ilki gibi olmayan spiralin fazlarıdır. Dünyada ne söylenirse hepsinin 7 ana prensibin içeriği olduğuna aydığınızda neler olur? Ursula L.Guin’in Rüyanın Öte Yakasındaki kahramanı Bay Orr gibi olunur.

Bütün güç içerden gelir.

“Biofotonik alanında öncü bir biyofizikçi olan Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair araştırmasını yayınladı.
Araştırma sonuçlarına göre DNA sadece tek frekans değil, birden çok frekans yayınlayabilir, hem organizmanın içinde hem de organizmalar arasında foton alışverişi oluyor. Yani kelimenin tam anlamıyla her birimiz birer ışık parçasıyız.”

Urban Shaman konseptinde bu içerik çok daha geniş biçimde bilinir ve şifa işlemlerinde temel olarak kullanılır. 5.prensip ALOHA’nın ikinci sonucu; “Her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçıdır”. Şamanlar her şeyin bir KU’su olduğunu , harekete ve canlılağa sahip olduğunu, farklılığın yalnızca titreşim hızında olduğunu bilirler.
Hastalıkların ve sorunların kolayca giderilememesinin sebebi 6. prensibin, MANA’nın (bütün güç içerden gelir) iyi bilnmemesi, sindirilmiş olmamasından kaynaklanır. Eğer biliniyor olsaydı ve tabi dünyadaki mevcut halin aynen devam etmesi için gösterilen sabırların ve olağan üstü çabanın sadece küçük bir kısmı bu uygulamalara sadık kalmak için kullanılabilseydi, mucizeler günlük hayatımızın daimi parçası olurdu. Bu sonuca ulaşmak ise sadece LONO’nuzun bir karar vermesini gerektirir; öncelik sırasını YETKİLENDİRMENİN içerden geldiği hususuna tahsis etmesiyle mümkün olur. Sadece keskin bir karar vermek, hepsi bu.

Mekanizma mükemmel ve güncellemelere açık. İyi bir hafta dilerim frekanslar. Aloha

Bu sabah notunu yazdıktan sadece 2 dk sonra Prof. Dr. Bruce H. Lipton’un bu videosu ile karşılaştım kendisi İnancın Biyolojisi adıyla türkçeye kazandırılan kitabın da yazarı olan ünlü hücre biyologu ve genetik bilimci. UŞ 1. seviye eğitimi almış olanlar bu videoda anlatılan şeyleri kendi terminolojimize aktaracaklar bunu biliyorum çünkü ben dinlerken kendimi bu kez erkek sesiyle dinlermiş gibi hissettim   Çok hoş değil mi? Eksik bıraktığı bikaç ufak şey var fakat etkinliği yüksek bir eksiklik, bakalım bunun ne olduğunu bulabilecek misiniz?

Videoyu izlemek için lütfen tıklayınız.