Katalizör Etkisi-8

Sürekli bir değişim-dönüşüm içindeki bir doğada yaşıyoruz. Patel’in (2008, p. 188) vurguladığı üzere: “Tüm varlıklar atomlardan oluşurlar …  Ve tüm biyokimyasal olaylarda (bu atomlar) farklı şekilde tekrar dizilirler-düzenlenirler. Bizleri oluşturan bu atomlar bir zamanlar Buddha’ya, Cengiz Han’a vaya Isaac Newton’a aittiler. Görüleceği üzere, zamanla değişen şey, bu atomların dizilim şekilleridir ve bu dizilim şekilleri farklı bilgiler oluştururlar. …  Sözün kısası: Hardware’ler değiştirilir, software ise hassaslaştırılır!” Bu ifadelerin daha kolay anlaşılması için, ‘madde ile mana’ arasındaki şu bağlantıyı belirtelim. Madde, bildiğimiz atomlardan oluşurlar. Ancak bu atomların nasıl bir araya geleceği, ne kadar büyük veya küçük sistemler oluşturacakları gibi konular, enerji dediğimiz kuantsal salınımcıların denetimindedir.

Her yeni oluşturulan varlık, yapısına işlenmiş geçmiş zamana ait karşılıklı bağımlılık ve değişim-dönüşüm bilgileri nedeniyle, yeniliklerle dolu bir doğal sistem içinde ortaya çıkacağını bilmektedir. Bu nedenle sürekl olarak çevresini algılamaya ve hangi faktörlere daha çok bağımlı olduğunu saptamaya çalışır. İnsan çocuklarını ele alacak olursak, bebekler ana-babaların bakımına aşırı şekilde bağımlıdırlar.

Doğadaki yeni oluşacak sistemlerle ilişkileri düzenlemek için bilnç devresi oluşturulmuştur. Bilinçaltı geçmiş zamanlara ait kalıtsal bilgilerle denetlenirken, bilinç, yeni oluşan çevre koşulları ile ilgili konuları halletmek içindir.

Nöroloji dediğimiz bilim dalı ile uğraşanlar “neurons that fire together wire together = aynı anda ateşleyen nöronlar arasında bağlantı kurulur” şeklinde bir genelleme yapmışlardır (Sıegel 1999). Yani, bir bedeni oluşturan hücreler, çevrelerinden aldıkları sinyallerin eş-zamanlı olanlarını birbirleriyle ilişki içine sokacak temel bir yaklaşım içindedirler. Bu temel yaklaşım, doğadaki tüm diğer oluşumlarda da geçerlidir. Örneğin bir kimyasal reaksiyonun oluşumunda, çevredeki tüm moleküllerden gelen sinyaller birlikte değerlendirilirler; ama o moleküllerin hepsi aktif olarak o reaksiyona katılmazlar. Reaksiyon sadece 3-5 molekül arasında gerçekleşir, ama bu 3-5 molekül arasında gerçekleşecek reaksiyonun gerçekleşebilmesi için, bir sürü başka molekülün de çevrede bulunması şarttır, çünkü reaksiyon ancak onlardan gelen elektro-manyetik sinyallerin de mevcut olması durumunda oluşur. Bu etkiye katalizör etkisi denir.

Beyindeki her bir sinir hücresi 10.000lerce dendrit dediğimiz alıcı ucunu bedendeki çeşitli organlara uzatır ve onlardan gelecek sinyalleri değerlendirmeye başlar. Bedendeki her hücre ise, kendi çevrelerindeki tüm fiziko-kimyasal ve biyolojik faktörleri (ısı, basınç, asit-baz oranı, tuzluluk, oksijen oranı, glikoz oranı, vs. gibi yüzlerce faktörü değerlendirerek davranışını belirler. Tüm bu değerlendirmelerde ise, enerji durumu diyebileceğimiz bir temel kriteri dikkate alarak davranır.

Şekil  21: Doğadaki tüm kimyasal elementler arasında belli yönlerde artan veya azalan bir enerji-alışverişi sistemi vardır.

Şöyle ki: Doğadaki kimyasal elementler arası etkileşimler elektron-pozitron alışverişleri çerçevesinde gerçekleşir. Şekilde görüldüğü üzere, peryodik tabloda, soldan sağa doğru gidildikçe elementlerin elektro-negatiflik derecesi artarken, aşağı doğru azalma söz konusudur.

Bir bedende hücre içi Na-yoğunluğu, beden sıvısı içindeki yoğunluktan azken, K-yoğunluğu beden sıvısı içindeki yoğunluktan fazladır. Diyelim ki, hücre içinde bir işlem yapılacak. Hücrelerin işlem yapıcı aletleri proteinlerdir (enzimlerdir). Söz konusu enzimin işlem yapabilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır. Enzime bu enerji ATP’nin (Aadenosine Tri Phosphate) ADP’ye dönüştürülmesi şeklinde sağlanır. Bu işlem için, hücre zarındaki Na-K pompa kanalı açılır ve hücre içine Na iyonları alınır. Na’un elektro-negativitesi K’a oranla fazla olduğundan, ATP hidroliz olur ve ADP’ye dönüşür. Çıkan enerjiyi enzim kullanır ve gerekli işlemi yapar. İşlem yapıldıktan sonra,  Na-K pompa kanalı tekrar açılır ve bu defa Na dışarı atılır, onun yerine K iyonları içeri alınır ve hücre normal yaşamına devam eder.

Şekil 22: Hücreler enerji durumu değerlendirmelerinde Na-K arası enerji farkından yararlanırlar.

Hücrelerin temel enerji kaynağını glikoz adı verilen şeker molekülleri oluşturur. Şeker moleküllerinin oranına bağlı olarak da insulin denilen bir hormon üretilir ve bedendeki şeker kullanımı düzenlenir. Kandaki şeker oranı yüksekse, hücre içindeki enerji de fazla, dolayısıyla, ATP oranı yüksek demektir. Bu durumda KATP kanalı kapalı olur. Bedendeki (kandaki) insulin oranı artırılırsa, Ca-kanalları açılır ve hücre ATPyi ADPye dönüştürerek enerji harcamaya zorlanır.

Buna benzer şekillerde Na+/H+ , Na-Ca, K-Ca dönüştürücüleri vs.ler de vardır. Bu farklı fiziko-kimyasal dönüştürücüler yardımıyla hücreler organellerindeki çeşitli iyon konsantrasyonlarını artırıp-azaltabilmekte ve bu sayede çeşitli enerji türlerini birbirlerine dönüştürmektedirler. Örneğin “lysosome” denilen torba içindeki asit oranını H-pompaları vasıtasıyla artırarak torbacıklar içine aldıkları bir maddeyi eritebilmekte, bu şekilde o maddeyi sindirmiş olmaktadırlar.

Şekil 23: Hücrelerin bilgi depolama işlerinde kullandıkları şifreleme tamamen enerji artışı veya azalışı prensibine dayanır.

Görüldüğü üzere, hücreler rastgele işlem yapmıyorlar, tersine hep enerji durumunu dikkate alarak, yararlı-zararlı veyahut kazançlı-kazançsız hesaplamalarına göre davranıyorlar. Hücrelerin bu kar-zarar hesaplamalarına dayalı işlemleri, mutasyon denilen amino-asit dizilimleri oluşturmalarında da görülür. Şöyle ki: hücrelerin dilinde tüm genetik bilgiler 2 hidrojen bağlı olan Adenin-Timin veyahut 3 hidrojen bağlı Cytosin-Guanin molekülü ardışımları olarak kayıt edilir. Bu iki molekül çifti arasındaki fark ise, sadece NH2’ye karşı CH3 (daha basite indirgendiğinde N’ye karşı CH) bulunmasıdır. Yukarıda verilen C ve N izotopları arası ilişki diyagramı dikkate alındığında, azotla karbon atomlarının, ortamdaki enerji potansiyeli durumuna göre birbirlerine dönüştükleri açıklanmıştı. Dolayısıyla, hücreler genetik bilgilerini, çevrelerindeki enerji durumuna göre, bağlantının 2 hidrojenli mi yoksa 3 hidrojenli mi olmasının daha avantajlı olacağı hesabına göre yapmaktadırlar. Yani ortada yine bir kar-zarar hesabı yapımı söz konusudur. Dolayısıyla rastgele mutasyon olması diye bir şey söz konusu değildir.

Bilgi ve bilinç sistemi diğer canlılara göre çok gelişmiş insan denilen bir varlığın oluşumu, hücreler, kuantsal öğeler gibi doğayı oluşturan temel varlıkların, doğada nelerin nelere dönüştüğü, nelerin nelere bağlı olarak geliştiği, vs. gibi konularda daha sağlıklı bilgiler edinebilmek amacına yöneliktir. Bunun böyle olduğunu şu verilerden anlıyoruz.

Prof İsmet Gedik-Hücre Yapısı

-devam edecek-

Hücre Yapısına devam-2

Konu Başı için: bakınız

1.3- Doğada herhangi bir şey yapmak veya oluşturmak için bilgi + kuvvet (veya enerji) gerekir.

Bedenimizin sahibi ve yönlendiricileri içlerindeki hücreler olduğuna göre, hücrelerin kuvvet veya enerjilerini nerden aldıklarını, az veya çok kuvvetli bir bedenin nasıl oluşturulduğunu görelim.

Önce bir temel konu hakkında bilgi sahibi olunması gerekir:

Bir şey nasıl yapılmaktadır? Yani bir şeyi yapma bilgisi nerden alınır, bunu yapacak kuvvet veya enerji nerden sağlanır? Önce kuvvet dediğimiz iş veya eylem yapıcı faktörün nasıl artırılıp azaltıldığını görelim. Zayıf bir insan 20-30 kiloluk bir yükü kaldırmakta zorlanır. Hâlbuki bir halterci yüz kilodan fazlasını kaldırır. Peki 20-30 kiloyu kaldıramayan bir insanla 200 kiloyu kaldıran bir insan arasındaki fark nerden kaynaklanır? Fark, aynı hedefe yönlendirilmiş kas hücreleri sayısından kaynaklanır. Zayıf bir insan her gün biraz daha ağır bir yükü kaldırmaya çalıştıkça, bedeninde bu amaca yönelik hücrelerin sayısında artma başlar. Bu olay hücreler arası ortaklık kurallarından kaynaklanır. Şöyle ki: Bir organdaki hücrelere normalde sürekli olarak A, B, C gibi üç ayrı yerden ihtiyaç talebi geliyorsa, o organdaki hücreler yaşamlarına devam ederler ((a) durumu). Bir organa normalin  (A, B, C) dışında (F,G) gibi daha başka talepler geliyorsa,  o organ gittikçe büyümeye çalışır, yani o organı oluşturan hücrelerin sayısı artırılmaya çalışılır (Şekildeki (b) durumu).

Şekil 2: Hücreler arası anayasa

Bu nedenle her gün biraz daha fazla ağırlık kaldırmaya zorlanılan bir organ gittikçe büyümek zorunda kalır. Haltercilerin ağır yükleri kaldırabilmelerinin perde arkası budur. Görüldüğü üzere, bendimizde “damla-damla göl olur, damlalardan sel olur!” prensibi uygulanmaktadır. Milimetrenin onda birinden küçük yaratıkların güçlerinin üst-üste çakıştırılması sayesinde, bedenlerimizde yüzlerce kiloyu kaldıracak kuvvetler oluşturulurlar. Bu oluşumlarda kuvvet dediğimiz enerji birikimi, hücrelerimiz tarafından sağlanmakta, onlar birbirleriyle uyumlu davranış içine girerek, enerji paketçiklerinin üst-üste çakışmasını sağlamaktadırlar. Bir üst sistem olarak beden (yani bizler) sadece hedef göstermekteyiz. Hücrelerimize diyoruz ki: “Şu ağırlık kaldırılacak!” Onlar da, bizim gösterdiğimiz hedefe ulaşmak için yediğimiz besinlerden elde ettikleri enerjileri kullanarak, hangi organdaki hücrelerin sayılarının artırılacağını, hangilerinin hangileri ile hangi oranda işbirliğine gideceğini kararlaştırarak, kaslarımızdaki hücre sayılarını artırırlar. Bu nedenledir ki, beynimizdeki her bir hücre on binlerce farklı faktörü değerlendirip, tek bir sonuca varır ve bunu diğer bir hücreye aktarır; o hücre o sonucu alır ve kendine gelen diğer binlerce bilgiyle birleştirerek, bir sonuca ulaşır ve bu sonucu bir diğerine aktarır, vs.. Yani bedenler, trilyonlarca hücrenin daha rahat bir duruma ulaşabilmeleri, doğadaki değişim dönüşümlere kendilerini uyumlu hale getirebilmeleri için oluşturulmuş ortaklık sistemleridirler. Bu ortaklığın kuralları milyarlarca yıllık karşılıklı çabaların sonucu ancak oluşturulmuştur ve bu nedenle de bu çekirdek denilen özel bir odada koruma altında tutulmaktadır.

Bedenlerimizi oluşturan hücreler canlı ve bilgili, peki, ya onlar bu canlılıklarını nerden alıyorlar?

Canlılık enerji demektir, çünkü enerji hareket ettiren faktördür ve hareket canlılıktır. Şimdi enerjinin kökünü, kökenini araştıralım. Göreceğiz ki, enerjinin kökenindeki varlık ölü değil, canlı, çevresini algılayan ve topladığı bilgiye göre davranışını belirleyen bir varlık!

İsmet Gedik-Hücre Yapısı

devam edecek

Haklı Çıkma Gayreti

Enerjini haklı çıkmak için harcama, gün gelir bol keseden harcadığın bu enerjiye ihtiyacın olur.  S.Atasoy

Doğru bildiğini söyle, geç git. Aslında hiç söylemesek iyi ama konuşmadan durmak çok zor 🙂

“Haklı çıkma” için bir kez direttiniz mi bu çabanız bileşim noktanızı bulunduğu yere daha sıkı sabitler, giderek daha daha sıkı çakılır. E olsun ne yapalım bileşim noktamız aynı yere sıkıca sabitlenmiş olur, bunun ne zararı var diye sorabiliriz. Bana göre çok yönlü bir enerji kaybına sebep oluyor, şöyle ki; “haklı çıkma” gayreti sesinizi yükseltmeniz ve sıklıkla sinirlenip gerginliğinizin artmasına sebep olarak zaten konuşarak harcadığımız enerjinin misli misli artmasına sebep oluyor.

İkincisi, bileşim noktasının sabitliğini giderek sertleştirdiği için, değişim özlemi/ihtiyacı/zamanı oluştuğunda o noktadan kopmak için gerekli enerji için deponuzun fakir kalmasına sebep oluyor. (olabilir)

“Haklı çıkma” gayretini,  “kendine önem verme” olgusuyla eşleştirmek çok kolay ve fakat fazla kestirmeden gidiş gibi geliyor bana; çünkü zaten insanın yaptığı hemen her edim “kendine önem verme” sebebiyledir ve bu da “birey olma” çabasının yan etkisidir doğal olarak. Basit bir örnek vermek gerekirse, elinizde kendi gücünün farkında olmadığı için başka güçlerin hegomonyasına girmiş bir “hasta” var ve siz doktorsunuz, ona hemen bir reçete yazıyorsunuz: BO (Birey Ol) 3×1 … Güzel ve fakat her ilaç gibi bunun da sayısız yan etkisi var işte!

O halde bu kadar kestirmeden gitmeyelim ve ara duraklara uğrayıp soluklanalım. “Haklı çıkma” gayretinin ilk durağı bence kendi fikrinden emin olmama halidir. Kişi savunduğu o şeyi zaten yeni keşfetmiştir ve o noktaya kendini sabitleyebilmek için dikiş makinasını o noktadan üst üste biraz geçirmek ve sağlamlaşabilmek ihtiyacı ile “onay” beklemektedir. Onaylanmadığı takdirde henüz çok zayıf olan dikişin sökülmesinden ve tekrar geri yuvarlanmaktan delice korkmaktadır. O konuda, Emin olan, onay beklemez, haklılık tartışmasına hiç girmez.

İkinci durak ise, artık fazlasıyla sabitlenmiş o noktanın terk edilmesi için gereken fedakarlığı göstermemek adına emin olduğu halde “haklı çıkma” gayretini sürdürmektir ki, ben buna artık “hazırdan yeme” diyorum. İlk durakta “kural” oluşturmaya çalışmıştık ve şimdi bunu yıkabilmemiz gerekiyor; ama nasıl? Bir yandan haklı çıkmaya çalışarak onca enerji harcarken bu büyük fedakarlığı (bunların her biri bir ölümdür bence) yapabilecek enerjiyi nasıl bulabileceğiz?

Herkesin kendine has çözümleri vardır herhalde diyorum, paylaşırsanız sevinirim 🙂

Nicola Tesla- 2

Tesla bobininin icadından sonra, aynı frekansa ayarlanmış bir alıcı ve verici arasında güçlü radyo dalgalarının iletilebileceğini keşfetmiştir. Bobin belirli bir frekanstaki sinyal için ayarlandığında, gelen elektrik enerjisini büyüterek rezonans hareketini sağlamaktadır. 1895’lerin başında Tesla 80 km mesafede radyo yayını yapmaya hazırdır. Ancak Tesla deneyini yapamadan önce, bir yangınla tüm çalışmaları ve laboratuarı yok olur. Tesla’nın sonraki yaşamına ve çalışmalarına büyük darbe vuran, belki de birçok önemli teorisini uygulamaya geçirememesine neden olacak bu olaydan sonra yeni finansal kaynaklar bulma mücadelesine başlayacaktır.

Bu yangın hem Tesla’nın radyo deneylerinin önüne geçer, hem de bir yıl sonra bir başka bilim adamının çalışmalarının ön plana çıkmasına neden olur. Marconi adlı İtalyan bilim adamı, İngiltere’de kablosuz telgrafı bulur. Deneylerinde, iki devreli bir alet vasıtasıyla, kısa mesafede sinyal göndermeyi başarmıştır. Sonraları, Tesla’nın bobinini kullanarak uzun mesafeli iletimi başarır. Marconi telgraf patentini almıştır. Tesla 1897 yılında radyo patenti için başvuruda bulunmuştur ve başvuruları 1900 yılında kabul edilmiştir. Marconi’nin radyo için patent başvurusu ise 1900 yılındadır. Üç yıl arayla değiştirerek verdiği patent başvuruları reddedilmiştir; çünkü radyo alanındaki buluşlar Marconi’ye değil, Tesla’ya aittir. Marconi’nin şirketi, güçlü finansman kaynakları sayesinde Amerikan borsasında büyür. Edison Marconi’nin danışmanlığını yapmaya başlar. 1901 senesinde Marconi, Tesla osilatörünü (elektrik sinyallerini veren elektronik düzenek) kullanarak uzun mesafeli radyo iletimini gerçekleştirir. Asistanı Tesla’ya, Marconi’nin başarısından bahsettiğinde Tesla büyük bir güvenle: “Devam etsin, cihazlarında 17 adet patentimi kullanıyor” der. Ancak hiçbir patentin güvenli olmadığı bir kez daha ispatlanır. Marconi’nin daha önce defalarca reddedilen patent başvurusu 1904 yılında kabul edilir. Tartışmalara yol açan bu kararın nedeni açıklanamaz. Radyonun mucidi Marconi olmuştur. Marconi 1911 yılında Nobel ödülünü alır. Tesla’nın yaşamı boyunca devam eden patent davası ölümünden birkaç ay sonra sonuçlanır. Amerikan yüksek mahkemesi Marconi’nin patentini iptal eder ve patenti tekrar Tesla’ya verir. Radyonun mucidi tekrar Tesla olmuştur!

Tesla, enerjinin havanın daha az yoğun, dolayısıyla daha çok iletken olduğu atmosferin yüksek seviyelerinden, iyonosferden iletilebileceğini düşünmektedir. Bu alanda çalışmalarını yapabilmek için Colorado Springs kasabasına taşınır ve edindiği finansal kaynakla 1899 yılında bir laboratuar kurar. Buradaki çalışmalarında üç amacı vardır; büyük miktarlarda enerji transferini geliştirmek, iletilen enerjiyi kusursuz bir şekilde izole edebilmek ve yönetebilmek, elektrik akımının yerküre ve atmosferde yayılım yasalarını keşfetmek.

Yere düşen şimşeğin, yerküre üzerinde dalgalar yaratarak iletildiğini ve yerkürenin iyi bir iletken olduğunu gözlemler. Eğer başarabilirse, yerküre boyunca neredeyse hiç kayıp olmadan dünyanın her yerine elektrik iletiminin mümkün olacağını söyler. Enerjinin havadan olduğu gibi, yerküre üzerinden de iletimi mümkündür. Bu, kablosuz enerji transferi için ikinci global yöntemidir. İyi bir doğa gözlemcisi olan Tesla, orajları (Fransızcada fırtına) ve şimşekleri inceler. Yerkürenin rezonans frekansını hesaplamaya ve bir şimşekte bulunan enerjinin benzerini üretmeye çalışır. Amacı müthiş seviyede enerjilerin aktığı doğadaki bu süreci taklit etmektir. Deneylerinde 25 metre yüksekliğindeki tahta kulenin üstünde 43 metrelik metal bir direk ve direğin üstüne monte edilmiş büyük bakır bir top kullanmaktadır. Çalışmalarının başlarındaki bir denemede, büyük bir şimşek üretmeyi başarır. Ancak çıkan müthiş gürültü ve yakındaki kasabayı aydınlatan ışığın yanı sıra, kasabadaki elektrik sisteminin de çökmesine neden olur. Burada 9 ay boyunca deneylerini sürdürür. Çok tartışılan bu dönemle ilgili sonradan yayınlanan bir günlük tutmuştur. Ancak yerküre üzerinden enerji iletimini başarıp başaramadığı tam olarak bilinmemektedir. Colorado Springs’deki çalışmaları bir gizem olarak kalan Tesla için kesin olan, New York’a buradaki çalışmalarının sonucunu uygulamak üzere büyük bir kararlılıkla dönmesidir.

New York’a geldiğinde bir kez daha finansöre ihtiyacı vardır. Century Magazine dergisine yazdığı etkileyici makalede, güneş enerjisinden faydalanmak için kullanılan bir antenden bahsederken; aynı zamanda savaşlara son verecek bir cihaz teorisinden de bahsetmektedir. Makalede global kablosuz iletişimin mümkün olabileceğini, ses, görüntü ve bilginin kablosuz iletilebileceğini yazar. Birçok insan için akıl almaz olan bu fikirler, dünyanın en büyük finans gücüne sahip insanlardan biri olan J.P. Morgan’ın ilgisini çeker.

Tesla, J.P. Morgan ile görüşmesinde, dönem için bilim kurgu niteliğindeki “global iletişim” konusunu açıklar. Tesla’ya göre, okyanus aşırı telefon görüşmeleri, haberler, müzik, borsa bilgileri, hatta görüntü iletimi, özel haberleşmeler ve güvenli askeri iletişim mümkündür ve tüm bunlar kablosuz yapılabilir. Tesla Morgan’a: “Kablosuz iletişim tam olarak uygulandığında, dünya her bir parçasına yanıt verebilen dev bir beyne dönüşecek” der.

J.P. Morgan ile anlaşırlar ve Tesla iletim kulesi ve enerji santrali inşasına başlamak için gerekli kaynağı bulmuş olur. Ancak Tesla, J.P. Morgan’ın bilmediği bir başka amaca daha sahiptir ki bu hepsinden daha önemlidir; Colorado Spring’de yaptığı çalışmaları uygulamaya koyarak, New York-İngiltere arasında elektriği kablosuz iletmek. Tesla bu amacını yatırımcısından saklamaktadır; çünkü insanlık için büyük bir buluş olacak bu gelişme, yatırımcılar için hiç de çekici olmayacağı gibi, büyük bir kabusa dönüşebilir. New York’ta yeni bir laboratuar kurar. Yaptığı deneylerde öylesine yüksek gerilimler elde eder ki, bulunduğu bölgede küçük çaplı depremlere yol açmaktadır. Tesla’nın bu tekniği ve cihazları, 1999 senesinde Türkiye’deki depremlerin komplo teorilerinde de yerini almıştır.

Tesla’nın bu büyük projesi için, Long Island’da devasa bir kule yükselmeye başlar. Yaklaşık 60 metre uzunluğundaki kulenin üzerinde, 55 tonluk çelik bir küre konulacaktır. 35 metre yerin altına giren bir gövde planlanan sistemde, 16 demir boru yerden 100 metre derine gömülerek yerküreye tutunması sağlanacaktır. Tesla: “burada keşfettim ki, böyle bir makinenin yeryüzünü sıkıca kavrayabilmesi gerekmektedir. Aksi halde yerkürede gerekli titreşimi sağlayamaz. Sıkıca kavramalı ki böylece titreşim yerkürenin tamamında gerçekleşebilsin”.

İletim kulesi yavaşça yükselmeye devam eder. Morgan, projenin finansal ihtiyaçlarını karşılamada yavaş davranmaktadır. 1901 yılında, Marconi’nin “s” harfini radyo sinyali ile iletmesi tüm dünyada duyulur. Tesla bu durum karşısında sakindir çünkü Marconi, Tesla’nın 17 patentli ürününü kullanmaktadır. Ancak yine de Morgan, Tesla’ya şüpheyle yaklaşmaktadır. Tesla ve Marconi’nin çalışmalarını muadil gören Morgan için, Marconi’nin çalışmaları daha az masraflı görünmektedir. Oysa Tesla’nın, Marconi’ninkilerin çok ötesinde, bugün bile gerçekleştirilememiş hedefleri vardır. Morgan, Tesla’ya olan finansal desteğini iyice azaltır. Aynı dönem baş gösteren borsa krizi, Tesla’nın ihtiyaç duyduğu malzemelerin fiyatlarını iki katına çıkarmıştır ve bunun üzerine Morgan finansal desteğini tamamen durdurur. Tesla yarım kalan projeye destek verecek yeni finansörler arar. Dönemin kötü ekonomik koşullarına ve Tesla’nın finans kaynakları bulmadaki başarısızlığı da eklenince, proje tamamen durur. Tesla ve ekibi, müthiş bir elektrik gösterisi düzenleyerek projeyi sonlandırırlar. Bu büyük hayal kırıklığından sonra Tesla, projesi için: “Bu bir rüya değil” der, “Elektrik mühendisliği biliminin bir kahramanlığı, yalnızca pahalı, kör, korkak kalpli, şüpheci dünya.” Projenin sonlanması, bugün yapıldığında bile geçerli olacak yeni ve büyük keşiflerin umuda da son vermiştir.

Dönemin diğer bilim adamları varlık içindeyken, yaşamının büyük kısmını ödünç para alarak, maddi zorluklar içinde geçiren Tesla, ticari bir gelişme kaydetmeye ihtiyaç duyar. Westinghouse mühendisleri, uzun uğraşlar sonrası pervaneli tribün motorları geliştirmek için milyonlarca dolar harcamıştır. Tesla bir tribün motoru icat eder. Son derece basit tasarımında, bir şaft ekseninde birbirine çok yakın yerleştirilmiş seri halde diskler bulunmaktadır. Hareket eden tek bir parça ile çalışan tribündeki aşırı ısınma sorunu nedeniyle çalışmayı bırakmasına rağmen, sonra gelişecek tribünlü motorlara ilham olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında, denizlerdeki gemilerin tespit edilebileceğini söyler. Yüksek frekanslı radyo dalgalarının gönderilip, cisimlerden geri yansıyan dalgaların flüoresan ekranlarda görüntülenebileceğini tarifler. Radarın tanımını yapmıştır. Yine aynı dönemde, “kanatsız uçakların” uzaktan kumanda ile kontrolünün mümkün olduğunu ve bunu bir silah olarak kullanılabileceğini söyler. Bununla ilgili bir tasarımı da vardır.

Bu dönemde Einstein’in enerji ve madde üzerine teorilerine ısrarla karşı çıkan Tesla, enerjinin madde içerisinde değil, uzayda atom partikülleri arasında bulunduğunu söyler.

1928 senesinde Tesla son patentini alır; “Hava taşımacılığı makinesi”. Parlak tasarımı, hem bir uçağın hem de bir helikopterin özelliklerini taşımaktadır. Mucide göre 350 kg ağırlığındaki bu makine, bir garajdan ya da bir çatıdan, hatta bir pencereden havalanabilecek ve yaklaşık 1.000 dolar karşılığında kişisel ya da askeri amaçlar için satın alınabilecektir. Bu yeni buluşu bugünkü VSTOL (Vertical Short Takeoff and Landing – dikey kısa mesafede kalkış ve iniş) uçakların atasıdır. Ancak bu buluşu da ticari alana taşınamayan Tesla, prototipi yapmak için bile finansal kaynak bulamaz.

Savaş karşıtı olan Tesla, dünyadaki savaşlara son verecek teknolojik bir çözüm arar. Tesla’ya göre savaşlar, “sadece makinelerin rol aldığı piyeslere” dönüştürülebilir.

1931 yılında, bir basın toplantısı düzenleyerek, tamamen yeni bir enerji kaynağı keşfetmenin eşiğinde olduğunu söyler. Bu konudaki sorulara şöyle cevap verir: “Bu fikir bende muazzam bir şok olarak belirdi. Şu an söyleyebileceğim tek şey, bu enerjinin kaynağının tamamen yeni ve beklenmedik kaynağı var.” Bu konu aynı yıl Time dergisinin kapağında konu olur.

Savaş bulutları Avrupa’nın üzerindedir. 11 Temmuz 1934’te, NY Times’da yayınlanan bir haberde, Tesla’nın Ölüm Işını’ndan bahsedilir. Bu yeni buluş, düşman uçaklarını 400 km uzaklıktan, yoğunlaştırılmış ışın partikülleri göndererek yok edebilecektir. Tesla, her ülkenin bu ölüm kalkanı denen manyetik kalkana sahip olacağını ve bu durumun savaşları imkânsız kılacağını söyler.

Yine aynı şeyi yapmalıdır; prototip üretimi için finansal kaynak bulmak. Tesla hemen her şeyi dener ancak finansörlerden ve devlet başkanlarından olumlu yanıt alamaz. Artık Avrupa için savaş kaçınılmaz bir hal almıştır. Tesla, buluşunu tarif eden teknik bir makale yazarak, müttefik kuvvetlerindeki birçok devlete gönderir; ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya. “Doğal ortam üzerinden dağıtılmamış konsantre enerji yönlendirilmesinin yeni sanatı” adıyla gönderdiği makalede, her ülkenin kendi manyetik savunma kalkanına, görünmez Çin Seddi’ne sahip olabileceğini tarif etmektedir. Bugün “yüklü parçacık ışın silahı” adı verilen cihazın ilk teknik tanımını yapmıştır.

Tesla’nın bu savunma kalkanı, bir ucu atmosfere açık eşsiz bir vakum odasıdır. Yüksek hızlı hava akımını silahın ucuna yönlendirerek yüksek vakum elde etmiş, gerekli pompalama hareketini ise büyük Tesla tribünü ile elde etmeyi tasarlamıştır.

Tesla’nın birçok ülkeye teknik detaylarını gönderdiği “Ölüm Işını” projesine en büyük ilgi Sovyetler Birliği’nden gelir. Tesla planlarını aktarır ve Rusya’da testler yapılır. Tesla icadı barış amaçlıdır ve bir anti-savaş makinesidir. Sistemi, ülke sınırlarında gökyüzünü, düşman uçaklarını tespit etmek için tarayacak enerji santrallerine ihtiyaç duymaktadır ve menzili yaklaşık 400 km’dir.

Tesla icadının barış zamanında başka amaçlar için de kullanılabileceğini söyler; uzak mesafelere kablosuz enerji iletimi. Yine bu sistemle, bugün benzer yöntemlerin HAARP projesinde kullanılmaktadır. Atmosferin yüksek tabakalarının geceleri istenilen seviyede aydınlatılabileceğini söyler; gökyüzünde sokak lambaları! Aynı zamanda meteorolojik koşulların radyo dalgaları ile kontrol edilmesi de mümkündür.

Fikirlerinin bazıları, özellikle de enerjinin kablosuz iletimi ve ölüm ışını, diğer bilim insanlarınca “gerçekleştirilemez” olarak değerlendirilen Tesla, II. Dünya savaşının iyice şiddetlendiği 1943 yılında, son yıllarını geçirdiği New York’ta mütevazi bir otel odasında ölmüştür. Öldüğü günler sonra fark edilir. Son yıllarında güvercinlerle ilgilenmeye başlayan, onlara bakıp tedavi eden Tesla’nın, ölüm ışını icadını iyice mükemmelleştirdiği söylenir.

Tesla’nın ölümünün ardından özellikle ABD’yi saran endişe ve paranoya dalgaları birbirini izler. Tesla’nın çalışmalarıyla ilgilenen Sovyetler Birliği, manyetik alan konusunda oldukça ilerlemiştir. Tesla’nın otel odasında, teknik dokümanlarından büyük bir kısmı kayıptır, kalanlara ise FBI el koyar. Sovyetler Birliği’nin, ölüm ışını cihazını gerçekleştirmek üzere olduğu ya da geliştirdiği iddiaları, özellikle soğuk savaş döneminde ABD gündemine defalarca gelir. ABD Hava Kuvvetleri “Nik Projesi” adıyla, Tesla’nın çalışmalarını pratiğe dönüştürmeye çalışır. ABD’nin uzaydan çektiği fotoğraflar, Sovyetler Birliği’nin hiçbir zaman açıklamadığı ölüm ışını projesini gerçekleştirme çalışmalarını tespit etmiştir. Her iki ülke de gizli olarak yürüttüğü projelerinin sonuçlarını açıklamamıştır.

1958 yılında ABD “yüklü parçacık ışın silahı” için büyük bir proje başlatır. Rusya’nın geliştirdiği öne sürülen süper silaha karşı da, 1983 yılında açıkladığı Stratejik Savunma Programı kapsamında füze kalkanı kurmayı hedefler. Yarım yüzyıl süren ve yüz milyonlarca dolar harcanan projeler başarısız olmuştur. “Yüklü parçacık ışın silahı” için yüksek maliyetler ve ışının uzak mesafelere yayabilmeyle ilgili teknik zorluklardan dolayı proje terk edilir. Oysa Tesla’nın bu alanda çözümler içeren çalışmalarından hiç faydalanılmadığı görülmüştür.

Edison, Marconi, Roentgen; Tesla’nın çok ötesine gittiği bu bilim insanları ve daha birçoğu bizler için tanıdıktır. Tesla, elektrik alanında Edison’dan çok ileri gitmiş ve Edison ile kıyaslandığında çok sayıda ve önemli buluşlara imza atmıştır. Roentgen’den yıllar önce x-ray tekniğini geliştirip fotoğraflar çekmeyi başarmıştır. Radyo alanındaki buluşları ile de Marconi’nin önünde gelir, ki bu konuda Marconi’nin patenti iptal edilmiştir ve radyonun mucidi Tesla’dır. İlginçtir ki, AC akımın mucidinin Tesla olduğu çok açıkken, bazı kaynaklarda Westinghouse bazılarında ise Edison olarak görünmektedir. Bunlar gibi çok sayıda başarı ve yüzlerce patenti olan Tesla’nın, imkânsızlıklar nedeniyle yarıda kalan çok önemli fikirleri, teorileri ve tasarımları bulunmaktadır.

Dünyanın en meşhur bilim insanlarından biri olması beklenen Tesla neden tanınmamaktadır? Okullarda onun ismine rastlayamayız. Birçok mühendis bile, hatta elektrik ve elektronik mühendisleri, Tesla’nın ismiyle karşılaşmazlar ve onu tanımazlar.

Tesla’nın tanınmamasının nedenleri arasında; üniversiteler ve şirketler için çalışmamış olması; evlenmemiş, hayatı boyunca hiçbir birliktelik yaşamamış ve çocuğu olmaması; bir göçmen ve Amerikan vatandaşlığını sonradan almış olması, zaman zaman finansörlükler temin etse de hep bağımsız çalışmış olması yer almaktadır. Yine önemli nedenlerden biri, alanında zamanın çok ötesinde olmasıdır; belki de bugünün bile. Öngörüleri ve imajinasyonuyla hareket ediyor olması da, çoğu zaman diğer bilim insanları ve dönemi tarafından ciddiye alınmamasına neden olmuştur. Ancak Tesla’nın tanınmayışının en önemli nedeni, onun ahlaki karakteri ve bilim insanı profilidir. Yaşamı boyunca şöhret ve para peşinde olmamış, aksine bunları reddetmiştir. 1915 yılında Edison ile paylaştığı Nobel ödülünü kabul etmemiştir. Daha sonra da “Edison Madalyasını”. Bugün trilyonlarca dolara karşılık gelen AC akımı anlaşmasını, tasarımı esnasında kendisini destekleyen firmanın zor durumda kalmaması için iptal etmiştir. Rekabet içerisine girdiği, haksızlıklarla karşılaştığı halde, özellikle Edison ve Marconi karşısında, sakinliğini korumuş ve zarif karakterinin inceliklerini sergileyerek tarih karşısında haklı ve kazanan taraf olduğunu göstermiştir.

Son dönemlerde Tesla hakkındaki çeşitli araştırmalarda rastlayabileceğimiz ortak şey, onun devrim niteliğinde buluşları ve müthiş teorileridir. Ancak Tesla’nın pek az bahsedilen bir özelliği vardır ki, bu özelliği onun bilim insanı profiline ve ahlaki gelişimine şekil vermiştir; Tesla önemli bir doğa bilimcisidir. Doğayı gözlemlemiş, onun yasalarını ve işleyiş kurallarını anlamaya ve onu taklit etmeye çalışmıştır. En büyük icatlarından biri olan AC akımı sikluslar yasası ile ilişkilendirmiş, yine en büyük teorisi kablosuz enerji iletiminde ise, annesi Gea’dan güç aldığı sürece yenilmez olan Antheos’a benzeyen güçlü makinelerin, yerküre üzerinden kablosuz iletilen sınırsız enerji ile beslenmesi üzerine çalışmıştır. Enerjinin uzayın her yerinde var olduğunu söylemiş, madde ile enerji arasındaki ilişkiyi tarif etmeye çalışmıştır.

Tesla yenilenebilir ve doğal enerji kaynağı fikrini ortaya atmıştır. Bu alandaki Tesla’nın çalışmalarını yaymaya çalışan grup, Birleşmiş Milletler Kyoto konferansında Tesla’nın projelerini global ısınma ve çevre kirliliği sorunları karşısında çözüm olarak öne sürmüşlerdir. Tesla ismi, uluslararası manyetik alan birimi olarak kabul edilmiştir. Bugün elektrikli motoru bulunan Tesla marka arabalar üretilmektedir; Tesla Roadstar. Tesla için Belgrad’da bir müze bulunmaktadır ve Belgrad Havalimanı’na “Nikola Tesla” adı verilmiştir.

Enerji, ülkelerin ekonomilerinin temelini teşkil eder. Tesla, tüm uluslar için sınırsız enerji teorisini gerçekleştiremeden yaşama veda etmiştir. Savaşların yaşamımızın bir parçası olduğu dünyamızda, savaşlara son verecek, sonraları önde gelen devletlerce denendiği bilinen icadını uygulama fırsatı da bulamamıştır.

Kablosuz enerji iletimi henüz gerçekleştirilemedi. Bunun için engel nedir, bu konuda neden çalışmalar yapılmamaktadır? Belki bilim henüz yeterli değil, belki henüz bizler hazır değiliz. Belki de bu, enerji üretimini elinde bulunduran güçler için “faydalı” bir yöntem değildir. Ancak bu çalışmaların önünde “bizden” başka ne vardır? Kablosuz enerji iletiminin ve bedava enerjinin, yani bedava gücün var olabilmesi için en büyük engel aşkın gücünün, güce olan aşkı yenebilmesi gerekliliğidir.

Doğadaki ve evrimdeki herhangi bir gelişme sonraki nesilleri etkiler. Ancak insan için bu her zaman söz konusu değildir. Bireylerdeki büyük gelişmeler, bazen çevresini ve meslektaşlarını çok az etkileyebilmiştir. Buluşları ile çığır açtığı halde, anlaşılmadığı için çalışmaları sürdürülemeyen Tesla’da olduğu gibi. Tesla üst düzeyde entelektüel ve ahlaki bir kişilik geliştirmiştir; ancak bunu soyu ile öğrencileri ile ya da ticari alanda sürdürme konusunda başarısız ya da isteksiz olmuştur. Tesla’nın yaşamı, bilim insanı profili ve geliştirdiği kişilik, insanlık için büyük bir deneydir. Doğayı ve kanunlarını gözlemleyen ve gözeten, doğayla uyumlu, kendini bilim ticaretinden çok insanlığın gelişimine adamış bilim insanlarının artabilmesi için bu deneylerden daha kaç tane yapılması gerek?

Tesla icatlar ve insanlığın gelişimiyle ilgili şöyle der: “İnsanlığın ilerleyişi mutlak icatlara dayanır. Bu, yaratıcı zihninin en önemli ürünüdür. Onun nihai hedefi, doğanın güçlerini insanın ihtiyaçları için kullanarak, aklın maddesel dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasıdır.” Dünyayı ‘kullanılabilir ve iletilebilir’ elektrik ile, ışık ile tanıştıran Tesla, bu nedenle modern Prometeus olarak da adlandırılır. En büyük çabası, doğanın gizli güçlerini ve bilgisini keşfetmektir ve evreni ‘titreşen dalgaların senfonisi’ olarak adlandıran Tesla, buluşları, gizemli yönleri, dâhice fikirleri ve sabırla anlaşılmayı beklemektedir.

Kaynaklar:

1- My Inventions – Nikola Tesla

2- Nikola Tesla Colorado Springs Notes – Nikola Tesla

3- Prodigal Genius – Biography of Nikola Tesla – John J. O’Neill

4- www.pbs.org

5- Tesla: Man Out of Time – Margaret Cheney

6- Tesla Master of Lightning – Margeret Cheney & Robert Uth

Metinde Geçen Bazı Kavramların Kısa Açıklamaları:

İyonosfer: Atmosferin elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların ve serbest elektronların atmosferin yere yakinlik olarak altıncı katmanı.

Vedik: Vedalar -Antik Hindistan kökenli, Sanskrit yazınının en eski örneklerini oluşturan kutsal metinler- ile ilgili.

Vivekananda

Kozmogeni: Evreninin kökenini ve gelişimini inceleyen bilim.

Ether: Bazı fizikçiler tarafından evreni doldurduğu varsayılan bir tür enerji.

Aura: Canlıların bedenlerinden yayıldığı düşünülen bir tür ışınımla oluşan, Kirlian fotoğrafçılığı ile görüntülenebilen enerji alanı.

Yayınlarımız
untitled.gif
Eski Sayılar
Dergi_Sayi_55.gif
Özlü Sözler

”

\”Bir öğretmenin öğrencisini aşk ve takipçilik konusunda teşvik etmesi, bilgi aktarmasından çok daha önemlidir.\”

”
He

http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=31:nicola-tesla&catid=2:bilim-ve-felsefe&Itemid=8

DNA – Kurt Delikleri

Yıllardır ezoterik ve spiritüel ustalar bedenin kelimeler ve düşünceler ile programlanabileceğini anlattılar, dualar ve mantralar buna açık örneklerdir. Bunun için kişinin DNA ile şuurlu bir iletişime girmesi ve programlamayı başaracak doğru frekansı bulması gerekir, başarı için şuurun ve farkındalığın üst düzeyde olması ve içsel süreçlerin ve gelişimin tamamlanmış olması gerekmektedir.
Rusyada yapılan çalışmalarda ezoterik ve spiritüel kişilerin söylediği gibi insanları sesle programlamanın mümkün olduğu tespit edilmiştir. Bu işlem DNA nın kelimelerle etkilenerek yeniden programlnması şeklinde yapılabilmektedir. Benzer çalışmalar Batıda farklı bir yolla yapılıyor. Bazı genlerin kesilip çıkartılması veya başka DNA lardan alınan genlerin eklenmesi yoluyla yapılmaktadır ki bu işlemin yan etkileri olmaktadır. Sesle yapılan programlamada ise DNA üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından, yalnızca olan yapı yeniden programlandığından, yan etkiler oluşmamaktadır.
Bu iki işlem arasındaki temel farklar; Batıdaki DNA araştırmalarının, yalnızca protein üreten kısım üzerinde yoğunlaşması, ki bu bölüm DNA nın tamamının yalnızca % 10 dur, bakiye kısmın ise bu işlemle herhangi bir alakası olmadığı düşünüldüğünden kapsam dışına bırakılmıştır.
Rusya’da ise tabiatın israftan yana olmayacağı düşüncesinden kaynakla, Batının aksine araştırmalar % 90’lık bölüm üzerine yoğunlaştırıldı. Bulgular, insanların kullandığı dillerdeki aynı kurallara sahip bir yöntemin takip edildiğini syntax, semantik ve gramer kurallarının nerdeyse aynen uygulandığını tespit ettiler. Ayrıca, bilgi depolama dışında bilgi iletişiminin de yapıldığı tespit edildi. Rus Biofizikçi ve meloküler biyolog Pjotr Garjajev ve ekibi DNA nın lazer radyasyonu kullanan holografik bir bilgisayar gibi çalıştığını tespit ettiler. Bilim insanları, bazı ses frekanslarını bir lazer ışınına module ettiler, bu da DNA frekansını dolayesi ile genetik bilgiyi etkiledi.
Batıda araştırmacılar DNA strandlerinden genleri kesip çıkardılar ve başka yerlere yapıştırdılar, ama Rus bilim insanları radyo frekans cizhazları geliştirerek genetik bozuklukları tamir etme yoluna gittiler. Hatta, DNA nın bilgi desenini yakalayarak başka bir DNA ya aktardılar ve böylece kurbağa embriyonlarını salamander embriyonuna dönüştürdüler. Gen çıkarma ve ekleme işlemlerindeki yan etkiler ve/veya uyumsuzluklar bu işlem esnasında yaşanmadı.
Buna ilave olarak Rus Bilim insanları DNA nın boşlukta farklı özellikler gösterdiği, manyetize solucan / kurt delikleri ürettiğini tespit ettiler. Bunlar kara deliklerin bıraktığı ve Einstein-Rosen köprüleri olarak isimlendirilenlerin mikroskopik benzerleridir. Evrendeki bu kurt deliklerine giren bir şey olağanustü çekim kuvvetinin etkisi ile tüneli öbür tarafında büyük bir hızla dışarı atılır, burası başka bir boyut veya paralel bir evrendir. DNA ise, bilgi parcacıklarını bu kurt delikleri vasıtası ile şuurumuza gönderir. Bu hiper iletişim durumlarını insanlar telepati, altıncı his, kanal bilgileri veya ilham dedikleri olağanüstü algılamalar olarak tanımlar.
Rusyada yapılan araştırmalarda DNA örneklerinin laser ışını ile aydınlantıldığında belirli bir dalga formu oluştuğu gözlendi, ancak ilginç olan DNA örneğinin çıkarılmasında sonra dahi bu dalga formunun bir süre daha oluşmaya devam ettiği görüldü ve buna haylet DNA etkisi denildi. Buna neden olarak da evrenden gelen enerjinin kurt deliklerinden akmaya devam etmesi olarak düşünüldü. Benzer bir durum şifacı ve medyumlarda da görülür, bazen bu kişilerin çevresinde elektro manyetik bir alan tespit edilir, bu o insanların sağladığı hiper iletişimden kaynaklanmaktadır.
Kurt delikleri dengesizdirler ve genelde saniyenin dörtte biri gibi bir süre korunabilmektedir. Belirli şartlarda ve ender olarak kurt delikleri kendilerini daha iyi organize ederler ve vakum oluştururlar, orda yer çekimi elektriğe dönüşür. Bu vakum alanları ışın yayan iyonize gaz toplarıdır ve yüklü miktarda enerjileri vardır. Bu toplar pek çok insan tarafından görülmüştür, kısa ve uzun süreli meditasyonlar esnasında toplar veya hızla kayan ışık kümeleri görmek olağan bir durumdur. Bu durum yer çekimi ve anti yer çekimi kuvvetleri ile ilgilidir ve dengeli kurt deliklerinin evrendeki enerjilerle hiper iletişim halinin görünür halidir, ancak bizler bu hiper iletişim aracılığı ile hangi şuur formlarına ulaşabileceğimizi bilemiyoruz, hiç olmazsa şimdilik.

Bu yazı “Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi” Çetin Bal – Denizli sitesinden özetlenmiştir.