Yazarak Kendini ifade Uygulaması

Yazamıyorum! Hiç kabiliyetim yok! Hayal gücüm çok kuvvetli, içimde paylaşmak için çok şey var ama nasıl yapılacağını bilmiyorum! Bir yazsam hayatım film olur, ama nasıl?

Yoksa böyle diyenlerden misiniz? O halde henüz benimle tanışmadınız. İddialı bulmayın bu görüşümü çünkü tamamen yaşanmışlıklara dayanan bi çok örnekle desteklenen bir tespitti.

O kadar çok insanın, öykücü, romancı, senarist olmasına, bundan da ötesi kendini rahatça ve güzel ifade etmesine vasıta oldum ki, bundan büyük bir sevinç duyuyorum. Her biri benim için ayrı bir onur/ sorumluluktur.

Üstelik öyküler ilaçtır! Belki siz de sadece ilaç almaktan sıkıldınız, biraz da dağıtmak, şifalanıp şifalandırmak istiyorsunuz. (Bu bir yaşam sanatı aslında,tıklayınız)

Güzel yazabilmek istiyor musunuz?

Sizi tüm niyetimle yüreklendiriyorum, gelin ve bu ay başlayacağımız; yazma teknikleri, kendini ifade yoluyla iyileşme/iyileştirme atölyemize katılın.

Gurup sadece dokuz kişiyle sınırlıdır. Benimle veya  Tuva Sanat ile iletişim kurmanızı bekliyoruz.

Sevgilerimle

Sibel Atasoy- yazar, görüşmeci

İLETİŞİM

Tuva Sanat
Sanat Atölyesi
İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sok. No:16/3
Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0 212 293 44 34
Berrin YILMAZ: 532 485 98 62
Fatih IRMAK: 535 560 00 14

Bu eğlenceli uygulamayı gerçekleştiren Sibel Atasoy hakkında:

İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay’ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi bu güzel takım çalışmasının bir ürünüydü. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

2002 yılında ikinci kitabı Venüs Bağlantısı yayımlandı.

Üçüncü kitabı “Bir Kadını Öldürmek” Altın Kitaplar Yayımevinden Haziran 2005 de çıkan yazarın, çok sayıda deneme yazısı, felsefi şiirler ve öyküleri var. Son kitabı Sır Mısır, 2008 Mart ayında yine Altın Kitaplar yayımevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.

Rüya konusunda on yıı aşkındır çalışmalar yapan Atasoy, pek çok kişinin rüya görüşmecisi olmasına katkıda bulundu.

Ayrıca, evrenin oluşumuna ilişkin bir kuram geliştirdi, OYUN kuramı olarak adlandırılan bu çalışmaya Bir kadını Öldürmek kitabı içinde geniş ölçüde yer verilmiştir.

Şu sıralar, bir yandan İntegral bakış ve holistik evrenle ilgili çalışmalara (BAK) devam ederken diğer yandan,  Yaşam Tasarımları Görüşmecisi olarak gerçekliğimize yeni deneyimler katabilmeyi umduğu heyecanlı bir ekip çalışması sürdürüyor.

Halen İstanbul’da yaşıyor ve bir oğlu var.

İş değil AŞK

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂
Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor.

**

Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer.

**

Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız)

**

Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız.

**

Yıldızlara gitmeyi bırakın hedeflemeyi, yıldızlara
gidebiliriz diyenlerdenim. Ve ben dedikçe gittiler yani! Sanki dünya
hayallerimi gerçekleştirmek için yarıştı
şu uzun ömrüm boyunca.

Bugün bilimsel (ve tabi aslında görünen etkisiyle teknoloji)
başarımızla övünürken bütün bunları, fantastik, bilim kurgu
yazarlarına hatta adı bile anılmayan uykucu, tembel(!) hayalcilere,
doğayı gözlemleye gözlemleye hayallenenlere borçlu olduğumuzu
unutamayız.

Hep söylediğimiz gibi her insanın başat özellikleri farklıdır,nasıl ki her dokunun hücreleri farklı konularda uzmanlaşmışsa bizlerde insan olarak öyleyiz. Bu sebeple gerçekleştirenlere hayalcilerden daha çok değer biçemeyiz. Velakin hem hayalci olacaksın hem de bu dünyadan madalya bekleyeceksin, eh işte bu çoğu kez mümkün değil.

Geçenlerde Haluk’a da söylediğim gibi aramızda iş
bölümü var, ben hayal ederim başkası gerçekleştirir, ne zaman? Önemli
değil. Ben de kimbilir kimlerin hayalini gerçekleştirdim. Hayaller geleceğe fırlatılmış tohumlardır. Haluk hocamız da
dedi ki, iyi ama sibel, parsayı gerçekleştirenler topluyor! Ben de
dedim ki “aman ne fark eder canım”

**

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı

Dede Korkut Destanı

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.

Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Serin serin tan yelleri estiğinde

Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında

Aklı karalı seçilen çağda

Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca

Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han’ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han‘ın yiğitleri Dirse Han’ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. Bayındır Han’dan buyruk böyledir hanım, dediler.

Dirse Han der: Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü. soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara otağa kondurdu dedi.

Dediler: Hanım, bugün Bayındır Han’dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir dediler.Dirse Han yerinden kalktı, der: Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi. Dirse Han evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim ne söyler:Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

Deyiş Der:

Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

Evden çıkıp yürüyünce servi boylum

Topuğunda sarmaşınca kara saçlım

Kurulu yaya benzer çatma kaşlım

Çift badem sığmayan dar ağızlım

Kavunum yemişim düvleğim

Görüyor musun neler oldu

Kalkarak Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, onun ki oğlu kızı olmaya Tanrı Taala ona beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiş. Ben varınca gelerek karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bil dediler: Senden midir, benden midir, Tanrı Taala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi, söyledi:

Der:

Han kızı yerimden kalkayım mı

Yakan ile boğazından tutayım mı

Kaba ökçemin altına atayım mı

Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı

Öz gövdenden başını keseyim mi

Can tatlılığını sana bildireyim mi

Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi

Han kızı sebebi nedir söyle bana

Müthiş gazap ederim şimdi sana

dedi.

Dirse Han’ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş. Der: Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme, yerinden kalk, alaca çadırını yer yüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç keş, İç Oğuz’un Dış Oğuz’un beylerini basma topla, aç görsen doyur, çıklak görsen donat, borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir, dedi.

Dirse Han dişi ehlinin sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini basma topladı. Aç görse doyurdu. Çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı.

Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allah Taala bir çocuk verdi. Hatunu hamile oldu. Bir nice müddetten sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığım dadılara verdi, baktırdı. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasma girdi. Oğlanın babası Bayındır Han’ın ordusuna karıştı.

Meğer hanım. Bayındır Han’ın bir boğası var idi, bir de erkek devesi var idi. O boğa sert tasa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile erkek deveyi savaştırırlardı. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri île temaşa ederdi. seyreder eğlenirdi. Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir île boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Han’ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler; oğlancıklara koç dediler. O üç oğlan kaçtı.

Dirse Han’ın oğlancığı kaçmadı. ok meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu île sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın basma çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler. İki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan sövüldü.

Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yikıldı Oğlan bıçağına el attı. boğanın basını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basma toplandılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alı versin dediler. Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana

Taht ver erdemlidir

Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana

Biner olsun hünerlidir

Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana

Etlik olsun hünerlidir

Develerden kızıl deve ver bu oğlana

Yük taşıyıcı olsun hünerlidir

Altın başlı otağ ver bu oğlana

Gölge olsun erdemlidir

Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana.

Giyer olsun hünerlidir.

Bayındır Han’ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin dedi. Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi. Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu.

O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler : Gelin oğlanı babasına çekiştirelim. olur ki öldürür, gene bizim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur dediler. Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana. yirmisi de bir yana oldu. Önce yirmisi vardı, Dirse Han’a şu haberi getirdi, der: Görüyor musun Dirse Han neler oldu, murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuz’un üstüne yürüyüş etti, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütunu çekti, akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ’dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha iyi olur.

Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmaktan olmamak daha iyidir, öldürsene dediler. Dirse Han varın getirin, öldüreyim, dedi. Böyle deyince hanım, o namertlerin yirmisi daha çıka geldi ve bir dedikodu onlar da getirdiler. Der: Kalkarak Dirse Han senin oğlun yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı, sen var iken av avladı kuş kuşladı, anasının yanma alıp geldi, al şarabın keskininden aldı içti. anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağ’dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemişşey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Han’ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene dediler.

Dirse Han der: Varın getirin öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez, dedi. Dirse Han’ın hizmetkarları der: Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez, kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avlayıp oğlunu oklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldürmezsen bir türlü daha öldüremezsin, belli bil dediler.

Deyiş:

Serin serin tan yelleri estiğinde

Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde

Büyük cins atlar sahibim görüp homurdandığında

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

Aklı karalı seçilen çağda

Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda

Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca

Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda

sabahın ilk aydınlığında …

Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidi beraberine aldı, ava çıktı. Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir kaçı oğlanın yanına geldi, der: Baban dedi geyikleri kovalasın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi, dediler.

Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, getiriyordu. babasının önünde vuruyordu. Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu. O kırk namertler derler: Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeğe bak dediler. Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han Korkut sinirli sert yayını eline aldı.

Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı, oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok isabet etti, alca kanı fışkırdı koynu doldu, büyük cins atının boynunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığının üstüne gürleyip düştü. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginim döndürdü, yurduna gelir oldu. Dirse Han’ın hatunu oğlancığınım ilk avıdır diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Han’a karşı vardı.

Başını kaldırdı Dirse Han’ın yüzüne baktı. Sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını görmedi. Kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu.

Çağırıp Dirse Han’a söyler, görelim hanım ne söyler:

Beri gel basımın bahtı evimin tahtı

Han babamın güveyisi

Kadın anamın sevgisi

Babamın anamın verdiği

Göz açıp da gördüğüm

Gönül verip sevdiğim

A Dirse Han

Kalkarak yerinden doğruldun

Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin

Göğsü güzel koca dağa ava çıktın

İki vardın bir geliyorsun yavrum hani

Karanlık gecede bulduğun oğul hani

Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor

Keşlisin oğlanın emdiği süt damarım yaman sızlıyor

San yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor

Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor

Kuru kuru çaylara su saldım

Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim

Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım

Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım

Dilek ile bir oğul zorla buldum

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana

Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana

Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana

Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana

Kara giyimli azgın dinli kafirlere bir oğul aldırdınsa söyle

bana

Han babamın katına ben varayım

Ağır hazine bol asker alayım

Azgın dinli kafire ben varayım

Paralanıp cins atımdan inmeyince

Yenim ile alca kanımı silmeyince

Kol but olup yer üstüne düşmeyince

Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana

Kara başım kurban olsun bugün sana

dedi. feryat figan eyledi ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi, der: Oğlun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sarhoştur cevap veremez dediler.

Dirse Han’ın hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı. büyük cins ata binip oğlancığım aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılı Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar.

Büyük cins atını ökçeledi, o tarata yürüdü. Meğer sultanım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğîzi var idi. kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. üç defa yarasını eli île sıvazladı, sana bu yaradan korkma oğlan ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü ile senin yarana merhemdir dedi, kayboldu.

Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim hanım ne söyler:

Der:

Kara süzme gözlerim uyku bürümüş aç artık

On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık

Tanrının verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık

Öz gövdende canın var ise oğul haber bana

Kara başım kurban olsun oğul sana

Akar senin suların Kazılık Dağı

Akar iken akmaz olsun

Biter senin otların Kazılık Dağı

Biter iken bitmez olsun

Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı

Koşar iken koşmaz olsun taş keşlisin

Ne bileyim oğul arslandan mı oldu

Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul

Bu kazalar sana nereden geldi

O gövdende canın var ise oğul haber bana

Kara başım kurban olsun oğul sana

Ağız diden bir kaç kelime haber bana

dedi. Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana

Ak bürçekli izzetli canım ana

Akanlardan sularına beddua etme

Kazılık Dağının günahı yoktur

Bitenlerden otlarına. beddua etme

Kazılık Dağının suçu yoktur

Koşan geyiklerine beddua etme

Kazlık Dağının günahı yoktur

Arslan ile kaplanma beddua etme

Kazılık Dağının suçu yoktur

Beddua edersen babama et

Bu suç bu günah babamdandır

dedi. Oğlan yine der: Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kerre yaramı sıvazladı, bu yaradan sana Ölüm yoktur, dağ çiçeği, ananın sütü sana merhemdir dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesin! bir sıktı sütü gelmedi. iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, sıktı süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yaraşma sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han’dan sakladılar. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu.

Oğlan ata biner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse Han’ın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor. O kırk namertler bunu duydular, ne eyleyelim diye konuştular. Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür dediler. Gelin Dirse Han’ı tutalım, ok ellerini ardınabağlayalım, kıl sicim ok boynuna takalım, alıp kafir ellerine yönelelim diyerek. Dirse Han’ı tuttular. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim boynuna taktılar, ok etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler.

Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Han’ın esir olduğundan Oğuz beylerinin haberi yok. Meğer sultanım, Dirse Han’ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Görüyor musun ay oğul neler oldu

Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu

yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namertler babanın arkadaşları baban; tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim ek boynuna taktılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalkarak yerinden doğrul, kırk yiğidim beraberine al, babanı o kırk namertten kurtar. yürü oğul. baban sona kıydı ise sen babana kıyma, dedi.

Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı, kora çelik öz kılıcını beline kuşandı, ok kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, büyük cins atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberine aldı, babasının ardınca koşturup gitti. O namertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han sürüp yetişti. O kırk namert de bunu gördüler. Dediler: Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kafire yetiştirelim dediler. Dirse Han der: Kırk yoldaşım aman Tanrının birliğine oktur güman benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim, ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin dedi. Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi.

Söyle, görelim hanım ne söyler :

Der:

Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider

Senin de içinde bineğin var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider

Senin de içinde etliğin var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Develerden kızıl deve gider ise benim gider

Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Altın başlı otağlar gider ise benim gider

Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider

Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider

Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri

Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm

Yiğit sana günahı yok dön geri

dedi. Oğlan burada babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:.

Boynu uzun büyük cins atlar senin gider

Benim de içinde bineğim var

Bırakmam12 yok kırk namerde

Develerde kızıl deve senin gider

Benim de içinde yük taşıyıcım var

Bırakmam yok kırk namerde

Ağıllarda on bin koyun senin gider

Benim de içinde etliğim var

Bırakmam yok kırk namerde

Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise

Benim de içinde nişanlım var

Bırakmam yok kırk namerde

Altın başlı otağlar senin gider ise

Benim de içinde odam var

Bırakmam yok kırk namerde

Ak sakallı ihtiyarlar senin gider ise

Benim de içinde bir aklı şaşmışşuuru yitmiş ihtiyar babam var

Bırakmam yok kırk namerde

dedi. Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atım oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır oğlana beylik verdi, taht verdi, dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi:

Onlar da bu dünyaya geldi geçti

Kervan gibi kondu göçtü

Onları da ecel aldı yer gizledi

Fani dünya yine kaldı

Gelimli gidimli dünya

Son ucu ölümlü dünya

Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlanın uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin hanım hey!…

Not: Eski yaşam tarzları, dönüp duran mekanizmaları görebilmek açısındaan harika bir kaynak. Zamanla buu öyküyü de açmak istiyorum 🙂

Basat’ın zaferi-5

Meselin önceki bölümleri için; bakınız

Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis
olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi
sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini
kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve
bunları dener.
Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen
“sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur
“farkındalığının farkına varması”dır.
Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer.
Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık
alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe
girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine
teklif ederek
ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki,
buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır.
Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak
isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle
kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya
baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince de, yine, zaman ve mekan üstü zalim ard
niyetinin bir “son çare”si olan;
“İmdi kardasuz kıyma mana”
“geçersizliğine” sığınır. Ancak, Basat önüne diz çöktürdüğü Tepegöz’ün boynunu kendi kılıcıyla “urıp”
kafasını ‘insan bedeninden’ ayırdıktan sonra büyü bozulur ve yozlasmanın, kendine yabancılasmanın ve
doğaya karsı girisilen ‘kirletme’ eylemlerinin ürünü bu varlık tabakasını, ait olduğu, varlık kazandığı ve
kisilik özelliklerini aldığı “kozmik anne karnına” s i m d i l i k geri gönderir.

Anlatma, mustuyu alan Oğuz toplumunun bunu kutlaması ve Dedem Korkut’un Basat’a alkıs
vermesi ile son bulur.
Sonuç olarak, iki farklı ve zıt kimliğin, insan ve insansı kimliklerinin, bir baska deyisle, hem
anlatıcının hem de okuyucunun taraf oldukları “evrensel insan tipi” ile “toplumsal çürümüslük ve bireysel
yozlasmanın genetik tasıyıcısı, insansı tipi”nin çatısması sağlanarak, gönderme yapılan “insan olma” ve
onun olmazsa olmazlarını olusturan “asalet, güç ve bilgelik bütünselliği” ana teması, anlatmanın yapısal
kurgusu içinde böyle islenmistir.
Tepegöz, kirletilmis çevrenin ve ihlal edilmis doğal’ın; Basat ise “insan”ın dünyaya dönük
yüzüdürler.
Bu yüzler, belirli bir tarihsel dönemin simgeleri olmaktan çok, zaman ve mekân üstü
gerçeklikleri simgeler. “Simdilik” deyisimiz bundan dolayıdır.
Bu ve benzeri, çesitli kurgusal olay ve hareket dizgeleri ile bunların içine yerlestirilen simgesel
tiplemelerle insana dair eylemlilikleri, bireysel ve toplumsal değerleri, bilgi ve yaklasımları tema edinen
Dede Korkut anlatmaları sadece Oğuz toplumuna değil, genel olarak ve zamanlar üstü özellikleriyle,
insan ve insan gerçeğine tutulan birer aynadır.

-son-

http://tdid.ege.edu.tr/files/tamaysedat-9-1.pdf

Not: Dedem Korkut’un verdiği Basat isminin anlamını bi kez daha hatırlayalım:  «Türkmence *“Beset” olarak bilinen ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamına gelmektedir.

Basat ve Tepegöz-1

Tarih tekerrürden ibaret, eğer bunu kendi kişisel tarihimizde, toplum, dünya ve bilebildiğimiz kozmos tarihinde bulup çıkaramazsak bizim için bu hapisaneden (kulluk) çıkış mümkün olmaz.

Aslında buralarda olup biten; dönüp duran mekanizmalar, aynı duyguları uyandıracak mı bakalım diye, periyodik olarak üzerimize gelen ajitasyon enerjisi, dönüp duran çark…

Biliyorsunuz Deli Dumrul’u bu sayfalarda sık sık ele alırım -takip edenler bilir- bu kez Dede Korkut’un bir diğer hikayesini; Tepegöz ve Basat’ı akademik bir ciddiyetle çözümleyen bir çalışmayı peyderpey (ve belki aralarda kendi mütevazı eklentilerimle) sunacağım. Gazamız mübarek olsun 🙂

**

Bireysel ve evrensel göndermelerle yüklü bu anlatmada bizim üzerinde duracağımız ve ana temanın baslığı altında tartısacağımız konular;

giderek kendine yabancılasan ve dolayısıyla yozlasan insanın, zaaflarıyla dünyayı nasıl tehlikeli ve yasanamaz hale getirdiği;

Doğa ile bir bütünlük arz eden insana ait evrensel değerlere ve onun doğasına karsı yapılan ihlal ve iğfal eylemlerine doğa’nın verdiği karsı konulamaz tepkilerin özelliklerinin tahlili;

Saf, arı ve bilge insan ile dokunulmazlık büyüsüyle donatılmıs olsalar da “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” (insandan olma) insansıların arasında yasanabilecek bir çatısmada -“tohum” ve “döl”, yani, asalet;

tohumun yatağı, yani, toprak ve yetisme tarzı anlamında eğitimle kazanılan güç; ve “bilgi”, yani, öğretim ve öğretmen ile kazanılan “bilgelik” unsurlarının belirleyiciliğiyle- zaferin, her zaman, evrenin bilinci, “asil, güçlü ve bilge insan”ın olacağı fikri üzerinde yoğunlasacaktır. Buradan hareketle anlatmayı yukarıda tasnif ettiğimiz seriler üzerinden asama asama yorumlamaya baslayalım.

Anlatma Oğuz kavminin bir göçü ile baslamaktadır. Bununla, Oğuz toplumunun konar-göçer karakterli hayat tarzı vurgulanmakla beraber, göçün siyasi nedenleri ve bunun altındaki güçler arası esitsizliklerin toplumlar arası iliskilere nasıl yansıdığına dikkat çekilmektedir. Bir baska deyisle, bir yandan anlatının geçtiği zaman ve mekânda anlatının toplumsal tabakası Oğuz kavminin içinde
bulunduğu çaresizliğe dikkat çekilmekte; öte yandan, o toplumsal yapının ihtiyaçlarının en temel unsuru olan ve “alp tipi” olarak adlandırılan insan tip/ler/i ve on/lar/a duyulan ihtiyaç fikrine doğru okuyucu
1.Evrenin Bilinci Đnsan kahramanın yetismesi
2.Bilginin Aktarılması ve Kahramanın Ad Alması
3.Doğal’ın ihlali ve Evrensel Suç’un islenmesi; Yozlasma Sürecine giris
4.Yozlasma Sürecinin Ürünü Yaratığın Ortaya Çıkısı
5.Yaratığa Toplumun Sahip Çıkarak Yetistirmesi ve Dıslanması süreci
6.Yaratığın Dokunulmazlık Büyüsünü Alması ve İçinde Yer Alamadığı Toplumdan Öc Alması Süreci
7a. Varlık Tabakaları Arasındaki Çatısmanın Kahramana Anlatılması
7b. Kahramanın Çatısmaya Karar Verme Süreci; Toplumsal Onay Alma.
7c. Evrenin Bilinci insan ile Yozlasmanın Ürünü Yaratık Arasındaki Çatısma
ve Yaratığın Öldürülmesi

hazırlanmaktadır.

devam edecek-Tıklayınız

Sedat Tamay-çalışmanın tümü