Hatirlamalar

Don Juan’a göre insanlar eski zamanda soyuta çok daha yakındılar ancak sonra bişey oldu ve ondan uzaklaştık. Bir çömezin soyuta dönmesinin yıllar sürdüğünü söylüyor, bu da “dilin ve bilginin birbirlerinden ayrı olarak var olabileceğini anlamakla” olabilirmiş ancak.Bi büyücü için tin soyuttur; çünkü onu sözcükler ve hatta düşünceler olmadan bilebilir.

Golgeler kapiya benzer, yap-mamanin kapilari. Ornegin bi bilgi adami, golgesine bakarak insanlarin en gizli duygularini bilebilir. DJ

kartalin insana armagani onun gercek bir bilinc yerine, gercegin kusursuz bir kopyasi olmasi kosuluyla ikame bir bilinci de kabul etmek konusundaki istekliligini de kapsarmis. Bilinc, kartalin gidasi olduguna gore, Kartali gercek bilincin yerine kusursuz bir OZETLEME de hosnut edebilirmis. CC

Ornegin hatirlarsaniz Soledad bir sandigin icinde bes yil ozetlemesini yapip tamamladiginda kartal onu serbest birakmis!

“Artik hic bi seyin onemi kalmadi benim icin. Ne benim edimlerim ne de baskalarininkiler… Ama surduruyorum iste yasamimi; cunku istencim var benim. Cunku tum yasamim boyunca istencimi tavlamis durmusumdur… Celik gibi… Ve hic biseyin oneminin kalmamasi da irgalamiyor beni. Yasamimin sacmaliklari istencimin buyrugundadir artik benim. Bi kez gormeye baslamasin kisi, yapayanliz buluverir kendini bu dunyada; sacmalamaktan baska bi seycikler yapamaz. Her seyi dusunmeyi ogreniriz biz. Sonra da gozlerimizi, baktigimiz seylere dusundugumuz gibi bakmaya alistiririz. Ne var ki, insan gormeyi ogrenince, baktigi seyleri artik dusunemedigini cakar; baktigi seyleri dusunemeyince de, butun her seyler onemlerini yitiriverirler.” DJ

Don Juan’a göre insanlar eski zamanda soyuta çok daha yakındılar ancak sonra bişey oldu ve ondan uzaklaştık. Bir çömezin soyuta dönmesinin yıllar sürdüğünü söylüyor, bu da “dilin ve bilginin birbirlerinden ayrı olarak var olabileceğini anlamakla” olabilirmiş ancak.Bi büyücü için tin soyuttur; çünkü onu sözcükler ve hatta düşünceler olmadan bilebilir.

“?.. Konusmaya calistim ama dikkatimi soylemek istedigim sey uzerinde toplayamiyordum. Oysa cok berrakti dusuncelerim. Konusmak icin ne denli buyuk bir DIKKAT YOGUNLASTIRMASINA gerek oldugunu gorerek sasirmistim. Bir sey soylemek isteyince, baska seylere bakmayi kesmem gerektigini (cunku tam o anda TARAF olmasi gerekiyor!) De hayretle gordum. Sanki cok derinlerdeymisim de, bi sey soylemek icin, dalgiclar gibi suyun yuzeyine cikmam gerekiyormus gibi bir duygu icindeydim. Sozcukler beni cekercesine suyun yuzune cikariyor gibiydi.” Cc

Bunun benzeri bi cok deneyim gecirdigim icin duyguyu net olarak hatirliyorum. Ve belki iste bu sebeple laflamak muthis enerji tukettirir insana hatta yazi sirf bu sebepten icad edilse yeridir (yazinin sebebi olarak zamani olusturma ihtiyacini gormus olsak da):Cunku yazi kesinlikle cok cok daha az enerji tukettirir soze kiyasla. Buyuk isler yapmak farkli seyler gormek algilamak gibi bi niyetiniz varsa bilmediginiz ama temelde olan yadsinamaz bicimde olan, su halde enerji tasarrufu kesinkes basvurulmasi gereken bi fact olacaktir. Nerden nereye geldim ancak bu bolum icin soylenecek daha bi hayatlik laf var! :))

*

“Insanlari sevmek, onlarca sevilmek ne de ilgilendiriyor seni ya! Dedi castanedaya don juan Bi bilgi adami yalnizca sever; hepsi o kadar, kimi ya da neyi isterse sever. Ama bu iste de bile bile sacmalik ederek, bu sevgisine kaptirmaz kendisini”

“Bu dunyada her seyin kolayca anlasildigini sanirsin; cunku yaptigin her sey, anlasilmasi kolay aliskilardan ibarettir” diyor DJ… Cc’ ye diyor ama aslinda kizim sana diyorum gelinim sen anla misali bizlere hepimize diyor :))

“Gordugun zaman, dunya, simdi dusundugun gibi olmaz. Oynak devingen, degisen bi dunyadir o. Insan kendi basina da o dunyayi anlayabilir belki: ama bi ise yaramaz bu cunku DOGURDUGU GERILIM YIPRATIR GOVDENI. Oysa dumani kullanirsan, yorulmadan yapmis olursun bunu. Duman, oynak dunyayi sezinleyebilecek hizi saglar sana; govden de gucun de sende kalir.” Demisti dj dumancigi denemeyi istemeyen ancak goremeyen ogrencisi Cc’ye.

Buraya kadar ona katiliyorum kendi deneyimlerim isiginda, ancak gecen gece ruyamda OLmak diyebilecegim islemi anlamadan seyrederken bana bu islemi hic bi HIZda mantik duzeyine aktaramiyacagim soylendiginde yeni bi seyle karsi karsiya oldugumu anlamistim. Demem o ki dumancigin caresiz kalacagi durumlar olabilir!

Ruyamda gordugum islemin ne oldugunu sanirim buldummmm… Bir Baska Gerceklik kitabinin 184.cu sayfasinda Castaneda bunu yasamis. Tabi o dumancikla yasamis ben ise onun betimledigi  daha dogrusu betimleyemedigi seyi ruyada gordum; Cc de o isikli devinen seyi anlatmaya biraz cabaladiktan sonra sozunu soyle bitiriyor:”gittikce daha da kaptirmistim kendimi bu izleyise, onumdeki bu gorungunun ne olduguna aklimin eremeyecegini kavrayana dek”… tipki bana ruyada dis sesin soyledigi gibi, hic bi hizda bunu akil ve mantiga transfer edemezsin!,

Olumu durdurmanin imkansiz oldugunu bilen bi kisinin, kendisinden yana olan tek bi seyi kalmistir: Karar verme gucu. Olumun bilinci onu yansiz kilar ve tutkularini dingincesine yoneltmesine neden olur, der Dj. Cok dogru geliyor bana fakat gerek film-kitap kurgularina baktigimda gerekse cocuklara gecen genetik miraslara, gordugum sudur ki; degil olumun bilinci, olumun kendisi bile bircok insani yansiz kilamiyor.

Xx

Seneler once Castaneda kitap dizisinin hangi siraya gore okunmasi gerektigine dair bi onerme yapmisim, bunu hangi kistasa gore yaptigimi su an hatirlamiyorum ancak siralama az once tesadufen bi herden karsima cikti, unutmamak icin buraya yaziyorum: 1-2-3-12-7-8-9-11-4-5-6 ve 10

Xx

 

 

 

 

Foton Kuşağı ne yapar?

Gülcan Çakır yazdı:
“Herşey Carlos Castaneda’nın Zamanın Çarkı kitabındaki şu cümleyi okumamızla başladı;

“Savaşçılar zamandan söz ettiklerinde, saatin hareketiyle ölçülen bir şeyi kastetmezler. Zaman, dikkatin özüdür: Kartal’ın yaydığı şeyler, zamandan yapılmıştır; ve doğrusunu söylemek gerekirse, bir savaşçı özün farklı yanlarına girdiğinde, zamanla tanışmaya başlıyor demektir.”

Ve şu cümleye takıldım. Kartal’ın

yaydığı şeyler zamandan yapılmıştır. Bilmeyenler için açıklayayım. Carlos Castaneda sanrılandırıcı bitkileri araştırmak üzere gittiğinde Meksika’da tanıştığı Yaqui Kızılderilisi Don Juan’dan öğrendiği bilgilerden oluşan bir dizi kitap yazmış. Don Juan’a göre dünyamız farkındalıklı, titreşen ve ışıldayan telciklerden oluşuyor. Hepimizin sırt bölgesinde, kürek kemiğine kol boyu uzaklıkta, algı noktası denilen, tenis topu büyüklüğünde parlak bir nokta var. Bu noktaya bileşim noktası da deniyor. Bu telcikler bileşim noktamızın içinden geçiyor ve bizim dünya algımızı bu bileşim noktasından geçen telcik demeti oluşturuyor. Hepimizin bileşim noktasından aynı telcik demeti geçtiği için, Don Juan’ın deyimi ile bu demete çengellendiğimiz için hepimiz aynı dünyayı algılıyoruz.
Don Juan bu titreşen farkındalıklı telciklerin kaynağının kartala benzeyen bir görüntüsü olduğu için kartal diye adlandırılan bir kaynaktan çıktığını söyler. Kartal bizim anılarımızla beslenir.

Kartal’ın yaydığı şeyler zamandan yapılmış ise dedim, aslında Kartal geçmiş olabilir mi? Zaman an demek değil, geçmiş demek. An’da zaman yoktur. Yani Kartal an’da olanı istemiyor, anılarımızı istiyor, yani geçmişi… O gerçekte geçmişin gölgesi olabilir mi, tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi… derken şu yazıyı bulduk arkadaşımla birlikte;

“Bir başka masala göre, Sagitta (Okçuk) takımyıldızı Kartal’ı öldüren oku temsil etmektedir. Prometheus’u acısından kurtarmak için, Herkül oku öldürmüş olduğu Hydra’nın (Su yılanı) kanıyla zehirleyip Kartal’a fırlatmış ve onu öldürmüştür. Zeus ise sadık hizmetlerinden dolayı Kartal’ı gökyüzünde yıldızlar arasına koymuştur.”

Kartal’ın sembolik anlamları hakkında konuşurken birden bire aklıma bir şey geldi. Şu bahsedilen foton kuşağı hakkında bir sürü şey söyleniyor. Elektronik aletler bozulacak, elektrikler kesilecek, farkındalığımız artacak, dna mız değişecek gibi… Ya dedim bu foton kuşağı elektriği etkileyecekse eğer, gerçekte bizim fiziksel dünyamızdaki elektronik aletler değil de etkilenecek olan ya bu telcikler ise? Bu foton kuşağı denilen şey bu telciklerin titreşimini değiştirirse ne olur? Dünyamızı oluşturan ve çengellendiğimiz telcik demetinin titreşimi değiştiğinde dünyamız da değişmez mi? Hatta bileşim noktamız bu alışık olmadığımız titreşimde yer bile değiştirebilir. Bunun anlamı da şu. Nasıl ki rüyada kontrolsüzce bir rüyadan başka bir rüyaya atlıyorsak, bileşim noktasının kayması da benzer bir etki yapar. Bu da kafayı yememiz demek 🙂 Eğer böyle bir şey olursa, etrafta hayali varlıklarla konuşan, senin görmediğin şeyleri gören insanlarla dolacak. Tabiki senin gördüklerini de onlar göremeyecek. Dünyanın bu yeni titreşimine uyum sağlayabilenler ise bileşim noktasını sabitleyebilecek yapamayanlar da bileşim noktasının kontrolsüzce sürekli oradan oraya kaymasıyla karşı karşıya kalacaklar. Aslında eğlenceli olabilir de 🙂

Don Juan, Carlos Castaneda’ya bilinçli rüya görmeyi öğreterek aslında bileşim noktasını kontrollü bir şekilde kaydırmayı ve istediği yere sabitlemeyi öğretiyordu. Rüyalarımızı kontrol etmeyi öğrenmemiz gerek. Hem de hemen. :)”

Gülcan’ın CC’den yola çıkarak anlattığı özgürleşme prosesini farklı kaynakların verileriyle de birleştirmek mümkün.İnsanın öldükten sonra bilincinin bir süre daha yaşaması(!) özgürleşememesinin sebebi, onun hatıralarında kalan özlem, eksiklik yoksunluk duyguları,öfke ve nefret ve her türlü tamamlanmamışlık hissine sebep veren arzularıdır (ki bu hayattayken özetleme yapmamışlığın neticesidir). Bu durumdaki enerji beden ara yüz-ya da cepgerçeklik veya araf deenilen yerde hayal-et varlıklarını sürdürmeye devam ederler, işte bu Don Juan’ın söylediği kartala yutulma durumudur.

Bu durum sadece hayaletlerin değil aynı zamanda yaşayanların da sorunudur çünkü bu hayal-etler gerek genetik uzantıları gerekse onları hatıralarında varetmeyi sürdüren yaşayanlar üzerinde güç sahibi yapar. Böylece yaşayanların AN’da olabilme dengelerini sarsarlar. Bir insanın bedenindeki sinir uzunluklarının toplamının dünya-ay uzaklığına gidiş dönüş mesafesi olması da manidar bence. AY düyguları met-cezir yoluyla yöneten bir mekanizma olduğuna göre, hayaletleri ve yaşayanları manipüle etmekte hiç zorlanmaz. Velakin bunun gerisinde bir komplo aramaya da gerek yok, dünyanın gezegensel olarak öldürücü etkisi biliniyor, oksijen yaşatan ve yakarak öldüren ilginç bir element. Bilinçlenme yolcuları (insan dışında başka yolcular da olabilir) önce, AN’dan ayrılarak zihin mekanizmasıyla zaman ve mekanı oluştururlar; çünkü bireyleşme süreci ayrılış anlamına gelir, bu sancılı bir prosestir ve bunu başaramayan yığınla insan var, başarabilenlerin ikinci merhalesi de yeniden bütünlüğü hissedebilmektir -özetleme yapan insanların başarılı olup olmadığı onların kendine verdikleri önem derecelerinin düşmesiyle anlaşılır.-
İnsan anlam arayışı olan bir varlık, bu durumda kendinden çektiği anlamı AN’a aktarmaya başlar, eğer ani bir kaza neticesi değilse bu işlem bir sürahiyle azar azar ama disiplinle AN’a akıtılan suya benzetilebilir. Evet Gülcan’ın söylediği gibi eğer foton kuşağına giriş insan demetini etkileyecek ve algı kayacaksa, bu duruma hazırlıksız yakalananlar için ciddi bir kaos oluşturabilir. Fakat gerçekten de ayrılık olmadığı için son kertede; zarar ve yanlış denilen şeylerin insan uydurması olduğunu bileceğimiz AN kaçınılmaz olarak başımıza gelecek ister bu geçişte isterse 26000 yıl sonraki geçişte, zamanı biz uydurduğumuza göre ne sakıncası var :)))

Özel Zamanlarınız?

Kendinizi iyi ,verimli ,mutlu hissettiğiniz gün içierisinde özel bir zaman varmı? Böyle hissetmenize ne neden oluyor?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çoğu kez sabah uyandığımda, kahvenin kokusu, her şeyin ve kendimin hala hayatta olduğuma dair farkına varmak, önümde bütün bir hayat gibi duran gün ve hele varsa güneşle ilk bakış ve kucaklaşma…

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ben sadece tatsız olduğum zamanları anlarım…örneğin karnım bazen gaz yapar…bazen birine karşı direnç gösterdiğimi fark ederim…canımı sıkan şeye bakarım o zaman..yani kısaca ben tersten anlıyorum:))) bu gibi haller dışında verimli-mutlu olduğumu gösteriyor bu durum :))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben geceleri severim..Karanlık ve sessizlikte kendi iç seslerimi ve dışarıdaki huzuru daha iyi ayırt edebiliyorum.Gece sanki günün hasılatının toplandığı zaman..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Günün hasılatı… Süper bi çıkarım 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ben de sevdim bu günün hasılatını..annem derdi ki ben her gece yattığımda günü düşünür ne yaptım kime nasıl davrandım hepsinin gözden geçiririm..günün hasılatı yani:)))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben de çocukluğumdan beri annenin yaptığını yapardım bilmeden, belki o sebeple “özetlemem” nisbeten kolay geçiyor.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sizin anneniz gerçek bir hediye imiş…
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet bize de bu alışkanlığı öğretmişti..şimdi bana ne güzel hatırlattınız onun bu güzelliğini…hayat öykümdeki tüm zorluklara rağmen kalbimin kelebek aklımın berrak olmasının gerçek nedeninin kavradım birden teşekkürler..aslında o öğretmiş bana özetlemeyi:))

Tam olmak nedir?

Yazının öncesi için tıklayınız

Tam olmanın koşulu narsizm ile karıştırılarak insanın içine korku salınmış. Oysa çok basit bi şey; “kendinin ve her kişinin, benzersiz biricik mükemmel olduğunu bilmektir. İnanmak değil, bilmek.

Tam olan, kendini ve başka (sanılan) şeylerin mükemmelliğini bilip aşkla sevdiğinden, gördüklerini hiç bir beklenti olmaksızın söyleyebilir. Daha öncleri bizi bundan men eden şeyler vardı, sevilmemek onaylanmamak, toplum dışı addedilmek vs gibi. Bütün bunlar yarımlıktan kaynaklı şeyler. Örneğin alınganlık durumunu ele alalım, insan neden alınır?

HA: kendini önemsediğinden..biri bana sen aptalsın dediğinde, eğer bende aptal olduğuma dair bir anlaşma da varsa, yaram kaşınmış acıtılmış demektir..aslında bana aptal denilmesi değildir canımı yakan, eğer ben kendime dair bu fikre sahip olmasaydım, başkasının aptal lafını duymayacaktım bile..daha doğrusu onun bu lafının sadece kendisiyle alakalı olduğunu bilecektim..

sa: Mükemmel açıkladın. Yaradılışın bi noktasına kadar insan zaten mükemmeldi, onu yaşayandı. Fakat mükemmel olduğunun bilincinde değildi. Bunu bilmek için aynalar devreye girdi. Ve tüm o gerilimli çağlar çağlar boyunca yaşandı. Şimdi Yaradılış, tek bir mükemmelden sınırsızca sayıda mükemmel peydahlama peşinde. O çok yaramaz bişey. Evrim…Sanırım yıldızlar (güneşler) böyle oluşuyordur.

TE: Aptal oldugunu bilmekle bunun baskalari tarafindan ifade edilmesi arasinda fark vardir. Eger aptal oldugumuz baskalari tarafindan ifade ediliyorsa bu bizi rencide eder, cünkü biz aptal oldugumuzu kabul etmisiz ama karsimizdaki bizi aptal ol…dugumuz icin disliyor. Aptal olmaktan ziyade dislanmak kötüdür, hic birseye dahil olamama hissi. Bu aslinda hayatina anlam verenler icin önemli degildir, bu hatatina önemi baskalari tarafindan verilenler icin önemlidir.

  • Sibel A: eğer aptal olmanın kıstasları böyle acemice çizilmişse ve bunun bi eksiklik olduğu çocuğa belirtilmişse; evet o zaman bu çocuk büyüse de ihtiyarlasa da o yara her kanatıldığında rencide (!) olacaktır. Bilmem anlatabildim mi
  • Hanife A: tam bir farkındalık içinde kendimize ait bir “yaralar” listesi yapmak, her yaranın oluşturulduğu ilk kaynağa dönmek, anlaşmayı bozmak ve yerine yenisini koymak iyi bir yöntem olabilir.DJ buna “özetleme” diyor galiba.tabii o daha kapsamlı bir çalışmayı kastediyordu sanırım.
  • Sibel A: yooo aynı şeyi diyor, farklı kültürlerde farklı uygulamalar, farklı sözcükler kullanılsa da yapılması gereken işin özü aynıdır. Gerçi şu an enerjinin frekansı değişti, çok güçlü. Bu sebeple bi tanesini (yaranın) yakaladığınızda derhal onu ve şu ana kadar yaptığınız tüm anlaşmaları bozduğunuzu (yöntemini anlatmıştım-tabi herkes kendine göre bi yöntem icad edebilir) haykırırsanız işe yaracağını sanıyorum. Benden başka uygulayanlar da oldu ve çok etkileyici sonuçları var.

ÖL ya da ÖZ

OL ile ÖL gibi birbiriden 180 derece farklı anlam algıladığımız iki kelime arasında yalnızca iki minik nokta olduğuna aydığımda, arkası çorap söküğü gibi gelmişti.  Bi kuşun tam olarak hangi taşla isabet aldığını bilemiyorsunuz, bilseniz de ancak devrenizin (spiralin) sonraki bi dönüşlerinde olabiliyor. Biçok insan hayatları boyunca bunu bilmeden göçüp gidiyorlar (çok meşguller). Zaten o her bi kuşa isabet eden taşı mevcut insani kapasitemizle bulabilmeye ömür yetmezdi! Demem bu değil, bi iki tanesini tespit edebildiğinizde o bütün kuşlara ve taşlara ait bi ayma yaşanmaya başlıyor. Bu aymaların getirisi bazen sevinç bazen de kabulsüzlük hissi yaratsa da zamanla (o yere düşen) taşlar yerine oturuyor.
Örneğin az önce balkonda aniden aklıma ilk kez “ya istiklal ya ölüm” cümlesi geldi. Şimdiye kadar bi kere bile gelmemişti. İlk sahibi kim diye aratmanın manasızlığını biliyordum (herhalde onbinlerce yıldır farklı yerlerde söylenmiş olmalı) ama yine de bebecik internette arattım, Türkçe arattığım için Atatürk’ü, Kazım Karabekir’i filan işaret etti. Herneyse bu değil önemli olan! Önemli olan cümlenin keskinliği! Anlıyoruz ki Ölümü göze almadan özgürlük yok! Bu kez iki kelimeyi de “Ö” çekiyor.
ÖL ya da ÖZ
Hayat oyununa bi bulmacaymış gibi bakmaya başladığınızda, şaşıp kalmamak mümkün olmaz. Ha bi de hayranlık ve aşk. Başka bi duygu türetebileceğinizi sanmam 🙂

**

Öylesine fırlattığımız taş bize muhteşem bi kuş vurdu: WİSLAWA SZYMBORSKA… Hayatın kavranamaz gizidir bu işte

**

“ÖZ…Özemek” Tdk şöyle buyurmuş: “halk ağzında Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak “… İlginç değil mi?

**