Aşık Olma Hali

Gizemli bir içgörüye ulaşmak, büyük ölçüde önceden belirlenemezdir ve tıpkı aşık olmak gibi kaprisli ve keyfi, bu yüzden de çılgındır

Varolan herşey LUDERİ (oyun) anlamında bir yanılsamadır.
Kargaşa ile iyi(!) durum arasında salınmaktayız.
Ev bitirilince iskele sökülür, ortadan kaldırılır.
Öyleyse iskelelere niye takılıp kalalım.
Tüm bu şeyler bize birşeyler öğrettikten sonra basit bir şekilde ortadan kalkacak olan birer destek sapı olabilirler, der Watts

Devamını oku “Aşık Olma Hali” →

Bilginin damgalar halinde saklanması

“Bilgi çok boyutlu haldeki enerjidir. Her şey mümkündür, çünkü her şey değiştirilebilirdir.” Diyor Kryon. Bu ifade kuantum bilgimizle de örtüşüyor ve zaten nüfuz etmeye çalıştığımız Lemuryan Huna bilgisiyle de tam olarak tutarlı.

Bilginin damgalar halinde gezegenin kristal ızgarasında saklandığını da söyler Kryon ki beni oldukça heyecanlandıran bir durumdur bu çünkü ölümle ilgili hislerime tercüman olur. İnsan öldüğünde onun ruh olarak tanımlanagelen bölümü bu gerçekliği terk eder ama onların ömür bilgisinin damgası ve bildikleri her şey – bilinçleri, bilgelikleri, bilgileri – Kristal Izgaraya gider ve orada kalır. Bu durum tam da Toltek bilgeliğinde Don Juan’ın üstüne basarak belirttiği; Kartalın sıradan insanın ölümünde onu yuttuğu ile ilgili uyarıya denk düşer. Ona göre insan bu durumdan ancak henüz yaşarken bilgilerini dışarı verir ve tam olarak bu yükten kurtulursa -ölmeden ölürse- kaçınabileceğini ve özgürleşeceğini anlatır. Çünkü Kartal-kristal ızgara-, o insandan edineceği yaşam bilgisini zaten o hayattayken emmiştir ve o boş olarak öldüğünde artık o varlığa ilgisi kalmaz.

Olayın hikaye ediliş biçimindeki fizik kanunu görebilmek lazım. İşin bu kısmını fizikçilere bırakıyorum.

O halde, ölülerle konuşan, onların hayaletlerini gören kişiler, medyumlar, durugörür ve falcılar aslında başka bir yerde/gerçeklikte yaşamaya devam eden bütünsel bir varlıkla değil, onun kristal ızgaraya bıraktığı damgalarla irtibat halindedir. Tıpkı tüm bilgilerin gelişmiş bir bilgisayara depolanması gibi ölen kişi kendini geride, kristal ızgarada bırakmıştır. O yaşarken her ne olduysa öldüğü anda işlem bitmiştir, artık o sadece bir kayıtlar, damgalar bütünü olarak donuk biçimde kalır. Kaydettiğiniz bir film ya da müzik gibi hiç bir değişiklik ve gelişmeye açık olmaksızın sadece otomatik tekrardan ibarettir. Bu konu çok sevdiğim Hiçi Destanı üçlemesinde oldukça anlaşılabilir biçimde işlenmişti. Ne zaman konuya geri dönüp yeni bir anlayış derinliği kazanıp kazanmadığımı test etmek istesem otomatik olarak aklıma gelir 🙂

11695037_852480258176808_8749921566976398796_n

Bilinci zenginleşmiş bir insanla mal mülk anlamında zenginleşmiş insanların durumlarında benzerlikler var! Bilincin zenginliği; damgaları henüz yaşarken dışarı salmayı ve nötürlenmeyi gereksiniyor, bunun için çeşitli metotları yıllardır yazarım, uygulamaya da çalışırım. Örneğin Castaneda kültündeki ÖZETLEME, Nithyananda’nın BÜTÜNLEME, Hawaii Huna bilgisinde Ho’oponopono isimleri altında yer alan uygulamalar gibi. Aslında Hristiyanların günah çıkarma ritüelinin bile temelinde bu olgu yer alıyor olabilir.

Siz hiç zengin ailelerin fertlerini internet arama motorlarında aramayı denediniz mi? Denerseniz hiç bir kayıt bulamayacaksınız çünkü onların izleri profesyonel biçimde hemen yok edilir, korunma amaçlı olsa gerek. Onlar adeta hiç yaşamamış gibidirler!

İnternet kayıtlarının uzun yıllar ve büyük bir enerji harcanarak saklandığını biliyoruz, ne kadar da gezegenin kristal ızgarasını andırıyor değil mi? Zaten insan hep tanrısal yaratımları taklit ederek teknoloji üretmiyor mu? 🙂

Bana ilginç gelen, öldüğümüzde bu gerçekliği terk edip giden ve adına ruh(!) denilen parçamızla ilgilendiğimizin yüzde biri kadar bile ızgaraya kapılan yanımızla ilgilenmiyor oluşumuz. Oysa ruh gelişip değişebilen bir şey bile değil, tanrısal bir uzantı, bir öz. Kişisel değil, üstelik ruhun herhangi bir sorunu yok. Sorun burada, bilincimizde, bedenimizde, gezegene bıraktığımız damgalarda!

Devamını oku “Bilginin damgalar halinde saklanması” →

Beden, ruh ve Değişim

Isha Upnishad’da “Yalnızca bedene (dünyaya) tapınanlar karanlığa mahkumdur, ondan daha büyük karanlığa mahkum olanlar ise yalnızca ruha (cennete) tapınanlardır.” der. Bu yüzden bilge kişi, bedeni ve ruhu, doğayı ve kaderi birlikte geliştirir.

13895073_1235923713096045_4049691657231334224_n

İnsan her zaman uçurumların Kıyısında yolculuk eder.
Onun tek yükümlülüğü dengesini korumaktır.
J.O.Gasset
Onbin şeyi sevebilmek için, cenneti ve yeryüzünü bir beden olarak ele al.
Hui Shih

“Hiçbir şeyin somut veya değişmeyen bir kimliği yoktur; tersine her şey, bir başka şey olma yolunda ilerlemektedir.” I Ching

Devamını oku “Beden, ruh ve Değişim” →

“Noetik Bilim” nedir?

beyin-gucuSözlük Anlamı Olarak Noetik Bilim

Eski Yunanca’da “algılamak”, ‘anlamak” ya da “kavramak” anlamına gelen noetikos’tan (nottos) türetilmiş sözcük. İlkçağ Yunan felsefesinde, duyular ya da deneyle değil de yalnızca akıl yoluyla kavranılan bilgi türü için kullanılan genel bir terimdir. Duyumdan ve deneyimden bağımsız salt düşüncenin ürünü olan kavramların genel bir ifadesi için de kullanılır.

Felsefe Sözlüğü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal-Bilim ve Sanat Yayınları

Bir Bilim Olarak Noetik Bilim

İnsanoğlu doğanın kendisini farklı yollarla kavramaktadır. Dünyada genel anlamda Fiziksel Faaliyetler (dış) ile ilgili bilimler ve Zihinsel Faaliyetler (iç) ile ilgili bilimler vardır.

Noetik Bilim’in çalışma alanı içsel faaliyetlerin dış dünyayı hangi koşullar altında nasıl etkilediği ve hangi nitelikleri içerdiğiyle ilgilidir.

Yapılan araştırmaların sonucu hazırlanan deneyler sıkı bilimsel protokollere tabi tutularak sonuçlandırılır.
Devamını oku ““Noetik Bilim” nedir?” →

Kokularla bitmeyen işimiz!

“Tavşanların yüz milyon koku alma siniri olduğu hesaplanmaktaydı. Burnunu durmadan kıpırdatıp durması boşuna değildi. O burun sürekli olarak dalgalanan bir aromatik fırtınanın uyarıları altındaydı.” Parfümün Dansı
Aromatik Fırtına beynimde fırtınaya sebep oldu 🙂 Tavşanlar bu fırtınayı algılamakla kalıyorlar mı? yoksa bunu yaygınlaştırmak için çoğalıp durmaları bir mesaj mı? Her bir aroma yani belirli frekansta yayın yapan bi ŞEY, varlık alemi üzerinden kendilerini, bazen nazlı nazlı bazen bıçak gibi keskin veya bomba gibi sağır edici şekilde, ifade eden birer imza gibi görünüyor bana. Belki DNA mızın 4 ve 5. katmanları boyunca yayılan imza budur?
*
“Bir milyon kere daha yaşasan da ne fark eder ki? Hiç değilse bu seferkinin tadını çıkarabilirsin.”
“Hayattan kaçmaya adanmış bir hayatta eksik olan bir taraf var” der Alobar
Bunu şöyle açıklıyor; arzulardan arındığımızda nötrleşiriz evet bu sebeple acımız ve korkumuz da olmaz belki ama yaşıyor da olmayız bunda bir eksiklik var diyor 🙂 o da benim gibi pratik, şimdi yararına davranmaya ve zevk almaya inanıyor.Üstelik bunu yaparken saçmalama ve abartıyı kast etmediğini de ekliyor.
*
Arzu ettiği şeyi (ölümsüzlük) kaybedeceğini anladığında Alobar, birdenbire her şey değişmiş fırtına dinmişti, kurtulmuşlardı. O bunu şöyle açıkladı: Arzum eskisinden daha az değildi ama artık kendimi o arzuyla özdeşleştirmiyordum. Belki arzular bu yüzden insanlara felaket getiriyor. Onlarla özdeşleşince, onları fazla ciddiye alınca, yalnız hayal kırıklığına karşı duyarlığımızı artırmakla kalmıyoruz, ayrıca o arzuların serbestçe ve kolayca yerine gelmesini zorlaştıracak bir atmosfer yaratıyoruz.
Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz.
2016-02-10 09.49.08
 Aristo, Pan’a asap bozucu bir darbe indirmişti. Ondan sonra İsa çıkmış, neredeyse boynuzlarını yolmuştu onun. Şimdi de Descartes’in son vuruşu yaptığı söylenip duruyordu. Pan’ın eski güçlerinden geriye kalanlar da Mantık Çağında buhar olup uçmak yazgısıyla karşı karşıyaydı. Pan, bu yorgun ve görünmez haliyle, durumu tartışamazdı. Decartes’ın cenazesini duyunca marazi (ya da keçice) bir merak çekmişti onu buraya. (yıl 1666 dıydı)
*
“Normallik uğruna yaşlanmak çok pahalı bir bedel” Der Alobar
Fakat insanların bunu neden istediklerini galiba biliyorum.
*
K23 bileşimindeki K harfi Kudra’yı temsil ediyordu. Tıpkı pencesine inci kıstırmış ıstakoz gibi tutuyordu pancar yasemini avucunda. Ne eziyor ne de parçalıyordu. Pancarın yasemini kaldırışı, sağlam yapılı bir erkeğin bir balerini kaldırışını anımsatıyordu. Ve her ikisi de ağaçkavununun verdiği işaretle çıkıyordu sahneye. Sanki yasemin güzel bir tablo kolleksiyonuymuş gibi, pancar onu burun galerilerinde sergiliyor, yangına ve hırsızlığa karşı sigortalıyor, onuruna bir de parti veriyordu. Davetiyeleri postalayan da ağaçkavunuydu.
K23, halsiz düşmüş tanrı Pan’ın üzerine, yer yer incecik, yer yer ağır işlemeli bir pelerin atmış gibiydi.
Tebeşir devrinin sonlarına doğru çiçekler, dinozorlarin soyunu tüketti
2016-02-14 11.58.26
 “Beş duyumuzdan belleğe en yakından bağlı olan, koku almadır. Koku en eski anılarımız için bir kanaldır. Bu arada insanı keyiflendirir, hayal gücünü körükle, düşünceleri biçimlendirir, davranışı değiştirir. Geçmişle en güçlü bağımız, geleceğe olan yolculuğumuzda en sadık yol arkadaşımızdır. Tarihöncesi, tarih ve sonraki yaşam hep onun alanıdır. Koku pekala ebediyetin simgesi olabilir.”
Doğduğumuz zaman bir rüya çorbasının içinden çıkarız.
Öldüğümüzde rüya çorbasına gerisin geri batarız.
İki çorbanın arasında, geçilecek kuru bir alan vardır.
Hayat, bir sevkiyattır. PD
Onu olabildiğince ilham verici, sevinçli, şefkatli, sağlıklı ve uzun yapmaktır asıl uğraşımız.
Rüya çorbası, tekil değil çoğuldur aslında ve kent şifacısı pek takılmaz çorbalara çünkü bilir ki kaç hayat tarzı varsa o kadar çeşit hatta belki daha fazlasıyla çorba çeşidi vardır. Robbins’in dediği gibi; rüya çorbası, belki düzinelercesinin arasından o ölünün kendisi için seçtiğiydi. O sebeple gezgin şaman ikinci cümleye odaklanır; yani “kuru bölge denen hayatı olabildiğince ilham verici, sevinçli, şefkatli, sağlıklı ve uzun yapmaya…”
“Kahramanlar şüpheciler gibi geri çekilmek yerine hayata doğru ilerlerler. Hayat çoğunlukla maddeseldir. Maddesel şeylerin de keyfini çıkarmak epey kahramanlık gerektirir. Maddesel şeyleri toplayıp biriktirmek, gerçi yüzeysel ve yararsız bir çabadır; ama bu tür şeylerle gerçek bir ilişki kurmak, hayatla ilişki kurmaktır ve dolayısıyla da ilahi olanla ilişki kurmaktır.” der Robbins tıpkı gezgin şamanın felsefesinin oturduğu kaide gibidir bu ifade. İlişki sağaltımı; zihin&beden, insanlar, durumlar ve insan, madde ve ruh, insan ve doğa arasındaki ilişkiler bağlamında iyileşmedir. Bu sebeple Hawaii şamanlığı kendisini kısaca ilişki sağaltıcı olarak görür.