Enerji sorun olmaktan çıktı

Dönerken pek de acele etmeyip şehrin merkezindeki
büyük parklardan, yemyeşil çeşit çeşit ağaçların, dekoratif
fıskiyeli havuzların arasından sörf yaptılar. Mert kuşları çok
seviyordu hatta bir gün meslek değiştirirsem kuş bilimcisi
olacağım derdi bazen. Şehrin en eski bölgeleri doğal olarak
merkezindeydi ve binalar eskidikçe yıllar içinde mahalle
mahalle tasfiye edilmiş yerlerine devasa doğal parklar yapılmıştı.
Bu durum aşağı yukarı tüm büyük şehirler için aynen
uygulanıyordu çünkü insanlar dünyanın geçirmekte olduğu
iklim değişikliğini ve karşılaştıkları dar boğazları tam olarak
anlamışlardı. Yeni binaların tümü ta 2025 den beri son derece
modern sığınaklar içeriyordu. Bunlar eskiden olduğu gibi
nükleer savaş beklentisinden değil dünyanın geçiş dönemini
rahat atlatmak adına yapılıyordu. Artık ülkeler açtıkları değil
kapattıkları nükleer santrallerle övünüyordu. Avrupa’da son
nükleer tesis geçen yıl büyük bir törenle kapatıldı. Enerji
nerdeyse bir sorun olmaktan çıktı. Katı yakıtların tükenişinden
sonra Arap ülkeleri biraz sarsıntı geçirdiyse de diğer
ülkelerin desteğini alarak bu dönemi atlatacaklar. Enerji tamamen doğal kaynaklardan temin edilir hale geldi, rüzgâr
ve güneşe ilaveten toprağın ve suyun derinlik ısı farklarından
elde edilen enerji yaygınlaştı, üstelik fevkalade ucuzladı. Tek
merkezden enerji üretimi ve dağıtımı yerine kendine yeten
birçok sayıda ünite sistemine geçildi. Hatta öyle ki, evlerde
ve küçük birimlerde kendine yeten bedava enerji üreten
mekanizmaları yapmak ampul takmak kadar kolay ve olağan
hale geldi. Su ve güneş açısından çok bereketli olan Türkiye,
Dünya enerji ihracatında ilk beşe giriyor. Manyetik enerjiler
konusunda büyük araştırmalar var, elli yıl önce adı bilinmeyen
Tesla dünya kahramanı ilan edildi, birçok ülkede adına
okullar kuruldu, heykellerine en önemli yerlerde rastlanır
oldu ve yakında enerjinin tamamen bedava olacağından
söz ediliyor.
Laniakea’dan alıntı -(2037 yılından enstantane)

Gerçeklik Örgüleri

Biz gerçeklikten bahsettiğimizde onun somut olduğunu varsaymak eğilimindeyiz fakat şu an dünyada mühimsenecek düzeyde insan topluluğu gerçeğin somut ve soyut katmanlardan oluştuğuna ikna olmuş durumda. Laniakea’da Serap’ın fiziksel ya da somut bedeniyle soyut bir gerçekliğe savrulmuş olması bence dünyanın evrilmekte olduğu yeni duruma uygun bir gösterge olmuş. Yani bunu şimdi görebiliyorum J Yazarken bunların hiç birinin farkında değildim. Ve haklısınız şimdi düşününce geri dönen kahramanımız Harmonia’nın artık yalnızca somut bir gerçeklikte yaşamadığını soyut gerçeklikleri de içine katmış olduğunu söyleyebilirim. Bazı Doğu öğretilerinde, bilgeliğin en son ve en zor fiziksel bedene indiğini söylerler. Bu durumda önceki sorunuza bağlantılı olarak Lemuryanların, bilgeliklerini fiziksel bedene taşımaya zahmet etmediklerini, belki gereksiz bulduklarını belki de üşendiklerini söyleyebiliriz. Onlar zamanlarının çok büyük kısmını ışık bedenlerinde geçiriyorlardı J Fakat anlaşılan o ki ışığın (farkındalığın) fizik bedene indirilmesi artık farz olmuş.

Tüm bu olanların bilimsel izahı var tabi fakat bunu sadece anlatabilmek değil anlayabilmek için de kuantum fiziği, psikoloji ve sosyoloji üzerine birleştirici bir çalışma yapmış olmak gerekir. Tabi böylesi bir bütünlemeyi yapmış olarak dünyaya yeni gelenler,  çocuklar ve gençler var. Onlar bu bilgiye hücrelerinde sahipler ve siz daha söylemeden ne dediğinizi anlarlar fakat çoğu da bizim eski somut dünyalılarımızca hasta olarak görülmekte şu an. Kozmik dönüşüm devirlerinde bu hep olmuştur yani normal görülebilir. Hatta önceki dönüşümlerde böylesi kişilerin çoğu işkenceyle öldürülmüşler.

Carl J. Calleman’a göre Maya Tun Takvimi son derece ilginç döngülere sahip. Yazar bu döngüleri dünyadaki bilinç geçişleri, dinler açısından incelemiş; olaya, dünyanın sonu olabilecek felaket senaryoları üretmek yerine anlamak için bakmak isteyenlere öneririm. “Sol-beyin yarıküresinin-eril-  hakimiyeti sona erdiğinde, lineer zaman deneyimi de sona erecektir.” Der Calleman. Bunu dünyanın sonu gelecek biçiminde anlayıp senaryolar üretenlerin yanıldıkları 2012’den geçmekle kanıtlanmış oldu. Maya bilgeliğinde sona erecek olarak bahsedilen olgunun; dünya yaşamı değil ‘sol-beyin hakimiyeti’ olduğu anlaşılmalıdır.

Az önce söylediğim kuantum-psikoloji örtüşmesini en iyi yapanlardan bir olan Fizikçi Danah Zohar’ın kitaplarıyla uzun seneler önce tanışma fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı hissederim. Neyse ki Dünya’da 360 derece değerlendirme yapabilen bilim insanları ve kurgucular var, her devirde olmuş, hepsine yolu aydınlatan ışıldakları için minnettarım. Sibel Atasoy

The OA efsane bir dizi olmaya aday

Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım.
Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı?
Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn…
Bütün günüm Alejandro ile geçti, öğleye kadar kitabını (Psiko-Büyü) okudum, öğleden sonra El Topo ve Holly Mauntain filmlerini izledim, bugünlük bu kadar, yarın kısmetse yakın tarihe gelirim, sanırım son filmi La danza de la realidad…
Not: Özellikle kuzey ay düğümü Boğa olan kovaların tanışması gereken bir şahsiyet
Önceki 2 filminden sonra oldukça yakın tarihli, 2013 yılında yönettiği La Danza de la realidad filmi ile bilinçaltından, rüyalardan bu gerçekliğe anlaşılabilir şeyler getirebilmeyi başarıyor Alejandro. Kendisinin akrep güney düğümü iki saatlik filmin her karesinde seçilebiliyor. Çarpıcı sahneler var. kendi küçüklüğüne dair bir çeşit biyografik film de denilebilir ama bana göre tam bir psiko drama, psiko büyü performansı olarak işlev görüyor. Ben beğendim
*
The OA efsane bir dizi olmaya aday görünüyor.
TOA dizisinin ilk sezonunu bitirdim, toplam 8 bölüm. Ne kadar yavaştan almaya çalışsam da her şey gibi o da bitti. Bir gutup olarak başka bir boyuta -bilinçli olarak- gitmenin öyküsünü Castaneda’dan sonra en iyi anlatan kurgu bence bu dizi.
Westworld büyük ve ilginç bir yapım olmasına karşın 13th floor filminin modern bir tekrarını andırdığı için üzerimde büyük bir etki bırakmadı fakat TOA türünün bence İncepton gibi ilk görsel örneği -zaten ikisi de Castaneda’nın başlattığı fikri görselleştiren kurgular- olarak sarsıcı bir etki yaratıyor. İnception filminden çıktığımda 4 saat ayağım yere basmamıştı! Bu dizide de oldukça sarsıntılı geceler geçirdim.
Ezber bozan bir tanecik yetişkin olması bile tüm gidişatı değiştirip dönüştürüyor. Bu hikayede öğretmenin kilit bir rolü var. OA onu görmeye ilk gittiğindeki sahneyi hatırlıyor musunuz? Kadın nasıl da ezberindeki öğretmen repliğini söyleyen bir roldeydi, gözünü bile kırpmıyordu! OA gülümseyerek ona dokundu ve gizli dille numarayı kesmesini söyledi(söylediği böyle değildiama enerjisi buydu) ve öğretmen anında silkindi ve robot kimliğinden çıktı… ve bir daha da dönemedi. tüm kurgu boyunca gurubun kısmen biz izleyiciler tarafından bile müsamaha görmesi bu yiğit kadın-öğretmen sayesinde oldu. Bu da yetmedi, 50.000 dolarlık çekini gözünü kırpmadan yoldan çıkmış genç üyeyi geri almakta kullandı! hangimiz bunu yapabilirdik? Böylece tam zamanı gelidiğinde beş kişi olabilmeyi mümkün kıldı. Seyrederken hep içimden Allah razı olsun senden yiğit kadın diye hislerle dolup taştım. O kadın olmasa o çocuklar gurubun disiplinle bir araya gelmesini sağlayamazdı. düşünsene olabildiğince garip bi işe kalkışmışsın ama yanında öğretmenin de var, nasıl bir güven gelir çocuğa.
 Castaneda’ya kitaplarını film yapmak için Hollywood büyük paralar öneriyormuş ama O Don Juan’ı Anthony Quinn’in oynamasını istemediği için kabul edemediğini söylemiş. Bunlar bizzat Alejandro ile bir otel odasında konuşulmuş. Castaneda Alejandro’ya birlikte film yapma önerisinde bulunmuş. Heyecanla proje yapmaya başlamışlar, tam o sırada Castaneda’nın karnına ağrılar girmiş ve ishal olmuş, Alejandro’nun da karaciğerine ve sağ bacağına şiddetli ağrılar saplanmış.Acıyla odanın ortasında yerlerde süründüklerini söylüyor. Alejandro bir taksi çağırıp Castaneda’yı oteline bırakmış. Kendisine de sonrasında büyücü-şifacı Pachita tarafından karaciğer ameliyatı yapılmış. Üç gün yataktan çıkamamış ve kalktığında Castaneda’yı aramış ancak gittiğini öğrenmiş. Onu bir daha görmemiş, hayat bizi ayırdı diyor.
Sonuç olarak Castaneda’ya filmini seyretmek nasip olmadı. Bence TOA’yı izlese beğenebilirdi. Hem Anthony Quinn de yok :)))
Sibel Atasoy
https://blog.sonsuz.us/what-remains-ile-hafta-basi/

Laniakea ve Elfpunk Türü

Fantastik; Edebiyat ve Söz Sanatları Sözlüğü’ne göre, “Gerçeğin ve olanağın dışında olarak hayalin serbest işlemesi ve böylece meydana getirilen eser,” anlamına gelmektedir. Yani fantastik; hayal gücüne dayalı, gerçekte varolmayan konuların işlendiği eserler olarak ele alınmalıdır. Alfabetik olarak alt türler aşağıdaki gibidir;

  1. Alternatif Tarihsel Fantezi

  2. Antropomorfik Fantezi

  3. Bangs Fantezisi

  4. Bilimsel Fantezi

    Bilimsel fantezi, fantastik türler arasında en çok tartışılanlardan birisi olabilir. Bu türdeki eserler çoğu zaman bilimkurgu olarak da nitelendirilebilir. Bilimsel fantezide, bilimsel gerçeklikler ve kurgusal bilim ile fantezi iç içe geçmiş durumdadır. Bir yanda uzay araçları, uzay yolculuğu, lazer silahları varken diğer yanda büyüler, varolmayan yaratıklar görülebilir. Evreni ele geçirmeye çalışan büyücüler, savaşçı prensesler gibi öğelere de sıkça rastlanır. Alacakaranlık Kuşağı televizyon programı ile tanınan Rob Serling’in bu alt tür ile ilgili değişik bir ayrımı vardır; “Bilimsel Fantezi, imkansızı kabul edilebilir kılarken; bilimkurgu inanılması zor olanı mümkün kılar,” der. Bu alt türe verilebilecek en güzel örnek ise çokça tartışılan Star Wars (Yıldız Savaşları) serisidir. Star Wars serisinde galaksiyi ele geçirmeye çalışan, büyü yerine Güç kullanan karanlık taraf, kılıç (ışın kılıcı) kullanan şövalyeler, uzay yolculuğu gibi öğeler hep iç içedir. Bu nedenle bilimkurgu severler Star Wars için fantastik der, fantastik severler bilimkurgu der, Star Wars severler ise hikayenin tadını çıkarır. 🙂 Yine de Star Wars, fantastik tür altında yer almaktadır. Ayrıca bilimkurguya daha yakın olmakla birlikte, yine bu tür altında yer alan Frank Herbert’ın Dune eseri ve Robert Silverberg’in “Gece Kanatları” kitabı ile Jules Verne’ün “Denizler Altında 20.000 Fersah” eseri örnek gösterilebilir.

  5. Çağdaş Fantezi

Çağdaş fantezi, adından da anlaşıldığı gibi yazıldığı dönem ile aynı çağda ve dönemde geçen; genellikle günümüzde yaşanan kurgulardır. Günümüzdeki normal yaşantıdan tek farkı; toplumun pek farkında olmadığı, sadece az kişinin bildiği fantastik olayların yaşamın içinde olmasıdır. Fantastik öğelerin hemen hepsi bu türde yer alabilir. Bu türde en çok görülen örnek, son zamanlarda sıkça yayınlanan vampir kurgularında görülür. Akşam yolda yürürken yanınızdan geçen kişi aslında bir vampir olabilir ancak insanların çoğu, vampirleri sadece hikayeden ibaret sanırlar. Eğer fantastik öğeler herkes tarafından bilinen tipler ise; halktan bir kişi yolda yürürken yanından geçen kurtadamı normal karşılıyorsa ve bu ırkın varlığı o ortamda normalse bu tür, alternatif tarihsel fantezi olur. Çağdaş fantezide fantastik öğeler yaşamın içinde yer alırlar ancak bilinen gündelik yaşamın normal parçası değildirler. Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden biri Mike Mignola tarafından yaratılan çizgi roman serisi “Hellboy”dur. Ayrıca “Vampir Avcısı Buffy” de güzel bir örnektir, hatta Stephanie Meyer’in “Alacakaranlık” (Twilight) serisi de örnek gösterilebilir.

Şehir fantezisinde hikayeler genelde kalabalık şehirlerde geçer. Paris’in en işlek caddesinde bir avcının bir vampiri kovalaması gibi bir kurgu buna örnek verilebilir. Bu türde de Neil Gaiman’ın “Yokyer” (Neverwhere) kitabı Londra’nın merkezinde geçen iyi bir örnektir. Jim Butcher’ın Dresden serisinin ilk kitabı “Fırtına Büyücüsü” (Storm Front) ve yerli eserlerden Doğu Yücel’in “Varolmayanlar” kitabı bu türdeki başarılı örneklerdir.

Elfpunk türünde ise; folklorik, mitolojik ve söylence edebiyatındaki karakterleri hayatın içinde görürüz. Örneğin, bir ayakkabı ustasının atölyesinde ayakkabı yapan minik elfler (burada elf, yüksek fantezi türündeki gibi bir ırk değil, cin olarak söylenmektedir) veya Belgrad ormanında, ağaçların üzerinde gözlerden uzak yaşayan bir peri topluluğu gibi kurgular örnek olarak verilebilir. Emma Bull’un 1987’de yazdığı “Meşelerin Savaşı” (War of the Oaks) kitabı ve Johann Ludwig Tieck’in yazdığı “Elfler” isimli hikaye, yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu folklorik alt türe iyi birer örnektir.

İnceleme için frp.nete teşekkür ederiz; bütünü için tıklayınız

Laniakea kitabımız büyük oranda Çağdaş Fantazinin Elfpunk türüne giriyormuş gibi görünüyor, tabi bilimkurgu öğelerini de içerdiği açık.