İlişkiler-6

Yazının Öncesi için tıklayınız

Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur. Danah Zohar

Bunu yazdığı yıllarda belki daha popüler olmadığı için holografik, integral gibi kelimeleri kullanmamış Sevgili Danah, ya da tercüme esnasında araya kaynamış, orjinalini okumadığım için bilemiyorum. Fakat yukardaki kısa paragrafı, Ken Wilber’in de dünyaya duyurduğu” ikinci düşünce katına” tırmanmanın ifadesi gibi görünüyor gözüme.

İlişkiler konumuza biraz da kuantumsal algılama taşıdık.

Kendimizle ilişki kuralım diye başlamıştık bu yazı dizisine, peki şimdi neredeyiz?

Kendisiyle ilişkiyi mükemmelen yürüten iki kişi, tamamlanmak için biraraya gelmez.  Sadece birbirleriyle birlikte olmak hoşlarına gittiği için, birbirlerini aynen oldukları gibi sevdikleri ve onların oluşlarını merak ettikleri için, birlikte sevinçli bir dans yaptıkları için biraraya gelirler, ya da bana öye geliyor şimdilik.

Mekanizmalar

Erk  Nedir?

Güç anlamında kullanılıyor ancak bunu daha ziyade “kendini kendinde odaklayabilme yetisi” ile “kendini önemsemeyi bırakabilme” yetisinin  en yüksek ortak böleni gibi algılıyorum ben.

**

The Closer Dizisi izleyen var mı aranızda bilmiyorum, onun tekrar bölümlerini vermeye başladılar ve az önce 13.bölümünü seyrettim. Hayat ve kendin olmayla ilgili nerdeyse tüm oyunlar(tüm mekanizmalar) bir bölüme sığmıştı(40 dk). Bulup da izlemenizi isterdim. Malum paylaştıkça zevkimiz artıyor.

**

Bozonlar ve fermiyonlar, hayatı anlamak için büyük ipuçları sunuyor. Bir zamanlar (10 sene kadar önce) odamın duvarında onlar hakkında şahane bir tablo vardı (bi fizik dergisinin ilavesi posterdi) çift yüzüne de baskı yapıldığı için iki yönlü cam taktırmış ve çerçeveletmiştim. Bi kaç ayda bir yönünü değiştirirdim. O odada müthiş anılarım oldu. Aslında anı filan da değil bi çok ben oldu!

**

Şu ana (şu ben’e) kadar yazdığım tüm yazıları tek bir word dosyası “bul ve değiştir” işlevi ile düzeltebilecek olsaydım, tüm “zaman” kelimelerinin yerine BEN kelimesini geçirirdim. Herhalde oldukça aydırıcı ve ironik olurdu. Düzeltme esnasında toplam kaç değişiklik yaptığını da veriyor bu işlev, böyle bi şansım olsaydı herhalde milyonlarca ben olduğu görülebilecekti! Gerilim filmi gibi. 🙂

**

Basat ve Tepegöz

Her okuyuşumda başka birr yüzünü daha görüyorum mekanizmaların. El değmemiş Öykülerin gerçekten gizemi de burada işte, siz hazır oldukça size açar yeni ve içrek kapılarını. Çok incelikli bi iş bu evrim! Öyle beylik sözlerle altından kalkılamıyor. Ne yapsanız kar etmiyor. Zihnin amacı öğrenmek değil, bu amaçla kullanıldığını sanmak çok yanıltıcı oluyor.(bunu yeni dünya görüşü ile ilgili uzun yazımda detaylı biçimde anlatmaya çalıştım ama şimdi geri dönüp baksam muhtemelen bi sürü şeyi pas geçmiş olduğumu göreceğim) Gerçekten de imkansıza yakın bi şeyi istiyoruz biz, o halde olağanın üstünde sarsılmaz niyet taşımalıyız.

İlişkiler-5

Konunun öncesi için tıklayınız

“İster azizlere ya da tanrılara, isterse de gurulara ya da bilinmeyene olsun, her gün pek çok dua okunuyor. Ama okunan duaların pek çoğu şu şekilde çıkıyor “ Sevgili Tanrım, mutlu olmak istiyorum.” Sanki bu Tanrıya kalmış gibi. Sanki seni Tanrı mutlu edecekmiş gibi.  Bu ilginç.” diyor Adamus.

Evet ben de duyuyorum o duaları ve aynen öyle.
Halk arasında şöyle bir deyim var: “işin allaha kaldıysaaa…”
Hepimiz biliriz bunun anlamını, konu Allahla ilgili değil zaten.
Neyle ilgili?

Elvan E: İnsanlar nasıl mutlu olacaklarını bile bilmedikleri için, iyimser olasılıkla bu işi Allahın çözmesini bekliyorlar.Poğaça veya ekmek istiyorum yerine Mayalı hamur istiyorum demek gibi birşey:) bir yandan yemek tarifi okuıyorum da :))

Sibel Atasoy Mayalı hamuri stemek gibi mi gerçekten?

Hanife A: bence sorun şu: hepimiz “mutlu” olma konusunda şartlanmışız, programlanmışız.ama mutluluk denilen halin gerçek kaynağına dair bilgi saklı tutulmuş.bu nedenle 1 in devamı için yapay mutlulyk kaynakları inşa edilmiş.bizler de habire üstüne yeni gecekondular kondurmaktayız.. yukarlarda bi yerde buluna güce hiç bi zaman mutluluk dileğiyle yakarmamış biri olarak her zaman schopenhauer un sözünü kulağıma küpe ederim.( gerçek mutluluk acısızlıktır.)

Nilufer O: Ne/kim oldugunu bilmekle ilgili.

Elvan E: Çok sorduğum olmuştur insanlara:Mutlu olmak için neye ihtiyacın var? ve cevap yok..İhtiyaç duyulan daimi bir hal ise eğer geldiğini nasıl anlayacaksınız? Tümdengelim..E peki hadi birşeyler yapalım ” Ne olursa mutlu olursun” ve yine cevap yok…Tümevarım.Pazara çıktığınızda havuç satana sebze istiyorum demiyoruz.Havuç istiyorum diyoruz.O yüzden ya mutlu olmayı seçeceğiz her haliyle,dua ediyorsakta ne istediğimizi bileceğiz diye düşünüyorum. naçizane 🙂

Hanife A: tanrıya edilen dualar, söylenen sözler, sanıyorum ki, yüksek benliğimize seslenişler..biz aslında kendi kendimizle konuşuyor ve talep ediyoruz.elbette bu noktada sibel in yazılarında sıkça belirttiği arka plan yetileri önemli rol oynuyor.

Sibel Atasoy Oturduğun yerde karnım doysun diye dua etmiyorsun, pazara çıkıyorsun, bazen elinde bi liste var, bazen de o an ne istediğin konusunda serbest bırakmışsın kendini. Neticede bi pazarcının önünde duruyorsun, “abla ne vereyim sana?” diyor adamcağız. Dolmalık biber diyorsun hatta miktarını da söylüyorsun:)

Abdullah M: Dua beyindeki güçleri harekete geçiren bir mekanizmadır. Siz o domatescideki Allah isimlerine dua ettiğiniz gibi sizdeki ve onda esmalar rızkı size ulaştırıyor. Dua edenlerde beyinlerinde bu mekanizmayı kullanıyor ha kimi duasında ısrarcı d…eğil beyine ekilen tohum meyve vermeden kuruyup gidiyor. Ancak yakından gözlemişimdir sadece dua ederek hayatında mutluluk bulanlarda olduğunu. Her şey duadır. İstektir isteyiştir.”Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” demiş Allah.

Sibel Atasoy Ben de oyunların prensi istek’tir demişim eski yıllarda. Katkı için teşekkürler Abdullah bey.

Gülen D: Sadece kendim olabildiğimde mutlu olabiliyorum ya da o hissettiğim her ne ise, tepelerden gökten, dağlardan yıldızlardan,sessizlikten sessizce akıyor, o kadar yumuşak işte onu hissettiğinde veya yakaladığında artık dalga mı dersiniz , sihir… mi ,izin verdiğiniz oranda sizi çevreliyor , onunla beraber mutsuz olmak olanaksız zaten mutsuzluğun adını ve tanımını bile unutuyorsunuz;Ancak sadece kendiniz olduğunuz zamanlarda ve sürede bu mümkün.

İlişkiler -4

Konunun öncesi için tıklayınız

Henüz yaşayan (yere düşmemiş) kar taneleri neden çığ yapamıyor?

Aydın S: daha çiğ olduklarından olabilir mi?

Sibel A: Çok hoş bi betimleme, şiirsel 🙂

Turan E: Yere düsmemis kar tanelerinin arasinda yapistirici “su” olmadigi icin, diye düsünüyorum. Yere düsün kar taneleri kendi agirliklari nedeni ile sivilasirlar ve bu su tekrar sogudugu zaman kar tanelerini birbirne yapistirirlar. Kar tanelerinden artik bir kütle olusmustur. Bu kütlenin sinirlari da vardir. Cig iki sinirin birbiri arasinda kayma ile olusur.

Fer Yal Kar taneleri havada birbiriyle birleşemiyor, birbirini itiyor

Sibel A: Peki bu örneği, dünyaya doğan insanların durumu ile nasıl karşılaştırabiliriz?

Elvan E: kar tanelerinin birimsel yolculukları devam ettiği için..yere düştüklerinde yolculukları biter , bütünleşirler çığ potansiyeli oluşur :))

Fer Yal Her insan biriciktir:)

Sibel A: Yani çocuklar daha çiğ’dir, çığ olamazlar;çünkü biriciklikleri yitmemiştir diyebilir miyiz?

Fer Yal ‎”Yani çocuklar daha çiğ’dir, çığ olamazlar;çünkü biriciklikleri yitmemiştir diyebilir miyiz?” Ben bunu sevdim:) Bana kendimi daha çok çocuk gibi hissettirdi.

Turan E: Onlar dünyanin nasil betimlendigini henüz ögrenmemisler :-)))

Fatih I: Kar tanesi bireyin, çığ da toplumun simgesi olabilir.

Sibel A: Fatih evet benzetme akla yakın ancak yere düşen ve birleşen (toplumsallaşan) kar kütleleri çok nadir ÇIĞ olur, normalde güneş ve yağmur onları dağıtır 🙂 Hangi nadiratta çığ oluyor, olmayanlar neden olamıyor? her iki durumunda ne tür sonuçları oluyor?

Hanife A: gökyüzündeki kar tanelerine “çiğ” yakıştırmasını çok sevdik hepimizin bilgi bankasında kodlanmış haliyle çiğ kelimesi olumsuz bir anlam içeriyor.tıpkı “omurgasız” gibi..

Sibel A: hahahahahahaha bravo Hanif, omurgasından tutup çıkardın walla!

Fer Yal Çocukların ki farklı bence:) Onlar hem çiğ hem çığ hem de biricik kar daneleri:)

Sibel A: Eğer çocuklar çığ ise o halde yağmakta olan kar tanelerini çocuklara benzetme metaforumuz çöker! Bi daha düşün Feryal 🙂

Fatih I: Çığ, genellikle bitki örtüsü olmayan engebeli, dağlık ve eğimli arazilerde, vadi yamaçlarında tabakalar halinde birikmiş olan kar kütlesinin, iç veya dış kuvvetlerin etkisi ile başlayan bir ilk hareket sonucu, yamaçtan aşağıya doğru hızla kayması olarak tanımlanıyormuş. Yani çığ meydana gelmesi için iç veya dış bir kuvvetin etkisi, aynı zamanda da bir eğim olması gerekiyormuş. =)

Sibel A: Çığ için eğim şart ve bu eğim ya iç ya da dış bir etki ile tetiklenmeli… Hımmmmmm Bu metaforu bizim toplumsal hareketlerin hangisi için kullanabiliriz?

Fer Yal Dünya’ya düştükten sonrasını betimledim ben çocuklarla ilgili:))

Sibel A: a tamam o halde elimizde hala sağlam bi önerme var :

Fatih I: Bence herhangi bir toplumsal hareket için kullanmamak daha iyi olur. Çünkü çığ denilen şeyin meydana gelmesi, yaşayan varlıklar için sıkıntı demek. Örn: Çığ düşüyor, kaçın! =)

Sibel A: Doğada ne varsa bizde de o vardır, bundan kaçılmaz. Bilim yöntemi de bunu kullanır ve teknoloji uzantısı da tabi. Yani şimdi insan başarısı diye övündüğümüz tüm medeniyeti inkar mı edeceğiz?

Fer Yal Aslında tüm toplumsal hareketler çığın oluşumu gibi farklı koşullar ve etkileşimlerle oluşmaz mı zaten.

Sibel A: Eğer öyleyse Feryalcim o çığ olmadan eriyip giden çoğunluk kümelerini hangi toplumsal hareketle özdeşleştireceğiz?

Fer Yal Tek bir hareketle değil, spesifik, özel olarak değil de genel anlamda düşünebilirim diyeceğim ancak; toplumsal hareketlerde zaman çok önemlidir. Eriyip gitti sanılıp sonra yeniden ortaya çıkan ya da çığ gibi bir anda büyümeyip, aheste beste çoğalan hareketler de olabiliyor.

Hanife A: eğim dedin aklıma eğilimler geldi.toplumsal bağlamda konuşursak öncelikli olarak siyasi eğilimler diyebilirim..kitleleri bir araya getirir ve kütlesel bir ağırlık oluşturarak eğimi yaratır..bu da tarihsel süreçlerimizde de görüldüğü üzere bi çok çığ felaketine sebep olur:) bi yerde çığ oluşabilmesi için toplam kar miktarının -eğimle birlikte elbette- kritik bir kütleye ulaşması gerekiyor.

Sibel A: Müthiş! Evet ve iç ya da dış bi tetikleyicisi de olurmuş Fatih öyle söyledi.

Fer Yal Tabii bir kar tanesinin içindeki değişmez gerçeklik, töz, öz, özdek, atom, iyon mutlak; yere düşünce; biçimsel değişim, dönüşüm başlıyor; koşullara, eğimlere göre; insanın içindeki töze, öze bakmak gerek.

Fer Yal Toplumsal olarak en kolay büyüyebilen çığlardan biri korku olsa gerek.

Sibel A Evet pür sevgi olmayınca en işe yarayan ivmelendirici korku imiş .. derler. En korkulu ilerlemeyi gerçekleştirenler de “orta sınıf” olsa gerek! Henüz doymamış ama kaybedecek şeyleri olanlar!

İlişkiler -3

Konununöncesi için tıklayınız

“Sevgili arkadaşlar, başkasıyla samimiyeti anlamak için, kendinize samimi olmalısınız. Oradan başlayın. Teşekkür ederim.” Diyor Tobias

Bu samimiyet eşiği, eğer geçerken sağ kalırsanız acaip bi yola sokuyor sizi. Samimiyet, kendine karşı berraklık… Her bir kar tanesinin birbirini iterek tek tek düşmesi! Bunun üzerinde biraz düşünmenizi rica ediyorum.

Eğer bir kişi kendini kabul edip onaylamazsa nasıl kabul ve onay elde edebilir? Diye soruyor Adamus.

Kendimize inancımızın bu derece sarsılmış olması inanılacak gibi değil! Sizler de bu ahmaklığa nasıl, nerede, neden düşmüş olduğumuzu hiç merak ediyor musunuz? Kurtuluş basittir; çünkü herşey elimizdeki “karar” erki ile – ki ben ona ışın kılıcımız diyorum- kes-k-in bir kararla derhal düzeltilebilir.

Madem öyle neden sebepleri düşünelim?

Bozulmayı sağlayan, vaktiyle verilmiş kararlar yürürlükten kaldırılmazsa, şimdi vereceğiniz karar cerrahi bir müdahale olur, belki bir süre işe yarar ancak yürürlükten kaldırılmayan eski taahhütler halen iş başındadır, bir süre sonra yeniden bozulum başlar.

O halde kendinizle ilişkiye geçin ve ona bu ahmaklığın nerde ne zaman neden başladığını sorun! Cevapları anında alacaksınız ve o zaman bu eski sözleşmeleri ne yapmak istediğinize samimiyetle karar verin. Onları bozacak mısınız yoksa muhafaza mı edeceksiniz?

Turan E: ‎””Eğer bir kişi kendini kabul edip onaylamazsa nasıl kabul ve onay elde edebilir?”” Gercekten de cok güzel bir soru. Insan kendi kendini kabul ettigi zaman “hersey ayni kalacak” demiyor. O sadece eksisini ve artisini biliyor ve kendini gelistirmeyi de ihmal etmiyor. Tam olmamasi onu hic bir mücadeleden ali koymaz, tam tersi. O kendini bildigi icin ne yapacagini bilir.

Sibel A: O tam olmamak değil işte Turan. Kendini geliştirme tasasını da bi tarafa fırlatıp atalım bi an için; Ne yapacaksın yani burada? Ölmemişsin! Nefes almaya devam ediyorsun bu demektir ki soluduğun oksijen seni yakarak an be an ölüme yaklaştırıyor, ne yapacaksın?

Turan E: Ben kendimi oldugum gibi kabul ediyorum. Bunu degistirme sansi yok. Ben hic bir zaman Sibel “kilifina” giremem, bunu ne kadar istesem de. Bu durumda ben kendi kendimle barismam gerekiyor. Aksi halde bir hayalet pesinde kosarak zamanimi bosa harcamis olurum. Kendi kendimi kabul ettikten sonra herseyi degistirme elimde oldugunu anlardim…

Sibel A: Ne gibi şeyleri değiştirmek örneğin? Bu arada geçenlerde “tam olmak nedir”tartışmıştık burada, belki onu hatırlamak da iyi olabilir: https://blog.sonsuz.us/?p=7269

Turan E: Degistirmek derken yanlis anlasilmasin. “Ben burnumu sevmiyorum, onu degistirecegim” anlamina gelmesin. Bu söylediklerim sadece daha “iyi” betimleme sablonu bulmak icindir. Insan yaptiklarini iyi irdelerse ve onlar üzerine düsünürse belki ortak kurallar bulabilir. Bu aradigimiz kurallar kendimizle alakali degil…

Sibel A: ‎”Kendini geliştirme aktivitesi” ,Kendinin tam olduğunu keşfetme aşaması için gerekiyor. Çünkü ben TAMım demekle olmuyor bu işler. Vaktiyle seni tırpanlayarak yarım olmana sebep olmuş sözleşmeleri bulmanı sağlıyor. Yani eğer “sağlıyorsa” bi anlamı var, yoksa kendini geliştirme , olur kendini uyutma! Dünyadaki her şey çift taraflı işleyen keskin bir kılıçtır. Siz kılıcın hangi tarafını kullanıyorsunuz?

Gülen D: Mmmm benim bu ahmaklığım okula başladığım gün başladı.Hiç bir zaman kendim olma şansı verilmedi.Aman dersini çalış, öğretmenlerin seni sevsin, kimseyle kavga etme, herkes seni sevsin, ne görev verilirse sorgulama yap.Takdirnameler,kölelik b…eratları ….Ahmaklık , doğduğun an acımasızca sana ekilen demiyorum saplanan tohumlarla başlıyor.Özetle sen sen değilsin sistemin parçasısın,sistem ne ? Polonyadakine, İngilteredekine, Muştakine göre değişir ama hep vardır.Sonra bir gün gelir , sonradan yüklenen bu programın kaldırılabilir,değiştirilebilir olduğunu anlarsın.Gerisi mış mışta mış mış.Hepsini ……..tr et….Böyle de bir kitap var…Güzel çok anarşistim bu aralar kendime karşı , kendimi yıkma,yakma konusunda…

SibelA: Harika… Zaman zorluyor bizi buna

Turan E: Zaten birsey bizi tirpanliyorsa kendimizi o yönde hareket ettiririz. Söylemek sadece kendimizi kandirmak olur….haklisin…

Sibel A: Kandırmak büyük bir yetidir (lütfen onu onurlandıralım), mesele kendinizi neye kandırmak istiyorsunuz? Çünkü zaten her şey kandırıştan ibaret

Turan E: Iyi yalanlar vardir, kötü yalanlar. Ben kedni iyi yalanimi bulmayi yeglerim :-)))

Sibel A: Yalan ile kandırma kelimesi neden ayrılar, aralarında anlam farkı var mı?

Turan E: Kandirmak bir eylemdir. Kandiran da olmasi gerekiyor. Yalan dogrunun bilindigini varsayar. Söylemek istedigim sey insan kendini kandiriyorsa sectigi yalan kendi yalani olmalidir. Cünkü “ebedi dogru” denilen seye inanmiyorum…..

Sibel A: Evet aralarında mühim bi fark varmış