Bu Daha BAŞLANGIÇ-1

En dirençli parazit hangisidir?Bakteri mi, virüs mü?
Bağırsak solucanı mı?
– Bay Cobb’un söylemeye çalıştığı şey… Fikir.
Dirençlidir ve çok çabuk yayılır.
Fikir beyine bir kez yerleşti mi yerinden sökmek neredeyse imkânsızdır.
İyice şekillenmiş ve kavranmış bir fikir……burada (Kafasını gösterir) bir yere saplanıp kalır.

*

Rüyada birini tehdit edemezsin değil mi ?
Tehdidin ne olduğuna bağlı.
Onu öldürürsek sadece uyanır (MUTABAKAT RÜYASINDA DA AYNI ŞEY OLUR MUHTEMELEN). Ama acı… …acı zihnindedir.
Sana “filler hakkında düşünme” desem…Ne düşünürsün?
Filleri.
Evet ama bu senin fikrin değil çünkü onu sana benim verdiğimi biliyorsun.
Kişinin zihni fikrin kaynağını daima bulabilir. (ARA BUL!)
Gerçek ilham taklit edilemez.

*

Beynimizin gerçek kapasitesinin çok az bir kısmını kullandığımız söylenir.
Uyanıkken böyledir. Uykudayken zihnimizin yapamayacağı bir şey yok gibidir.
Ne gibi?
Bir bina tasarladığını düşün.
Her cephesini düşünerek oluşturursun… Ama bazen sanki kendiliğinden oluşmuş gibi hissedersin. – Ne demek istediğimi anlıyor musun?

  • Evet. Sanki keşfediyormuşum gibi olur. İçine doğmuş gibi değil mi?
    Rüyadayken zihnimiz sürekli bunu yapar.
    Yarattığımız dünyayı eş zamanlı olarak algılarız. Zihnimiz bunu öyle iyi yapar ki farkına bile varmayız. Bu da o sürecin ortasına girmemize şans tanıyor.
  • Nasıl

  • Yaratıcılık kısmını devralarak.
    İşte burada sana ihtiyacım var. (BANA İNANMANA İHTİYACIM VAR ÇÜNKÜ TANIK OLMADAN BU İŞLER YÜRÜMEZ, TANRI SENİ NEDEN YARATTI SANIYORSUN)

*

Hayal dünyasını yaratacaksın. Özneyi o rüyaya sokacağız ve bilinçaltı o dünyayı kaplayacak.
Gerçek olduğunu düşünmelerini  sağlayacak kadar detayı nasıl yaratacağım?
Rüyadayken gördüklerimiz bize gerçek gibi gelir değil mi? (MUTABAKAT RÜYASI İÇİN DE GEÇERLİDİR BU, YANİ GÜNDÜZ DÜNYANIZ İÇİN) Ancak uyandığımızda bir tuhaflık olduğunu fark ederiz. Bir şey sorayım. Rüyanın başlangıcını hiç hatırlamazsın değil mi? Olup bitenin ortasında bulursun kendini. (İLK HATIRAN KAÇ YAŞINDA?)

  • Sanırım evet.- Peki buraya nasıl geldik?
  • Şeyden geldik…
    Düşün, buraya nasıl geldin? Şu an neredesin?

*

Rüyada beyin fonksiyonlarımız daha hızlı çalışır, bu yüzden zaman daha yavaş akıyor gibi gelir. Gerçek dünyada 5 dakika rüyada 1 saate denk gelir.
Bilinçaltımın yansımaları……
Rüyalar görsel algılanır ama aslında daha çok hissetmekle ilgili.
Fizik kurallarıyla oynarsak neler olur merak ediyorum.
– Esaslı oldu değil mi?
– Evet.
Neden bana bakıyorlar?
Çünkü bilinçaltım bu dünyayı başkasının yarattığını hissediyor.(TİNİN BELİRİŞİ!) Sen çevreyi (KENDİNİ) değiştirdikçe yansımalar üzerine gelmeye başlar.
Üzerime gelmeye mi?
Rüya sahibinin doğasındaki farkı hissediyorlar. (YOKSA SEN ONLARIN CANLI YANSIMALAR OLDUĞUNU VE SENİ AYNEN TAKLİT ETTİKLERİNİ BİLMİYOR MUSUN?)
Akyuvarların enfeksiyona saldırması gibi bir şey.
İnception -BAŞLANGIÇ filmi

Taksimde İftar

İftarlar nasıl oluyor, süslüman mı, paylaşımcı mı… sohbet
http://www.yayinonline.com/asx/radyoplayer.asp?rd=acikradyo

 

  • Turan Erdal Bu müslümanlik da artik kiyafet balosuna dönüstü. Kim daha iyi oruc tutuyor, kim daha iyi iftar aciyor, kim daha fazla camiye gidiyor…..yaw bu denli inancin icine edilebilir mi?
  • Sibel Atasoy Benim ümidim, bütün bu şekilciliklere aldırmaksızın yolun öğreticiliğindn yararlanabilen, kendine ve çevresine farkındalık artışı getirebilen dindar insanların da bu kalabalığın arasında bulunma potansiyeli
  • Turan Erdal böyle insanlar zaten kalabalikta gözükmezler. Ses yapanlar yine gösteris pesinde olanlar olacaktir.
  • Sibel Atasoy “Böyle insanlar” öyle bir olgunluğa gelecek ki, taraftarlığı bırakıp kendi başlarına konuşmayı, dinlemeyi ve örnek olmayı göze alacaklar, o zaaman hepimiz göreceğiz onları. Ümitliyim ben
  • Turan Erdal Biz görebilcek miyiz?
  • Sibel Atasoy Şimdi çıkar birisi “ben burdayım” derse görürsün
  • Turan Erdal Tek tük herkes birilerini taniyor, ama genel acidan ne olacak?
  • Sibel Atasoy E din dışındaki diğer yolları benimseyenler arasında da taraftarlığı bırakıp kendi başlarına konuşmayı, dinlemeyi ve örnek olmayı göze alacakların oranı aynıdır, yani onlardan da görüp görebileceğin senin deyiminle “tek tük” tür. Fark etmez
    Turan Erdal haklisin, ben ne cektiysem sürekli iki taraftan cektim

Yaratımın İkili Doğası ve ufuk Çizgisi

PaperArtist_2013-06-30_13-21-02   Yeni Oyunumuz; Ağ Aşkına

**

Yaratımın ikili doğasına katılmanın hikayesi: Önce hayalindekini yansıtamadığın için düş kırıklığı hatta nefret oluyor, sonra her bakışta biraz alışıyorsun, gelip geçerken yavaş yavaş empati kuruyorsun,biraz sempati gelişiyor. Derken, hayalindeki siliniyor, sen yaratınla baş başa kalıyorsun, sevmeyip de ne yapacaksın! hahahahahhahaha

*

Ufuk çizgisi yerle göğün birleştiği noktadır, masalsı deyişle devin dudaklarıdır. Nasıl durursak duralım, nereye çıkarsak çıkalım ufuk çizgisi daima gözlerimizin hizasından geçer.  Bu doğal sabiti metaforik olarak düşünebilse insan, düşündürtebilse düzen, eminim pek çok sorun sanılan gevşeyip akıverecektir. El çabukluğu marifet; gözlerinizle Ufuk Çizgisi arasında dünya tüm gizemiyle beliriverir, yuvarlak, tombiş ve harikulade 🙂
İster yere ister  gökyüzüne bakarsın, ister ayrı sayar ister Bir ayarsın.
Keyfin bilir eğer bilirsen, yoksa el bilir sen değil sen.

LEM ve BAKIŞIKÇALAR

Lem’in başyapıtı sayılan Solaris de, iletişimin imkansızlığına ve insanbiçimliliğin sınırlarına adanmış bir romandır: Solaris gezegeninde tek bir canlı yaşamaktadır. Gezegenin yörüngesini bile değiştirebilecek kudrette ve zekada olduğu anlaşılan dev okyanusun canlı olduğuna kimsenin şüphesi yoktur ama okyanusun sırrı o güne dek çözülememiştir. Romanın anlatıcısı Kelvin, Solaris gezegenine indiğinde, araştırma üssünü dağılmış halde bulur. Bilim adamlarından biri kısa süre önce intihar etmiş, ötekiler çıldırmanın eşiğine gelmişlerdir. Kelvin’le birlikte biz de anlarız; Okyanus, gezegendekilerin zihinlerini didik didik ederek onlara kendi yaratısı olan ‘konuk’lar yollamaya başlamıştır. Daha Solaris’teki ilk gecesinde Kelvin de konuğuyla karşılaşır. Yıllar önceki sevgilisi, Kelvin yüzünden intihar etmiş olan Rheya, karşısındadır. Üstelik, ölümünün belgesi, kolundaki iğne iziyle birlikte. Ötekilere göre şanslıdır Kelvin: Konuğu, rüyalarından fırlayıp gelen, bilinç dışının bir ürünü, bir sapkınlık nesnesi değil, eski sevgilisidir. Rheya, bir klon, okyanusun ürünü bir yaratıktır. Gerçek bir insan değildir. Gerçek? Rheya da kim olduğunu bilmez. Konuklar, Solaris’in, “kendi yalnızlığına gömülü bu Tanrı”nın amaçsız yaratılarından biri midir, yoksa insanlarla bir iletişim kurma çabası mı? “Evet, okyanusla iletişim! Bana göre mesele temelde çok basit. İletişim belirli bir bilginin, düşüncelerin, en azından bulguların, açık seçik olguların alışverişi demektir. Ama ya alışveriş olanaksızsa?” der Kelvin, gerçek bir insan olmadığı için kendini tekrar öldürmek isteyen Rheya’ya: “Fil nasıl dev bir mikrop değilse, okyanus da dev bir beyin değil… Tabii ki çok değişik yakınlaşmalar olabilir, bunlardan birinin sonucu da işte burada, şimdi, benimle olman. Seni sevdiğimi anlaman için çırpınıyorum, sırf senin varlığın bile hayatımın Solaris’i araştırmaya adanmış 12 yılını alıp götürüyor, bense seni alıkoymak istiyorum.” Romanın atmosferi ürperticidir; farklı bir canlıyla ilişki öyle bir temele oturmuştur ki, temel problem insanda düğümlenir. Okyanus vardır, hepsi bu. Sorun insanlardadır. İnsanbiçimciliğe (hayvanbiçimciliğe de) ciddi bir saldırıdır Solaris. Lem’in hicvi burada daha karadır, insanî tepkilerle alay, çaresizlikle sarmalanmıştır. Gözlemciler, farkına bile varmadan gözlenmişler, deney yapmaya geldikleri bir dünyada acımasız bir deneye tabi tutulmuşlardır belki de. Acımasızlık? Kuşkusuz, üçdağlar, uzatankaslar, öykünceler, bakışıkçalar, çevikçeler, mantarsılar, omurgamsılar yaratıp sonra onları hemen yok eden Okyanus için, bu türden duyguların anlamı olup olmadığı da belli değildir. Lem’in her zaman sevdiği dil oyunları, uyduruk kelimeler, Solaris’te insanbiçimciliğin sınırını gösterme işlevi üstlenirler: Okyanus’un benzersiz, tek kelimeyle farklı oluşumlarına dünyalı bilimin koyduğu isimlerin tümü de dünyevîdir. Rahatlıkla bilim felsefesi derslerinde ‘yardımcı kitap’ olarak okutulabilecek olan Solaris, en hızlı bilimkurgu romanlarındaki kadar gerilimli, heyecan verici bir kurguya sahiptir. Sonunda Kelvin’i hala Okyanus’u kavramaya çalışırken bırakırız. Tıpkı Yıldızlardan Dönüş’te olduğu gibi. Sürprizli sonlara itibar yoktur: Kelvin bir bakıma hala Rheya’sını bekliyordur, ona bunca acı vermiş bir deneyi tekrar yaşamayı, kabusunu yeniden görmeyi… “Kelvin yeni indiği Solaris istasyonunu neredeyse terkedilmiş bulduğu ve bilim adamı Snow’un onu görüp paniğe kapıldığı sırada, niye kimsenin onu karşılamadığına ya da Snow’un neden böyle davrandığı konusuna dair benim de hiçbir fikrim yoktu. Aslında bütün bir gezegeni kaplayan bir okyanus hakkında da bir fikrim yoktu. Metni izlerken okur bütün bunları nasıl sırayla anladıysa ben de öyle keşfettim. Tek bir farkla; romanın yaratıcısı bendim. Yıldızlardan Dönüş’te, dünyaya geri gelen astronot gördüğü ilk kadınlardan birini korkutunca bir duvara tosladım; “betrizasyon” sözcüğü çıktı ortaya.” (“Reflections on My Life”, Microworlds)

Bakışıkçanın dogumu apansiz bir püskürme gibi olurdu. Daha bir saat önceden onlarca mil karelik alanda okyanus sanki peydahlanır, ışıldamaya başlardı. Yine de akışkan kalır, dalgaların ritminde bir degişme olmazdı. Işıgın bakisıkçalar üstündeki etkisi mavi gün ve kizil gün batimı sirasında özellikle çarpıcıydı. Gezegen an be an oylumlananikizler doguruyordu adeta. Alev alev parlayan dev küre, genişlemesinin sınırina tam erişecekken tepesinden çatlar, dikine yarilmaya başlardı. Bu henüz dagilip parcalanma degildi, o daha sonra gelir ve topu topu birkac saniye sürerdi.  Ciçek zarfı aşaması denirdi buna.

Bakisikca artik en yabanil özelligini sergilemeye başlardı-birtakim fizik yasalarıni CANLANDIRMA, bazen de bu yasaları yalanci çıkarma özelligini…